T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/158 Esas KARAR NO : 2025/1954 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2024/584 Esas- 2024/892 Karar TARİH: 13/11/2024 DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yo…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/158 Esas KARAR NO : 2025/1954 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2024/584 Esas- 2024/892 Karar TARİH: 13/11/2024 DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının alacağına istinaden başlatılan Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasına davalı borçlu tarafından itiraz edildiğini, bu itibarla işbu borca ve ferilerine yapılan haksız, kötü niyetli ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu iddia ederek itirazların iptali ile işbu takibin devamını, alacak likit olduğundan karşı taraf aleyhinde dava ve takip değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davacının, davalı ile arasında yapılan ticari mal alışverişi neticesinde doğan 770.976,26 TL alacağın tahsili için Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/195 D.İş sayılı dosyası ile İhtiyati Haciz başvurusu yapıldığını ve taraflarınca yapılan başvuru neticesinde karşı tarafın ihtiyati hacze yaptığı haksız itirazın reddine karar verilmiş olduğunu ve Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, karşı tarafça bu borca itiraz edildiğini borçlu taraf işbu icra takibine haksız ve soyut iddialarla itiraz ederek icra takibinin durmasına sebep olduğunu,Nitekim takibin konusu, davacı firma ile borçlu firma arasındaki ticari ilişki neticesinde cari hesap alacağından kaynaklı olduğunu, cari hesap alacaklarırnı gösterir borçlu firmaca verilen ödeme çekleri, tahsilat makbuzları ile davacı ve borçlu firma arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesaba ilişkin dava dilekçesine ekli cari hesap mutabakat mektupları ile alacaklı olduğumuz sabit olduğunu, Zira, borçlu firma tarafından 29.08.2019 tarihinde borç bakiyesine mensubun bir miktar ödeme yapıldığını ancak 770.976,26 TL borç bakiyesi ise ödenmediğini, borç bakiyesi hakkında borçlu firma e-mail yoluyla bilgilendirildiğini, mutabakat metinlerinin talep edildiğini ancak bu bildirimlere karşı borçlu firma tarafından hiçbir geri dönüş yapılmadığını ve bir ödeme de yapılmadığını, zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu ancak arabulucu toplantısında bir anlaşma sağlanamadığı için işbu davayı açtıklarını, dava konusu alacak likit olduğunu davalı borçlunun asıl alacağa ve ondan ayrı düşünülmesi mümkün olmayan icra borcuna itiraz etmelerinin haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacıya borçlu olduğunu bilmesine rağmen işbu takibe itiraz eden davalı borçlu aleyhinde dava ve takip değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, tüm bu sebeplerle takibin devamını, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın, davalı şirketten cari hesap alacakları olduğu iddiası ile başlatıkları Küçükçekmece 4. İcra Müdürülüğü'nün ... Esas sayılı ilamsız icra takibine yaptıkları itirazın iptali ile %20 İcra inkar tazminatı talep ettiklerini, Davacı yanın iddia ve talepleri mesnetsiz olup davanın tüm yönleri ile reddini talep ettiklerini, taraflar arasında takibe konu cari hesap bakiyesine ilişkin bir mutabakat bulunmadığını, davacı yanca icra takibine dayanak cari hesapta belirtilen faturalardan bir kısmı mal alımına ilişkin olmayıp davacı yanca taraflar arasında süre gelen ticari ilişkiye aykırı şekilde kur farkı, vade farkı adı altında düzenlenen ve davalı tarafça itiraz edilip davacı yana