T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/2200 KARAR NO : 2025/2506 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 06/03/2023 NUMARASI : 2022/36 E. - 2023/79 K. DAVANIN KONUSU :Marka Hükümsüzlüğü, Markaya Tecavüz, Haksız Rekabet Taraflar arasında görülen dav…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/2200 KARAR NO : 2025/2506 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 06/03/2023 NUMARASI : 2022/36 E. - 2023/79 K. DAVANIN KONUSU :Marka Hükümsüzlüğü, Markaya Tecavüz, Haksız Rekabet Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/03/2023 Tarih ve 2022/36 Esas - 2023/79 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, İspanya kökenli ve dünyaca tanınan bir şirket olan davacının 1992 yılından bu yana “...” tanınmış markasıyla koruyucu ekipman ve kask üretip satışa arz ettiğini, davacının özel bir yazım karakterine sahip bu markasını dünyanın pek çok ülkesinde tescil ettirerek koruma altına aldığını, davacının aynı ibareli 2017/38806 ve 2014/02676 sayılı markalarının Türkpatent nezdinde tescilli olduğunu, davacının "www...com" web sitesinin de 2000 yılından beri faaliyette bulunduğunu, davacının “...” markalı kasklarının Türkiye'de yetkili distribütörleri aracılığıyla satışa sunulduğunu, aynı zamanda bu ürünlerin www...com web sitesinden de online olarak satın alınabildiğini, davalı şahsın “...” markalı kaskları “..." isimli işletmesine ait "www...com" adlı web sitesi altında ve "..." isimli iş yerinde satışa sunmasının davacının markalarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, davacının davalıya bu haksız fiillerini durdurması için Etimesgut 3. Noterliği vasıtasıyla 15.10.2021 tarihinde göndermiş olduğu ihtarnameye cevabında, dava konusu edilen markayı kullanıyor olduğunu ikrar ettiğini, davalı tarafın “...” şeklindeki markasal kullanımlarının davacının “...” esas unsurlu markalarıyla ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, ayrıca taraf markalarının aynı/aynı tür emtialarda kullanıldığını, dolayısıyla karşılaştırılan markalar ve markasal kullanımlar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunui ayrıca davalının 2018 43803 sayılı markasının da aynı ibareyi ihtiva etmesi nedeniyle hükümsüz kılınması gerektiğini, davacının dünyanın pek çok ülkesinde tescilli olan ve uzun yıllardır fasılasız olarak kullanılan “...” markasının tanınmışlığı da gözetildiğinde, davalının bu tanınmış markayla ayırt edilemeyecek derecede benzer bir markayı kullanmasının davalıya haksız yarar sağlayacağının ve davacının tanınmış markasının itibarının zedeleneceğini, davalının sınırsız seçme özgürlüğü varken aynı sektörde faaliyet gösterdiği davacının tanınmış markasıyla bu derece benzer bir tanıtma vasıtasını kendisine marka olarak seçmesinin davalının kötü niyetinin de açık bir tezahürü olduğunu ileri sürerek, davalının 2018/43803 sayılı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının davacının tescilli markalarından doğan haklarına tecavüz teşkil eden ve haksız rekabete yol açan fiillerinin tespitine, markaya tecavüzün men ve ref'ine, markaya tecavüz oluşturan her türlü tanıtım vasıtası dahil olmak üzere ürünlere el konulmasına, el konulan ürünler üzerindeki markaların silinmesine veya mümkün olmaması halinde imhasına, dava konusu ürünlerin satışının ve tanıtımın yapıltığı ....com alan adlı web sitesinde ilgili tüm içeriklerin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin 2006 yılından beri “... ...” unvanıyla ticaret siciline kayıtlı olduğunu ve “motorlu kara taşıtlarının parça ve aksesuarlarının bir ücret ya da sözleşmeye dayalı olarak toptan ticareti” ana faaliyet konusu ile müşterilerine hizmet verdiğini, bu kapsamda çeşitli marka ve kalitede motor kaskı, çanta, bot, gözlük, pantolon, maske ve sair malzemelerin satışıyla iştigal ettiğini, davalının işletmesinin adı olan “...” ibaresinin harflerinden oluşan “...” kısaltması ile İngilizce'de “kask” anlamına gelen “...” kelimesinin birleşimi olan “...” markasını kullandığını, dava konusu edilen marka üzerinde davalının öncelikli hak sahibi olduğunu, zira davacı tarafın Türkiye pazarına girmeden önce davalının 2006 yılında “...” unvanını kullanmaya başladığını, bu ibarenin 29.03.2010 tarihinden itibaren 2010/ 20127 sayı ile davalı adına marka olarak da tescil edildiğini, dolayısıyla “...” markasını ihdas ve istimal eden ve piyasada bilinir hale getirenin, yani bu ibare üzerinde gerçek hak sahibi olan tarafın davalı olduğunu, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığını, davalının dava konusu edilen markasında geçen “...” ibaresinin Türkçe'de “kask” anlamına geldiğini ve tarafların faaliyet gösterdiği sektörde herkes tarafından kullanılan