İSTİNAF KARAR TARİHİ : 27/04/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 28/04/2026 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili 14/02/2025 tarihli dilekçesiyle; dava dışı sürücü ........'ün sevk ve idaresinde…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 27/04/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/12/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLLERİ : Av..... Av..... DAVALILAR: 1-........ VEKİLİ : Av..... 2-........ VEKİLLERİ : Av..... Av..... DAVA : Maddi Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ : 27/04/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 28/04/2026 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili 14/02/2025 tarihli dilekçesiyle; dava dışı sürücü ........'ün sevk ve idaresindeki ........ plakalı aracın tek taraflı kaza yapması sonucu, araçta yolcu olarak bulunan davacı ........'ün ağır bir şekilde yaralandığını, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma ... Karar sayılı kararı ile kovuşturulmaya yer olmadığına karar verildiğini, kaza yapan aracın ZMMS poliçesinin davalılardan ........ A.Ş. tarafından, genişletilmiş KASKO sigorta poliçesinin ise davalılardan ........ A.Ş. tarafından düzenlendiğini, meydana gelen kazada davacının kusurunun bulunmadığını beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacının sürekli iş göremezlik zararı nedeniyle şimdilik 1 TL. maddi tazminatın davalılardan ........ A.Ş.'den temerrüt tarihi olan 09/01/2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ve ZMMS kişi başı teminatının tüketilmesi halinde de ayrıca davalılardan ........ A.Ş.'den yine sürekli iş göremezlik zararı nedeniyle 1 TL. maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 10/01/2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalılardan ........ A.Ş. vekili, öncelikle zorunlu arabuluculuğa ve 2918 s. KTK'nin 97. maddesine ilişkin dava şartı yokluğu itirazı ile zamanaşımı, hatır taşıması ve müterafik kusur itirazlarında bulunmuş, davanın esastan da reddini istemiştir. Davalılardan ........ A.Ş. vekili, öncelikle 2918 s. KTK'nin 97. maddesine ilişkin dava şartı yokluğu itirazında bulunmuş, davanın esastan da reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Somut olayda ; davacı taraf, meydana gelen tek taraflı kazada davacı yolcunun yaralanması nedeniyle, bu aracın ZMMS poliçesini düzenleyen ........ A.Ş. ile ........ A.Ş.'nin ZMMS teminatının tükenmesi halinde de, aynı aracın genişletilmiş KASKO poliçesini düzenleyen ........ A.Ş.'den İMMS teminatı kapsamında sürekli iş göremezlik tazminatı talep etmiştir. Davalılardan ........ A.Ş. tarafından; a) Öncelikle zorunlu arabuluculuğa ilişkin dava şartı yokluğu itirazında bulunulmuş ise de; Yargıtay 4. HD’nin 29/09/2021 gün ve 2021/14429 E. 2021/5729 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, "Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz." Bu nedenle söz konusu itiraz reddedilmiştir. b) 2918 s. KTK'nin 97. maddesine istinaden sigorta şirketine başvuruya ilişkin dava şartı yokluğu itirazında bulunulmuş ise de; davacı tarafından kendilerine 2918 s. KTK'nin 97. maddesine istinaden 24/12/2024 tarihli dilekçe ile başvurulduğu, dilekçenin kendilerine 26/12/2024 tarihinde tebliğ edildiği anlaşıldığından itiraz reddedilmiştir. c) Zamanaşımı itirazında (def'inde) bulunulmuş ise de; 2918 s. KTK.nın 109/2 maddesi ve TCK.nın 89. maddesi ile TCK.nın 66/1-e maddesi gereğince, taksirle yaralanmaya sebebiyet verilmesi halinde ceza davası zamanaşımı süresinin 8 yıl olması, kaza tarihiyle dava tarihi arasında da bu sürenin geçmemiş olması nedeniyle zamanaşımı itirazı reddedilmiştir. ç) Hatır taşıması itirazında bulunulmuş ise de; dava dışı sürücü ........'ün davacının babası olması ve davacının babasına ait aracın kaza yapması sonucu yaralanması karşısında, yakın aile bireyleri arasında hatır taşıması söz konusu olmayacağından hatır taşıması itirazı da reddedilmiştir. d) Müterafik kusur itirazında bulunmuş ise de; kaza tespit tutanağı içeriğinden davacı ........'ün emniyet kemeri takıp takmadığının belirlenemediği anlaşılmış, davacının emniyet kemeri takmadığını gösterir başka bir delil de bulunmadığından, emniyet kemeri takmamaya ilişkin müterafik kusur itirazı da reddedilmiştir. Davalılardan ........ A.