İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/03/2026 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkili ile Tasfiye Halinde ... AŞ arasında "Kar ve Zarara Katılma Hesabı Akti" mevcut olduğunu, akit(sözleşme) kapsamında müvekkilin, şirkete 5.869,67-Euro yatırdığını, Müvekkilinin; borçlu şirketten alacağını 11.07.2017 tarihli yazısı ile talep ettiğini, alacak talebi tarihi ile borcun temerrüde düştüğünü, her ne kadar şirketin 11.08.2017 tarihinde borcu kabul etmekle birlikte ödemenin gerçekleştirilemeyece…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/225 KARAR NO : 2026/371 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 18/02/2025 NUMARASI : 2024/1002 Esas 2025/154 Karar DAVA: Alacak (Emanet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 30/11/2024 İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/03/2026 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkili ile Tasfiye Halinde ... AŞ arasında "Kar ve Zarara Katılma Hesabı Akti" mevcut olduğunu, akit(sözleşme) kapsamında müvekkilin, şirkete 5.869,67-Euro yatırdığını, Müvekkilinin; borçlu şirketten alacağını 11.07.2017 tarihli yazısı ile talep ettiğini, alacak talebi tarihi ile borcun temerrüde düştüğünü, her ne kadar şirketin 11.08.2017 tarihinde borcu kabul etmekle birlikte ödemenin gerçekleştirilemeyeceğini ve borcun varlığını kabul etmiş olsa dahi borcun temerrüde düştüğünü, ödeme konusunda herhangi bir tarih verilmediğini, her ne kadar davalının şirketin tasfiye sürecinde olmasını sebep göstererek borç ödemesinden kaçınmaktaysa da mevzuatın aksini gösterdiğini, BDDK nın 10 Şubat 2001 tarih ve BDDK.DEG/95-2-990 sayılı yazısı ile Bankalar Kanunun 20. maddesine istinaden borçlu şirketin faaliyet izninin kaldırıldığını, şirketin tasfiye halinde olduğunu, tasfiye işlemlerini yürütmek üzere tasfiye memurlarına tam yetki verildiğini, güvence fonu hesabına yapılacak ödemeler için tasfiye sonucu beklenmeyeceğini, müvekkilinin, borçlu şirkete yatırdığı parayı başvuru yollarını tüketmesine rağmen hala tahsil edemediğini ve şirketin bazı hak sahiplerine ödemeler yaptığı hâlde şirketin, müvekkiline keyfi olarak ödeme yapmadığını beyan ederek fazlaya ve faiz oranlarındaki artışa ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin 5.869,67-Euro (214.370,32-TL) tutarındaki alacağının davalıdan tahsilini, müvekkili tarafından yapılan başvuru tarihi olan 19.07.2017 tarihi itibariyle devlet bankalarınca uygulanan en yüksek mevduat faiz oranının uygulanarak tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; dava konusu alacağa itiraz ettiklerini, davacının müvekkili şirketi nezdindeki hesabı kar ve zarara katılım akdine dayanmakta olup, davacının dava tarihi itibariyle müvekkili şirketten henüz kesinleştiğini, muaccel ve likit bir alacağı bulunmadığını, genel hükümlere göre görülen ve dava sonunda verilen hükmün kesin hüküm teşkil ettiği, sebebi ve konusu aynı ve fakat tarafları farklı olan, kar ve zarara katılma hesabına müsteniden açılmış benzer alacak davalarında, muhtelif mahkemelerden davanın reddi yönünde kararlar verildiğini ve bu kararların da, Yargıtay ilgili hukuk daireleri tarafından onandığını, şirketleri münfesih olduğundan açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece; dava, taraflar arasındaki kar ve zarar katılma sözleşmesinden doğan alacak istemine ilişkin olduğu, anonim şirketlerin, tasfiye işlemleri ile ilgili hükümler TTK nın 536.vd maddelerinde düzenlenmiş olup anılan maddelerde tasfiye ile ilgili işlemleri