Hukuk Genel Kurulu 2021/434 E. , 2022/1597 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "Maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. …
**Hukuk Genel Kurulu 2021/434 E. , 2022/1597 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "Maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...’un davalı ...’a ait işyerinde 2009 yılı Eylül ayından itibaren teknik servis görevlisi olarak çalıştığını, Digitürk kurulumu için 04.12.2009 tarihinde ... Yay isimli arkadaşı ile birlikte görevlendirildiği iki katlı binanın çatısına çıkıp yerleştirdiği çanak anteninin zemin kata attığı kablosunun yüksek gerilim hattına çarpması sonucu çıkan yangın ve meydana gelen patlamada büyük bir alev topunun içinde kalarak yan balkona fırladığını, elinin ve yüzünün yandığını, yirmiyedi gün yoğun bakımda kaldığını, plastik cerrahi ameliyatlar geçirdiğini ancak doktorlar tarafından yara izlerinin kalıcı olduğunun bildirildiğini, iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenin kusurlu olduğunu, bu olay nedeniyle gerek davacının gerekse eşi, anne-babası ve kardeşleri olan diğer davacıların maddi ve manevi olarak zarara uğradıklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı ... için 100TL maddi, 50.000TL manevi, davacılar ..., ... ve ... için 50.000’er TL ve ... ve ... için 30.000’er TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiş; 22.04.2013 harç tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat miktarını 68.413,10TL’ye yükseltmiştir. Davacı ... yönünden 78.587,91TL daha maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınması istemiyle İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesinde açılan ve eldeki dava ile birleştirilen 2017/447 E., 2017/185 K. sayılı davaya konu tutar ile birlikte toplam talep edilen maddi tazminat miktarı 147.001,01TL olmuştur. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; öncelikle davanın zaman aşımına uğradığını, öte yandan manevi tazminatta fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasının mümkün olmadığını, kazanın davacının dikkatsizce attığı kablonun yüksek gerilim hattına takılması sonucu meydana geldiğini, tazminat taleplerinin fahiş olduğunu, ..., ... ... ve ...’un aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığını, tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin asıl işveren olmadığını, bir an için müvekkilinin sorumlu olduğu kabul edilse bile davanın zaman aşımına uğradığını, olayın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davacının kusuru sonucu meydana gelen kazada illiyet bağının kesildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı: 7. İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesinin 28.05.2013 tarihli ve 2013/716 E., 2013/335 K. sayılı kararı ile; bilirkişi kurulu raporunda davacının %30, davalı ...’ın %70 oranında kusurlu oldukları, davalı ...’ın kusursuz olduğu yönünde görüş bildirildiği, davacının geçirdiği iş kazasında %37 oranında malul kalacak şekilde yanarak yaralandığı, hesap bilirkişi raporunun yeterli olduğu, öte yandan kusursuz olduğu tespit edilen davalı ... hakkındaki davanın reddedilmesi gerekmekle birlikte kısa kararda ayrım yapılmadan davanın kabulüne karar verildiği ve kısa kararın değiştirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı ... için 68.413,10TL maddi ve 50.000TL manevi; davacı eş için 20.000TL; davacı anne ve baba için 10.000’er TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, kardeş olan davacılar yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 8. İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 9. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 18.11.2013 tarihli ve 2013/13939 E., 2013/21073 K. sayılı kararı ile; "...Somut olayda, davacı sigortalı işçi; davalı işveren ...'e ait kablolu TV kurulumu ile uğraşan işyerinde servis elemanı olarak çalıştığı sırada, çanak anteni yerleştirmek için iki katlı binanın çatısına çıkmış olup, antenden uzanan kabloları aşağıya bıraktığında, söz konusu kabloların aşağıdan geçmekte olan yüksek gerilim hattına temas etmesi üzerine meydana gelen patlama sonucu sıçrayan alevler ile davacının, vücudunda ve yüzünde kalıcı yanıklar oluşacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır. Söz konusu olayda, davalı işveren ... ile davalı ... arasında davalı ...'