Ş. tarafından da 2918 s. KTK'nin 97. maddesine istinaden sigorta şirketine başvuruya ilişkin dava şartı yokluğu itirazında bulunulmuş ise de; davacı tarafından kendilerine 2918 s. KTK'nin 97. maddesine istinaden 24/12/2024 tarihli dilekçe ile başvurulduğu, dilekçenin kendilerine 27/12/2024 tarihinde tebliğ edildiği anlaşıldığından itiraz reddedilmiştir. Dosya kapsamına uygun görülerek, hükme esas alınan trafik bilirkişisinin 29/08/2025 tarihli raporuna göre meydana gelen kazada dava dışı sürücü ........'ün %100 kusurlu olduğu, davacının ise kusursuz olduğu belirlenmiştir. Maluliyet (sürekli iş gücü kaybı) yönünden hangi yönetmeliğin uygulanacağına ilişkin KTK'da ve TBK'da açık hüküm bulunmadığından, bu boşluğun içtihatlarla doldurulması gerektiği kabul edilmiştir. Konya BAM 3. HD.'nin 13/05/2025 gün ve 2025/608 E. 2025/896 K. sayılı emsal kararına göre, "haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir." Ancak, Yargıtay 4. HD'nin (Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair) 30/05/2024 gün ve 2024/3323 E. 2024/5474 K. sayılı kararında, "Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında; sürekli iş göremezlik oranının tespitinde kaza tarihi 11.10.2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında ise Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasına; tazminata esas bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinde TRH 2010 Yaşam Tablosu’nun kullanılmasına; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi'nin kesin kararları arasındaki görüş ve uygulama UYUŞMAZLIKLARININ BU ŞEKİLDE GİDERİLMESİNE" karar verilmiştir. Yargıtay 4. HD'nin yukarıda yazılı emsal ve istikrar kazanmış içtihadı gereğince, ihtilaflara kazanın meydana geldiği tarihteki ilgili maluliyet yönetmelik hükümlerinin uygulanmasının gerektiği sonucuna varılmış, bu nedenle Konya BAM 3. HD'nin uygulaması benimsenmemiştir. Davaya konu trafik kazası 21/11/2024 tarihinde meydana gelmiş olduğundan, yukarıda yazılı Yargıtay 4. HD'nin kararı gereğince dava konusu ihtilafa Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik Hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Terditli hazırlanan ve dosya kapsamına uygun görülerek Erişkinler İçin Engellilik Yönetmeliği hükümlerine göre hazırlanan kısmı hükme esas alınan Meram Tıp Fakültesi bilirkişi heyetinin 08/08/2025 tarihli raporuna göre; davacının sürekli işgücü kaybı oranının %59 olduğu kabul edilmiştir. Tazminat hesabı yönünden yapılan değerlendirmede ise; Tazminat hesabının ne şekilde yapılacağı konusunda da 2918 s. KTK'da ve 6098 s. TBK'da açık bir düzenleme bulunmadığından, bu kapsamda yapılacak hesaplama yönteminin de yüksek yargı kararlarıyla yerleşik hale gelen uygulamalara göre yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Konya BAM 3. HD.'nin 27/03/2025 gün ve 2025/425 E. 2025/508 K. sayılı emsal kararına göre, "Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi gerekir." Ancak Yargıtay HGK’nun 06.12.2022 gün ve 2021/3-575 E. 2022/1660 K. sayılı emsal içtihadına göre ise, "Ülkemizde uzun yıllar 1931 tarihli PMF (Population Mesculine et Fèminine) adı verilen Fransa nüfus verisinden oluşturulan ve cinsiyet ayrımı olmayan Fransız Yaşam Tablosu kullanılmışken daha sonra Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesinin çalışmalarıyla “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” kadın ve erkekler için ayrı ayrı hazırlanmıştır. Yaşam sürelerinin tespitinde kullanılan tablolar arasında farklılık bulunması tazminat miktarını önemli ölçüde etkilemektedir. Şöyle ki; PMF 1931 yaşam tablosu cinsiyet ayırımı gözetmeyen bir tablo olup, kadın-erkek ayrımı yapılmamıştır. Bu tabloda yeni doğan bir insanın ömrü ortalama 56,64 olarak kabul edilmiştir. Oysa TRH 2010 yaşam tablosunda çok yerinde olarak kadın ve erkekler için ikili bir ayrıma gidilmiştir. TRH 2010 yaşam tablosunda yeni doğan bir insanın ömrü kadınlarda 78,02 erkeklerde ise 71,93 olarak belirlenmiştir. Her iki tablo karşılaştırıldığında başlangıçta yaşam süreleri arasında 15 ilâ 22 yıl arasında değişen sürelerde farklar doğmakta, orta yaşlarda yaşam süreleri birbirine yaklaşmakla birlikte sonuç olarak muhtemel yaşam ve bakiye ömür sürelerinin PMF 1931 tablosunda daha az, TRH 2010 tablosunda daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Hukuk Genel Kurulunda da hangi yaşam tablosunun esas alınması gerektiği yönündeki uyuşmazlık tartışılmış ve gerçek zarar hesabının özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesaplama olması nedeniyle gerçeğe en yakın verilerin kullanılması gerekliliği karşısında bakiye ömür süresinin belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 