İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/11/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 19/11/2025 Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2021/649 Esas 2025/306 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan sözleşme uyarınca satıcı konumunda olan davacının, alıcı davalıya ... …
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2025/1839 KARAR NO: 2025/2080 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 08/04/2025 NUMARASI: 2021/649Esas - 2025/306Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 19/11/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 19/11/2025 Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2021/649 Esas 2025/306 Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan sözleşme uyarınca satıcı konumunda olan davacının, alıcı davalıya ... Projesinde kullanılmak üzere muhtelif ebatlarda bazalt taş malzemelerinin teminini sağlama edimini üstlendiğini ve alıcı davalının da buna karşılık satım sözleşme bedelini tam ve eksiksiz ödemeyi kabul ettiğini, sözleşme gereği gerçekleşen birçok ticari alışverişin sonucunda davacı şirketin söz konusu satımdan doğan yükümlülüğünü yerine getirdiğini, satım konusu doğal taşları teslim ettiğini ve usulüne uygun düzenlediğini, faturaları davalıya göndererek bedelinin ödenmesini talep ettiğini, davalının satım konusu ürünleri usulünce teslim alarak uhdesine geçirdiğini, faturalara, bedellerine ve ürünlere karşı herhangi bir itirazı bulunmadığını, faturaların miktarına göre yapılan ödeme düşüldüğünde davacının 182.338,89 TL cari hesap bakiyesi alacağının kaldığını, söz konusu alacağın 138.782,42 TL'lik bakiyesinin borçlu tarafından icra dosyasına ödenmişse de kalan 43.556,47 TL bakiyenin ödenmeyerek itiraz edildiğini ve takibin bu bakiye yönünden haksız şekilde durdurulduğunu belirterek itirazın iptaline karar verilmesini, haksız ve kötü niyetli itiraz sebebi ile davalının takip konusu alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında 10.02.2021 tarihinde "... Projesi’nde Kullanılmak Üzere Muhtelif Ebatlarda Bazalt Taş Malzemelerinin Temini" konusunda ticari satım sözleşmesi düzenlendiğini, davacının emtianın üretimini ve davalının şantiye alanına teslimini taahhüt ettiğini, davalının da satın aldığı emtia karşılığından bedel ödemeyi taahhüt ettiğini, fakat davacı tarafından muhtelif tarihlerde teslim edilen emtiaların ayıplı olarak teslim edildiğini, teslimat sonrasında davalı tarafından kontrollerde fark edilen işbu ayıpların, davacıya e-mail ile bildirildiğini ayıplı ürünlerin şantiye alanından alınmasını ve ayıpsız ürünlerin gönderilmesi talep edildiğini, aksi takdirde işin süresi içerisinde proje sahibine karşı yetiştirilemeyeceği ve ürünler başka firmalardan davacı ...nam ve hesabına temin edileceğinin bildirildiğini, davacının dürüstlük ve iyi niyet kuralları göz ardı edilerek davalının defaatle yaptığı ayıp bildirimlerinin ve iade taleplerinin dikkate alınmadığını, ne ayıpsız emtia gönderildiğini ne de ayıplı emtia şantiye alanından alındığını, bunlara ek olarak, davacının haksız bedel talebiyle sevkiyatları da durdurduğunu, davacının kötü niyetli yaklaşımları sonucu ise davalının proje sahibine karşı taahhütlerini zamanında yerine getirmek amacıyla başka bir firmadan ürünleri temin ettiğini, gecikme nedeniyle zarara uğradığını, davacının davalı aleyhine Kayseri Genel İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyasında haksız ve hukuka aykırı olarak icra takibi başlattığını, davalının 31.08.2021 tarihli kısmi borca itiraz talebiyle takibin 43.556,47 TL bakiye yönünden durmasına karar verildiğini, işbu ayıplı emtialar nedeniyle, davalı tarafından iade faturası düzenlendiğini ve şantiye alanından alınması talep edildiğini ancak ayıplı emtiaların iadesinde şantiye alanından alınması taahhüdünün yerine getirilmediğini, bu nedenle, davacının "emtiaların iade edilmediği" iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddine ve davacının davasının açıkça haksız ve hukuka aykırı olması sebebi ile davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesin, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;" Tüm Dosya Kapsamı Değerlendirildiğinde: Davalının cevap dilekçesinde ayıp