ın ihale makamı veyahut üst işveren olarak tanımlandığı bir sözleşme bulunmadığı halde; mahkemece itibar edilen kusur raporunda, böyle bir sözleşme varmış gibi değerlendirme yapılarak, davalı ...'ın ihale makamı olarak kusursuz olduğu belirtilmiştir. Yine somut olayın niteliği itibari ile kusur raporunu düzenleyen bilirkişi heyeti içerisinde işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan elektrik mühendisi bilirkişi bulunmaması ve heyetin üç bilirkişiden oluşmaması da dikkate alındığında; söz konusu kusur raporunun hükme dayanak alınacak nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle, mahkemece yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verilmesi isabetsizdir. Yapılacak iş, davacı sigortalı ...'in iş ve yetkileri ile mesai süreleri de göz önüne alınarak İş Kanunu'nun 77. maddesi ve tüzük hükümleri kapsamında tamamı işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı elektrik mühendisi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetinden yeniden kusur raporu alındıktan sonra, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesinden ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yetersiz bilirkişi raporu dikkate alınarak hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalı işveren ... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır….” gerekçesiyle davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığı belirtilerek karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı: 10. İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesinin 15.10.2014 tarihli ve 2014/73 E., 2014/565 K. sayılı kararı ile bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu; bozma kararı doğrultusunda mahallinde keşif yapılarak bilirkişi kurulundan rapor alındığı, raporda davalı ...’ın kusurlu olmadığı tespit edildiğinden davalı TEAİŞ hakkındaki davanın kusur yokluğu ve ihale makamı olmaması nedeniyle reddi gerektiği gerekçesiyle davacı ... için 68.413,10TL maddi, 50.00TL manevi; davacı eş için 20.000TL, davacı anne ve baba için ayrı ayrı 10.000TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...’dan tahsiline, kardeş olan davacıların açtığı davanın ve davalı ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 11. İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacılar ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 12. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 17.02.2015 tarihli ve 2014/26527 E., 2015/2738 K. sayılı kararı ile; “…Bunun üzerine bozma ilamına uyan mahkeme, 07/05/2014 tarihinde keşif icra etmiş olup, keşif sonrası tamamı işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan üç elektrik mühendisi bilirkişiden oluşturulan heyetçe düzenlenen "tarihsiz" kusur raporunda, davacı sigortalıya %30; davalı işveren ...'e %70 kusur atfedilirken; davalı ... yönünden ise "yüksek gerilim hattının çalışma yapılan binaya yakın olması ile ilgili risklerin kusurlandırılmasının iş hukukunun kapsamı içinde olmadığı, üst işveren ve ihale makamı da olmayan davalı ...'ın olayla ilgisi açısından değerlendirme yapılmayacağı" belirtilerek, davalı ...'ın üçüncü kişi olarak kusur durumunun bozma ilamına rağmen irdelenmediği tespit edilmiş olup, davalı işveren ... vekili ve davacılar vekilinin itirazlarına rağmen mahkemesince başkaca kusur raporu aldırılmaksızın mevcut kusur oranlarına göre hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. İş kazalarında olay, İş Hukuku ve sosyal güvenlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş aktinden ... işçiyi gözetme (koruma) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğudur. İş kazasından ... tazminat davalarının özelliği gereği, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasanını 4 ve devamı maddeleri ile bu kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmelik hükümleri göz önünde tutularak ve özellikle işverenin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2004 gün ve 2004/21-365 E.