11. Hukuk Dairesi 2010/16172 E. , 2012/6287 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15/07/2010 tarih ve 2008/683-2010/637 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları
**11. Hukuk Dairesi 2010/16172 E. , 2012/6287 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15/07/2010 tarih ve 2008/683-2010/637 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkiline ait arazinin davalıya sigortalı olduğunu, yangın sonucu hasar meydana geldiğini, zarar miktarının ödenmediğini, yerin sulu arazi vasfında olduğunu ileri sürerek, 20.085 TL'nın 09.06.2008 tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının arazisininde kuru tarım yapıldığını, verim miktarını düşük olduğunu, hasar miktarının 2.821,72 TL olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, olayın oluşuna uygun bilirkişi raporuna göre hasar miktarının 2.821,72 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, Tarsim Devlet Destekli Bitkisel Ürün Sigortaları Poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, 21.06.2005 tarih ve 25852 sayılı Resmi Gazete ile yayınlanarak yürürlüğe giren 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu ile üreticilerin bu kanunda belirtilen riskler nedeniyle uğrayacağı zararların tazmin edilmesi amacıyla tarım sigortaları uygulamasına geçilmiştir. Hangi risklerin teminat altına alınacağı anılan Kanun'un 12. maddesinde açıklanmıştır. Tarım sigortaları, Devlet desteğini zorunlu kılan çok yüksek riskli sigortalar olduğundan, ülkemiz koşulları itibariyle serbest piyasa şartlarında yapılmaları şu an itibariyle mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle tarım sigortalarının yapılabilmesi için kanun koyucu özel bir yapıya ihtiyaç duymuş, ‘Tarım Sigortaları Havuzu’ kurumunu oluşturmuştur. Bu yapının amacı 5363 sayılı Kanun'un 4. maddesinde etraflıca açıklanmış, devamı maddelerinde nasıl çalışacağı, görevleri ve hangi yetkilere sahip olacağı düzenlenmiştir. Kanun'un tamamı değerlendirildiğinde tarım sigortaları ile ilgili sistem, normal sigortalardan oldukça farklılıklar arz etmektedir. Özellikle yapılan tarım sigortaları karşılığında sigorta şirketi tarafından sigorta ettirenlerden tahsil edilen primlerin tamamı Tarım Sigortaları Havuzu'na aktarılmaktadır. Sigorta şirketlerinin tahsil edip de aktarmadığı primler bakımından havuzun primlerin aktarılması talebi, ‘kamu alacağı’ niteliğinde kabul edilmiş, kamu alacaklarının tahsilini düzenleyen kanun hükümlerine tabi kılınmıştır. Tarım sigortaları düzenlemesinin asıl amacı, üreticilerin zararlarını karşılamak, uzun vadeli gelir istikrarına kavuşmalarını temin etmek, ekonomik ve sosyal bakımından toplumsal katkılar sağlamaktır. Bu yönüyle kamu düzenini ilgilendiren sigorta türü olduğunu söylemek mümkündür. Tarım sigortalarının işleyişinde temel unsur Tarım Sigortaları Havuzudur. 5363 sayılı Kanunu’nun 9. maddesinde bu Havuzun işletilmesine ilişkin iş ve işlemlerin, Havuza katılan ... şirketlerinin eşit oranda pay sahibi olacağı anonim şirket statüsünde kurulacak şirket tarafından yürütüleceği hükme bağlanmıştır. Aynı hükümde tazminat ödemeleri dahil olmak üzere şirketin görevleri sayılmıştır. Anılan Kanun 14. maddesinde de sigorta şirketlerinin, tarım üreticileri ile tarım sigorta sözleşmelerini kendi adlarına akdedecekleri, prim ve risklerin tamamını Havuza devredecekleri ve sözleşmeleri Havuz tarafından belirlenen standart poliçeler üzerinden yapacakları düzenlenmiştir. Bu Kanun çerçevesinde Havuzu işletmek üzere Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi A.Ş. (TARSİM) kurulmuştur. Somut olayda davacı bu havuzun ortağı olduğu anlaşılan davalı Güven Sigorta A.Ş. ile buğday tarlasını kapsayan ‘ Tarım Sigortası Poliçesi’ düzenlemiştir. Bu sigorta poliçesinden dolayı tazminat ödemek yükümlülüğü dava dışı Tarsim A.Ş’ye aittir. Ancak, dava dilekçesinde davalı ‘Güven Sigorta A.Ş.’ olarak gösterilmiştir. Dava dilekçesi içeriğinde de anılan poliçe dolayısıyla tazminat istendiği açıklanmıştır. Bu durum karşısında, tarım sigortalarının niteliği, düzenlenen poliçe, dava dilekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi, usul ekonomisi ve davacının dava etmek istediği tüzel kişiliğin poliçeyi düzenleyen sigorta şirketinin da ortağı bulunduğu havuz işleteni Tarsim A.Ş olduğu, davacının temsilde hata yaptığı kabul edilerek, dava dilekçesinin bu tüzel kişiliğe tebliği ile hasıl olacak sonucu göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2-Ayrıca, dava konusu olayda uyuşmazlık hasar miktarının ne oranda olduğu, davacıya ait arazinin sulanıp sulanmadığı, yani kuru arazi vasfında olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporunda davacıya ait buğday ekili arazide kuru tarım yapıldığı, dekar başına verim miktarının 50 kg olduğu belirlenerek hüküm kurulmuştur. Oysa, dosyada mevcut tespit dosyasında ziraat mühendisi arazinin sulu tarla vasfında olduğunu, kadastro teknisyeni ise düzenlediği krokide tarlanın yakınından akarsuların geçtiğini belirtmiş, yine duruşmada dinlenen davalı tanığı da olay sonrası eksper hizmeti verdiğini, arazinin yanında akar suyun bulunduğunu, ancak suyun az aktığını ifade etmiş, davacı tarafta itirazlarında tarlada sulu tarım yaptığını, üzerinde sulama tesisi bulunduğunu, olay yerinde keşif yapılarak tanıklarının dinlenmesini istemiş, mahkemece olayın üzerinden uzun süre geçtiğinden bahisle keşif talebi reddedilmiştir. Ancak, İl Tarım Müdürlüğü’nün cevabına göre kuru ve sulu arazilerde verim miktarı yönünden ciddi değer farklılıkları olup, davacının tarlasının kuru veya sulu tarıma elverişli olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan gerçek zararın tespit edilmesi mümkün değildir. Bu itibarla mahkemece, dava konusu yerde konusunda uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak, davacı tanıkları dinlenip arazinin kuru veya sulu tarıma elverişli olup olmadığı belirlenerek, gerçek zararın tespit edilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.