iade edilen faturalardan kaynaklandığını, cari hesaba yansıtılan mal alış satış faturalarının bazılarında, ürün bedellerinin taraflar arasında karalaştırılan birim fiyatlarından yüksek şekilde yansıtılmak sureti ile yanlış şekilde düzenlenmesi sebebi ile oluşan davalının takas mahsup haklarının bulunması sebebi ile taraflar arasında mutabakat sağlanamadığını, davacı yanca takibe konu edilen cari hesap bakiyesi taraflar arasında kat edilmediğini bu sebeple takip tarihi itibari ile muaccel olmadığını, davacı yan iddialarına dayanak yaptığı ve takip tarihinden en yakını 16 ay öncesine dayanan bir takım mutabakat mektuplarını gerekçe göstererek taraflar arasında takibe konu borcun muaccel olduğunu iddia ettiğini, davacı yan dava dilekçelerinde söz konu mutabakatlardan sonra taraflar arasında cari hesap ilişkilerinin kendi kayıtlarında dahi davalının yapmış olduğu bir takım ödemeler nedeni ile değiştiğini inkar ve ikrar ettiğini, davalı şirket ile aynı gruba bağlı ... A.Ş. adı altında iplik üretim faaliyeti yapan bir şirket bulunduğunu, iş güvenliği ve yangın geçirmez elbise ve malzemeler üreten müvekkil şirket ihtiyaçları üzerine davacı yana kumaş siparişi verdiğini, davacı yan üreteceği kumaş için söz konusu ... Firmasından iplik aldığını, söz konusu ipliklerden kumaş üreterek bu kumaşları davlı şirkete fatura ettiğini, taraflar arasında oluşan bu üçlü ticari ilişkiden arasında oluşan ve cari hesap ile takip edilen borç alacak ilişkisi takas mahsup şeklinde yürütüldüğünü, davacı yan davalıya sattığı kumaşın ham maddesini olan ipliği aldığı dava dışı ...'e olan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davalı şirket ile davacı yan arasında ki takas mahsup ilişkisi gerçekleşmediğini, Ortada davacı yanca takip tarihinden önce davalı şirketi temerrüte düşürecek bir işlem yapılmadığını, Bu sebeple davacı yanın iddia ve taleplerinin hasız ve mesnetsiz olduğunu, mesnetsiz iddialarla açılan davanın tüm yönleri ile reddini, davaya konu icra takibi davacı yanca haksız ve kötü niyetli şekilde açıldığı ve ihtiyati haciz talep edilerek davalı şirkete aynı dosyadan haciz işlemi yapıldığından davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama harç ve masrafları ile vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 13/11/2024 tarih 2024/584 Esas- 2024/892 Karar sayılı kararında;"Dava, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında alacağının tahsili amacıyla başlatılan Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi ve %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; alacaklısının davacı ... Tekstil Ve Kimya San. Tic. Ltd. Şti. ... Tekstil Ve Kimya San. Tic. Ltd. Şti., borçlusunun davalı, ... Kimya Sanayii Ve Ticaret Anonim Şirketi olduğu, 770.976,26-TL toplam alacak üzerinden takip başlatıldığı ,davalı tarafın takibe ve borca itirazı üzerine iş bu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.Mahkememizce yapılan yargılama sonunda davanın 618.662,72-TL asıl alacak üzerinden kısmen kabulüne fazlaya ilişkin istemin reddine ayrıca asıl alacağın %20' si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş olup; hükmün istinafı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin 2022/223 Esas 2024/1044 Karar sayılı ilamı ile "... Mahkemece davalının kur ve vade farkı faturası dışındaki savunma sebeplerinin neden reddedildiği gerekçeli kararda açıklanmadığı gibi kötü niyet tazminatı talebi hakkında da gerekçesi gösterilerek olumu veya olumsuz bir karar verilmemiştir." gerekçeleriyle kararımızın kaldırılmasına karar verilmiştir. İstinaf kararı sonrası devam