yaşam tablosunun esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır (Hukuk Genel Kurulunun 02.12.2021 tarihli, 2017/(21)10-1179 E., 2021/1563 K. ve 21.12.2021 tarihli 2018/10-1027 E., 2021/1708 K. sayılı kararları)" Bu nedenle uygulama birliğinin sağlanması ve adalete olan güvenin korunması, farklı yerlerdeki zarar gören kişilerin farklı yaşam tablosu uygulamalarına maruz kalmalarının önlenmesi gibi sebepler ve hakkaniyet düşüncesiyle, daha güncel de olan TRH 2010 yaşam tablosunun dikkate alınmasının daha uygun olacağı sonucuna varılmış, Konya BAM 3. HD.'nin PMF 1931 yaşam tablosunun uygulanmasına yönelik görüşü de benimsenmemiştir. Tazminat bilirkişisinin (terditli hazırlanmakla birlikte) güncel asgari ücret oranları ile TRH 2010 yaşam tablosu ve Mahkememizce kabul edilen maluliyet ve kusur oranlarına göre hazırlanan kısmı hükme esas alınan 20/10/2025 tarihli ek raporuna göre de; davacının geçici işgöremezlik zararının 192.155,64 TL., sürekli iş göremezlik zararının 8.321.422,39 TL., sürekli bakıcı gideri zararının 8.444.583,68 TL., SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararının ise 18.000 TL. olmak üzere toplam maddi zararının 16.976.161,71 TL. olduğu belirlenmiştir. Davacı vekili 14/11/2025 tarihli iki ayrı talep artırım dilekçesiyle, sürekli işgöremezlik zararına ilişkin maddi tazminat taleplerini, davalılardan Allinaz Sigorta A.Ş. yönünden 1.800.000 TL.ye, davalılardan ........ A.Ş. yönünden 2.850.000 TL.ye yükseltmiştir. Davalılardan ........ A.Ş.'nin ZMMS poliçe limiti, sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden kaza tarihi itibariyle 1.800.000 TL. olup, davacı tarafından da ........ A.Ş.'den talep arttırım dilekçesi ile 1.800.000 TL. istenildiği anlaşılmıştır. ........ A.Ş. tarafından yargılama sırasında 17/11/2025 tarihinde davacı tarafa 1.800.000 TL. ödenmiş ise de; bu ödemenin sadece sürekli iş göremezlik tazminatı için yapıldığı belirtilmemiş, dekontun açıklama kısmına hasar dosya numarası yazılmıştır. Davacının bu sigorta şirketine 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince gönderdiği talep dilekçesinde sürekli iş göremezlik tazminatının dışında bakıcı gideri tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri tazminatı da bulunduğundan ve bu talep üzerine söz konusu hasar dosyası açıldığından sigorta şirketinin yaptığı ödemelerin davacının bütün talepleri için yapıldığı kabul edilmiştir. 6098 s. TBK'nin 102. maddesine göre, "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır." Tazminat bilirkişisinin hükme esas alınan 20/10/2025 tarihli ek raporun ek raporunda; davacının geçici işgöremezlik zararının 192.155,64 TL., sürekli iş göremezlik zararının 8.321.422,39 TL., sürekli bakıcı gideri zararının 8.444.583,68 TL., SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararının ise 18.000 TL. olmak üzere toplam maddi zararının 16.976.161,71 TL. olduğu belirlendiğinden, 6098 s. TBK'nin 102/2. maddesi gereğince 1.800.000 TL.'lik ödeme 16.976.161,71 TL.'lik tazminata oranlama yapılarak, sigorta şirketinin yaptığı 1.800.000 TL.'lik ödemenin 1.745.956,90 TL.'lik kısmının sürekli iş göremezlik tazminatından dolayı yapıldığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle davacının ........ A.Ş.'ye karşı açtığı 1.800.000 TL.'lik sürekli iş göremezlik tazminatı davasının 1.745.956,90 TL.'lik kısmının konusuz kaldığı kabul edilmiş, kalan 54.043,10 TL.'lik kısmının davalı bu sigorta şirketinden tahsiline karar vermek gerekmiştir. Ödeme davadan sonra olduğundan güncelleme yapılmamış ve davacı ihtirazi kayıt olmaksızın ödemeyi aldığı için davacının ödenen kısma yönelik fer'i faiz talebi 6098 s. TBK'nın 131. maddesi gereğince reddedilmiştir. Konusuz kalan kısım yönünden de, davacı tarafın dava açmakta haklı olduğu anlaşıldığından bu sigorta şirketinin kendisine isabet eden bütün yargılama giderlerinden sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Ancak, dava açıldıktan sonra kısmen ödeme yapan sigorta şirketini hukuken cezalandırma sonucu doğuracağından ve hakkaniyete uygun görülmediğinden, konusuz kalan kısım ve tahsiline karar verilen kısım yönünden ayrı ayrı vekalet ücreti hesabı yapılmamış, konusuz kalan kısımla birlikte tahsiline karar verilen ve talep arttırım dilekçesi ile istenilen toplam bedel (1.800.000 TL.) üzerinden tek bir vakalet ücreti hesabı yapılarak karar verilmiştir. Davacı taraf, ZMMS poliçe limitlerini aşan kısım yönünden genişletilmiş KASKO poliçesine dayalı olarak ve İMMS teminatından dolayı ........ A.Ş.'den de tazminat talep etmiştir. Bilindiği üzere İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortaları, ZMMS teminatlarının tüketildiği kısımdan itibaren devreye giren ve içerdiği teminat miktarı kadar ZMMS şartlarında zarar görenin zararını karşılayan sigortalarıdır. İMMS teminatı, poliçeye göre, bedeni ve maddi ayrımı yapılmaksızın 3.000.000 TL. olup, manevi tazminat talepleri (bu limitin içerisinde kalmak kaydıyla) 150.000 TL. ile sınırlıdır. Dolayısıyla, İMMS maddi tazminat limiti 2.850.000 TL.'dir. Davacının sürekli iş görememezlik zararı toplam 8.321.422,39 TL. olduğundan ve bunun 1.800.000 TL.'lik kısmı ZMMS teminatı kapsamında karşılanacağından, davacının kalan zararının teminat limitleri dahilinde İMMS teminatından isteyebileceği, davacının da karşılanmamış zararın daha fazla olmasına rağmen 2.850.000 TL.'lik teminat limiti ile sınırlı talepte bulunduğundan davacının davalılardan ........ A.Ş.'ye karşı açtığı tazminat davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacı vekili dava ve talep artırım dilekçesinde maddi tazminat taleplerine, ........ A.Ş. yönünden 09/01/2025 tarihinden, ........ A.Ş. yönünden ise 10/01/2025 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini istemiştir. Davacının davalı her iki sigorta şirketine 24/12/2024 tarihli dilekçelerle başvurması, dilekçelerin davalılardan ........ A.Ş.'ye 26/12/2024 tarihinde, ........ A.Ş.'ye ise 27/12/2024 tarihinde tebliğ edilmesi karşısında, 2918 s. KTK.'nin 99/1. maddesi gereğince, ........ A.Ş'nin 09/01/2025 tarihinde temerrüte düştüğü belirlenmiş, ........ A.Ş. aleyhine hükmedilen tazminata bu tarihten itibaren yasal faiz yürütmek gerekmiştir. ........ A.Ş. yönünden yapılan temerrüt incelemesinde ise, Yargıtay 17. HD’nin 11/11/2015 gün ve 2014/744 E. 2015/11984 K. sayılı ve aynı mahiyetteki Yargıtay 17. HD’nin 16/05/2019 gün ve 2016/12563 E. 2019/6224 K. ve Yargıtay 17. HD’nin 02.03.2015 gün ve 2013/16229 E. 2015/3661 K. sayılı emsal içtihatlarına göre, ihtiyari mali sorumluluk sigortasına uygulanacak hükümleri düzenleyen 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 100. maddesinde ise aynı kanunun 99. maddesine atıf yapılmamış olması ve genel şartlarda da bu hükümlere paralel bir düzenleme bulunmaması nedeniyle bu tür sigortada tazminat alacağının muacceliyeti genel hükümlere göre saptanmalıdır. Buna göre, İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortasında, sigortacıya tazminat ödemesi için yapılan ihbar sigortacıyı temerrüde düşürür. ........ A.Ş.'ye gönderilen dilekçe 27/12/2024 tarihinde tebliğ edilmiş olup, bu sigorta şirketi 28/12/2024 tarihinde temerrüte düşmüş ise de, davacı tarafın bu sigorta şirketi yönünden 10/01/2025 tarihinden itibaren yasıl faiz talep etmesi ve talepten fazlaya karar verilemeyecek olması nedeniyle, ........ A.Ş. aleyhine hükmedilen tazminata talep gibi 10/01/2025 tarihinden itibaren yasal faiz yürütmek gerekmiştir. 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-18. maddesine göre de, "özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz." Yargıtay 4. HD’nin 29/09/2021 gün ve 2021/14429 E. 2021/5729 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, "Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 18. fıkrasında ise, özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmayacağı düzenlemesi yer almaktadır. Kanunun bu özel düzenlemesi karşısında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanma yeri bulamaz." Davalı sigorta şirketlerine karşı açılan maddi tazminat davası yönünden, özel kanun niteliğindeki 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince, davadan önce sigorta şirketine başvurunun zorunlu olması ve bu durumda 6325 s. Kanunu'nun 18/A-18. maddesi gereğince, 18/A maddesindeki zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümlerin sigorta şirketleri yönünden uygulanamayacak olması nedeniyle, arabuluculuk tutanağının zorunlu arabuluculuk tutanağı olarak hazırlanmasına rağmen, gerçekte ihtiyari arabuluculuk tutanağı niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar 6100 s. HMK'nin 323. maddesine ve 6325 s. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre de, ihtiyari arabuluculuk giderleri yargılama giderleri içerisinde gösterilmediğinden, bu arabuluculuk giderlerinden davacının sorumlu olduğu düşünülmüş ise de; sigorta şirketleri yönünden dava öncesi zorunlu arabuluculuğa başvurulmasının gerekip gerekmediği konusunda, uygulamada farklılıklar bulunduğundan ve bu nedenle davacının hem davalı sigorta şirketlerine ve hem de arabulucuya başvurması makul görüldüğünden, Mahkememizce ihtiyari sayılan ve kural olarak davacıya yükletilmesi gereken arabuluculuk giderlerinin, hakkaniyet ve adalet gereğince tacir olmayan davacı ile davalı sigorta şirketleri arasında davanın kabul ve ret oranına göre dağıtılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Davalılardan ........ A.Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne kısmen de konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, konusuz kalan kısım yönünden de davacının dava açmakta haklı olması, ........ A.Ş. yönünden ise davanın tamamen kabulüne karar verilmesi karşısında, arabuluculuk giderlerinin tamamından davalı her iki sigorta şirketinin (payları oranında) sorumlu olduğu kabul edilmiş ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde davacının davalılardan ........ A.Ş.'ye karşı açtığı sürekli iş göremezlik tazminatına ilişkin davanın; 1.745.956,90 TL.'lik kısmının konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, davacının konusuz kalan miktar yönünden fer'i nitelikteki faiz talebinin reddine, 54.043,10 TL.'lik kısmı yönünden kabulü ile 54.043,10 TL. maddi tazminatın, temerrüt tarihi olan 09/01/2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ........ A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine, Davacının davalılardan ........ A.Ş.'ye karşı açtığı sürekli iş göremezlik tazminatına ilişkin davanın kabulü ile 2.850.000 TL. maddi tazminatın, temerrüt tarihi olan 10/01/2025 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ........ A.Ş.'den alınarak davacıya verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ........ AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. ve ... K. sayılı kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulduğunu, müvekkil sigorta şirketinin yalnızca sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçedeki teminat limitiyle sınırlı sorumlu olabileceğini, 17/11/2025 tarihinde 1.800.000 TL poliçe teminatının tamamının davacı vekiline ödendiğini, bu nedenle davacının müvekkile yönelik talebinin teminat kapsamında karşılandığını ve davanın konusuz kaldığını, mahkemenin ödemenin davacının tüm taleplerine karşı yapıldığını kabul etmesine rağmen çelişkili biçimde yalnızca sürekli iş göremezlik yönünden karar kurduğunu, davacının 14/11/2025 tarihli ıslahının zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve tedavi gideri talebinin bulunmadığını, buna rağmen bu kalemlerde hüküm kurulmasının taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, emniyet kemeri takılmaması nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, maluliyet raporları arasında çelişki bulunduğunu ve dosyanın ATK üst kurula gönderilmeden karar verildiğini, geçici iş göremezlik ve bakıcı gideri için davacının çalışma ve gelir kaybını ispat etmesi gerektiğini, KTK 90’daki 2021 değişikliği nedeniyle TRH tablosu ve 1,8 teknik faiz uygulanması gerektiğini, aktif/pasif dönem hesabının doğru yapılmadığını, sözlü yargılama aşamasının usulüne uygun yürütülmediğini, gerekçeli kararın iddia ve savunmaları tam değerlendirmediğini ve ayrıca hatır taşıması ile müterafik kusur indirimi toplamda %40 oranında uygulanması gerektiğini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını, yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda hüküm kurulmasını ve kanun yolları sonuna kadar tehir-i icra verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ve ... Karar sayılı dosyasında ........ A.Ş. yönünden verilen kararın hatalı bulunduğunu, TBK 100 uyarınca temerrüt faizi işlemiş olduğu için 17.11.2025 tarihli ödemenin ana borçtan mahsup edilemeyeceğini, 09.01.2025–17.11.2025 arasındaki 369.271,23 TL işlemiş yasal faiz ile birlikte yargılama gideri ve vekâlet ücreti de dikkate alındığında bakiye borç bulunduğunu, mahkemenin ödemenin bir kısmını konusuz, bir kısmını kabul ederek yaptığı hesabın hukuka aykırı olduğunu, ayrıca TBK 131/2 uyarınca işlemiş faiz hakkının saklı tutulduğunu ve dava ile ıslah dilekçesinde faiz talebinin açıkça ileri sürüldüğünü, ödeme dekontunun gece saatinde yapıldığı ve ihtirazi kayıt koyma imkânı bulunmadığı için faiz talebinin reddedilemeyeceğini, en azından işlemiş 369.271,23 TL faizin hüküm altına alınması gerekirken faiz isteminin reddinin hatalı olduğunu, ayrıca