-369 K.sayılı kararı da aynı yöndedir ) Somut olayda, davacı sigortalı işçi; davalı işveren ...'e ait kablolu TV kurulumu ile uğraşan işyerinde servis elemanı olarak çalıştığı sırada, çanak anteni yerleştirmek için iki katlı binanın çatısına çıkmış olup, antenden uzanan kabloları aşağıya bıraktığında, sözkonusu kabloların aşağıdan geçmekte olan yüksek gerilim hattına temas etmesi üzerine meydana gelen patlama sonucu sıçrayan alevler ile davacının, vücudunda ve yüzünde kalıcı yanıklar oluşacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır. Sözkonusu olayda, ihale makamı veya üst işveren olmayıp, üçüncü kişi durumunda olan davalı ...'nün kusur durumunun irdelenmesi amacıyla, somut olayın niteliği itibari ile tamamı işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan üç elektrik mühendisi bilirkişiden oluşacak bilirkişi heyetinden kusur raporu alınması gerektiği gözetilmeksizin, davalı ...'ın olayda, üçüncü kişi durumunda olup, iş hukuku bakımından kusur durumunun değerlendirilmeyeceğine ilişkin kanaat bildirilen "tarihsiz" heyet raporuna göre hüküm kurularak, bozma ilamının gereğinin yerine getirilmemesi isabetsiz olmuştur. Yapılacak iş, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasanını 4 ve devamı maddeleri ile bu kanuna dayanılarak çıkarılan yönetmelik hükümleri göz önünde tutularak tamamı işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı elektrik mühendisi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetinden, olayın niteliği gereği, olayda üçüncü kişi konumunda bulunan davalı ...'ın da kusur durumunun irdelenmesi gerektiği dikkate alınarak, yeniden kusur raporu alındıktan sonra, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesinden ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yetersiz bilirkişi raporu dikkate alınarak hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir O halde davacılar vekili ve davalı ... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle davacılar ve davalı ... vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığı belirtilerek karar bozulmuştur. Mahkemenin Üçüncü Kararı: 13. İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesinin 31.10.2017 tarihli ve 2015/226 E., 2017/387 K. sayılı kararı ile bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu; bozma kararı doğrultusunda bilirkişi kurulundan rapor alındığı, 13.06.2016 tarihli bu rapora göre 3. kişi konumundaki davalı ...’ın kazanın meydana gelmesinde %20, davacının %10, davalı ...’ın %50 ve dava dışı İstanbul Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 3. kişi olarak %20 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, kusur oranlarına göre alınan 12.07.2017 tarihli ek hesap raporunda davacı ...’un talep edebileceği maddi tazminat 154.882,58TL olarak hesaplanmakla birlikte ek davadaki talep dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı ... için 147.001,01TL maddi, 50.000TL manevi, davacı eş için 20.000TL manevi, davacı anne ve baba için ayrı ayrı 7.500TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, kardeş olan davacıların davasının reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Üçüncü Bozma Kararı: 14. İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 15. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 03.04.2019 tarihli ve 2018/1025 E., 2019/2462 K. sayılı kararı ile; "...Dosya kapsamından, iş kazası sonucunda kazalıda oluşan sürekli iş göremezlik oranının %37,00 olduğu ve hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda kazanın meydana gelişinde davacı kazalının %10, davalı ...'in %50, davalı ...'