iddiasında bulunduğu , tarafların her ikisinin de tacir sıfatı bulunduğundan ticari mallardaki ayıp iddiasının TTK md.23 hükmünce belirlenen süre ve usulde ileri sürülmesinin zorunlu olduğu, davalının muayene ve ihbar yükümlülüğüne göre süresinde ve usulüne uygun şekilde 03/07/2021 tarihinde 02/07/2021 teslim tarihinden hemen sonra ayıp ihbarında bulunduğu , taraflar arasındaki sözleşme kapsamında ürünlerin alıcıya tam, eksiksiz ve ayıpsız bir şekilde teslimi gerekmek olup teslimin eksiksiz ve ayıpsız şekilde yapıldığını ispat külfetinin Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. (TMK m. 6) İleri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. (HMK m.190) maddeleri gereğince davacıya ait olduğu, davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı görülmekle davalı tarafa yemin teklif edip etmeyeceklerini bildirmesi, yemin teklif edeceklerse yemin metnini sunmak üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş, davacı vekilinin 02/01/2025 tarihli dilekçe ile yemin metni sunduğu görülmüş, Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/9 Talimat sayılı dosyasında davalı şirket yetkilisi "10.02.2021 tarihinde ...'ten satın aldığımız taşları eksiksiz şekilde şantiyeden teslim aldık. Bazalt taşları kullanılamaz şekilde ayıplıydı. Yakın tarihlerde başka hiçbir firmadan taş satın almadık. ...’e ait taşları, diğer firmalardan aldığımız taşlar ile karıştırmadık, namusum, şerefim ve kutsal saydığım tüm inanç ve değerler üzerine yemin ederim.'' şeklinde yemin eda etmiş ve davanın reddine karar vermek gerekmiş.." gerekçesiyle Davanın REDDİNE, karar verilmiştir. İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Hükme esas alınan ve davalı yanca, deli olarak dosyaya sunulan belgeyi kesin süreye rağmen dosyaya ibraz etmediğini, davalı tarafça dosyaya sunulan ve delil olarak kullanılmak istenen 'sözleşme eki özel şartlar' başlıklı belge imzasız olduğunu, uzun yıllardır bu sektörde faaliyet gösteren müvekkil şirketin mantığa aykırı olan böyle bir sözleşmeye imza atması da söz konusu dahi olmadığını, davalı tarafça sunulan sözleşmeye itirazlar değerlendirilmediğini, nitekim bahsi geçen sözleşme bizzat davalı tarafça dosyaya sunulduğunu, HMK Madde 190 gereğince sözleşmeye dayanan davalı tarafın sözleşmenin geçerli olduğunu ispat etmesi gerektiğini, belge üzerindeki imza müvekkil firmaya ait değildir beyanımıza rağmen sözleşme taraflar arasında imzalanmış gibi değerlendirilerek hükme esas alındığını, sözleşme eki özel şartlar başlıklı belge imzasız olduğunu, davalı tarafın cevap dilekçesinde imzasız olarak sunduğu "Sözleşme Eki Şartlar" diye bir sözleşme veya sözleşmeye ek bir düzenleme bulunmadığını, müvekkilin bu sözleşmeden haberi dahi yoktur. 'sözleşme' olarak dosyaya sunulan belgede yer alan imza müvekkile ait olmadığını, dolayısıyla imzalanmamış sözleşmeye dayalı hazırlanan raporun hatalı olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini, yerel mahkeme tarafından bu itirazları dikkate alınmadığını, sözleşme hukuka aykırı bir şekilde hükme esas alındığını, TBK ayıplı ifa hükümleri dikkate alınması gerektiğini, dava konusu alım-satım ilişkisinin şekli bir şartı bulunmadığını, dava dilekçesinde de bahsettiği üzere davalı şirket ile taş alımı ve karşılığında bedel ödenmesi yönünde anlaşmaya varıldığını, müvekkil üzerine düşen edimleri eksiksiz şekilde yerine getirdiğini, ürünlere yönelik faturalar kesildiğini, davalı tarafın işbu faturalara yasal süre içerisinde itirazları olmadığını, daha sonra bir kısım ürünlerin ayıplı olduğu iddiası ile iade faturası kesildiğini, ürünlerin ayıplı olduğuna yönelik ispat yükü davalı taraf üzerinde olduğunu, ayıplı ifanın söz konusu olması halinde ise TBK Ayıplı İfa hükümlerine uygun hareket edilmesi gerektiğini, davalı taraf, ürünleri müvekkil şirketten teslim aldığını, kabul manasına gelmemekle fabrikadan teslim şeklinde alınan ürünler ayıplı olsa bile muayene külfeti teslim anında doğduğundan dolayı davalı tarafından kırık ya da renginin farklı olduğu iddia edilen ürünlerin basit bir göz muayenesi ile anlaşılacak ayıplarından kaynaklı olarak ürünleri almaması gerektiğini, dava konusu taşların ayıplı olması durumu, kullanmakla ortaya çıkacak bir şey