olası kaldırma veya bozma ihtimaline karşı tazminatın hesap yöntemi ve miktarları yönünden de ilk derece kararının istinaf edildiğini belirterek, ilk derece kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Maluliyete ve hesaplama yöntemine yönelik istinafların değerlendirilmesinde; Her ne kadar dairemizin önceki kararlarında ve uygulamasında ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2010 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYIMLANAN 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 ESAS, 2019/40 SAYILI KARARINA GÖRE VE YİNE ANAYASA MAHKEMESİNİN 14/02/2023 TARİHLİ RESMİ GAZETEDE YAYIMLANAN 2021/82 ESAS, 2022/167 KARAR SAYILI İLAMLARI GEREĞİNCE, YİNE DANIŞTAY 8.DAİRESİNİN 2022/786 ESAS 2025/6004 KARARI İLE YİNE DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/772 ESAS 2025/4513 KARAR SAYILI İLAMLARI GEREĞİNCE, DAİREMİZCE HER İKİ ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARLARI VE SONRASI DANIŞTAY DAİRESİNİN İPTAL KARARLARI GEREĞİNCE ZARAR GÖREN MAĞDURLARIN MALULİYETLERİNİN ÖZÜRLÜLÜK ÖLÇÜTÜ YÖNETMELİĞİ İLE ERİŞKİNLER İÇİN ENGELLİLİK YÖNETMELİĞİNİN UYGULAMA YÖNETMELİĞİNİN UYGULANMA İMKANI OLMAYACAĞINDAN BAHİSLE ÇALIŞMA GÜCÜ VE MESLEKTE KAZANMA GÜCÜ KAYBI ORANI TESPİT İŞLEMLERİYÖNETMELİĞİNE GÖRE BELİRLENMESİNE YÖNELİK , Dairemizin 2024/1471 ve 2024/1331 esas sayılı dosyalarında buna yönelik verilen direnme kararlarımızın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/04/2016 tarihli 2025/488 esas 2026/223 karar ve 2025/489 esas ve 2026/224 sayılı dosyalarıyla bozulmakla verilen, bu bozma kararları esas alınarak, Dairemizin yerleşik uygulamasından dönülmek suretiyle , BU ÇERÇEVEDE; Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, kaza tarihi itibariyle geçerli yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Bu yönetmelikler ve geçerli olduğu tarihler; - 11.10.2008 tarihine kadar “Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü”, - 11.10.2008-01.09.2013 tarihleri arasında “Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği”, - 01.09.2013-01.06.2015 tarihleri arası “Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği” (Bu yönetmeliğin eki %60 maluliyeti belirlemek için düzenlenmiştir. %60‘ın altı ve üstü yoktur. Bu nedenle bir önceki yönetmelik çizelgesi uygulanacaktır.) (Maluliyet Bilirkişi Kongresi) - 01.06.2015-20.02.2019 tarihleri arası Genel Şartlar Ek 6. Maddesine göre 30/3/2013 tarihli “Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik”, - 20 Şubat 2019 tarihinden sonra “Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik” şeklindedir. Somut olayda İDM ce kaza tarihinde geçerli olan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulandığı görülmektedir. Bu kapsamda hükme esas alınan maluliyet raporunun HAKSIZ FİİL TARİHİNDE GEÇERLİ YÖNETMELİK HÜKÜMLERİNE GÖRE usul ve yasaya uygun düzenlendiği anlaşıldığından davalı vekilinin itirazının yerine olmadığı anlaşılmıştır. İtiraz edenin TRH 2010 1.8 Teknik Faiz Uygulamasına yönelik itirazı ile ilgili olarak; 09.10.2020 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 E., 2020/40 K. Sayılı iptal kararı ile KTK 90.maddesi; “Maddi ve manevi tazminat: (2) Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.) Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…)(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” Şeklindedir. Türk Borçlar Kanunu 55.maddesi ise; “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk ilkelerine göre hesaplanır…” şeklinde düzenlenmiş olup, tazminat hesabına ilişkin Karayolları Trafik Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’nda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği ilkesi yargılaması tamamlanmış davalarla ilgili olup, mevcut davalar bakımından Anayasa Mahkemesi kararının uygulanması geriye yürümezlik ilkesinin ihlal niteliğinde değildir. TRH 2010 Tablosu ve %1,8 teknik faiz indirimi suretiyle hesaplama usulü ZMSS genel şartları ile getirilmiş olduğundan, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gereği hesaplamada bu usulün uygulanması söz konusu olmayacaktır. Diğer taraftan Genel Şartların halen yürürlükte olduğu, iptal kararı ile sadece bazı maddelerinin iptal edildiği dikkate alınarak buna göre ZMSS genel şartlarında getirilen % 1,8 teknik faiz indirimi kısmının gerçek zarar ilkesine aykırı oluşu sebebiyle uygulanmaması gerekmektedir. Yargıtay 17.HD. nin konuya ilişkin 2019/3292 E. 2021/1848 K. Sayılı 24.02.2021 tarihli güncel kararı