eden yargılamada taraf vekillerinin beyanları aldırılarak yeniden değerlendirme yapılmıştır. Buna göre; mahkememizce aldırılan 03/08/2021 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerin yerinde olduğu, davacının ticari defterleri uyarınca davalıdan 812.393,65-TL alacaklı göründüğü, icra takibine ise alacağın 770.976,26-TL'lik bölümünün konu edildiği, davacının talepleri içerisinde kur farkı talebinin de olduğu, kur farkları haricinde davacının davalıdan olan alacağının 618.662,72-TL olduğu, davalının incelenen ticari defterlerinde de davacıya olan borcun aynı miktar göründüğü, mahkememizin 10/11/2021 tarihli yukarıda özetlenen önceki kararında da (Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca taraflar kur farkı esasına göre çalışsalar dahi, taraflar arasında TL olarak alınan çeklerin vadelerinde dövize çevrileceği ve buna göre kur farkı hesaplanacağı konusunda yazılı bir sözleşme bulunmadığı hallerde, TL çeklerin alım tarihi ile vade tarihleri arasında kur farkı talep edilemeyeceği kabul edildiğinden) ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacının kur farkı talebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalının ayrıca, "Taraflar arasında hesap mutabakatı bulunmadığı, bu nedenle alacağın muaccel olmadığı, davalı şirket ile aynı gruba bağlı ... A.Ş isimli şirketin de davacı ile ticari ilişkisinin bulunduğu, taraflar arasında bu şekilde üçlü bir ticari ilişkinin söz konusu olduğu, davacının dava dışı ... A.Ş'ye olan yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle takas mahsup ilişkisinin gerçekleşmediği" yönünde savunmalarının bulunduğu görülmüştür. Davalı, her ne kadar dava dışı ... A.Ş. İle aynı gruba bağlı olduğunu beyan etmiş ise de, gerek davalının gerekse dava dışı anılan şirketin ticaret şirketi olmaları nedeniyle ayrı tüzel kişiliklerinin bulunduğu, dosyaya sunulan üçlü ticari ilişkiyi gösterir bir sözleşme de bulunmadığından davacının dava dışı şirket ile olduğu ileri sürülen borç veya alacağının davacının davalı ile olan ticaretinden kaynaklanan borç veya alacağın hesabında kendiliğinden gözetilemeyeceği, anılan üçüncü şirketin varsa alacağını yasal yollardan davacıdan tahsil edebileceği anlaşıldığından davalının bu yöndeki savunması yerinde görülmemiştir.Davacının davaya konu icra takibinde fatura ve cari hesaba dayandığı, taraflar arasında ayrı bir cari hesap sözleşmesi veya protokol bulunmadığından davacının fatura veya cari hesaba dayalı olarak icra takibi başlatmasında hukuki bir engel bulunmadığı, davalıya ihtar gönderilmesi hususunun ancak davalının temerrüde düşürülmesi için gerekli olup takipten önceki faizin temerrüt tarihinden itibaren başlayabileceği, somut olayda davacının icra takibinde işlemiş faiz talebinin bulunmadığı da dikkate alındığında davalının alacağın muaccel olmadığı yönündeki savunmasının da yerinde olmadığı anlaşıldığından, yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın (taraf kayıtları arasındaki uyumlu olduğu miktar olan) 618.662,72-TL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir.Davanın reddedilen kısmı yönünden davacının takibi kötü niyetle başlattığı hususu ispat edilemediğinden, şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle davacı aleyhine kötü niyet tazminatı hükmedilmemiştir..."gerekçesi ile, ''1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE; Davalının Küçükçekmece 4. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazının kısmen iptali ile takibin 618.662,72-TL üzerinden devamına, alacağa takip tarihinden itibaren avans faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme tarafından 13.11.2024 tarihinde davanın kısmen kabul- kısmen reddine karar verildiğini, tarafların ticari defterlerinin, kesilen faturaların, mutabakat mektuplarının incelenmesi sonucu müvekkilinin haklı alacağının olduğu sübuta ermişse de, kur farkına ilişkin olan alacak talepleri reddedilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, taraflar arasında bulunan ticari ilişki döviz endeksli olduğundan fiili ödeme zamanında kur farkının oluşması ihtimalinde oluşan kur farkının davalıdan talep ve dava edilebileceğinin kuşkusuz olduğunu, açıklanan hususlara rağmen Yerel mahkemenin eksik incelemeye dayanan ve yasaya aykırı olarak vermiş olduğu davanın kısmen kabul-kısmen red kararının müvekkili lehine kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğinden süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurduklarını; Davaya konu kur farkı alacağını doğuran ticari mal alışverişine ilişkin asıl faturaların davalı tarafça kabul edildiğini, ticari defterlerine de işbu faturaların işlendiğini, bu nedenle huzurdaki davanın tümden kabulune karar verilmesi gerektiğini, müvekkili firma ile davalı firma arasında kumaş satımına dayalı bir ticari ilişki bulunduğunu, müvekkilinin taraflar arasında bulunan ticari sözleşmeye uygun olarak mal teslimlerini gerçekleştirdiğini, mal teslimlere ilişkin faturalar kesip, alacak kalemlerini ticari defter ve kayıtlarına işlediğini, kesilen faturaları davalı firmaya gönderdiğini, davalı yanın ticari ilişkilerine uygun kesinlen bu faturaları itiraz-ı kayıtsız şekilde kabul edip ticari defterlerine işlediğini, davalı şirketin kesinlen faturalara ilişkin bir itirazda bulunmayarak bu faturaları ticari defterlerine işlemesinin davalı tarafından borcun ikrar edildiğinin açık göstergesi olduğunu, dosya kapsamında yer alan temel ilişkiye dayalı kesinlen fatura ve düzenlenen mutabakat mektuplarıyla asıl alacağın ihtilafsız şekilde ispatlandığını;Müvekkilinin usulüne uygun tuttuğu cari hesaba ilişkin mutabakat mektuplarının düzenlediğini ve davalı firmanın da mutabık olduğunu bildirdiğini, taraflar arasında bulunan ticari ilişki nezdinde düzenlenen 07.08.2017, 19.02.2018, 15.03.2018, 27.04.2018, 28.05.2018, 24.10.2018, 31.10.2018, 05.12.2018, 25.12.2018, 22.01.2019, 07.02.2019, 29.02.2019 ve 21.03.2019 tarihli cari hesap mutabakat mektuplarından müvekkilinin alacaklı olduğunun açıkça anlaşıldığını, söz konusu mutabakat mektuplarının taraflar arasında alacak yönünden bir ihtilafın bulunmadığını gösterdiğini, mutabakat mektupları incelendiğinde belgeler üzerinde şirketin kaşesi ile yetkilinin imzasının yer aldığının görüldüğünü, davalı şirketin söz konusu alacağa ilişkin itirazda bulunmadığını ve borçlu olduğunu ikrar ettiğini;Bilirkişi raporunda her ne kadar taraflar arasında dövize endeksli faturalama yapılması hususunda bir sözleşme bulunmadığı ve ödemelerin Türk Lirası üzerinden yapıldığı gibi hukuki dayanaktan yoksun ve eksik inceleme dayalı rapor hükme esas alınmışsa da işbu tespitlerin kabulünün mümkün olmadığını, zira taraflar arasında ticari ilişki mevcut olduğunu bu kapsamda düzenlenen faturaların Türk Lirası üzerinden düzenlenmiş olmasının ise sadece Vergi Usul Kanunun nezdinde işbu hususa ilişkin zorunluluk bulunmasından kaynaklı olduğunu, faturalardaki söz konusu miktarlardan açıkça anlaşılacağı üzere tarafların döviz kuru üzerinden söz konusu ticari faaliyetlerini sürdüreceklerini, asıl alacak ihtilafsız olduğundan net bir şekilde kabul ettiklerini, taraflar arasında yabancı para birimine endeksli ticari bir ilişki