yürütme görevinin tasfiye memurlarına verildiği, anılan maddelerde tasfiye işlemlerine yönelik olarak mahkemenin müdahalesine ilişkin yasal düzenleme yapılmadığı, sadece 546/2 maddesinde tasfiye memurlarının sorumluluğu düzenlenmiş olup, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği hususlar tasfiye memurlarının sorumluluğunu gerektiren eylemler olup, tasfiye memurlarının davada hasım gösterilmediği, tasfiye işlemlerini yürütme görevinin tasfiye memurlarına ait olduğundan, tasfiye işlemlerinin yürütülmesine ilişkin olarak mahkemenin müdahalesinin yasal olarak mümkün olmadığı, diğer taraftan; davalı şirketin tasfiye halinde olduğu, tasfiyenin sonuçlanmaması nedeniyle kar-zarar durumunun ve alacağın miktarının tespit edilememesi nedeniyle bu aşamada alacak talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle (Aynı yönde İstanbul BAM 12. HD'nin 2022/924 Esas 2025/63 Karar sayılı, Yargıtay 11. HD'nin 22/04/2015 tarih 2015/1298-5691 sayılı; 24/04/2013 tarih, 2012/9237 E. 2013/8115 K. Sayılı; Yargıtay 19. HD'nin 16/04/2013 tarihli 2013/1533-6940 sayılı ilamları) davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili; Mahkeme kararının eksik inceleme ve araştırmaya dayalı, usul ve yasaya, yerleşik yargı içtihatlarına aykırılık teşkil ettiğini gerekçede, davalı şirketin tasfiye halinde olduğu, dolayısıyla tasfiye işlemlerini tasfiye memurlarının görev alanına girdiği ve mahkemece yapılacak bir işlem bulunmadığına işaret edilmiş ise de öncelikle, yargılama sırasında tasfiye memurunun/memurlarının davalı yanında taraf sıfatı kazandırılması gerekirken bunun yapılmamış olması usul hukukuna aykırılık teşkil ettiğini, Yargıtay 6. HDnin 2016/3612 Esas, 2016/3901 Karar ve 12.05.2016 tarihli kararında özetle "....Tasfiye Süreci Başlamış İse temsile yetkili tasfiye memuru belirlenerek taraf teşkilinin sağlanması gerektiği... gözetilmeden karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir..." diyerek bu duruma işaret ettiğini, Mahkemenin usul ve kanuna aykırı olarak, tasfiye memurluğunun davaya dahil edilerek taraf sıfatı kazandırılmadan davanın ön inceleme aşamasındayken işin esasına girerek reddine karar vermesinin hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekilinin karara ilişkin ileri sürdüğü istinaf nedeni; davalı şirketin tasfiye memurlarına tebligat yapılarak taraf teşkili sağlanmadığı sebebiyle sınırlı olarak istinaf etmiştir. Davanın tarafları arasında kar ve zarara katılma sözleşmesi ile davalı tasfiye halinde finans kurumuna dava konusu ettiği parayı yatırdığı anlaşılmakta ise de tasfiye tamamlanmadan davacıya bir bedel ödenip ödenmeyeceği belli olmadığına ilişkin yerleşik yargı kararları mevcuttur.Davacı vekilinin ileri sürdüğü istina nedenine göre; Davalı şirketin tasfiye halinde olduğu anlaşılmakla birlikte tasfiye halinde bulunan şirkete yapılan tebligat üzerine; davalı şirketi temsilen tasfiye memurlar ... ve ... tarafından verilen vekaletname ile yargılamada temsil edilmiş ve davaya cevap dilekçesi sunulmuş olup taraf teşkilinde bir eksiklik bulunmamaktadır. Tasfiye memurunun şahsen davada yer alması gerekmemektedir. HMK'nın 355(1)maddesi uyarınca istinaf sebebiyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda kararda kamu düzenine aykırı bir hususta tespit edilemediğinden davacı vekilinin karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Peşin harcın karar harcına mahsubuna başkaca harç alınmasına yer olmadığına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 02/03/2026