olmadığını, taşların ayıplı olması basit bir göz muayenesi ile ilk anda anlaşılabilecek nitelikte olduğunu, fabrikadan teslim alınan ürünlerin daha sonra ayıplı olduğu iddiası ile ödeme yapmaktan kaçınılması haksız menfaat çabasından başka bir şey olmadığını, davalı taraf, yalnızca borçtan kurtulmak amacıyla müvekkile iade faturası düzenlediğini, bu davranış, dürüstlük kuralına açıkça aykırı olduğunu, öte yandan, bahse konu üründe herhangi bir ayıp bulunmadığını, bazalt taşı, doğal yapısı gereği homojen olmayan, farklı mineral yoğunluklarına ve kristal yapılara sahip bir volkanik kayaç olup, işlenme sürecinde çeşitli fiziksel değişimlere uğrayabilen bir malzeme olduğunu, ayıp değerlendirmesi yapılan taşların müvekkil firmaya ait olduğu belli olmadığını, açıklanan hususlardan ari olarak keşif mahallinde tespiti yapılan ve ayıplı bulunan ürünlerin müvekkil şirkete aidiyeti hususu açıklığa kavuşturulamadığını, üstelik davalı taraf cevap dilekçesinde de farklı birçok firmadan bu nitelikte ürünler aldığını belirttiğini, buna rağmen keşif mahallinde incelenen ayıplı ürünlerin müvekkil şirkete ait olduğuna ilişkin hiçbir sorgulama yapılmadığını, taşların müvekkilden alınan taşlar olduğuna dair bir emare, somut bir gösterge davalı tarafından sunulmadığı gibi; bilirkişi tarafından da taşların müvekkil şirkete aidiyeti sorgulanmadan doğrudan tarafımıza ait ayıplı ürünlermiş gibi değerlendirme yapıldığını, davalı taraf, delil olarak dayandıkları ve kendileri tarafından ıslak imzasız şekilde dosyaya sunulan sözleşmenin aslını kesin süreye rağmen ibraz etmediğini, imza incelemesi yapılması mümkün olmayacağını ancak mahkeme tarafından hükme esas alınarak ayıp ihbarının geçerli olduğu şeklinde hüküm kurulduğunu, olmayan belgeyle kurulan hüküm hukuka aykırı olduğunu, açıklanan nedenlerle, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/649 Esas – 2025/306 Karar sayılı ve lehimize aykırı olarak tesis edilen kararının kaldırılmasına, müvekkil şirketin teslim ettiği ürünlerde ayıp bulunmadığı ve iade faturasının dürüstlük kuralına aykırı şekilde düzenlendiği hususları dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ; Müvekkilin davadaki haklılığı kesin delil olan yemin delili ile ispatlandığını, huzurdaki dava dosyasının 17/12/2024 tarihli duruşmasında davacıya, müvekkile yemin teklif etmesi için süre verildiğini, davacı taraf, 02/01/2025 tarihli dilekçesiyle yemin teklifinde bulunduğunu, müvekkil şirket yetkilileri, Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/9 Talimat no.lu dosyadan yapılan 21/02/2025 günlü duruşmada yemini eda ettiğini, müvekkil şirket yetkilileri "10.02.2021 tarihinde ...'ten satın aldığımız taşları eksiksiz şekilde şantiyeden teslim aldık. Bazalt taşları kullanılamaz şekilde ayıplıydı. Yakın tarihlerde başka hiçbir firmadan taş satın almadık. ...’e ait taşları, diğer firmalardan aldığımız taşlar ile karıştırmadık, namusum, şerefim ve kutsal saydığım tüm inanç ve değerler üzerine yemin ederim." diyerek yemin ettiğini, davadaki haklılığı kesin olarak kanıtlanmış olup davacının istinaf nedenlerinin incelenmesine dahi gerek olmadığını, davacı taraf, davaya hiçbir etkisi olmamasına rağmen, kendi davasının dayanağı olan sözleşmedeki imzayı reddettiğini, davacı, dosyaya sunulmuş olan sözleşmedeki ve ek protokoldeki imzasını inkar ettiğini, davacı, sözleşmede müvekkilin beğenmediği taşları iade etme hakkının olduğunu ancak sözleşmeyi kabul etmediğini iddia ettiğini, davadaki savunmanın zaten taşların beğenilmemesi nedeniyle iade edilmesine ilişkin olmadığını, taşların iade nedeni, taşların açıkça ayıplı olmasından kaynaklandığını, ayıplı malların iadesi için sözleşmede özel hüküm olmasına zaten gerek bulunmadığını, bu nedenle davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi inkar etmesinin davaya hiçbir etkisi olmadığını, müvekkil, davacının iddiasının aksine, davacıyla olan ticari ilişkisiyle aynı dönem içerisinde başka firmalardan taş alımı yapmadığını, davacı, müvekkilin aynı dönemde başka firmalardan da aynı çeşit taş aldığını, ayıplı olan taşların bu diğer firmaların taşları olduğunu iddia ettiğini, diğer firmalardan alınan taşlar, davacıdan alınan taşların ayıplı çıkmasından ve davacının da