T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/288 KARAR NO : 2026/280 DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 23/11/2006 KARAR TARİHİ : 08/04/2026 Mahkememizin 08/06/2017 tarih ve ...Esas ... K sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/07/2023 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla bozulmakla dava mahkememizin 2023/698 Esas sayılı dosyasına kaydedildikten sonra Mahkememizin 07/04/2026 tarihli ara kararı ile davalı ... yönünden açılan davanın işbu dosyadan tefriki …
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/288 KARAR NO : 2026/280 DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 23/11/2006 KARAR TARİHİ : 08/04/2026 Mahkememizin 08/06/2017 tarih ve ...Esas ... K sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/07/2023 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla bozulmakla dava mahkememizin 2023/698 Esas sayılı dosyasına kaydedildikten sonra Mahkememizin 07/04/2026 tarihli ara kararı ile davalı ... yönünden açılan davanın işbu dosyadan tefriki ile mahkememizin ayrı bir esasına kaydedilmesine karar verilmekle ... yönünden dava dosyası mahkememizin 2026/288 Esasına kaydedildi, yapılan açık yargılama sonunda GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...'nin 25.05.2004 tarihli ...sayılı kararıyla fon alacaklarının tahsili bakımından yarar görüldüğünden 5020 Sayılı kanunla değiştirilen 4389 Sayılı Bankalar Kanunun 15/7-a maddesi çerçevesinde ... A.Ş'nin temettü hariç ortaklık hakları ile yönetimi ve denetiminin fon tarafından devralındığı, yönetim ve denetim kurulu üyeliklerine atamalar yapıldığını, 30.10.2006 tarihinde yapılan ... Tic. A.Ş'nin 2003 yılı olağan genel kuruluna sunulan denetim kurulu üyelerinin hazırladıkları 26.06.2006 tarihli denetim kurulu raporuna istinaden 01.01.2003 ile 31.12.2003 tarihleri arasında görev yapan yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların ibra edilmediklerini, dosyaya ibraz edilen denetçi raporunda şirketin bankadan kullandığı kredi tutarının borç/ özkaynak ilişkisi açısından orantısız olduğu, kredilerin amacı dışında ve muvazaalı bir şekilde grup içi diğer firmalara aktarıldığı, mali tablolarının gerçeği yansıtmasının engellendiği, şirketin ... A.Ş'den kullandığı kredilerin ticari teamüllere aykırı teminat ya da rehin alınmaksızın grup firmalarına aktarılıp bu miktarların şirkete geri dönüşü olmadığından aktif kısmında alacağın donuklaştığını, şirketin 2003 yılı bilançosunun pasif kısmında banka kredileri kısmında görülen 11.487.410,15 TL tutarındaki meblağın kat edilen risk olarak gözüktüğü, bankadan alınan ve amacı dışında muvazaalı olarak aktarılan 11.487.410,15 TL tutarlı zararın 8.140.348 USD, 7.529.400 DM ve 300.000,00 TL tutarındaki kredilerden dolayı davalıların sorumluluğunun bulunduğunun belirlendiğini, 2003 yılında görev yapan yönetim kurulu üyeleri davalıların TTK. 337. Maddesindeki sorumluluklarını ihlal ettiklerini, nitekim anılan maddeye göre yeni seçilen yönetim kurulu üyelerinin seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeye mecbur olduğunu, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak ettiklerinin kabulü gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1000 USD, 1000 Euro ve 7000 TL şirket zararının zarar tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesini talep etmiştir. ISLAH / Davacı vekili 10.01.2007 tarihli ıslah dilekçesiyle; 1000 USD olan talebin 8.140.348,00 USD'ye, 1000 Euro olan talebini 3.850.000,00 Euroya ve 7000 TL olan talebini de 300.000,00 TL'ye yükselttiğini açıklamış ve bu miktarların davalılardan avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili tarafından verilen cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacı şirkette 30/12/1997-16/01/2003 devresinde yönetim kurulu üyeliği yaptığı, somut olayda zamanaşımı süresinin dolduğu, müvekkilinin görevi süresince özensiz bir işlem yapmadığı, sorumlu tutulduğu ve iddia olunan zararlara esas teşkil ettiği ileri sürülen işlemlerde somut hiçbir kusuru bulunmadığı, davacı şirketin bu işlemler nedeniyle bir zararının oluşmadığı beyan edilerek davanın reddine karar verilmesi istenmiştir. Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde Dava, banka yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili tarafından...Ltd. Şti.'nin ortaklık hakları ve yönetiminin devralındığını, 30/10/2006 tarihinde yapılan 2003 yılı olağan genel kuruluna sunulan 26/06/2006 tarihli 2003 yılı denetim kurulu raporuna istinaden 01/01/2003-31/12/2003 tarihleri arasında görev yapmış yönetim ve denetim kurulu üyeleri olan davalıların ibra edilmediklerini ve şirketi mali zarara uğrattıklarını ileri sürerek, 8.140.348$, 7.529.400 DEM ve 300.000.00 TL tutarındaki ödenmeyen krediler nedeniyle şirket zararının tahsilini talep etmiştir. Davalı ...'nın 30.12.1997 ile 16.01.2003 tarihleri arasında görev yaptığı dosyaya ibraz edilen sicil kayıtlarından anlaşılmaktadır. Mahkememizin... Esas sayılı dosyasının 25/02/2016 tarihli celsesinin 2 nolu ara kararı gereğince tarafların iddia ve savunmaları, sunulan deliller, ...A.Ş'nin kayıtları, bilançoları vs. birlikte incelenerek ve davalıların yönetim kurulu üyesi ve denetçi olarak göreve başladıkları tarihler ayrıca bozma kararı da dikkate alınarak ve zararın şirketin... A.Ş'den aldığı kredileri, şirket menfaatine aykırı olarak diğer grup şirketlerine aktarılmasından kaynaklandığının iddia edildiği ve davalıların bu dönemde görevde olmadıkları (bir kısmının) bu davada TTK (6762 Sayılı) 337. maddesi kapsamında yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olduğunun ileri sürüldüğü gözetilerek her bir zararın tarihi, göreve başladıkları tarihler dikkate alınarak ve aynı zamanda TTK'daki yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin hükümler gözetilerek temlik alan ...'nin davalılardan istenebilir zararının olup olmadığı, varsa miktarının ne olduğu konusundan gerekçeli denetime olanaklı rapor alınmasına" karar verilmiş, ...Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ..., İstanbul Medeniyet Üniversitesi Muhasebe ve Finansman A.D. Yardımcı ...ve ...Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku A.B.D. Öğretim Üyesi Yardımcı ... tarafından dosyaya sunulan 23/02/2017 tarihli kök raporda özetle; Davalı ..., ..., ..., ... ve ...'nın görev yaptıkları dönemde kendilerinden önceki Yönetim Kurulu Üyelerinin yolsuzluklarını denetçilere bildirmedikleri için sorunlu tutulabilecekleri, denetçi olan ... ve ...'ün TTK m. 359'da belirtilen kusur sorumluluğu doğrultusunda yolsuzluklar kendilerine bildirilmediğinden sorumlu tutulamayacakları, zamanaşımı iddiaları hukuki nitelik taşıdığından takdiri mahkemenin olduğu, sorumlulara düşecek tazmin oranlarının tespitinin mahkemenin takdirinde olduğu, Rapor içerisindeki inceleme ve değerlendirmeler mucibince zarar miktarına ilişkin olarak;“Davacı vekilinin 20.10.2008 tarihli dilekçesinde, borca mahsup edildiği belirtilen 1.613.567 USD'nin (Show Radyo marka tescil bedeli olan 1.189.000 USD ve ...Ltd. Şti'nin borçlu olduğu senet karşılığı ödediği 424.567 USD toplamı) tespit edilen toplam zarardan düşülmesi ile birlikte 2003 yılı bilançosunun aktiflerinde azalışa neden olan 6.526.781 USD. 3.850.000 EURO ve 300.000 TL tutarındaki banka kredi borçları nedeniyle davacı şirket zarara uğramış” olduğu; “Davacı vekili 14.04.2011 tarihli dilekçesinde 1.189.000 USD'nin 24.11.2005 tarihinde, 424.567 USD'nin ise 26.10.2004 ile 25.11.2005 tarihleri arasında tahsil edilmiş olduğunu ifade etmiş, ancak tahsilatların hangi tarihlerde ne miktarlarda yapıldığı ile ilgili belgeler dosya içeriğinde bulunmadığından 23.11.2006 dava tarihi itibariyle talep edilebilir tutarın 17.325.332,58 TL olacağı (dava tarihi itibariyle 6.526.781 ABD x 1,4774TL = 9.642.666TL + 7.529.400DM (Dava tarihi karşılığı 3.850.000€ x 1,9146) 7.371.210,00TL + 300.000,00 TL” olduğu, Yargıtay'ın bozma ilamındaki ve emsal dosyalardaki görüşü doğrultusunda zamanaşımı süresinin; yönetimi devralan yönelim kurulu üyeleri bakımından görev süresinin bitmesi ile başlayacağı, bu halde takdiri Sayın Mahkemenize ait