T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/132 KARAR NO : 2026/74 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2019/353 KARAR NO : 2021/751 KARAR TARİHİ: 14/10/2021 DAVA TARİHİ: 12/11/2021 DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 14/01/2026 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelend…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/132 KARAR NO : 2026/74 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2019/353 KARAR NO : 2021/751 KARAR TARİHİ: 14/10/2021 DAVA TARİHİ: 12/11/2021 DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 14/01/2026 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Taraflar arasında teknolojik-elektronik mal kurulum hizmeti verildiğini, davacı şirketin söz konusu kurulumu yapmasına rağmen davalının para borcunun ifasını gereği gibi ve tam bir şekilde yerine getirmediğini, bu nedenle davalı/borçluya karşı İstanbul Anadolu 4. İcra Dairesi'nin ... E. Sayılı dosyası ile ilamsız takip başlatıldığını , davalının takibe itiraz ettiğini, bunun üzerine takibin durdurulduğunu, davaya konu ticari ilişki sonucu faturaların borçluya usulüne uygun bir şekilde tebliğ edildiğini, borçlunun da faturaları kabul ettiğini ve herhangi bir itirazda bulunmadığını, fazlaya dair ve önceden doğmuş ve/veya doğacak sair her türlü hakları saklı kalmak kaydı ile; davalının takip dosyasına yaptığı itirazlarının tamamının iptali ile takibin devamına, 18.729,43 TL'nin %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkumiyetine, mahkeme masrafları ile vekalet ücretinin davalıya tahmiline, karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; " 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu`nun "Arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesi" başlıklı 15/6 maddesi "Arabuluculuk müzakerelerine tarafların bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler." hükmünün yer aldığını, Arabuluculuk anlaşmazlık tutanağında davalı şirket adına görüşmelerin Av.... tarafından takip edildiğini, anlaşmazlık tutanağının da Av. ... tarafından imzalandığını, İstanbul Anadolu 4. İcra Müdürlüğü`nün ... E.sayılı icra dosyasına yapılan itirazın da, vekil vasıtasıyla yapıldığını, dava dilekçesinin, davaya konu edilen uyuşmazlığı takip eden "Avukat" yerine, davalı şirkete tebliğ edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının Yalova'da faaliyet gösterdiğini, hukuki uyuşmazlıkların çözüm yerinin Yalova Mahkeme ve İcra Daireleri olduğunu, müvekkil şirket ile davacı şirket arasında, cari hesap sözleşmesi veya cari hesap ilişkisi bulunmadığını, faturanın, tek başına alacağın varlığını kanıtlamayacağını, konuya ilişkin, müvekkil şirket yetkilisi olan kişiler ile kabul anlamına gelecek herhangi bir mail yada başka bir yazışmada yapılmadığını ileri sürerek haksız ve kötü niyetli olarak açıldığı belirtilen davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince ''.... Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre somut olaya baktığımızda; Yapılan değerlendirmede dosyaya mübrez BA-BS formlarına göre taraf şirketlerin her ikisinin de uyuşmazlığa konu faturayı vergi dairelerine bildirdikleri ve yapılan bildirimlerin birbirleriyle uyumlu olduğu anlaşılmıştır. ... davalı şirketin faturayı ticari defterlerine işlediği ve vergi dairesine bildirdiği anlaşılmakla artık faturaya konu mal veya hizmeti almadığını ya da bedeli ödediğini ispat etmesi gerekmektedir. Zira Ticari defterlere kaydedilmiş ve vergi dairesine bildirilmiş faturanın akdi ilişkinin varlığını da kanıtladığı kabul edilmektedir. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Davalı bu yönde bir savunma öne sürmediği gibi herhangi bir ispat/delil vasıtasına dayanmamış, bilgi ve belge sunmamıştır. Böylece davacının asıl alacağa ilişkin davasını TMK'nın 6. HMK'nın 190 ve 222/3 maddeleri nazarında usulüne uygun olarak tutulan her iki tarafın ticari defter ve kayıtları ile açıkça ispat ettiği anlaşılmıştır. Somut olayda aksine bir belge ve bilgi bulunmadığından 6098 Sayılı TBK'nın 117/1 maddesi gereğince temerrütün icra takibiyle oluştuğu anlaşılmakla işlemiş faize yönelik talep ise dinlenmemiştir. Binaenaleyh dosyaya mübrez bilirkişi raporlarının da gerekçeli, denetime açık, hüküm kurmaya elverişli ve yerinde olduğu kabul ve takdir edilerek davacının davasının kısmen kabul; kısmen reddi ile, davalı-borçlunun İstanbul Anadolu 4.İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasında 18.729,43 TL asıl alacak kısmına yapmış olduğu itirazının İPTALİ ile icra takibinin, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans işlemlerinde uygulanan % 19,50 ve değişen oranlarda ticari temerrüt faizi işletilmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin ( 320.20 tl-işlemiş faiz) talebin/davanın reddine, karar verilmiştir........... Bu açıklamalar ışığında somut olayda asıl alacağın gerçek miktarı belli olmasının yanında, davalı taraf da borcunun varlığı ve miktarını açık ve net olarak sözleşme ilişkisi, fatura, ticari defter ve belgeleri ve öncesinde yaptığı ödemelere göre açıkça belirleyip tespit edebilir durumdadır. Mamafih davalının asıl alacağa ilişkin olarak itirazının haksızlığına karar verildiğinden ve davalı-borçlu yönünden takibe konu temel alacak/borç muayyen olduğundan İcra İflas Kanunu'nun 67/2.maddesi gereğince şartları oluşmakla asıl alacağın %20'si olan 3.745,88 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine hükmedilmesi gerekmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. Maddesinde sayılan yargılama giderlerinden sorumluluk, aynı yasanın 326/2 Maddesi gereğince tarafların haklılık durumu ve oranı (kabul-ret) esas alınarak belirlenmiştir. Bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. Maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de kabul ve ret oranına göre karşılıklı olarak taraflardan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 26 ve 297/2 maddeleri gereğince" gerekçesiyle Davanın Kısmen Kabulüne Davalının İstanbul Anadolu 4.İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasında 18.729,43 TL asıl alacak kısmına yapmış olduğu itirazının İPTALİ ile icra takibinin, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans işlemlerinde uygulanan % 19,50 ve değişen oranlarda ticari temerrüt faizi işletilmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin ( 320.20 TL-İŞLEMİŞ FAİZ) talebin/davanın reddine, Davacının, 2004 sayılı İİK'nın 67/II maddesi gereğince icra inkar tazminatı talebinin kabulüyle; asıl alacağın (18.729,43 TL ) % 20'si olan 3.745,88 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde özetle; tebligatın vekile yapılması zorunlu olmasına rağmen asile yapıldığı, icra müdürü ve mahkemenin yetkisiz olduğu, davacının kendisine yapılan ödemeleri kayıtlarına işlemediği ve bu nedenle usulüne uygun tutulduğundan bahsedilemeyeceği, 7.984 Euro ödeme yapıldığı, davacıya herhangi borcun bulunmadığı, icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de yerinde olmadığı belirtilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklı fatura alacağının tahsili talepli davalı aleyhine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul Anadolu 4. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının 09/08/2018 düzenleme tarihli fatura nedeniyle 18.729,43 TL asıl alacak+320,20 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 19.049,63 TL'nin tahsili için takip başlatıldığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Ödeme emrinde takibe konu faturanın '' ... VE DEVREYE ALMA BEDELİ'' '' açıklaması ile düzenlendiği tespit edilmiştir. Davacının ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda SMMM ... tarafından düzenlenen raporda özetle; usulüne uygun tutulan ticari defterlerin incelenmesi sonucunda, taraflar arasında ticari ve akdi ilişki tespit edilerek cari hesap ilişkisi kapsamında davacının takip tarihi olan 10.09.2018 tarihi itibariyle 57.408,29 TL alacaklı olduğu ancak talebin 18.729,43 TL olduğu belirtilmiştir. Davalının ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda SMMM ... tarafından düzenlenen raporda , davalı şirketin ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, taraflar