jenerik bir kelime olduğunu, bu kelimenin markasal kullanımının kimsenin tekeline verilemeyeceğini, dolayısıyla dava konusu edilen markada esas unsurun “..." ibaresi olduğunun kabulünün gerektiğini, bu ibarenin de davalının “...” şeklindeki ticaret unvanının kısaltması olması nedeniyle davalı tarafından kullanılmasının önlenemeyeceğini, davacının iddialarının yerinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece ,Davacının 2017 38806 sayılı "Şekil+..." ve 2014 02676 sayılı " Şekil+ ... ..." ibareli tescilli markaları ile davalı şahsa ait 2018/43803 sayılı "şekil+ ..." ibareli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu dava konusu markanın kapsamında yer alan ''Koruyucu giysiler, koruma ve can kurtarma amaçlı donanımlar” ve 35. Sınıf altında “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için ‘koruyucu giysiler, koruma ve can kurtarma amaçlı donanımlar’ın bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri '' yönünden emtia benzerliği şartının da gerçekleştiği, sayılan mal ve hizmetler yönünden, SMK 6/1 maddesindeki iltibas koşulunun oluştuğu, sayılanlar dışında dava konusu marka kapsamında kalanlar açısından ise emtia benzerliği oluşmadığından, markalar arasında iltibas bulunmadığı, davacının diğer iddialarının ise ispatlanamadığı, davalının dava konusu kullanımları 2018/43808 sayılı tescilli markasına dayalı olduğundan markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturmayacağı, herhangi bir markayı tescil ettiren marka sahibinin tescilden kaynaklı kullanmasının marka tecavüzü/haksız rekabet sayılmasının SMK'nın 7/1 maddesindeki kanun ruhuna aykırılık olacağı, diğer yönden tarafların ayrı ayrı marka tescillerinin olması halinde önceki tescil sahibinin tecavüzden ziyade hükümsüzlük veya iptal davası açma hakkı olabileceği, iltibas varsa da zaten sonraki tescil sahibinin markasının hükümsüz kılınabileceği, bunun dışında SMK 155. madde metninde " Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez." geçen deyiminin yine aynı kanunun başka bir maddesinde (SMK 7.nci maddesinde " (1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. " ) sahibine hak veren hususu ortadan kaldırabileceğinin mutlak olarak sayıldığı sonucunu ortaya çıkamayacağı, en azından davalının kastını ortadan kaldırdığı, belki bu tespitten sonra davalının eylemi varsa SMK'nın 155 maddesinin geçerli olabileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı tarafa ait 2018/43803 sayılı markanın kapsamında yer alan ''Koruyucu giysiler, koruma ve can kurtarma amaçlı donanımlar” ve 35. Sınıf altında “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için ‘koruyucu giysiler, koruma ve can kurtarma amaçlı donanımlar’ın bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri '' yönünden markanın kısmen hükümsüzlüğüne, sicilden kısmen terkin edilmesine, fazlaya ilişkin hükümsüzlük ve markaya tecavüz ile haksız rekabet istemleri yönünden davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili, davacının mesnet markaları ile müvekkiline ait dava konusu marka arasında iltibasa neden olabilecek bir benzerlik bulunmadığını, dava konusu markanın müvekkilinin ticaret unvanı olan "..." ibaresinin harfleriyle oluşturulduğunu, markaların bütünsel algısının farklı bulunduğunu, markalarda ortak olarak yer alan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin bulunmadığını, müvekkilinin önceki kullanıma dayalı hak sahibi olduğunu, 2006 yılında "..." unvanını kullanmaya başladığını ve aynı ibareli markayı 2010 yılında tescil ettirdiğini, dava konusu markanın müvekkilinin anılan markasının bir türevi olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesinin kısmen hükümsüzlük kararının kaldırılmasını ve davanı tümüyle reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili katılma yolu ile istinaf başvurusunda, SMK'nın 155 maddesi uyarınca davalının markaya tecavüz oluşturan dava konusu kullanımlarının tescilli markasına dayalı olduğunu savunamayacağını, davalıya ait markanın koruma tarihi müvekkiline ait redde mesnet markadan sonra olduğundan bu markasını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyeceğini, bu nedenle mahkemenin markaya tecavüz ve haksız rekabete yönelik davayı reddetmesinin hatalı olduğunu, diğer taraftan dava konusu marka tescilinin kötü niyetli olduğunu, dava konusu marka sahibi davalının sınırsız seçenek özgürlüğü varken müvekkilinin özgün sayıdaki markasını birebir aynı yazı formatı ile kendi adına tescil ettirmek isteminin kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin markasının ülkemizde ve dünya çapında tanınmış olduğunu, davalının amacının müvekkilinin markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlamak olduğunu, bu