ın %20, dava dışı belediyenin ise %20 kusurlu oldukları yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41. maddesi ile sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesine göre "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Bu hüküm dikkate alındığında kusur sorumluluğu olarak tanımlanan haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurları; fiil, zarar, illiyet bağı, kusur ve hukuka aykırılıktır. Haksız bir eylemin tazminat sorumluluğu doğurabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarar doğması, zarar ile fiil arasında da illiyet bağı bulunması gereklidir. Hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda, davacı kazalıya karşı 3. kişi konumunda bulunan davalı ...'a kusur verilme nedenleri somut olayın oluşuna uygun olmayıp, dosya kapsamına göre davalı ...'a yüklenecek bir kusur bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, sorumluluğu yoluna gidilmesi isabetsiz olmuştur. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı ...'ın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 16. İstanbul Anadolu 15. İş Mahkemesinin 25.10.2019 tarihli ve 2019/181 E., 2019/459 K. sayılı kararı ile; kazanın meydana geldiği binanın 3194 sayılı İmar Kanunu’na aykırı davranılarak enerji nakil hattı emniyet mesafesi içinde kalacak şekilde ve gecekondu olarak sonradan kaçak yapıldığı, yüksek gerilim hattına yeterli emniyet mesafesi bulunmayan kaçak binanın çatısında gerekli güvenlik önlemleri alınmadan ve nezaretçi bulundurulmadan yapılan televizyon anteni montajı sırasında davacının kabloyu çatıdan aşağı attığı sırada meydana gelen kazada davalı ...’ın enerji nakil hatlarının denetim ve kontrolü sırasında emniyet mesafeleri içerisine yapılan kaçak binaları ilgili belediyeye zamanında bildirip gerekirse binaları kamulaştırıp yıkım kararı aldırmaması nedeni ile sorumluluğunun bulunduğu, bu davalının kusurlu ve hukuka aykırı fiili sonucu zarar meydana geldiği, zarar ile fiil arasında illiyet bağı bulunduğu belirtilerek önceki gerekçe de tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 17. Direnme kararı süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 18. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin eldeki davada davalı ...’ın 3. kişi olarak kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğu yönündeki mahkeme kabulünün olayın oluşuna ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre davalı ... hakkındaki davanın reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 19. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu ... zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 20. Sorumluluk hukukunun tarihsel gelişim süreci içerisinde kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa uzayan bir yol izlenmiştir. Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Tandoğan, ...: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, s.89). Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun öğesi, bir diğer ifade ile kurucu unsurudur (..., Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2014, s. 571). 21. Ancak sorumluluk için mutlaka kusurun aranması bazı hâllerde modern tekniğin ve makineleşmenin icaplarına yabancı düşmektedir. Bu sebeple hukukun, esas prensibi olan kusur sorumluluğu yer yer zayıflamış hatta bazı hâllerde tamamen ortadan kalkarak yerini kusursuz sorumluluğa terk etmiştir. 22. Teknoloji ve bilim alanındaki gelişmeler ve buna bağlı olarak tehlikelerin artması karşısında kusuru esas alan subjektif sorumluluk zarar görenlere etkili bir koruma sağlama ve adaletin gerçekleştirilmesi noktasında yetersiz kaldığından objektif özen vazifesinin ihlali düşüncesi kapsamında bir şeye veya şahsa karşı kendisine, kanuni bir özen görevi yükletilen kimsenin, bu görevini kusuru olmaksızın yerine getirmemesi hâlinde dahi sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmiştir. Kusura dayanmayan bu tür bir sorumlulukta sorumluluğu doğuran olay, zarar ve zararla söz konusu olay arasında bir illiyet bağı bulunması sorumluluğun doğması için yeterlidir. 