T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2177 - 2025/2441 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/2177 KARAR NO : 2025/2441 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 02/05/2023 NUMARASI : 2022/391 E. - 2023/171 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınai…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2177 - 2025/2441 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/2177 KARAR NO : 2025/2441 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 02/05/2023 NUMARASI : 2022/391 E. - 2023/171 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 02/05/2023 tarih ve 2022/391 E. - 2023/171 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili şirketin 2016/103981, 2016/103988, 2016/103991, 2020/25405, 2020/25406 sayılı "..." ibareli markaların sahibi olduğunu, davalı ...'nın bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "..." ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere diğer davalı Kuruma başvurduğunu, 2020/150405 kod numarasını alan başvuruya müvekkilince yapılan itirazın, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen kabul edildiğini, bir kısım mal ve hizmetlerin başvuru kapsamından çıkarıldığını, davalının bu kararın yeniden incelenmesi talebinin YİDK tarafından kabulüne karar verilerek başvuru hakkındaki ret kararının kaldırıldığını, oysa müvekkili markasının tanınır hale geldiğini, müvekkilinin İstanbul içi ve dışında 5 ayrı kampüste "... Okulları" markası altında anaokulu-lise arası kademelerde eğitim hizmeti vermeye devam ettiğini, 2013 yılından beri, tescil öncesinde dahi eskiye dayalı bir kullanımının olduğunu, müvekkili ve davalı taraf markasında ... ibaresinin ön planda ve esaslı unsur olarak kullanıldığını, markaların işitsel, yazılış ve görsel bakımdan birebir aynı olduğunu, markaların tescil sınıflarında da aynılık bulunduğunu, davalı yanın tescil talep ettiği diğer sınıflar ile müvekkili markalarının tescil edildiği 16, 41 sınıfları arasında bağlantı olduğunu, bu durumun markaları daha da yakınlaştırdığını, söz konusu markanın müvekkili markalarını aynen içerdiğini ve markaların seri marka izlenimi uyandırdığını, bu durumun da ortalama tüketici nezdinde davalı markası ile müvekkili şirket markalarının aynı olarak görünmesine sebebiyet vereceğini, anaokulundan üniversiteye uzanan tek bir kurum çatısı altında verilen eğitim hizmetinin bugün tüketiciler tarafından oldukça bilinen, yaygın bir uygulama olduğunu, tüketicilerin davalıya ait markayı ya doğrudan müvekkiline ait bir marka sanacaklarını ya da iki farklı firma ve kişi karşısında oldukları anlamalarına karşın, iki üretici arasında idari ya da ekonomik anlamda bir ilişkinin olduğunu düşünerek yanılacaklarını, markalar arasındaki aynılığın, tescil sınıflarının aynı ve benzer olmasının, davalı markasının müvekkilinin seri markalarının devamı izlenimi uyandıracağını, davalı markasının “Aynı işletmeye ait değişik hizmetler” algısı yaratacağını, davalı yanın müvekkili markalarını bilmesine rağmen ısrarla aynı markanın tescili için başvuru yaptığını, tüm itirazlara rağmen bu durumu devam ettirdiğini ve SMK md. 6/9 uyarınca kötü niyetli olduğunu, davalı yanın, müvekkili markalarına kasıtlı ve bilinçli bir şekilde yakınlaşmaya çalıştığını, müvekkili şirket markalarının çekici gücünden yararlanmak istediğini, davalı markasının haksız rekabete ilişkin hükümleri de ihlal ettiğini ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-10016 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu, davalının “...” ibareli başvurusu ile davacı şirkete ait itiraz konusu markaların, kavramsal, görsel bakımdan ve bıraktıkları toplu intiba yönünden birbirlerinden farklı markalar olduğunu, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkilinin ...’nin mütevelli heyeti başkanı olduğunu, ... Üniversitesi’nin 11 Mart 2022 tarihli 7382 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan ve yayınlandığı tarihte yürürlüğe giren Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesinde "28.03.1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim KurumlarıTeşkilat Kanununun ek 171 inci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "... Üniversitesi" ibarelerinin "..." şeklinde değiştirilmiştir" düzenlemesinin yer aldığını, "..." ibaresinin kültürel değeri nedeniyle kimsenin tekeline verilemeyeceğini, ilgili ibarelerin diğer unsurlarla birlikte kombinlenerek tescil edilse dahi koruma kapsamlarının düşük olacağını, "..." ibaresinin Osmanlı tarihinde padişahların 400 yıl boyunca yaşadıkları sarayın adı olduğunu, ilgili ibarenin halka mal olduğu hususunda duraksama olmadığını, ilgili ibareyi tescil ettiren marka sahibinin zayıf korumaya sahip olması dolayısıyla katlanma yükümlülüğünün bulunduğunu, taraf markalarının 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında benzer olmadığını, itiraz sahibinin kök