nedenlerle dava konusu markanın SMK'nın 6/9 maddesi anlamında hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesinin kısmi ret kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :1- Dava, marka hükümsüzlüğü, markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, markaya tecavüzün men'i, ref'i, markaya tecavüz oluşturan her türlü tanıtım vasıtası dahil olmak üzere ürünlere el konulması, el konulan ürünler üzerindeki markaların silinmesi, mümkün olmaması halinde imhası, davalıya ait ....com alan adlı web sitesinden ihlal oluşturan içeriklerin kaldırılması istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... ..." ibareli marka ile davacının 2014/02676, 2017/38806 sayılı "..." ibareli markalar arasında, dava konusu marka kapsamında yer alan 9. sınıf ''Koruyucu giysiler, koruma ve can kurtarma amaçlı donanımlar” malları ile 35. sınıfta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için ‘koruyucu giysiler, koruma ve can kurtarma amaçlı donanımlar’ın bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri yönünden, SMK'nın 6/1 maddesi anlamında iltibas bulunduğu, zira markalarda ortak olarak yer alan İngilizce "..." ibaresinin “miğferler, başlıklar, kasklar” a nlamına geldiği, bu hali ile sayılan mal ve hizmetler yönünden ayırt ediciliğinin bulunmadığı, buna göre tarafların markalarının asli unsurlarının "..." ve "..." ibarelerinden oluştuğu, bu ibareler arasındaki tek harften kaynaklı farklılığın yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, sayılan mal ve hizmetlerin davacının mesnet markaları kapsamında yer alan 9. sınıf mallarla aynı/aynı tür/ benzer bulunduğu, dava konusu markanın asli unsuru davalının önceli tarihli 2010/20127 sayılı "..." ibareli markasının asli unsurundan farklı olduğundan, davalı yararına müktesep hak koşullarının da oluşmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacının istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; 6769 sayılı SMK’nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları reddedilir. SMK’nın 25/1. maddesine göre kötü niyet aynı zamanda bir hükümsüzlük sebebidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.04.2023 tarih ve 2021/11-945 E.-2023/295 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere ne 556 sayılı KHK'da ne de 6769 sayılı SMK'da hangi hallerin kötü niyetli marka başvurusu sayılacağı belirtilmemiştir. Ancak genel olarak hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde tescil için başvuruda bulunulması veya başvurunun tescil ettirilmesinin kötü niyetli marka başvurusu olarak tanımlanabileceği gibi başkası tarafından kullanılan bir markanın aynısını veya benzerini bilerek ve haklı bir neden olmaksızın sırf rakibini engellemek amacı taşıyan engelleme markaları da kötü niyetli marka başvurusu olarak değerlendirilebilecektir. Yine başkasının markasından haksız olarak yararlanma veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme ve marka ticareti yapma ya da şantaja yönelik başvuruda bulunma ve tescil ettirmenin de kötü niyetli olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda marka hükümsüzlüğü davalarında kötü niyet iddiası ileri sürülmüş ise 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi gereğince kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, davacı taraf davalının sınırsız seçenek özgürlüğü varken aynı sektörde faaliyet gösteren müvekkilinin tanınmış markasının benzer şekilde marka olarak tescil ettirmesinin kötü niyetli olduğunu ileri sürmüştür. Her ne kadar benzer marka başvurusunda bulunmak tek başına marka tescilinin kötü niyetli olduğunu kabul etmek için yeterli değilse de; dava konusu markada yer alan "..." ibaresinin tertip tarzının davacının 2017/38806 sayılı markasında yer alan "..." ibaresi ile birebir aynı olduğu, dosya kapsamında yer alan ve davalı tarafça inkar edilmeyen "..." ibareli davalı kullanımlarında, davacının markalarının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin ön plana çıkarıldığı, ayrıca bu kullanımlarda "..." ibaresinin tertip tarzının aynen davacının 2014/02676 sayılı markasında yer alan "..." ibaresi ile birebir aynı olduğu, tarafların aynı sektörde faaliyete bulunduğu hususları gözetildiğinde davacının markasından haberdar olduğu kanaatine varılan davalının hak sahibi olmadığını bildiği ibareyi tescil ettirmek için yaptığı başvurusunun kötü niyetli olduğu anlaşıldığından, dava konusu markanın SMK'nın 6/9 maddesi uyarınca da hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir. Her ne kadar davalı taraf "..." ibaresinin önceki tarihli tescilli "..." ibareli markasının ve 2006 yılından beri kullandığı aynı ibareli ticrate unvanının harflerinden oluşturulduğu, anılan ibarenin kısaltması