23. Kusursuz sorumluluk, genellikle olumsuz bir biçimde sorumlu kişinin kusurunu gerektirmeyen bir sorumluluk olarak tanımlanır. Burada sorumluluk, kusur yerine kanunun öngördüğü belirli bir olguya bağlanmıştır. Bu tür sorumluluğun kaynağı, sorumlu kişinin ya belirli kişi veya kişiler ya da bir eşya üzerinde sahip olduğu hakimiyet ilişkisidir. Bu hâllerde kişinin objektif nitelikteki gözetim ve denetim yapma yükümlülüğünün ihlali sonucunda sorumluluk doğmaktadır. 24. Öğretide kusursuz sorumluluk hâlleri olağan sebep sorumluluğu ve tehlike sorumluluğu gibi ikili ayırıma tabi tutulduğu gibi hakkaniyet sorumluluğu, nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden ... sorumluluk, tehlike sorumluğu şeklinde üçlü ayrım yapanlar da vardır. 25. Gelinen bu noktada yapı malikinin sorumluluğu üzerine durulmalıdır. 26. Yapı, karada ve suda, sürekli veya geçici, resmî ve özel yer altı ve yer üstü yapıları ile bunların ek, değişiklik ve onarımlarını içine alan, yerleşik ve devingen tesisler olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lugatı, Yetkin Yayınları, Ankara 2021, Cilt 1, s. 1192). 27. Öğreti ve uygulamada bina kavramı insanların, hayvanların ya da eşyaların korunması veya barınmasına tahsis edilmiş, bu amaca elverişli, toprağa bağlı yapı eseri olarak ifade edilmektedir. Binanın dışındaki yapı eserleri ise toprakla doğrudan veya dolaylı bağlantısı olan sabit ve insan faaliyeti ile yapılmış ya da değiştirilmiş (yapay olarak meydana getirilmiş) şeylerdir. Bu tanım ekseninde; reklam tabelaları, köprüler, kanallar, barajlar, telefon ve elektrik direkleri, karayolları, tren ve tramvay rayları, banyo küvetleri, kombi ve şofbenler, inşaat iskeleleri, vinçler, asansörler, su kuyuları, su tesisatı, kanalizasyon tesisatı, merdivenler, yüzme havuzları, çocuk oyun parkları, açık ve kapalı spor tesisleri yapı eserine örnek olarak gösterilmektedir (Öcal Apaydın, ...: Elektrik Enerjisi Nakil Hatlarının Yol Açtığı Zarardan Sorumluluk, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.27, S.2, 2019, s.322). 28. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 69. ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 58. maddesinde yapı malikinin tazmin sorumluluğu düzenlenmiş olup kaza tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın 58. maddesinin 1. fıkrasında bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin malikinin o şeyin fena yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayı sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır. TBK'nın 69. maddesinde ise aynı konu; "Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden ... zararı gidermekle yükümlüdür. İntifa ve oturma ... sahipleri de, binanın bakımındaki eksikliklerden ... zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumludurlar. Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu ... saklıdır." şeklinde düzenlenmiş olup somut olaya konu kaza tarihinde yürürlükte olmamakla birlikte sonradan yürürlüğe giren TBK'nın 71. maddesinde önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde bu zarardan işletme sahibi ve varsa işletenin müteselsilen sorumlu olacağı ve bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olarak kabul edileceği belirtilerek tehlike sorumluluğunun ayrıca hüküm altına alındığını belirtmek gerekmektedir. 29. Tekrar konuya dönecek olursak; yapı malikinin sorumluluğuna ilişkin olarak kusursuz sorumluluk/ağırlaştırılmış sebep/ağırlaştırılmış objektif sorumluluğa ilişkin kuralların uygulanacağı noktasında doktrinde ve uygulamada görüş birliği bulunmaktadır. Yapı malikinin sorumluluğu, bir kusur sorumluluğu olmadığı gibi tehlike sorumluluğu da değildir. Bu sorumluluk, niteliği itibariyle bir kusursuz sorumluluk türü olan özen (olağan sebep) sorumluluğudur (Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2017 tarihli ve 2017/3-439 E., 2017/1463 K. sayılı kararı). 