arasında yazılı sözleşme düzenlendiğine dair kayıt bulunmadığı, takibe ve davaya konu edilen 09.08.2018 tarih... numaralı 18.729,43 TL miktarlı faturanın davalı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, vergi dairesine beyan edildiği ve ödemeye ilişkin bir belge sunulmadığı tespitinde bulunulmuştur.Bilirkişi raporuna yönelik davakı vekili tarafından sunulan itiraz dilekçesi ekinde, 26/12/2017 işlem tarihli dekont sunulmuş olup, ''OTEL SANTRAL ÖDEMESİ'' açıklamalı dekonttun 7.984,00 Euro bedelinde olduğu , göndericinin davalı, alıcının davacı olarak yer aldığı anlaşılmıştır. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair karar verilmiş, davalı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Sunulan istinaf sebeplerinin incelenmesi:-Takibin yetkili icra dairesinde başlatılmadığı yönündeki itiraz: Davaya konu alacak da taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinden doğmaktadır. HMK 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan davanın temelini oluşturan icra takibinin dayanağı, taraflarca inkar edilmeyen akdi ilişkiden kaynaklanan verilen hizmetin parasal karşılığı olup dava bu niteliği itibariyle bir miktar para alacağına ilişkindir. Diğer bir ifade ile davacının sözleşme kapsamında vermiş olduğu hizmet karşılığında davalının borcu para borcudur. TBK 89/1 maddesi uyarınca borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25/04/2018 tarih 2017-19-902 Esas 2018/973 Karar sayılı ilamında bu husus "HMK’daki yetki kuralları ilâmsız icra takiplerinde kıyasen uygulanır. İtirazın iptali davalarında icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazlar da öncelikle incelenmelidir. HMK'nun 6. maddesine göre ilâmsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi iken, sözleşmeden doğan para borçlarının takibi için başlatılan takipte sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkili kılınmıştır. Takibin konusu sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunda sözleşmede aksine bir şart konulmamış ise para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinden, ifa yeri de alacaklının yerleşim yeri olacaktır. Böyle bir durumda alacaklı kendi yerleşim yerinde bulunan icra dairesinde de takip yapabilecektir.Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı fatura konusu edilen malların teslim edildiği hâlde bedelinin ödenmediğini belirterek iddia ettiği alacağı için takip başlatmıştır. Davalıya ilâmsız icra takibine dayanak Örnek: 7 Ödeme Emri gönderilmiştir. İlâmsız icra takibi yalnız para alacakları için geçerli olacağından, davanın dayanağı icra takibinin de para alacağına ilişkin olduğuna kuşku bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki akdi ilişki inkâr edilmemiş olup, dosya kapsamına göre sözleşmenin ifa edileceği yer de açıkça belirlenmediğinden davacı, yerleşim yeri olan icra dairesinde de takip yapabilecektir. Bu nedenle mahkemece, Özel Daire bozma kararında belirtildiği gibi işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmelidir.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde her alacağın sonuçta bir para ödemesine dayanabileceği, Borçlar Kanunu’nun 73/1. maddesinde getirilen düzenlemenin sadece karz (ödünç) akdinden doğan borçlarla sınırlı olduğunun kabulünün gerektiği, bütün para borcu ilişkilerinden doğan ihtilâflarda bu maddeye göre yetkili mahkeme ve icra müdürlüğünün tayini hâlinde; para borçlarıyla ilgi tüm ihtilâfların davacının ikametgâhında takibe ve davaya konu olması sonucunu doğuracağı, HMK ve İİK’da yer alan yetki ile ilgili kuralların da ihlal edilmiş olacağı, alacak talebinin konusunun teslim edilmiş mal olduğundan direnme kararının yerinde olduğu yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir." şeklinde ifade edilmiştir.Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; tacirler arası hizmet sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe yapılan itirazın iptali davasında yetkili mahkeme; HMK'nun 6. maddesi uyarınca davalının yerleşim yerinin bulunduğu İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi, TBK'nun 89. maddesi uyarınca davacının yerleşim yerinin bulunduğu Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi ile taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulduğu gözetilerek HMK 10. maddesi uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkilidir.. TBK ' nun 89 . Maddesi uyarınca para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceği nazara alındığında davacının ikametgah adresinin bulunduğu mahaldeki (Üsküdar /İstanbul) icra dairesi yetkisine yönelik davalının itirazı yerinde değildir.-Tebligatın vekile yapılmadığı yönündeki itiraz: Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, Hakkında icra takibi yapılan borçlu vekil aracılığı ile takibe itiraz etmiş olsa dahi, alacaklının açtığı "itirazın iptali davası" bakımından borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin bu davada da yetkili bulunup bulunmadığının davanın açılması sırasında belirli olmadığından dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir(Yargıtay 3. HD. 08/02/2012 tarih, 2011/21679 E.2012/2707 K, Yargıtay 7. HD. 27/12/2016 tarih, 2016/36084 E. 2016/21866 K, Yargıtay 11. HD. 12/04/2010 tarih, 2010/3509 E. 2010/4053 K, Yargıtay 19. HD. 02/04/2013 tarih, 2013/1857 E.2013/5691 K.). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu itirazın iptali davasında dava dilekçesinin davalı asile tebliği gerektiğini kabul etmektedir (YHGK 11/03/2015 tarih, 2013/19-1679 E.2015/1014 K.).Uyuşmazlığa konu edilen davada, davalı aleyhine yapılan ilamsız icra takibine davalı vekili aracılığı ile itiraz etmiş ise de; yukarıda açıklandığı üzere vekilin yetkili olup/ olmadığı belli olmadığından, dava dilekçesi ve ön inceleme duruşma davetiyesinin asile usulüne uygun tebliğ edilmesi yerindedir. İş bu nedenle, davalının aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Esasa dair inceleme:6102 sayılı TTK'nin 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/4521 E. 2016/549 K. sayılı ilamı; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/062003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Faturalar ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nin m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır... Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nin 222. (6762 sayılı TTK'nin 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir.." şeklindedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir. Somut davada, tarafların ticari defterinin usulüne uygun tutulduğu, her iki tarafın ticari defterinin birbirini doğruladığı, BA-BS formlarına göre taraf şirketlerin her ikisinin de uyuşmazlığa konu faturayı vergi dairelerine bildirdikleri, davalının borcun bulunmadığına dair iddiasını somut delillerle ispatlayamadığı, yukarıda belirtilen makbuzun icra takibine konu faturaya yönelik bir ödeme olarak kabul edilemeyeceği, takibe konu faturanın düzenlemem tarihinin 09/08/2018, ödeme olarak belirtilen dekonttun işlem tarihinin ise 26/12/2017 olduğu nazara alındığında mahkeme tarafından davanın kabulüne dair karar verilmesinin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. -İcra İnkar tazminatı yönünden inceleme: Genel bir kavram olarak “likid (liqiude) alacak”; “tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacaktır” Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez (YHGK 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E. 397 K. sayılı ilamı). Davaya konu edilen alacağın likid alacak olduğu ve bu bağlamda icra inkar tazminatı şartlarının oluştuğu, davalı vekilince aksi yönde sunulan istinaf başvuru sebebinin dosya kapsamına uygun olmadığına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle; HMK'nin 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış, kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilmemiştir. Davalı vekilinin istinaf dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı anlaşılmakla istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 319,85 TL'nin mahsubu ile bakiye 412,15 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.14/01/2026