olmak üzere 23.11.2006 tarihinde ikame edilen davada (2) ve (5) yıllık zamanaşımı sürelerinin geçmediğinin tespit edildiği, Davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerinin uğranan zarardan ötürü kusursuz olduklarını ispat ile yükümlü olduğu, olayda bu ispatın gerçekleşmediği, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 337. ve 359. maddeleri gereğince davalıların kusurlu oldukları ve davacı şirketin zararını tazmin ile müteselsilen sorumlu oldukları yönünde görüş belirtildiği anlaşılmıştır. Davalı ... vekili Av. ... Uyap'tan göndermiş olduğu 16.03.2026 havale tarihli dilekçesi ile Davacı tarafından müvekkili hakkında dava ikame edilmiş ise de 13.09.2021 tarihinde davacı davayı HMK’nun 123. maddesi kapsamında geri aldıklarını ve HMK 123 madde gereği işlem yapılmasının talep edildiğini, Yargıtay kararında “ Dava, anonim şirket yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin olup, mahkemece, davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, hükmün kesinleşmesinden önce davacı taraf 6100 sayılı HMK'nın 123. maddesi uyarınca davalı ... yönünden davasını geri aldığını beyan etmiş, davalı vekili tarafından sunulan dilekçe ile de davanın geri alınmasına açıkça muvafakat edilmiştir. Bu durumda mahkemece mümeyyiz davalı yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden, kararın davalı ... yararına bozulmasına” karar verildiğini, Mahkememizin 23.5.2024 tarihli duruşmada bu karara uyulduğunu, bir başka ifade ile Yargıtay’ın "…davalı ... yönünden kararın re'sen BOZULMASINA; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA; (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazları ile davacı vekilinin ...'ya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına” dair kararın kesinleştiğini, usulü müktesep hak oluştuğunu, Mahkememizin 23.05.2024 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararı ile “Usul ve yasaya uygun Yargıtay Bozma ilamına uyulmasına,” kararı verildiğini, ancak uyulan Yargıtay kararına rağmen dosyanın usul kurallarına aykırı olarak müvekkili yönünden tefrik edilmeksizin bilirkişiye sevk edildiğini, oysa müvekkili hakkında derdest bir davanın mevcut olmadığını, dosyanın geldiği aşama ve uyulan Yargıtay kararı, hukuki durum nazara alınarak, müvekkili yönünden karar verilmesine yer olmadığına kararı verilmesine “karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizin 08/06/2017 tarihli ...Esas, ... K. Sayılı kararı davalı yönünden "..Dava, anonim şirket yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin olup, mahkemece, davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, hükmün kesinleşmesinden önce davacı taraf 6100 sayılı HMK'nın 123. maddesi uyarınca davalı ... yönünden davasını geri aldığını beyan etmiş, davalı vekili tarafından sunulan dilekçe ile de davanın geri alınmasına açıkça muvafakat edilmiştir. Bu durumda mahkemece mümeyyiz davalı yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden, kararın davalı ... yararına bozulması gerekmiştir..." gerekçesi ile bozulmakla mahkememizce bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiş, davacı vekilinin 13.09.2021 tarihinde davalı ... yönünden davayı HMK’nun 123. maddesi kapsamında geri aldıklarını ve HMK 123 madde gereği işlem yapılmasını talep ettiği anlaşılmakla davalı ... yönünden davanın tefriki ile mahkememizin yukarıda belirtilen sırasına kaydedildiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle davanın geri alınması kavramı açıklığa kavuşturulmalıdır. Medeni usul hukukunda yargılamaya hakim olan ilkelerden, tasarruf ilkesinin (HMK md. 24) bir yansıması olan davanın geri alınması; 6100 sayılı Kanun'un 123. maddesinde aynı başlık altında düzenlenmiş olup, anılan madde "Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir. Bu takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir" hükmünü taşımaktadır. Davanın geri alınması kavramı; bir davanın takibinden, o davada verilen nihai kararın şekli anlamda kesinleşmesine kadar, davanın derdestliğini sona erdirecek şekilde ve fakat esas haktan