30. Bina veya yapı eseri malikinin sorumluluğu, yapı eserinin yapımındaki bozukluğa veya bakımındaki eksikliğe dayanmaktadır. Sorumluluğun doğmasında, yapımdaki bozukluk ile bakım eksikliği ayrımının bir önemi bulunmamaktadır. Zira malikin sorumlu olması için bakım eksikliği veya yapımdaki bozukluktan herhangi birinin varlığı yeterli görülmektedir. Bu anlamda sorumlu olabilecek malik, gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olabileceği gibi kamu hukuku tüzel kişisi de olabilir. 31. Yapım bozukluğu, bir inşaatın kötü yapılmasını, imal ve inşaat zamanında uyulması gerekli olan teknik kurallara uyulmamış olmasını ifade eder. Bir yapı eserinin maliki, bunların hiç kimse ve hiçbir şey için tehlike taşımayacak şekilde yapılmasını ve işlemesini garanti etmekle yükümlüdür. Bu nedenle bir yapı eserinde herhangi bir yapım bozukluğu olmasa bile ek güvenlik ve koruma tertibatının bulunmaması yine de bir yapım eksikliği sayılır. Bakımsızlık ve koruma eksikliği ise bir inşaatın kullanmaya uygun ve tehlikeleri önleyecek biçimde korunmamasını ifade eder. Bakım eksikliği biçiminde açıklanabilecek olan bu durum, yapının tamamlanmasından sonra ortaya çıkar. Yapının tamamlanmasından sonra kendini gösteren ek güvenlik tertibatı ihtiyacının giderilmemesi de bir bakım eksikliğidir (Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2003 tarihli ve 2003/4-144 E., 2003/161 K. sayılı kararı ile kararda atıf yapılan ...; Tandoğan, ...: Tehlike Sorumluluğu Kavramı ve Türk Hukukunda Tehlike Sorumluluklarının Düzenlenmesi Sorunu, Batider 1979, Cilt X, Sayı 2, s.291-322). 32. Bakımsızlıktan veya bakım eksikliğinden söz edebilmek için bir inşa eserinin bitmiş ve kullanım amacına özgülenmiş olması gerekir. Yapım eksikliği veya bakımsızlığın varlığı araştırılırken durumun gerekleri ve özellikle bina veya yapı eserinin özgüleme amacı, üçüncü kişiler için taşıdığı tehlike derecesi gözönünde tutulmalıdır. Bu nedenle örneğin, birkaç evin yolunun geçtiği köprüyle, bir devlet yolu üzerindeki köprünün aynı sağlamlıkta olması gerekmediği gibi daha çok kişinin yararlanacağı, etkileneceği, ya da zarar görme ihtimali olan tesislerin yapımında, buna oranla çok daha sınırlı insanların etkileneceği tesislerin yapımı sırasında uyulması gerekli zorunlu koşullara oranla daha fazla dikkat edilmelidir. Diğer bir ifadeyle bir otelin merdivenleri normal müstakil bir evin merdivenine göre çok daha güvenli olarak yapılmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2003 tarihli ve 2003/4-144 E., 2003/161 K. sayılı kararı). 33. Bu kapsamda olmak üzere yapı malikinin sorumluluğundan söz edebilmek için bir bina ya da yapı eseri mevcut olmalı, bina veya yapı eserinin yapımında bozukluk ya da bakımında eksiklik bulunmalı, üçüncü bir kişi zarara uğramalı, zarar ile bina ya da yapı eserinin yapımındaki bozukluk veya bakımındaki eksiklik arasında uygun nedensellik bağı olmalıdır. 34. Yapı malikinin, bina ya da tesisin tehlike taşımayacak bir durumda bulunmasını sağlama yükümlülüğü, yalnız onu kullananlara karşı değil herkese karşı vardır. Malikten beklenen "normal ve objektif ölçülere ve icaplara göre" alması gerekli önlemleri almaktır. Buna karşılık malik, kendi yapısına benzeyen başka yapılarda da aynı eksikliklerin bulunduğunu veya o yapıların maliklerinin de yapılarına kendisinden daha iyi bakamadıklarını ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz. 35. Yeri gelmişken davalı ... ile ilgili mevzuat hükümlerine değinilmelidir. 36. 03.03.2001 tarihli ve 24335 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun (4628 sayılı Kanun) 1. maddesinin 48. bendinde TEİAŞ, TEAŞ'dan oluşturulan iletim şirketi olarak; iletim ise aynı maddenin 12. bendinde elektrik enerjisinin gerilim seviyesi 36 kV üzerindeki hatlar üzerinden nakli olarak tanımlanmıştır. 4628 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 5. fıkrasının (b) bendinde, elektrik enerjisi iletim faaliyetlerinin TEİAŞ tarafından yürütüleceği belirtilmiş, ayrıca kamu mülkiyetindeki tüm iletim tesislerini devralmak, kurulması öngörülen yeni iletim tesisleri için iletim yatırım planı yapmak, yeni iletim tesislerini kurmak ve işletmek TEİAŞ'ın görevleri arasında sayılmıştır. 