11. Hukuk Dairesi 2009/7862 E. , 2011/1212 K. MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.04.2009 tarih ve 2002/601 - 2009/157 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen dava davalıları vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihal…
**11. Hukuk Dairesi 2009/7862 E. , 2011/1212 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.04.2009 tarih ve 2002/601 - 2009/157 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen dava davalıları vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı, asıl davasında; davalı şirkette %25 oranında nama yazılı hissesinin olduğunu, Davalının çoğunluk hissedarı ortağı ile aralarında 3 yıldan beri geçimsizlik bulunduğunu, açtığı bir çok davanın devam ettiğini, bu ortağın kendi imzasını taklit ederek payını kendisine satmış gibi işlem yaparak 26.07.2002 tarihli genel kurulda bu devrin onaylanmasını sağladığını, anılan genel kurulda çağrı usulüne uyulmadığını, denetçi raporunun olmadığını, nama yazılı hissedarlara taahhütlü mektupla çağrı yapılmadığını, adresinin hayali bir adres olarak gösterildiğini, çoğunluk sahibi ortağın bir çok usulsüzlüğünün bulunduğunu ileri sürerek, 26.07.2002 tarihli genel kurul toplantısının yok sayılmasına, birleşen davasında da; davalının imzasını iradesi dışında kullanarak yok pahasına dava dışı şirketteki %25 payını kendisine devir etmiş gibi sözleşme hazırladığını, bunu da genel kurulda onaylattığını, 4-5 trilyon değerindeki şirketteki hissenin, üstelik kullandığı kredilere 1.5 trilyonluk kefaleti olduğu halde 3.750.000.000.-TL’ye satışının hayatın olağan akışına aykırı bulunduğunu, ayrıca aralarında husumetin derecesi ve davalar düşünüldüğünde böyle bir satım yapılmasının imkansız olduğunu, önceden boş olarak imzalanan ve kasada bulunan kağıtların kullanılmış olabileceğini, satışta hilenin ve gabinin bulunduğunun açık olduğunu ileri sürerek, 28.06.2002 tarihli satış sözleşmesinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir: Davalılar vekili, hisse devir sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olduğunun ortaya çıktığını savunarak, asıl ve birleşen davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın, çağrıda, nisapta ve temsilde usulsüzlük iddiasına dayalı genel kurulda alınan kararların butlan ile malul olduğunun tespiti, birleşen davanın ise, hisse devir sözleşmesinin sahteliğinin tespiti ve iptaline ilişkin olduğu, her ne kadar sözleşmedeki imzanın sahteliği iddia edilmiş ise de, davacının asıl isteminin, şirket işleri için açığa attığı imzanın iradesi aksine kullanıldığı yönünde olduğu, birleşen davanın konusunu teşkil eden ve taraflar arasında olduğu iddia edilen hisse devir sözleşmesinin 30.06.2002 tarihli yönetim kurul kararı ile onaylandığı, yok hükmünde olduğu iddia edilen 26.07.2002 tarihli genel kurul kararı ile kabul edildiği, sözleşme aslının ele geçirilemediği, savcılık soruşturması aşamasında davalı vekiline teslim edildiğinin bildirildiği, bu vekilin davacıya verdiğini söylediği, davacının durumu kabul etmediği, beyaza imza veya açığa imza hallerinde imzanın bulunduğu belgenin iradeye aykırı doldurulduğu iddialarının yazılı olarak kanıtlanması gerektiği, davacının aynı şekilde açığa attığı imzalar kullanılarak yönetim kurul kararları alındığı iddiasıyla açtığı davanın reddine karar verildiği, yazılı belge ile ispat kural olmakla beraber, iddianın ileri sürülüş biçimi, somut olayın özellikleri ve MK'nun 2. maddesinin dikkate alınmasının gerektiği, devir sözleşmesinden önce taraflar arasındaki ilişkide uyuşmazlığın 1999 yılında başladığı, davacının bu yılda açtığı şirketin infisahının tespiti davasının derdest olduğu, aynı yıl yönetim kurulunun aldığı iki ayrı kararının iptali davasının açıldığı, 2000 yılında özel denetçi talepli davanın ikame edildiği, 1999 yılındaki ölümle tehdit suçlamasıyla yapılan şikayetin bulunduğu, yine devrin sahte olduğu yönündeki şikayetin varlığı, davalı şirketin aciz içinde bulunmadığı, malvarlığının olduğu ve hayatın olağan akışı dikkate alındığında devrin geçerli olmadığı, TTK'nun 536/2. maddesi uyarınca limitet şirketlerde temsilcilere yer verilmediği, toplantıda ortakların bizzat bulunmalarının gerektiği, asıl davada söz konusu devrin görüşüldüğü genel kurul toplantısında ortaklardan ... ve ...’nun diğer ortak davalı tarafından temsil edildiği, ortak ...’nın hazır olmamasına rağmen varmış gibi gösterildiği iddialarına karşı konulmadığı, aksinin ispatlanmadığı, toplantı ve karar nisabının olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüne, asıl davada 26.07.2002 tarihli genel kurul toplantısının yok sayılmasına, birleşen davada devir sözleşmesinin iptaline karar verilmiştir. Kararı, asıl ve birleşen davaların davalıları vekili temyiz edilmiştir. 