T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1672 - 2025/2163 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1672 KARAR NO : 2025/2163 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 04/10/2022 NUMARASI : 2021/97 E. - 2022/294 K. DAVANIN KONUSU :YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Hakla…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1672 - 2025/2163 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1672 KARAR NO : 2025/2163 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 04/10/2022 NUMARASI : 2021/97 E. - 2022/294 K. DAVANIN KONUSU :YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04/10/2022 Tarih ve 2021/97 Esas - 2022/294 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, davalı Şirketin 2020/39107 sayılı "..." ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkilince adına tescilli "..." ibareli markalara dayalı olarak bu başvuruya yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, "..." ibaresinin ilgili sektörde müvekkili tarafından uzun yıllardır kullanıldığını, "..." markasını tanıtan ve tüketiciler zihninde bu şekilde bir yer edinen müvekkili Şirketin, anılan ibare ile özdeşleştiğini ve ibareye kullanmak suretiyle ayırt edicilik kazandırdığını, T/03067 numarası ile tanınmış marka tescili olduğunu, "..." ibaresini, ticaret unvanında da çok uzun yıllardır kullandığını, özellikle gıda sektöründe tanınmışlığa sahip olduğunu, "..." ibareli birçok markasının bulunduğunu, müvekkilinin "..." markası üzerinde üstün ve öncelik hakkının olduğunu, müvekkili markaları ile davalı markasının aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer bulunduğunu, marka başvurusunun başına eklenen "..." ibaresinin, başvuruya hiçbir ayırt edicilik kazandırmadığını, müvekkilinin markaları ile tescil sınıflarının da aynı olduğunu, başvurunun, tüketicilerce müvekkili markalarının bir alt veya yan markası olarak algılanacağını, davalı Şirketin haksız yararlanmasına yol açılacağını, başvurunun tescilinin, haksız rekabete sebebiyet vereceğini, davalı markasının iltibas yaratacak ve halkı yanıltacak mahiyette olduğunu, başvurunun kötü niyetli yapıldığını ileri sürerek, YİDK’in 2021-M-1186 sayılı kararının iptaline ve 2020/39107 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket, davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı adına tescilli markalar ile davalının "..." ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı, taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı, iltibas tehlikesinin bulunmaması halinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin (5) numaralı fıkrasının uygulama alanı bulmayacağı, dosya kapsamındaki deliller ile SMK’nın 6/3. şartlarının sağlandığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dava konusu başvuru kapsamındaki malların, müvekkili markalarının kapsamlarındaki mallarla benzerliği koşulunun sağlandığını, müvekkilinin "..." ibareli markalarının tanınmış marka olduğu da dikkate alındığında, SMK'nın 6/1 maddesinde öngörülen koşulların somut olayda gerçekleştiğini, taraf marka işaretlerinin görsel, işitsel, kavramsal ve genel izlenim itibariyle benzer olduğunu, aksi yöndeki mahkeme kararının yerinde bulunmadığını, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan benzerlik karşılaştırmasının hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, bu rapora itirazlarının karşılanmadığını, mahkemece hatalı değerlendirme ile kanaat bildirdiği sabit bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulduğunu, oysa benzerlik değerlendirmesinde, mahkemenin bilirkişi raporu ile bağlı olmadığını, taraf markalarında baskın/ortak unsurun "..." ibaresi olduğunu, davalı marka başvurusunun "..." kelimesinden türetildiğini, bu nedenle "..." ibareli başvuru ile müvekkilinin tanınmış "..." ibareli seri markaları arasında görsel, işitsel ve de genel intiba bakımından ayniyet derecesinde benzerlik olduğunu, taraf markalarının aynı ürünlerde kullanılacak olması halinde tüketicinin ilk bakışta daha evvelden bildiği, aşina olduğu markayı görsel olarak algılayacağını, karar verme sürecinin her zaman uzun bir zamana tekabül etmeyeceği düşünüldüğünde, tanıdığı ve güvendiği marka olduğu zannıyla hızlı karar verebileceğini, bir kısım tüketicinin aradaki küçük farklılıkları fark etmesi ihtimali olsa dahi aynı işletmenin ürünleri olabileceği yönünde bağlantı ve ilişki kurabileceğini, dosya kapsamında mevcut delillerle müvekkilinin "..." markasının tanınmış marka olduğunun sabit bulunduğunu, bu yönden de yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, davalının marka başvurusunun SMK'nın 6/9 maddesi kapsamında kötü niyetli bulunduğunu, bu yönden de davalı tescil başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkemece SMK'nın 6/3 maddesi şartlarının sağlanmadığı belirtilmiş ise de bu kanaatin gerekçesinin kararda açıklanmadığını, yine SMK'nın 6/6 maddesine dayalı iddiaları yönünden mahkeme kararında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, zira başvuruda yer alan "..." ibaresinin öne çıkarılmadığı ve bir bütün olarak "..." ibaresine yer verildiği, kelimelerin hecelerine bölünerek iltibas değerlendirmesi de yapılamayacağı, marka işaretleri arasında benzerlik görülmediğinden, SMK'nın 6/3 ve 6/5 maddeleri koşullarının da somut olayda gerçekleşmediği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak davacı tarafça, diğer iddiaların yanında dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu ve davacının ticaret unvanı nedeniyle de başvurunun tescilinin mümkün olmadığı ileri sürülmüş olup, bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılmamıştır. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötü niyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, yukarıda açıklandığı üzere, dava konusu başvuru ile davacı adına tescilli markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı gibi esasen benzer marka başvurusunda bulunmak da, tek başına kötü niyetin varlığını kabul için yeterli değildir. Dosya kapsamına, taraf markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı, bunun dışında dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunun ispatına dair bir delil sunulmadığı da gözetildiğinde, Dairemizce dava konusu marka tescil başvurusunun kötü niyetli olmadığı kanaatine varılmış, davacının bu yöndeki iddiası yerinde görülmemiştir. Her ne kadar davacı tarafça SMK'nın 6/6 maddesi kapsamında ticaret unvanına dayanılmış ise de yukarıda açıklanan nedenlerle davacının ticaret unvanının çekirdek kısmını oluşturan "..." ibaresi ile dava konusu başvuru arasında benzerlik bulunmadığından, anılan madde koşullarının somut olayda bulunmadığı sonucuna ulaşılmış, bu yöne ilişkin davacı iddiaları da yerinde bulunmamıştır. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine ilişkin olarak yerinde görülmekle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının, HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 04/10/2022 gün ve 2021/97 Esas - 2022/294 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin harç olarak alınan 59,30-TL harçtan mahsubu ile bakiye 556,10-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinafa gelen davacı aleyhine karar verilemeyeceğinden, ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 15.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine, 6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 20/11/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/11/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.