4628 sayılı Kanun'un 09.07.2008 tarihli ve 5784 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile eklenen Ek 3. maddesinin 1. fıkrasına göre TEİAŞ, iletim kısıtlarını asgari seviyeye indirecek şekilde iletim şebekesinin planlanmasından, tesisinden, işletilmesinden, sistem güvenilirliğinin muhafaza edilmesinden ve üretim kapasite projeksiyonu ile 20 yıllık Uzun Dönem Elektrik Enerjisi Üretim Gelişim Planının hazırlanmasından sorumludur. 37. 30.03.2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun (6446 sayılı Kanun) 3. ve 8. maddelerinde de aynı doğrultuda hükümlere yer verilmiş ve 4628 sayılı Kanun'un başlığı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun olarak değiştirilmiş, 2., 3. ve Ek 3. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. 38. Ayrıca 30.11.2000 tarihli ve 24246 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 4. maddesinin (a) bendinin 1. alt bendinde elektrik kuvvetli akım tesisleri, insanlar, diğer canlılar ve eşyalar için bazı durumlarda (yaklaşma, dokunma vb.) tehlikeli olabilecek ve elektrik enerjisinin üretilmesini, özelliğinin değiştirilmesini, biriktirilmesini, iletilmesini, dağıtılmasını ve mekanik enerjiye, ışığa, kimyasal enerjiye vb. enerjilere dönüştürülerek kullanılmasını sağlayan tesisler olarak; 3. alt bendinde yüksek gelirim, etkin değeri 1000 voltun üstünde olan fazlar arası gerilim olarak; ... hattı ise (c) bendinin 1. alt bendinde, kuvvetli akım iletimini sağlayan mesnet noktaları, direkler ve bunların temelleri, yer üstünde çekilmiş iletkenler, iletken donanımları, izolatörler, izolatör bağlantı elemanları ve topraklamalardan oluşan tesisin tümü olarak tanımlanmış olup Yönetmeliğin 5. maddesinde; "Kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır." şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 39. Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin "Bakım ve onarım" başlıklı 27. maddesinde ise "Tesislerin ve aygıtların teknik belgelerinde belirtilen aralıklarda bakım ve onarımları yapılmalıdır. Yapılan bakım ve onarımlar kalıcı bir şekilde kaydedilmelidir." hükmüne yer verilmiş, 44. vd maddelerinde ... hatları arasındaki mesafelere ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Yönetmeliğin "Kuvvetli akım tesislerinin denetimi ve güvenliği" başlıklı 67. maddesindeki; "a) ... hatlarının denetimi: İşletme tarafından belirli sürelerde ... hatları ve direkler, topraklamalar dahil denetlenmeli ve yoklanmalıdır. Yoklama ve bakımın sonuçları düzenli olarak kaydedilmelidir. b) ... hatları dışındaki kuvvetli akım tesisleri: İşletme tarafından tesisin özellikleri göz önüne alınarak belirli aralıklarla denetleme ve yoklamaların süresi hiç bir zaman 2 yılı geçmemelidir. Yoklama ve bakımların sonuçları düzenli olarak kaydedilmelidir." hüküm ile kuvvetli akım tesislerinde ... hatlarının, direklerin, topraklamaların ve ... hatları dışındaki diğer tesislerin düzenli olarak denetlenmesi ve yoklanması gereğine işaret edilmiştir. 40. Somut olayda davacı ...'un davalı işverene ait kablolu televizyon kurulumu işi yapılan işyerinde servis elemanı olarak çalıştığı, bir müşteriye ait çanak anteni yerleştirmek için iki katlı binanın çatısına çıktığı ve antenden uzanan kabloları çatıdan aşağı bıraktığında kablonun aşağıdan geçmekte olan yüksek gerilim hattına temas etmesi sonucu meydana gelen patlama ve çıkan yangında vücudunda ve yüzünde kalıcı yanıklar oluşacak şekilde yaralandığı, Mahkemece Özel Dairenin iş sağlığı ve güvenliği uzmanı elektrik mühendisi bilirkişilerden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kurulundan olayın niteliği gereği üçüncü kişi konumunda bulunan davalı ...'