ayıpsız taşları göndermeyi reddetmesinden sonraki tarihli olduğunu, davacıdan taş alımı yapılabilen dönemde başka firmadan taş alımı yapılmasının mantıklı ve makul bir gerekçesi de olmadığını, davacının iddia ettiğinin aksine, teslim alınan taşlar, fabrika'da değil şantiye'de teslim alındığını, davacı, taşların fabrikada görülerek müvekkil tarafından teslim alındığını iddia ettiğini, davacı bu yolla taşların yerinde görülerek ve ayıp yönünden incelemesi yapılarak teslim alındığı sonucuna varmak istediğini, davacının bu iddiasının hiçbir geçerliliği olmadığını, taşlar müvekkile şantiyede teslim edildiğini, müvekkil de taşların kontrolünü şantiyede yaparak ayıp ihbarında bulunduğunu, arz ve izah edilenlerle sayın mahkemece re'sen nazara alınacak öteki gerekçelerle; davacının haksız istinaf başvurusunun reddine, karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Dava, tarafları arasındaki satım sözleşmesi gereği davacı satıcının faturadan kaynaklı bakiye alacağının tahsili amacıyla davalı alıcı aleyhine başlattığı takibe vaki itirazın iptalidir. Davanın dayandığı temel ilişki, satış sözleşmesidir. Mahkemece davalı ayıp savunmasını ispat ettiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, c. Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 25/I hükmü de uygulanacaktır. Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. Maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/1.c maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. ” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1.c maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227 ve 228. maddelerinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir. Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir. Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1). Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. (Yargıtay H.G.K 2017/19-1633 Esas, 2017/1633 Karar) Kural olarak satış sözleşmeleri satışa konu malın teslim edildiği hususunda ispat külfeti davacı tarafa düşmektedir. Davacı taraf alacağın dayanağı olan satışa konu malı teslimi hususunu usulünce ispat etmelidir. Dava konusu somut uyuşmazlıkta davalı taraf davacı tarafın faturaya konu malların anlaşılan nitelikte teslim edilmediğini savunması karşısında ispat yükü yer değiştirmiş olup gerçekte anılan bu hususun davalı tarafça usulünce ispat edilmesi, süresinde ayıplı mal teslimi hususunda ihbarda bulunup bulunulmadığı, savunmanın bu yönüyle ispatlanması gerekmektedir. Davalı kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davacıya bildirimde bulunduğunu, ayıp ihbarının yapıldığını ispat yükü altında olmakla, süresinde bir ayıp ihbarının bulunup bulunmadığı üzerinde durulmalıdır. Taraflar arasında satım akdine dayalı ilişki olduğu, davalının fatura borcunun ödememesinin ayıplı ifadan kaynaklandığına dair iddiasını TTK gereği süresi içinde ihbarda bulunup bulunmadığı, ayıbın niteliği de nazara alınarak değerlendirilmelidir. Tüm bunlar neticesinde davalının satın aldığı kısım kısım gelen bazalt taşa dair davacıya mail yoluyla ihbarda bulunduğu, 13.08.2021 tarihinde davacı adına iade faturası düzenlediği, bilirkişi heyeti tarafından satıma konu bazalt taşlar üzerinde yapılan inceleme sonucu hazırlanan heyet raporunda ürünlerdeki çizik, kırık, renk farklılığı, yüzeyde gözenekler, çatlaklar, bıçak kesim hataları olduğu, bunun taşıma ile ilgisinin olmadığı, ürünün ayıplı olduğunu bildirilmesi ve davacı tarafından ayıplı olan ürünlerin davacıdan satın alınan ürünler olduğuna dair teklif edilen yeminin davalı tarafça eda edilmesi sonrasında davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın yukarıda yazılı söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurularının esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2021/649 Esas 2025/306 Karar sayılı kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacının istinaf başvurusunun HMK. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı taraftan peşin olarak alındığından harçla ilgili yeniden karar verilmesine yer olmadığına, Davacı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına , HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-a bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. 19/11/2025