7. Hukuk Dairesi 2013/12633 E. , 2013/14239 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi süresi içinde davacı vekili tarafından istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 10.09.2013 günü belirlenen saatte temyiz eden davacı ... ... San. ve Tic.A.Ş. vekili Av.... geldi, karşı taraftan gelen olmadı. Gelenin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafın sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyada
**7. Hukuk Dairesi 2013/12633 E. , 2013/14239 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi süresi içinde davacı vekili tarafından istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 10.09.2013 günü belirlenen saatte temyiz eden davacı ... ... San. ve Tic.A.Ş. vekili Av.... geldi, karşı taraftan gelen olmadı. Gelenin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafın sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, davalının rekabet yasağına aykırı davranarak taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin (h) ve (i) maddelerini birlikte ihlal ettiğini belirterek anılan sözleşme hükümleri gereği cezai şart alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili, davacının rekabet yasağına aykırı davranışta bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dosyadaki belgelere göre iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmediği nazara alındığında iş sözleşmesindeki cezai şartın uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlık iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. İş sözleşmesinin doğası gereği akdin devamı müddetince işçi yanında çalıştığı işveren ile rekabet yapamaz. İşçi tarafından işverenle rekabet etme anlamı taşıyabilecek davranışlarda bulunması 4857 sayılı Kanun'un 25. maddesine göre sakakat borcunun ihlali olarak değerlendirilir. İşçinin sadakat borcu iş sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğar, sözleşmenin sona ermesine kadar devam eder ve iş sözleşmesinde sadakat yükümlülüğü ile ilgili herhangi bir hüküm yer almasına da gerek yoktur. Akdin devamı sırasında anılan şekilde işçinin işverenle rekabeti anlamına gelebilecek bir başka anlatımla sadakat borcuna aykırılık teşkil edebilecek davranışlarına bağlı olarak açılacak tüm davaların 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesine göre İş Mahkemesinde görülmesi gerekeceğinde şüphe yoktur. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 10. babı içerisinde rekabet yasağına dair maddeler bulunmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 348. maddesinde yeralan düzenlemede "...akdin hitamından sonra..." kelimelerine yer verilmiş bulunmaktadır (paralel mahiyetteki düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 444. maddesi "...sözleşmenin sona ermesinden sonra..." kelimeleri). Anılan bu madde ile akdin sonlanmış olmasına vurgu yapılmakla iş sözleşmesinin bitiminden sonra yapılmaması gereken hususlar hakkında düzenleme getirildiği sonucuna varmak gerekir. İşçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonra işveren ile rekabet etmeyeceğine dair rekabet etmeme borcu sadakat borcunun aksine her iş sözleşmesi açısından söz konusu değildir. İşçi bakımından böyle bir yükümlülükten bahsedilebilmesi için iş ilişkisi devam ederken işçi ve işveren arasında iş sözleşmesinden ayrı bir rekabet yasağı sözleşmesi imzalanması ya da iş sözleşmesine rekabet yasağına dair bir hükmün konulması gereklidir. Bahsedilen şekilde ortaya çıkacak olan Borçlar Kanunununda düzenlenmiş rekabet etmeme borcu ise sadakat borcunun aksine iş sözleşmesinin bitiminden sonra doğacak bir borç niteliği taşır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-3. maddesine göre 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 348. maddesinden kaynaklanan davalar mutlak ticari dava olarak sayılmıştır. Mutlak ticari davaların ise Ticaret Mahkemelerince incelenip karara bağlanması gerekir. Dosya kapsamına göre taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 7. maddesinin (h) ve (i) bentlerinde cezai şarta dair düzenlemeler konulmuştur. Sözleşmenin 7/h maddesinde işçinin işten ayrıldıktan sonra 3 yıllık süre içerisinde işverenle aynı vasıfta bir iş ile iştigal eden işveren yanında çalışamayacağı, kendi adına bu vasıfta iş yapamayacağı aksi halde 10.000 USD tutarında cezai şart ödemesi gerekeceği, sözleşmenin 7/i maddesinde ise işçinin imalat ve müşteri portföyüne dair bilgi aktarımının yasak olduğu bu eylemlerin akit devam ederken yapılması halinde akdin derhal feshedileceği ve işçinin 10.000 USD tutarında cezai şart ödemesi sonucunu doğuracağı, bu olayların akdin feshinden sonra gerçekleştirilmesi halinde ise yine işçinin 10.000 USD tutarında cezai şart ödenmesi gerekeceği belirtilmiştir. Cezai şarta dair bu düzenlemelerden 7/h maddesindeki düzenleme kuşkuya yer bırakmayacak şekilde hükümleri itibariyle iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen nitelik taşımaktadır. 7/i maddesinde ise eylemlerin akit devam ederken vuku bulması ve akdin sona ermesinden sonra bu eylemlerin gerçekleşmesine göre ikili bir ayrıma gidilmiştir. Dosya içerisindeki işten ayrılma bildirgesinde davacı işveren tarafından davalı işçinin İş Kanunu'nun 17. maddesine göre çıkışının bildirildiği anlaşılmaktadır. Şu hale göre bu bildirim çıkış sebebi itibariyle davacı işvereni bağlayıcı bir nitelik taşımaktadır. İşverence haklı nedenle akit feshedilmemekle ancak İş Sözleşmesi'nin 7/i maddesinin işçinin madde kapsamında düzenlenen akdin sona ermesinden sonraki eylemlerine dayanarak cezai şart talep etmesi mümkündür ki bu durumda da sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına aykırılığa dayanıldığı kabul edilmelidir. Yukarıda yapılan değerlendirmeler ve yasal düzenlemeler karşısında; işverence dayanılan iş sözleşmesinin cezai şarta dair maddelerinin Borçlar Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerekir ki Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-3. maddesi gereği bu sözleşmeden doğacak davalar mutlak ticari davadır. Mutlak ticari davalar ise Ticaret Mahkemelerinin görevi kapsamında kalır.(Benzer mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.2.2012 tarih ve 2011/11-781 E. - 2012/109 K. sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.2.2013 tarih ve 2012/9-854 E. - 2013/292 K. sayılı kararları) Tüm bu tespitler karşısında mahkemece davaya bakmaya İş Mahkemesi değil Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup bu husus re'sen nazara alınmalı ve karar bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davacı taraf yararına takdir olunan 990,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bozma nedenine göre davacının işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 10.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.