1-Asıl dava, genel kurulda alınan kararların yok olduğunun tespiti, birleşen dava ise, anonim şirket hisse devir sözleşmesinin iptaline ilişkindir. Davacı taraf, birleşen davasında taraflar arasında düzenlenen 28.06.2002 tarihli anonim şirket hisse devir sözleşmesinin geçerli olmadığını, sözleşmenin iradesi aksine düzenlendiğini, esasen şirket işleri için imzalanan boş kağıdın sözleşmede kullanıldığını iddia etmiş, asıl davasında da bu sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Yargılama sırasında sözleşmenin aslı sunulmamış, davalı taraf vekili, savcılık soruşturması sırasında davacıya verildiğini belirtmiş, davacı bunu kabul etmemiştir. Davacı taraf, öncesinde imzasının taklit edildiği iddiasıyla davalı ...hakkında suç duyurusunda bulunmuş, soruşturma aşamasında sözleşmenin aslı üzerinde imza incelemesi yaptırılmış, imzanın davacı eli ürünü olduğu tespit edilerek, davalı ...hakkında 11.08.2003 tarihli takipsizlik kararı verilmiştir. Nitekim, davacı taraf, daha sonraki aşamalarda açığa attığı imzasının kullanılarak hisse devir sözleşmesinin düzenlendiğini ileri sürmüştür. Davacının beyanı, suç duyurusu sonrası Adli Tıp Kurumu’nca sözleşme aslı üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapor ve tüm dosya kapsamından sözleşmedeki imzanın davacının eli ürünü olduğunun kabulü gerekir. Bu durum karşısında, davacı tarafın açığa attığı imzanın devir sözleşmesinde kullanıldığı iddiasını yazılı olarak kanıtlaması zorunludur. Davacı, davalı ...’ndan sonra asıl davanın davalısı anonim şirketin en büyük pay sahibi ortağıdır. Hisse devir sözleşmelerinde gerçek devir bedelinin sözleşmeye tam olarak yansıtılmadığı da ticari hayatta rastlanılan uygulamadır. Taraflar arasında Cumhuriyet Savcılığı'na intikal etmiş ve takipsizlik kararlarıyla sonuçlanmış şikayetlerin varlığı ile davacının açtığı diğer davalar hisse devrine engel durumlar değildir. O halde, birleşen davada davacının, açığa attığı imzasının iradesine aykırı olarak kullanıldığını yazılı olarak kanıtlaması gerektiği dikkate alınmadan yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. 2-Ayrıca, asıl davanın da kabulüne karar verilmiştir. Ancak, genel kurulu yok olduğu iddia edilen şirketin türü, mahkemenin kabulünün aksine, limitet olmayıp, anonimdir. Anonim şirkette ortaklar, temsilcileri vasıtasıyla da genel kurulda haklarını kullanabilirler. Hatta, yönetim kurulu üyelerini de temsilci atayabilirler. Kendi ibralarında oy kullanamayan yöneticilerin başka ortakları temsilen ibralarında oy kullanmaları da mümkündür. Esasen, asıl davalı şirketin anasözleşmesinde genel kurulda temsilen oy kullanılabileceği ve hatta diğer ortağın temsilci atanabileceği de hüküm altına alınmıştır. Öte yandan, bir ortağın genel kurula katılmadığı halde varmış gibi gösterildiği iddiasını da iddia eden taraf kanıtlamak durumundadır. Karşı tarafın bu duruma cevap vermemesi veya açıkça karşı koymaması, iddianın kabulü sonucunu doğurmayacaktır. Bu durum karşısında, asıl davanın kabulüne ilişkin gerekçeler de yerinde görülmemiştir. Asıl davalının anasözleşmesinin 7. maddesi hissedarların hisselerini satmak istedikleri takdirde bu devrin ancak yönetim kurulu teklifi ve genel kurulun kararı ile mümkün olacağı ve pay defterine yazılacağı hükmünü içermektedir. Davacı ile birleşen davalı arasında 28.062002 tarihinde yapılan hisse devir sözleşmesi yönetim kurulu tarafından onaylanmış, yokluğu istenen genel kurulda kabul edilmiştir. Ayrıca, yok olduğu ileri sürülen genel kurulda başka kararlar da alınmıştır. O halde, davacının iddiaları çerçevesinde gerektiğinde uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınıp, davacının aktif dava ehliyeti de tartışılarak ve alınan her bir karar ayrı ayrı incelenerek yok hükmünde olup olmadıkları değerlendirmeden yazılı gerekçe asıl davanın kabulüne karar verilmesi de yanlış olmuştur. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davaların davalıları vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.