markası olan 2013/97272 numaralı markanın, tescilli olduğu 16, 35, 39 ve 41 nolu sınıflar yönünden ciddi ve markasal olarak kullanıldığının ispat edilmesi gerektiğini, davacı yan tarafından buna ilişkin herhangi delilin dosyaya sunulamadığını, davacı yana ait diğer markaların, 2013/97272 numaralı kök markanın serisi niteliğinde olduğundan akıbetlerinin de kök markaya bağlı olacağını, davacı yana ait seri markaların ise kullanılmayan bir markanın belirli dönemlerde tescil edilmesi nedeniyle 6769 sayılı SMK’nın 6/9 maddesi gereğince kötü niyetli olarak nitelendirilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı yanın, 2013/64372 sayılı markasının kullanımını ispatlayamadığı, 2020/150405 sayılı "..." ibareli davalı markası ile "..." ibareli davacı markalarının benzer olduğu, davalı markası kapsamında yer alan 16. ve 41. sınıflardaki mal ve hizmetlerin tamamı bakımından taraf markalarının mal/hizmet listelerinin aynı/aynı tür mal ve hizmetlerden oluştuğu, markalar arasında işbu mal/hizmetler itibariyle SMK m. 6/1 anlamında iltibas ihtimali bulunduğu, davalı markasının kapsadığı diğer hizmetler bakımından ise iltibas ihtimali bulunmadığı, davacının "..." şeklinde bir kullanımının olduğu ispatlanamadığından, eskiye dayalı kullanım iddiasının kabul edilmediği, davalı şirketin kötü niyetli olmadığı, hükümsüzlük talebi açısından; taraf markalarının benzer olmaması ve 6769 sayılı SMK’nın 6/1-3-9 bendi anlamında iltibas tehlikesinin mevcut olmaması nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, YİDK'in 2022-M-10016 sayılı kararının 16. ve 41. sınıflar yönünden kısmen iptaline, 2020/150405 sayılı markanın 16. ve 41. sınıflar yönünden kısmen hükümsüzlüğüne, fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili katılma yoluyla, taleplerinin 16. ve 41. sınıftaki mal ve hizmetler yönünden kabul edildiğini, iptali talep edilen YİDK kararının da sadece bu sınıflardaki tescil talebine dair olduğu dikkate alındığında davanın kısmen değil tamamen kabul edilmesi gerektiğini, marka hükümsüzlüğüne ilişkin taleplerinin de terditli olarak ileri sürüldüğünü ve 2020/150405 sayılı markanın, öncelikle tüm sınıflar, aksi kanaatte olunur ise de 16. ve 41. sınıflar açısından hükümsüzlüğüne karar verilmesinin talep edildiğini, ilk derece mahkemesince terditli taleplerinden ikincisinin kabul edildiğini, buna göre bu kısım açısından da reddedilmiş bir taleplerinin bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, mahkeme kararının aksine taraf markaları arasında 6769 sayılı Kanunun 6/1 maddesi anlamında iltibas ihtimali bulunmadığını, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin, coğrafi yer adı olduğundan ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, zayıf markaların ayırt edici gücü yüksek markalar gibi korunmasının mümkün olmadığını, zayıf markaları adına marka olarak tescil ettirenlerin, sonraki zamanlarda anılan işaretleri başkalarının da diğer ayırt edici eklerle birlikte tescil edilebileceğini öngörmeleri ve buna katlanmaları gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, "... Üniversitesi" ibaresinin, kanunen tanınmış bir hakka dayalı olarak kullanıldığını, ayrıca "..." ibaresinin, kültürel değeri nedeniyle de kimsenin tekeline verilemeyeceğini, bu durumun, davaya konu YİDK kararıyla da teyit edildiğini, "..." ibaresinin kültürel değer taşıması nedeniyle marka korumasının oldukça düşük olduğunu, taraf markalarının SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzer bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta da gerekçeli kararın 7. sayfasında, "hükümsüzlük talebi açısından taraf markalarının benzer olmaması ve 6769 sayılı SMK’nın 6/1-3-9 bendi anlamında iltibas tehlikesinin mevcut olmaması nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı" belirtildiği halde, hüküm fıkrasında dava konusu markanın kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmiş, böylece gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşmuştur. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçe ile hüküm fıkrasının birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, hüküm ile gerekçe çelişkili olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca, davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. İstinaf kararının neden ve şekline göre, taraf vekillerinin istinaf itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 02/05/2023 gün ve 2022/391 E. - 2023/171 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Taraf vekillerinin istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Taraflarca istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 269,85'er-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde ayrı ayrı taraflara iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 18/12/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/12/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.