uyarınca “Bu durumda mahkemece, ZMSS Genel Şartları ekindeki cetvellere göre (devre başı ödemeli belirli rant yöntemi, % 1,8 teknik faizle) tazminat hesabının yapılmasına ilişkin olarak KTK'nun 90. maddesinde yapılan değişikliğin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, Dairemiz Yargıtayda uygulama birliğinin sağlanması yönünde tazminat hesaplarında bakiye ömrün belirlenmesinde TRH 2010 tablosunun esas alınması için içtihat geliştirdiği ancak hesaplamalarda progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen (işleyecek) devredeki gelirlerin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi suretiyle tazminatın hesaplanması için bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi için yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.” kararı ile Yine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/15277 esas, 2022/4707 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; Destek alacağı hesaplanır iken desteğin bakiye ömür süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenmesi ve işleyecek (bilinmeyen) devre hesaplamasında her yıl için gelirin %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi esasına dayanan progresif rant yönteminin kullanılmasıyla hesaplamanın yapılması gerekir. Bu kapsamda İDM'ce yapılan hesaplama TRH 2010 tablosunun esas alınması , hesaplamalarda progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen (işleyecek) devredeki gelirlerin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi suretiyle tazminatın hesaplanması suretiyle alınmış olup itiraz yersizdir. Davalı sigortanın hatır taşımasına dayalı itirazı hakkında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 87. Maddesine göre "Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir." esası kabul edilmiştir. Hatır taşıması bir kimseyi ücretsiz olarak ve bir karşılık almadan ve bir yararı bulunmadan taşıma halidir. Yani hatır için taşımada, taşımanın karşılıksız olması veya alınan karşılığın önemsiz olması gerekir. Taşıma, işletenin veya sürücünün değil taşınanın yararına olmalıdır. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığından, bu gibi taşımalarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "tazminat miktarının tayini" başlıklı 51. maddesinde; hakimin, tazminatın türü ve kapsamının derecesini, durum ve mevkiinin gereğine ve hatanın ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiş, BK.nın 51. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay içtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Dosya kapsamından, tanık ifadelerinden ve nüfus kayıtlarından sabit olduğu üzere dava dışı sürücü ile zarar gören arasında baba kız ilişkisi bulunduğundan Yakın akrabanın taşınmasında ahlaki bir ödev söz konusu olup bu nedenle hatır indirimi yapılamaz. İtirazlar yersizdir. Davalı vekilinin olayda müterafik kusur bulunduğu kemer kullanmama nedeniyle indirim yapılması gerektiği istinafı 6098 sayılı Borçlar Kanun’un, "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi ile (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 43.maddesi); Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Borçlar Kanun’un 52.maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44.maddesi) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, kemerin takılı olup olmadığı belirsiz işaretlenmiştir. Davacının kemerinin takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, takılı olmadığının ispatı davalı üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından, aslolan kemerin takılması olup, bu hususun aksinin davalı tarafça da ispatlanamadığından indirim uygulanmaması kararı yerinde olup istinaflar yersizdir. Davacı vekilinin faiz alacakların hükme bağlanmadığı istinafı 6098 sayılı Kanun'un 100. maddesinde “Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise, kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma yapılamaz. Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi, güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına sahip değildir.” kuralına yer verilmiş; 101. maddesinde “Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır.” hükmü öngörülmüş, 102. maddede ise “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.” kuralı düzenlenmiştir. 