7. Hukuk Dairesi 2010/268 E. , 2010/1444 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan ..., ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların mülkiyetinin tespiti ile tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın k
**7. Hukuk Dairesi 2010/268 E. , 2010/1444 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalılardan ..., ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların mülkiyetinin tespiti ile tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç ve oluşturulan hüküm yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Kural olarak tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava koşullarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır. Bu koşullar öğretide ve uygulamada tespit davasının kendine özgü koşulları olarak nitelendirilmektedir. Sözü edilen bu koşullar; 1-HUKUKİ İLİŞKİ: Tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişki oluşturabilir. Gerçekten tespit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu yalnızca maddi vakıa yada vakıalar olan tespit davalarının dinlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kural olarak maddi vakıa yada vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler. 2-HUKUKİ YARAR: Davacının tespitini istediği hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitinde, hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davalarını düzenleyen tüm yasalarda, öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır. Öte yandan, bir hukuki ilişkinin, hemen tespitinde hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için üç koşulun birlikte bulunması da zorunludur. Sözü edilen bu üç koşulu hemen açıklamak gerekirse; a)TEHLİKE YAKIN VE TEHDİT CİDDİ OLMALI: Davacının bir ... veya hukuki durumu mevcut veya yakın bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olmalıdır. b)TEHDİT ZARAR DOĞURABİLECEK NİTELİKTE OLMALI: Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumu tereddüt yada belirsizlik içinde olmalı, objektif olarak değerlendirildiğinde davacı için zarar meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. c)TESBİT HÜKMÜ TEHLİKEYİ ORTADAN KALDIRACAK NİTELİKTE OLMALI, DAVACININ DA HALİHAZIRDA HUKUKEN KORUNMA İHTİYACI BULUNMALI: Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen, bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi davacının hukuken korunma ihtiyacı bulunmalıdır. Özellikle hukuki yarar koşulu tespit davasının açıldığı günde mevcut olmalı ve verilen hüküm kesinleşene değin de varlığını sürdürmelidir. Açıklanan bu nedenle davacının hukuki korunma (himaye) ihtiyacını, başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin soyut tespitinde hukuki yararının bulunmadığı, bu nedenle de tespit davasının dinlenemeyeceği kabul edilmektedir. Bunun yanında öğreti ve uygulamada eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı da kabul edilmiştir. Anılan kuralın ayrık hali eda davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamının, tespit davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamından daha dar olmasıdır. Açıklanan tespit davasının kendine özgü bu koşullarının genel dava koşulları ile birlikte taraflarca öne sürülmese dahi mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 718. maddesi hükmünde, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklandığından, taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından sözedilemez. Bu olgu gözönüne alındığında kural olarak ve aksine bir hüküm bulunmadıkça taşınmaz üzerindeki muhtesatların mülkiyetinin tespiti dava edilemeyeceği gibi, mahkemelerce muhtesatların taşınmazın arzına malik olanlar dışında başka bir kişiye ait olması sonucunu doğuracak şekilde hüküm verilemez. Ne varki, çoğun içinde azın da bulunduğu, muhtesatların mülkiyetinin tespiti isteminin muhtesatların meydana getirildiğinin tespiti istemini de içerdiği gözönüne alındığında, mülkiyet tespiti istemiyle açılan davalarda, koşullarının varlığı ve davanın kanıtlanması halinde davaya konu muhtesatların davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine, mülkiyet tespiti ile muhdesatın tapu sicilinin beyanlar hanesine yazılması talebinin ise reddine karar verilmesi gerekir. Yine, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1006. maddesinde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011 maddelerinde de hangi hakların şerh edilebileceği, 1012 maddesinde ise taşınmazın eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Benzer hükümler yürürlükten kaldırılan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde de mevcuttur. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesinin birinci fıkrasında ise tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin, kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Bu madde gereğince taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın kadastro tutanağının ve taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilebilmesi için muhtesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirilmiş olması zorunludur. Kadastro Kanununun anılan bu ayrık hükmü dışında kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğünde taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başkaca bir hüküm de bulunmamaktadır. Somut olaya gelince; dosya içeriğinden davaya konu muhdesatların üzerinde bulunduğu tarafların ortak miras bırakanları Bahattin Öznur adına tapuda kayıtlı taşınmazlardan 114 ve 116 parsel sayılı taşınmazların ortaklığının giderilmesi için açılmış bir dava bulunmadığı, söz konusu taşınmazların veya bu taşınmazlar üzerindeki muhdesatların kamulaştırmasının da söz konusu olmadığı, 110, 111, 117, 118, 119, 120, 121, 123, 124 ve 125 parsel sayılı taşınmazların ise Erzincan Sulh Hukuk Mahkesinin 1997/669 E. sayılı dosyasında derdest olan ortaklığın giderilmesi davasına konu oldukları anlaşılmaktadır. Bu olgu ve görülen davada verilecek tespit hükmünün ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemece dikkate alınacağı, ortaklığın giderilmesi davası sonucunda elde edilecek satış bedelinin taşınmaz paydaşları arasında dağıtım oranları belirlenirken muhdesatlardan dolayı meydana gelecek değer artışından sadece muhdesatı meydana getiren paydaşların pay almalarını sağlayacak şekilde oranlama yapılacağı gözönüne alındığında davacının ortaklığın giderilmesi davasına konu olan taşınmazlar üzerindeki muhdesatlar yönünden tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunun, ortaklığın giderilmesi davasına konu olmayan 114 ve 116 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan muhdesatlar yönünden ise tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığının kabulü gerekir. Bunun yanında az yukarıda açıklanan hukuksal olgular dikkate alındığında mahkemece mülkiyet tespitine karar verilemeyeceği, davaya konu muhdesatların tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi isteminin reddi gerektiği de kuşkusuzdur. Hal böyle olunca mahkemece davanın kısmen kabulü ile 114 ve 116 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan muhdesatlar yönünden açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine, 110, 111, 117, 118, 119, 120, 121, 123, 124 ve 125 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki muhdesatların davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, davacının bu muhdesatların mülkiyetinin tespitine ve davaya konu tüm muhdesatların tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine ilişkin istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken açıklanan olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalılardan ..., ..., ...’un temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 67,20 TL temyiz harcının istek halinde hükmü temyiz eden davalılara iadesine, 17.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.