ın kusur durumunun irdelenmesi noktasında yeniden rapor alınması yönündeki ikinci bozma kararına uyularak yapılan yargılamada bilirkişi kurulunun ön raporu doğrultusunda olayın gerçekleştiği adresteki binayı kapsayan çap örneği celbedildikten sonra söz konusu yerden geçen elektrik hattının kurulumuna ilişkin belgelerin davalı ...'den getirtildiği ayrıca çap krokisine göre 3004 ada 4 nolu parselde bulunan binaya ait yapı ruhsatı ile yapı kullanma izin belgesinin gönderilmesi için yazılan müzekkereye cevaben gönderilen Esenyurt Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 21.01.2016 tarihli yazısında sözü edilen yere ilişkin yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi düzenlenmediğinin bildirildiği, hükme esas alınan 13.06.2016 tarihli iş sağlığı ve güvenliği uzmanı elektrik mühendisi bilirkişilerden oluşan kurul tarafından düzenlenen raporda geçici kabul tutanağı 17.07.1971 tarihinde imzalanarak işletmeye açılan 154 kV'luk Ambarlı-Yıldıztepe 2. E.N. hattında Yönetmeliğin 44. maddesine göre iletkenin en büyük salgı durumunda yapılara en küçük düşey mesafesinin 5 metre olması ve düşey mesafenin ihlal edilmemesi için yapılacak inşaatın profil planına göre emniyet mesafesi dışında kalması gerektiği, buna rağmen 3004 ada 4 parsel nolu taşınmaza ilişkin Belediye tarafından yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi düzenlenmediği, binanın 3194 sayılı Kanun'a aykırı olarak enerji nakil hattı emniyet mesafesi içine gecekondu şeklinde sonradan kaçak olarak yapıldığı, davalı ...'ın enerji nakil hatlarının denetimi ve kontrolü sırasında emniyet mesafeleri içerisine yapılan kaçak binaları Belediyeye zamanında bildirmeyip gerekirse kamulaştırıp yıktırmadığından kazanın meydana gelmesinde %20; davacı işçi ...'un %10; dava dışı Belediyenin %20 ve davalı işverenin de %50 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, sözü edilen bu kusur raporuna göre hazırlanan hesap raporlarında belirlenen maddi tazminat ve mahkemece takdir edilen manevi tazminatların hüküm altına alındığı anlaşılmıştır. 41. Şu hâlde bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yüksek gerilim hatları ile elektrik enerjisi iletim işi ile iştigal eden davalı ... tarafından yapılan işin, mahiyeti itibariyle insanların ve diğer canlıların yaşamı için önemli ölçüde tehlike içerdiği, can ve mal güvenliği yönünden tehdit oluşturduğu açıktır. Bu nedenle davalının Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliğinde de hüküm altına alındığı üzere ... hatlarını ve kuvvetli akım tesislerini düzenli olarak denetleyip bakımlarının yapılmasını sağlaması, bunların tehlike oluşturmaması için her türlü önlemi alarak şahıslar ya da kurumlarca güvenli mesafelerin ihlal edilmesi hâlinde koruma önlemlerini ve diğer lazım gelen tedbirleri devreye sokarak uygulaması gerektiği yönünde normatif dayanağa da kavuşturulmuş yükümlülükleri mevcuttur. Hâl böyle iken Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2003 tarihli ve 2003/4-144 E., 2003/161 K. ile 20.09.2006 tarihli ve 2006/4-536 E., 2006/557 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere normalin üzerinde bir özen borcu altında bulunmasına rağmen davalı ...'ın neden sorumlu olmadığına ilişkin bir değerlendirme ve gerekçe içermeyen bozma kararına karşı davalının denetim, gözetim ve özen yükümlülüğü kapsamında sorumlu olduğu vurgulanmak suretiyle verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur. 42. Ne var ki Özel Dairece bozma nedenine göre işin esasına ilişkin sair temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. 43. Öte yandan dava tarihinin asıl davada 27.04.2011, birleşen ek davada 10.04.2017 olmasına rağmen direnme kararının başlığında 05.02.2014 olarak yazılmış ise de bu yanlışlık mahallinde her zaman düzeltilebilecek mahiyette maddi hata olarak kabul edilmiş ve işin esasına etkili görülmeyerek işaret edilmekle yetinilmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme uygun bulunduğundan davalı ... vekilinin işin esasına ilişkin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 24.11.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.