T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/300 Esas KARAR NO:2026/317 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO:2025/578 Esas (Derdest) TARİHİ:14/01/2026 (Ara Karar Tarihi) DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:19/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen ara karara karşı istinaf ka…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/300 Esas KARAR NO:2026/317 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO:2025/578 Esas (Derdest) TARİHİ:14/01/2026 (Ara Karar Tarihi) DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:19/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... tarafından 29/05/2015 tarih 6318 sayılı karar ile ... Bankasının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu 71-1-b maddesi gereğince ...'ye devredildiğini, ... tarafından açılan iflas davası sonucu İstanbul 1. ATM 2017/41 Esas sayılı dosyada 16/11/2017 tarihinde bankanını iflasına karar verildiğini, müflis bankanın tasfiyesinin İstanbul 1. İflas Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında devam ettiğini, davacı bankanın 5411 sayılı yasa 140.maddesi gereği harçtan muaf olduğunu, ayrıca teminattan muaf olduğunu, davacı bankanın Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın düzenlediği ...Grubu İnceleme Raporuna göre banka tarafından 17/06/2003 -15/05/2009 tarihleri arasında toplam bu gruba 84 kredi limiti tahsisi yapıldığını, grubun nakdi riskleri 22/08/2013 tarihli sözleşme kapsamında ve aynı tarihte 10/05/2013 hesap kesim tarihi itibariyle 170.418.982,00-TL ana para 3.413.365,00-TL gecikme olmak üzere toplam 173.832.347,00-TL alacak bakiyesi üzerinden ... A.Ş.'ye devredildiğini, neticede tazmin edilen teminat mektup tutarının da eklenmesiyle ...Grubu'na kullandırılan kredilerden kaynaklı banka zararının 165.611.446,00-TL olduğunu, inceleme tarihi itibariyle mevut 377.597,00-TL masrafta eklendiğinde 10/05/2013 hesap kesim tarihi itibariyle banka zararının gecikmeler hariç toplam 165.989.043,00-TL olduğu, ... Grubu'na bağlı ...'a kullandırılan kredinin bir kısmının ... tarafından ...'ın başka bankalardaki hesaplarına aktarılması karşısında bankanın bilgi sahibi olmasına rağmen herhangi bir aksiyon almadığı, ... Grubu'nun, ...Grubu'nu devralma işleminde 12.500.000,00-USD'lik finansman ihtiyacı olmasına rağmen bankaca gruba 25.000.000,00-USD kredi kullandırmasının bankacılık mevzuatına aykırı olduğunu, bu zararlardan krediyi sağlayan banka yönetim kurulu üyelerinin müteselsilen sorumluluklarının olduğunu, kullandırılan kredi ve yeniden yapılandırma uygulamalarının bankacılık mevzuatına aykırı olduğunu, davalılar banka yönetim kurulu sıfatıyla aldıkları kararla bankanın zararına yol açtıklarından TTK 553 maddesi gereğince sorumlu olduklarını, bu yönetim kurulu üyelerinin daha önce (2006, 2007, 2008, 2009, 2010, 2011 yıllarına ait) ibra edilmelerine ilişkin genel kurul ibra kararlarının ve Bankacılık Kanununun 132-2 maddesi gereğince Genel Kurul'da alınan Finansal Tabloların Tasdiki Kararlarının kaldırılması gerektiğini, tüm bu nedenlerle davalıların hak alacak ve mal varlıklarına kararın kesinleşmesi tarihine kadar ihtiyati tedbir konulmasına, dava sonunda davalılardan 2007, 2008, 2009 yıllarına ilişkin ibra edilmelerine dair genel kurul toplantı tutanaklarındaki ibraya dair maddelerinin iptaline, 165.989.043,00-TL banka zararının en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi 15/09/2025 tarih ve 2025/578 Esas sayılı ara kararı ile;''Davacının ihtiyati tedbir talebinin KABULÜNE, 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 109. maddesi ve HMK 389. maddeleri kapsamında davalıların taşınır ve taşınmaz mallarının, mal varlıklarının (emekli maaşı dışında) devrinin önlenmesi için taşınır ve taşınmaz mallarına, mal varlıklarına Bankacılık Kanunu 140. maddesi gereği teminatsız olarak tedbir konulmasına,'' karar verilmiş, karara karşı davalılardan ... ve Tahsin Tekeroğlu vekili tarafından itiraz edilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 14/01/2026 tarih ve 2025/578 Esas sayılı ara kararında; "....Sonuç olarak konulan tedbir bu aşamada mevcut delillere göre mevzuata uygun ve ölçülü olup yapılan itirazların