6098 sayılı Kanun'un 101 inci maddesine göre birden fazla borcu bulunan borçlunun yaptığı ödeme, ifa zamanında beyan ettiği borca mahsup edilir. Borçlu, ödeme sırasında, yapılan ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu beyan etmemiş veya alacaklının makbuzda belirttiği borca derhâl itirazda bulunmamışsa makbuzda belirtilen borca mahsup edilmelidir. Ana borç, gecikmiş faiz ve giderleri olmak üzere toplam borç tutarının altında kalan her bir ödeme 6098 sayılı Kanun'un 100 üncü maddesinin birinci fıkrası anlamında kısmen yapılan ödemedir. Borçlu para borcunun faiz ve masraflarını ödemede temerrüde düşmemişse yaptığı kısmi ödemeyi anapara borcuna mahsup etme hakkına sahiptir. Borçlu, faiz ve masrafları ödemede temerrüde düşmüşse yaptığı kısmi ödeme öncelikle gecikmiş faiz ve masraf borçlarına mahsup edilecektir. Davalı temerrüde düştüğü tarih itibariyle davacıya ödemede bulunmamış, yargılama esnasında davacıya 1.800.000,00 TL tazminatı ödemiştir. 6098 sayılı TBK’nun 131 inci maddesinde, asıl borcun ifa ya da diğer bir sebeple sona ermesi halinde, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçların da sona ermiş olacağı, işlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkının sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulması halinde ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmakta ise bu faizler ve ceza koşulunun da istenebileceğinin hüküm altına alındığının anlaşılmasına göre, asıl borcun sona erdiği tarihte faiz alacağı da sona ereceği için davalının sürekli iş göremezlik tazminatı alacağı bakımından temerrüde düştüğü tarihinden, ödeme tarihine kadar işlemiş faizden sorumlu olduğu açıktır. Nitekim Yargıtay 4 HD'nin 2023/8856 esas2025/4898 karar sayılı ilamı. Şu durumda; temerrüt tarihi ile ödeme tarihi arasındaki işlemiş yasal faizin ne miktarda olduğu tespit edilerek hesaplanacak faiz alacağının hüküm altına alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeye yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru olmamıştır.davacının itirazı yerindedir. Nitekim Yargıtay 9 HD'nin 2023/2507 esas 2023/7624 karar, 13 HD 2017/8934 esas 2020/2459 karar 17. Hukuk Dairesi 2014/17109 esas 2014/13595 karar. ÖTE YANDAN ........ A.Ş. tarafından yargılama sırasında 17/11/2025 tarihinde davacı tarafa 1.800.000 TL. ödenmiş ise de; bu ödemenin sadece sürekli iş göremezlik tazminatı için yapıldığı belirtilmemiş, dekontun açıklama kısmına hasar dosya numarası yazılmıştır. Davacının bu sigorta şirketine 2918 s. KTK'nin 97. maddesi gereğince gönderdiği talep dilekçesinde sürekli iş göremezlik tazminatının dışında bakıcı gideri tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri tazminatı da bulunduğundan ve bu talep üzerine söz konusu hasar dosyası açıldığından sigorta şirketinin yaptığı ödemelerin davacının bütün talepleri için yapıldığı kabul edilmesi yanlıştır. Bu durumda davalı vekilinden 1.800.000 TL tazminat ödemesinin HASAR DOSYASINDA İSTENEN geçici işgöremezlik, sürekli iş göremezlik, sürekli bakıcı gideri zararının ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri zararına İLİŞKİN OLUP OLMADIĞI SORULMALI, davalı tarafça bu ödemenin hasar dosyasında talep edilen 4 alacak kalemine ilişkin olduğunun belirtilmesi durumunda TRH 2010 A göre hesaplama yapılan miktara oranlama yapılarak bakiye kısım belirlenmeli, ödemenin tamamının sürekli işgörmezliğe ilişkin yapıldığının belirtilmesi durumunda buna göre hüküm kurulmalıdır. Yine İstinaf aşamasında sunulan ibraname içerine göre de davacı tarafın dosyanın diğer davalısı imms sorumlusu ........ sigortadan tüm alacağını aldığı gözetilerek bu davalı yönünden davanın konusuz kalıp kalmadığı da değerlendirmelidir. Yukarıda yapılan genel açıklamalar ışığında, istinafa konu ilk derece mahkemesinin dosyası incelendiğinde, yukarıda belirtilen ve esasa etki eden hususlarda delillerin eksik toplandığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararının duruşma yapılmaksızın kaldırılması ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekili ile davalı ........ AŞ vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, gerekçede belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden yargılama yapılması için HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca peşin olarak yatırılan başvuru harcı dışında kalan istinaf karar harçlarının talep halinde bu taraflara ayrı ayrı iadesine, 4-Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 5-İstinaf yasa yoluna başvuranlar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi. 28/04/2026 ..... ..... ..... ..... Başkan Üye Üye Katip ... ... ... ... E imza E imza E imza E imza Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.