feragat sonucunu doğurmaksızın, ancak davalının açık rızasıyla, tamamen veya kısmen vazgeçilmesi olarak tanımlanabilir (Kudret Aslan, Medeni Usul Hukukunda Davanın Geri Alınması, Ankara-2016, s. 52). Doktrinde ise davanın geri alınması kavramı "davanın geri alınması yasağı" başlığı altında ele alınmıştır (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara-2020, C. I, s. 473 vd.; Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2024, C. I, s. 718 vd.; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. II, s. 1780 vd.). Zira davanın açılmasıyla birlikte gerek maddi gerekse usul hukuku bakımından bir takım sonuçlar ortaya çıkar. Eğer ki bir dava geçerli bir şekilde açılmamış veya açıldıktan sonra, davanın açılmamış sayılması şeklinde usuli bir kararla sona erdirilmişse, davanın açılmasına bağlanan hukuki sonuçlar kural olarak ortaya çıkmaz (Pekcanıtez Usul, s. 1780). Davayı geri alma yasağı, davanın açılmasının usul hukuku bakımından sonuçlarına ilişkin olup davacı; dava açtıktan sonra, davalının açık rızası olmadan davasını geri alamaz. Davalının ancak açık rıza göstermesi durumunda, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir (HMK md. 123). Esasen geri alınan bir davada; aynı davanın, aynı davalıya karşı yeniden açılma olasılığı devam ettiğinden, bu husus davalının menfaatine olan bir düzenle olup zimni muvafakat, davanın geri alınması için yeterli değildir. Davacı, davanın geri alınmasına ilişkin iradesini açıklamış ve davalı bu yönde suskunluk içinde ise hakim kesin bir süre vererek, davalıdan bu konudaki iradesini açıklamasını istemek zorundadır. Davalı, davanın geri alınmasına açıkça muvafakat etmezse, geri alma beyanı, kendisinden beklenen hukuki sonucu doğurmaz ve devaya devam edilir. Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar davasını geri alabilir. Davanın geri alınması yoluyla davacı; talep sonucuna konu kıldığı hakkın takibinden, ileride tekrar dava açma hakkını saklı tutarak, şimdilik vazgeçmektedir. Bu nedenle davanın geri alınmasında; davaya konu maddi hukuka ilişkin haktan vazgeçilmemekte, sadece davanın derdestliği sona erdirilmektedir (Tanrıver, s. 723-724). Davanın geri alınması sonucunda dava; usule ilişkin bir kararla sona erer. Burada gerek davacının davanın geri alınmasına ilişkin irade açıklaması, gerekse davalının buna ilişkin açıkça muvafakat vermesine ilişkin irade açıklaması, hukuki niteliği itibari ile birer taraf usul işlemidir. Her iki irade beyanının da muhatabı mahkemedir. Davalı, davanın geri alınmasına açık bir şekilde muvafakat ederse mahkeme; davanın esası hakkında bir karar veremez, davanın açılmamış sayılmasına karar vermekle yetinir. Verilen kararın şekli anlamda kesinleşmesi ile birlikte davanın açılmasına bağlanmış tüm hüküm ve sonuçlar geçmişe etkili olarak ortadan kalkar (Tanrıver, s. 724-725). Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki mahkemenin, davanın geri alınması nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verebilmesi için duruşma yapmasına gerek yoktur (Aslan, s. 326). Davanın geri alınmasının en önemli sonuçlarından biri de derdestliğe olan etkisidir. Bu anlamda geçerli şekilde yapılan davanın geri alınması işlemi ile artık dava derdest olmaktan çıkar. Bir başka ifade ile geri alınmayla birlikte davanın derdestliği de geçmişe etkili olarak sona erer. Zira davanın geri alınması ile birlikte dava adeta hiç açılmamış sayılır, buna bağlı olarak dava açılmasının sonuçları ve bu arada davanın derdestliği geçmişe etkili olarak sona erer. Bununla birlikte derdestliğin usul hukuku ve maddi hukuk bakımından meydana getirdiği sonuçlar da kural olarak geçmişe etkili olarak ortadan kalkar (Aslan, s. 315-316). Medeni usul hukukunda geçerli olan tasarruf ilkesi uyarınca, hiç kimse kendi lehine de olsa bir davayı açmaya ve hakkını talep etmeye zorlanamayacağı gibi açılmış olan bir davayı sonuna kadar takip etmeye de zorlanamaz. Bu bağlamda medeni usul hukukunda tarafların davayı takip mecburiyeti bulunmamaktadır (Nedim Meriç, Medeni yargılama Hukukunda Tasarruf İlkesi, Ankara-2011, s. 179). Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde; usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla davacı, davet edildiği duruşmaya katılmayarak dosyanın işlemden kaldırılmasını ve daha sonra açılmamış sayılmasını sağlayabilir. Ne var ki dosyanın işlemden kaldırılması, davanın geri alınması ile karıştırılmamalıdır (Kuru, s. 1224). Her şeyden önce belirtilmelidir ki; davacının davasını takipsiz bırakması davalının rızasına bağlı olmadığı hâlde, davanın geri alınması için davalının açık rızası şarttır (Kuru, s. 478). Diğer yandan dosyanın işlemden kaldırılması kararı hukuki niteliği itibari ile bir ara karar (Tanrıver, s. 793) olup; dosyanın işlemden kaldırılması durumunda, takipsiz bırakılan dava üç ay süreyle derdest kalmaya devam eder (HMK md. 150/5). Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin başvurusu üzerine yenilenebilir. Bu şekilde yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır (HMK md. 150/4) ve kanunda belirtilen üç aylık süre içerisinde aynı dava aynı davalıya karşı açıldığı takdirde, davalı açılan ikinci davaya karşı derdestlik itirazında bulunabilir. Oysaki yukarıda 9. bentte özellikle vurgulandığı üzere, davanın geri alınması durumunda verilen açılmamış sayılması kararının kesinleşmesi ile birlikte dava derdest olmaktan çıkar. Usul kanunumuzda "davanın takipsiz bırakılması, davayı takipten sarfınazar edilmesi, davanın takibinden şimdilik vazgeçilmesi veya davanın atiye terk edilmesi" şeklinde bir kurum düzenlenmemiş olmasına rağmen, uygulamada davacının anılan ifadelerle davasını geri alma isteğini ileri sürerek karışıklığa neden olunmasına sebebiyet verdiği sıklıkla görülmektedir. Bu şekilde tereddütlü, çelişkili veya açık olmayan ifadelerin varlığı hâlinde hâkim; kanunda yer almayan kurumları dile getiren taraflara, gerçek iradelerinin ne olduğunu 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesindeki aydınlatma ödevi çerçevesinde açıklatmalı ve buna göre davanın geri alınması veya dosyanın işlemden kaldırılması çerçevesinde gerekli kararı vermelidir (Aslan, s. 79-80). Nitekim Yargıtayın istikrarlı içtihatları da aynı yöndedir. Davanın geri alınması kavramının öncelikle ve özellikle karıştırılmaması gereken bir diğer kavram da "davadan feragat" kavramıdır. Her iki kavramın şartları ve ve sonuçları çok farklı olduğundan, her bir somut olayda doğru anlaşılması ve uygulanması büyük bir öneme sahiptir. Zira feragat, hem davaya konu olan esas hakkı hem de derdest davayı sona erdirmektedir. Davanın geri alınması ise davaya konu esas hakkı sona erdirmemekte, yalnız derdest davayı sona erdirmektedir. Dolayısıyla feragat, sonuçları açısından davanın geri alınmasından daha geniş kapsamlıdır. Çünkü davadan feragat edildiği takdirde, davanın takibinden sadece derdest dava bakımından değil, bütün bir gelecek için, yani daha sonra yeni bir davaya konu olamayacak şekilde vazgeçilmektedir. Feragat edilen dava yeniden açıldığı takdirde kural olarak kesin hüküm itirazında bulunulur. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 311. maddesine göre feragatin kesin hüküm gibi sonuç doğuracağı hükme bağlanmıştır. Buna karşılık, davanın geri alınması kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurmadığından, geri alınan bir davanın yeniden açılması hâlinde kesin hüküm itirazında bulunulması mümkün değildir. Açıklanan mevzuat hükmü dikkate alındığında ,davacı vekilinin 13.09.2021 tarihli dilekçesi ile davayı geri aldıklarını bildirdiği, davalının bu talebe muvafakat ettiği anlaşılmakla davalı yönünden davanın açılmamış sayılmasına dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-HMK 'nın 123.maddesi uyarınca DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA, 2-Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 3-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Talep olmadığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran taraflara iadesine, Dair, tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 08/04/2026 BAŞKAN ... ÜYE ... ÜYE ... KATİP ...