reddi gerekir. Yeni delil ve davalıların zaruri ihtiyaçları halinde yeniden değerlendirme yapma hakkı saklı kalmak üzere bu aşamada davalılar ... ve ...'in yaptıkları itirazların reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, ''1-Davalılar ... ve ...'nun mahkememizin 15/09/2025 tarihli tedbir kararına yaptıkları itirazın bu aşamada Reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar ... ve ... vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu olmayan mal varlığı hakkında tedbir kararı verilemeyeceğini, dava konusunun zarar iddiasına dayalı olarak davacı bankanın eski yönetim kurulu üyelerinden tazminat talebi olduğunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "İhtiyati Tedbirin Şartları" kenar başlıklı 389. maddesinin 1. fıkrasına göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini, kanunun açık hükmüne göre ihtiyati tedbir kararının ancak dava konusu hakkında verilebileceğini, işbu davanın konusu ise davalıların mal varlıkları olmayıp alacak iddiasından ibaret olduğunu, dolayısıyla müvekkilin dava konusu olmayan taşınır, taşınmaz malları ile mal varlıklarının devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesinin kanuna açıkça aykırı olduğunu,Nitekim mahkemece yazılan ara kararın son sayfasında da "İhtiyati tedbir HMK 389 maddesinde düzenlenmiş olup ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebilir" hükmüne yer verildiğini, Bankacılık Kanunu'nun 109/3 ve 140. maddeleri dayanak olarak gösterilmiş ise, işbu davanın davacısı ve geçici hukuki koruma talep eden taraf ... (...) olmadığından söz konusu maddelerin uygulanma imkanı bulunmadığını, ayrıca Bankacılık Kanunu'ndaki özel düzenlemenin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haczin hangi durumda uygulanacağı hususunda bir değişiklik yaratmadığını, yani ihtiyati tedbirin her durumda ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceğini, konusu alacak iddiası olan bir davada davalıların mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir uygulanmasının mümkün olmadığını, şartlarının oluşması halinde bu durumda ancak ihtiyati haciz kararı verilebileceğini, kaldı ki onun için de gerekli olan şartların mevcut olmadığını,Davacının, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/91 esas sayılı dosyasından aralarında müvekkilin de bulunduğu bir kısım davalılar hakkında benzer iddialarla açmış olduğu davada, mahkemece ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz koşulları oluşmadığı gerekçesiyle davacının taleplerinin reddine karar verildiğini ve davacının söz konusu karara karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun da esastan reddedildiğini,Davacının iddialarının kendi çalışanı tarafından dayanaksız bir şekilde hazırlanan rapora dayandığını, müvekkilin davacı bankada çalıştığı süre boyunca sorumluluğunu gerektirecek hiçbir iş ve eylemi bulunmadığını, yapılacak yargılama neticesinde davanın haksızlığı ortaya çıkacak olup henüz taraf teşkili bile sağlanmadan ve ön inceleme duruşması yapılmadan, davanın esası ile ilgili bir inceleme ve araştırma olmadan ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve bu karara yapılan itirazımızın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kanunun açık hükmü ve benzer bir davada daha önce verilen emsal karar karşısında mahkemenin gerek 15.09.2025 tarihli ihtiyati tedbir kararı gerekse bu karara yapılan itirazın reddine dair 14.01.2026 tarihli ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu,Her ne kadar gerekçeli kararda 5411 sayılı Bankacılık Kanunu m. 109/f.3 hükmüne dayanılmış ise de, anılan hükmün dava konusu olayda uygulanma imkanı bulunmadığını, söz konusu yasal düzenlemenin ... (...) tarafından açılan davalarda ve yine ... tarafından talep edilmesi halinde verilecek olan ihtiyati tedbir kararlarından bahsettiğini, işbu davanın davacısının ise (İflas Nedeniyle) Tasfiye Halinde ... Bankası A.