olduğu savunulmuş ve mahkemece alınan bilirkişi raporunda da, davalının dava konusu markayı hak sahibi olduğu “...” şeklindeki tanıtma vasıtasının kısaltılmışı olması nedeniyle tercih ettiği yönündeki gerekçesinin, hayatın olağan akışına aykırı düşmediği sonucuna varılmışsa da, dava konusu markada yer alan "..." ibaresinin açılımının davalının önceki "..." ibareli markasını ve ticaret unvanını karşılayacağı yönünde tüketici kitlesine mesaj veren hiçbir ibarenin dava konusu marka görselinde yer almadığı, dolayısıyla ilgili tüketici kitlesinin, “...” harflerini gördüğünde, bunu anlamsız bir harf bütünü olarak algılayacağı gözetildiğinde, davalının anılan savunmasına ve bilirkişi raporundaki bahsi geçen tespitlere itibar edilmemiştir. Esasen kötü niyetli başvuru durumu mal ve hizmetlerle ilgili olmayıp, markanın tamamı ile ilgili olabileceğinden, kötü niyetli başvuru iddiası ile açılan davada, marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığı kanaatine varıldığında, kötü niyet tescilin tamamını kapsar ve bölünemez (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.953). Bu nedenle dava konusu markanın bütün sınıflar yönünden hükümsüzlüğü gerektiği kanaatine varılmıştır. Davacının markaya tecavüz ve haksız rekabet iddiası yönünden istinaf itirazlarının incelenmesine gelince, dosya kapsamına sunulan delillerden, davalının dava konusu "..." ibareli kullanımlarının davacının mesnet markalarının kapsamında da yer alan "kask" mallarında ve bu malların satışı hizmetlerinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere davacının mesnet markaları ile dava konusu kullanımı oluşturan "..." ibaresi SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerdir. Esasen bu hususular mahkemenin de kabulünde olup mahkemece dava konusu kullanımların 2018/43803 sayılı tescilli markasına dayalı olduğu, SMK'nın 7/1 maddesine göre tescilli markanın kullanımının markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturmayacağı gerekçesiyle markaya tecavüz ve haksız rekabet istemli davanın reddine karar verilmiştir. Ancak 6769 sayılı SMK'nın 155. maddesi uyarınca, marka hakkı sahibinin, kendi hakkından daha önceki başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri sürmesi mümkün olmadığı gibi mahkemece 2018/43808 sayılı markanın dava konusu kullanımların gerçekleştiği mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmekle, hükümsüzlüğün geriye etkili olarak sonuç doğuracağı da gözetildiğinde ilk derece mahkemesinin tescilli markanın kullanımının markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturmayacağı yönündeki gerekçesi de yerinde görülmemiş, davacı vekilinin bu yöne ilişen istinaf itirazları da yerinde görülmüştür. Sonuç olarak, yukarıda açıklanan nedenlerle, dava konusu markanın SMK'nın 6/1 ve 6/9 maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, dava konusu "..." ibareli kullanımlarının davacının mesnet markalarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış , HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/03/2023 gün ve 2022/36 Esas - 2023/79 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA, 3-Davanın KABULÜ ile, dava konusu 2018/43803 sayılı ve " ... ..." ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜ ile SİCİLDEN TERKİNİNE, 4-Davalının dava konusu "..." ibareli kullanımlarının markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, markaya tecavzün men'i ile ref'ine, 5-Dava konusu kullanımların yer aldığı ürünler ile her türlü tanıtım vasıtasında el konulmasına, el konulan ürünler üzerindeki "..." ibarelerinin silinmesine, silinmesinin mümkün olmması halinde ürünlerin imhasına, 6- Davalıya ait "....com" alan adlı web sitesinde yer alan "..." ibareli kullanımların kaldırılmasına, 7-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 8-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca belirlenen 55.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 9-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.400,00-TL bilirkişi ücreti, 372,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 177,00-TL tebligat ve posta gideri, 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 3.687,50-TL'ye, 80,70-TL başvurma harcı, 80,70-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 3.848,90-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 11-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 12-Davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya iadesine, 13-Davalıdan Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 14-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 19/12/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/01/2026 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...