Ş. İflas İdaresi olduğunu, ilgili olmayan düzenlemenin olaya uygulanmasının hatalı olduğunu, bu nedenle de istinaf başvurularının kabulünün gerektiğini, ayrıca Bankacılık Kanunu gereğince yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açma yetkisinin ...'da olduğunu, davacının işbu davayı açma yetkisinin dahi olmadığını,Davacının faaliyet izni kaldırılan ve iflas tasfiyesi ... tarafından önerilen üyelerden oluşan iflas idaresince gerçekleştirilen bir müflis banka olduğunu, nitekim bu hususun ...'nin internet sitesinde yer alan "Banka Çözümleme Süreçleri" şema ve tablolarında da görüldüğünü, burada herhangi bir kamu zararının söz konusu olmadığını, 5411 sayılı Kanun'da ... lehine öngörülen hükümlerin de uygulanma imkanı olmadığını, Davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığı, dava şartı arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütülmediği ve HMK md. 84/1-b hükmü gereğince teminat sunulmadığı yönündeki dava şartlarına ilişkin itirazları da değerlendirilmeden ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hatalı olduğunu, kararın bu nedenlerle de kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkemenin "ölçülü" bir tedbir kararı verdiğine yönelik açıklamalarının hiçbir hukuki yanı bulunmadığını, şartları oluşmayan, usul ve yasaya aykırı bir tedbir kararının ölçülü olmasının düşünülemeyeceğini, aynı şekilde tedbir kararının ölçülü olmasının onu hukuka uygun hale getirmeyeceğini, kaldı ki tedbir kararı da ölçülü olmayıp müvekkilin mülkiyet hakkında doğrudan müdahale etmekte olduğunu, Mahkemece ihtiyati tedbire itirazlarının reddine ilişkin kararda çok sınırlı bir gerekçe yazılmış olduğunu, gerekçenin itirazların neden reddedildiği hususunu açıklayamadığını, davacının işbu davayı, kendi içinde yapmış olduğu incelemelere dayalı olarak düzenlenen teftiş kurulu raporuna dayandırmakta olduğunu ve başkaca bir delil de ileri sürmediğini, teftiş kurulu raporundaki tespitlerin banka müfettişleri tarafından tek yanlı olarak hazırlanmış olduğunu, davada delil olarak kullanılamayacağını, buradaki tespitlerin objektif olarak incelenmesinin zorunlu olduğunu, tüm bu hususların davacının iddiası olduğunu, geçici hukuki korumaya yönelik bir karar verilebilmesi için davacının iddialarını yaklaşık olarak ispat etmesinin bekleneceğini, henüz deliller toplanmadan, uzman bilirkişiler tarafından inceleme yapılarak rapor düzenlenmeden ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve bu karara yönelik itirazlarının reddedilmesinin hukuka açıkça aykırı olduğunu,Dava konusu olayda müvekkile yüklenebilecek hiçbir sorumluluk da bulunmadığını, müvekkilin Eylül 2005 - 10.03.2011 tarihleri arasında davacı bankanın yönetim kurulu üyesi ve genel müdürü olarak görev yapmış olduğunu, kredi tahsis ve yapılandırma süreçlerinde yer aldığını, tüm bu süre boyunca kendisine isnat edilebilecek hiçbir kusur mevcut olmadığı gibi varlığı iddia edilen zarar ile müvekkilin fiili arasında uygun illiyet bağı da olmadığını, dava konusu ...firmasına kullandırılan kredilerin usulüne uygun olduğunu, ...'ın o dönemde sektörünün en önemli ve en büyük firması konumunda olduğunu, davacının dışında, yurt dışı da dahil olmak üzere pek çok bankadan kredi desteği sağlamış olduğunu, geri ödemelerinde gecikmeye düşme tehlikesi yaşadığında bankaların bir araya gelerek Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırma Projesi kapsamında firmaya destek olmaya çalıştıklarını, Davanın tek dayanağı olarak sunulan teftiş kurulu raporunda bu hususların hiç birine yer verilmediğini ve tespitlerin objektif olmadığını, davacı bankanın dava konusu kredilerden kaynaklı alacağını varlık yönetim şirketine temlik etmesi ile birlikte artık bu alacakla ilgili talep hakkının kalmadığını, ayrıca devredilen alacak tutarına karşılık alınan temlik bedelinin toplam borç tutarından düşülmesi ile bir zarar tespiti yapıldığını, söz konusu temlik işlemi ile birlikte davacının kayıtlarından çıkan alacak miktarının dava tarihi itibarı ile ne seviyeye ulaştığı gibi hususların tespiti de imkansız hale geldiğini, bu nedenle talep edilebilir bir alacağın varlığından söz edilemeyeceğini,Dava konusu kredilerin kullandırıldığı dönemlere ilişkin olarak yönetim kurulu üyelerinin genel kurullarda ortaklarca ibra edildiğini, ibra edilen yönetim kurulu üyelerinin aradan geçen uzun zaman sonra bir kısım olaylardan sorumlu tutulmaya çalışılmasının hiçbir yönden hukuki olmadığını, müvekkilin zarara sebep olan hiçbir eylemi ve kusuru bulunmadığını ve hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbire itirazlarının reddine yönelik ara kararın ve ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını karar verilmesini talep etmiştir. DAVALI ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE;yerel mahkemenin 5411 sayılı kanunun 109 ve 140 maddelerini genişletici ve hatalı yorumladığını, oysa davacının ... (...) olmadığını, ... adına değil, İflas İdaresi sıfatıyla hareket etmekte olduğunu, ... lehine öngörülen teminatsız tedbirin, haciz istisnalarının istisnai nitelikte olduğunu ve kıyas yoluyla uygulanamayacağını, 5411 sayılı Kanun’un 109/3 ve 140. maddelerinde düzenlenen teminatsız tedbir rejiminin yalnızca ... lehine tanınmış özel bir kamu hukuku istisnası olduğunu, bu istisnanın iflas idaresine teşmil edilmesinin hem kanunilik ilkesine, hem de istisnaların dar yorumlanması kuralına açıkça aykırı olduğunu, mahkemenin bu yönlerden usul ve yasaya aykırı karar verdiğini, Tazminat nitelikli alacak davasında genel nitelikli malvarlığı tedbiri kurulamayacağını, davanın niteliği itibariyle para alacağına dayalı tazminat davası olduğunu, yasal düzenleme uyarınca ihtiyati tedbirin yalnızca uyuşmazlık konusu şey hakkında verilebileceğini, uyuşmazlık konusunun müvekkilin belirli bir taşınırı ya da taşınmazı değil, soyut bir tazminat alacağı olduğunu, yerel mahkemenin ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbiri fiilen iç içe geçirerek, kanunda öngörülmeyen bir karma koruma tedbiri tesis ettiğini, ihtiyati tedbir kararının bu yönlerden de usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yaklaşık ispat koşulunun olmadığını, tek yanlı iş teftiş raporunun yeterli olmadığını, yerel mahkeme kararında her ne kadar yaklaşık ispat şartının aranmadığını kabul etmiş ise de, bu değerlendirmenin hukuken hatalı olduğunu, davacı iddiasını yalnızca tek taraflı banka iç teftiş raporuna dayandırmakta olduğunu, kusur, illiyet ve zarar unsurlarının karar bazında somutlaştırılmadığını, müvekkilin hangi yönetim kurulu kararından, hangi oy ve imza ile sorumlu olduğunun ortaya konulmadığını, kurumsal iç teftiş raporlarının tek başına yönetim kurulu üyesinin sorumluluğunu ispata elverişli olmadığını, denetime açık, itirazları karşılayan bilirkişi incelemesinin zorunlu olduğunu, bu nedenlerle yaklaşık ispatın dahi bulunmadığı bir dosyada, kişinin tüm malvarlığını donduran bir tedbirin sürdürülmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, Ölçülülük ve orantılılık ilkesinin ağır şekilde ihlal edildiğini, ihtiyati tedbir kararının tüm taşınır ve taşınmazları kapsayan, banka hesaplarını ve ekonomik tasarrufları fiilen kilitleyen, müvekkilin ticari ve şahsi hayatını durma noktasına getiren, bir nitelik taşımakta olduğunu, Anayasa madde 13 gereğince temel haklara müdahalenin ölçülü, gerekli ve orantılı olmak zorunda olduğunu, mahkemenin daha hafif araçlarla amaca ulaşma imkanını hiç değerlendirmeden, en ağır tedbiri tercih ettiğini, bu nedenlerle de kararın mülkiyet hakkının özüne dokunur nitelikte olduğunu, usul ve yasaya aykırı olduğunu,İbra, zamanaşımı ve hukuki yarar itirazlarının değerlendirilmediğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılarak itirazlarının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep, dava dışı ...Grubu'na usulsüz kullandırılan kredilerden kaynaklı bankanın zarara uğratıldığı iddiasıyla banka zararının yöneticinin sorumluluğuna istinaden davalılardan tahsili ve davalıların 2007, 2008, 2009 yıllarına ilişkin ibra edilmelerine dair Genel Kurul Toplantı Tutanaklarının ibraya dair maddelerinin iptaline karar verilmesi istemi ile açılan davada davalıların hak, alacak ve mal varlıklarına dava sonunda verilecek kararın kesinleşmesine kadar teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulması istemine ilişkindir. Mahkemece 15/09/2025 tarihli ara kararı ile; Davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, karar verilmiş, karara karşı davalılardan ... ve ... vekili tarafından itiraz edilmiştir.Mahkemece 14/01/2026 tarihli ara karar ile; itirazın Reddine, karar verilmiş ve karara karşı davalılar ... ve ... vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.HMK'nın 389. Maddesine göre, şartların mevcut olması durumunda ancak uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilecektir.Talep, karşı taraftan 165.989.043 TL alacaklı olduğu iddiasına ilişkin olup ihtiyati tedbir konulması istenen menkul ve gayrimenkuller uyuşmazlık konusu değildir. Bu nedenle karşı taraf adına kayıtlı menkul ve gayrimenkuller üzerine ihtiyati tedbir konulmasına yasal olarak olanak bulunmamaktadır. Yargıtay 19 Hukuk Dairesi'nin 19/09/2016 tarih ve 2016/8719 Esas, 2016/7357 Karar sayılı içtihadı ve yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz farklı geçici hukuki koruma sağlayan müesseselerdir. İhtiyati tedbir, genelde dava konusunun el değiştirmesine engel olurken, ihtiyati haciz, alacağı teminat altına almaktadır. Bu nedenlerle; ihtiyati haciz gibi ihtiyati tedbir kararı verme olanağı yoktur.Yine HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Somut olayda, davacının tazminat talebi, davalı banka yöneticilerinin yeterli teminat alınmadan kredi kullandırmak suretiyle bankaya zarar verdikleri iddia edilmekte, davalılar ise işlemlerde usulsüzlük bulunmadığını savunmaktadır. Davacının usulsüzlük ve zarar iddiaları ile ilgili halen devam etmekte olan İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/50 esas sayılı dava dosyası olduğu, ayrıca dava dilekçesinde ileri sürülen iddialara göre davalı taraf, tüm GKS., teminat/kredi komitesi belgeleri, kurul kararları, 31/10/2008 tarihli “Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırma Projesi” ve protokoller, Genel kurul ve ibra tutanakları, ... A.Ş. temlik sözleşmesi ve bedel/ödeme kayıtlarının getirtilmesini talep ettikleri ve usuli itirazları olduğu nazara alındığında, davalı yönetim kurulu üyelerinin usulsüz işlem yapıp yapmadıkları, zarara sebebiyet verip vermedikleri, ceza dosyası kapsamı ve mahkemece yapılacak yargılamada alınacak bilirkişi raporlarıyla açıklığa kavuşacaktır. İlk derece mahkemesindeki yargılamada delillerin toplanıp henüz bilirkişi raporu alınmadığı, Teftiş Kurulu Raporunun denetlenerek tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, zarar miktarının yaklaşık düzeyde ispatının yeterli olmadığı, davalıların sorumluluğunun dayanağı hukuki sebepler nazara alındığında, ... davalıların eylemleri ile zarar arasında illiyet bağının mevcut olduğunun da yaklaşık düzeyde ispatının zorunlu olduğu, ara karar tarihi itibariyle dosyada mübrez delillere göre, ihtiyati tedbir açısından da yaklaşık ispat koşulunun oluştuğundan bahsedilemeyeceği, bu nedenle mahkemece itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi yerinde olmayıp muterizler vekillerinin istinaf sebepleri yerinde bulunmuştur. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; muterizler vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesinin 14/01/2026 tarih ve 2025/578 Esas sayılı ihtiyati tedbire itirazın reddine ilişkin ara kararın kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak; davalılardan ... vekili ve ... vekilinin ihtiyati tedbir kararına itirazının kabulü ile; ilk derece mahkemesinin 15/09/2025 tarih ve 2025/578 Esas sayılı ara kararı ile davalılardan ... ve ... hakkındaki ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-... davalılar ... ve ...'in istinaf başvurularının KABULÜ ile;İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/01/2026 tarih ve 2025/578 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı ihtiyati tedbire itirazın reddine ilişkin ara kararın HMK'nın 353/1-b2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 2-Davalılardan ... ve ...'in ihtiyati tedbir kararına itirazlarının kabulü ile; ilk derece mahkemesinin 15/09/2025 tarih ve 2025/578 esas sayılı ihtiyati tedbir kararının davalılardan ... ve ... yönünden KALDIRILMASINA, 3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan 2002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 732,00'şer TL ayrı ayrı yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde istinaf eden davalılar ... ve ...'e iadesine, 4-Davalılardan ... ve ...'in tarafından istinaf aşamasında ayrı ayrı sarf edilen 2002,00'şer TL istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/02/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.