bulunduğunu, müvekkilinin işbu ticari ilişkide alacaklı konumunda olduğunu;Nitekim müvekkilinin alacaklı olduğunun gerek Yerel mahkeme, gerek ise karşı tarafın ticari defterleri ile anlaşıldığını, bu konuda taraflar arasında ihtilaf olmayıp, ticaretin döviz endeksli yapıldığının izah edildiğini ve müvekkilinin ticari defterleri ve kesmiş olduğu cari hesap mutabakat mektuplarından ve faturalardan da anlaşıldığını, hal böyle iken asıl alacak döviz endeksli olduğundan kur farkına ilişkin kesilen faturanın bundan bağımsız değerlendirilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceğini, davalının asıl ticari ilişkilere ilişkin kesilen faturalara itirazının olmaması ve asıl alacağa bağlı faturaların ticari defterlerine işlendiği sübuta erdiğinden ve ticari ilişki de döviz endeksli olduğundan bu alacakların birbirinden bağımsız olarak düşünülmesinin hukuka aykırı olduğunu;Burada yapılması gereken tek incelemenin, davalı tarafın borcun doğumuna sebep olan asıl faturaları kabul edip etmediği ve bu faturaları ticari defterlerine işleyip işlemediği olduğunu, zira mal alışverişine ilişkin faturaların dövize endeksli olduğu ve üzerinde kur farkına ilişkin birim fiyatının döviz endeksli olmasından dolayı, söz konusu faturaların kabul edilmesinin zaten kur farkı alacağının da doğacağının kabulü demek olduğunu ve bu faturaların davalı tarafça kabul edildiğini, yapılan bilirkişi incelemesinde de bu hususun tespit edildiğini;Yerel mahkemece ticari teamüle ilişkin yeterli araştırma yapılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin yabancı para ile gerçekleştirildiğinin cari hesap mutabakat mektupları, fatura ve taraf defterlerinin içeriğinden anlaşıldığını, kaldı ki taraflar arasında bu konuda uyuşmazlık da olmadığını, somut olayda işin niteliği gereği yazılı sözleşme yapılması geçerlilik koşulu olmayıp Yerel mahkemece kur farkına ilişkin olarak ticari teamülün eksik olarak araştırıldığını, zira kumaş alım satımına ilişkin olarak ticari alışverişlerin döviz endeksli olup olmadığı noktasında ilgili ticaret odasına müzekkere dahi yazılmadığını, kumaş ticaretine ilişkin döviz kuruna bağlı olup olmadığı yönünde ticari teamülün mevcudiyetinin olup olmadığı konusunda görüş bildirilmesi istenmeden, salt rapora göre hüküm kurulduğunu, taraflar arasında bulunan kumaş satımında kur farkının düzenlenmesi ve ticaretin dövize endeksli olmasının ticari teamül gereği olduğunu;Kumaş sektörünün ticari teamül olarak dövize endeksli olan iplik hammaddesinden üretildiğini, iplik ve kumaş sektörünün dövize endeksli olarak işletilip yürütülmesinin sektördeki ticari teamül gereği olduğunu, iplik ve kumaşların piyasada ham madde olarak kullanıldığını ve ağırlıklı olarak ithal edilmekte olduğunu, bunların uluslararası piyasada fiyatlarının ise dövize endeksli olarak belirlendiğini, bu sebeple, iplik ve kumaş alanında faaliyet gösteren şirketler bakımından finansal raporlarındaki ölçüm kalemlerinin dövize endeksli olarak belirlendiğini, tacir sıfatına bağlı sonuçlardan birinin de tacirlerin basiretli davranma zorunluluğu olduğunu, hal böyle iken ticari teamül haline gelen kur farkı sözleşmesinin davalı tarafça inkar edilemeyeceğini, kaldı ki taraflar arasında kumaş alım satım ticareti yapılması ve kumaş ticaretinin ülkemizde ve dünyada döviz cinsi para üzerinden yapılması yönünde ticari teamül mevcut olduğunu;Müvekkili şirketin birim fiyatını EURO bazında belirtmesine rağmen, kanuni zorunluluktan dolayı faturalarda Türk Lirası şeklinde fatura kestiğini ve cari hesap mutabakat mektupları düzenlendiğini ve bunların icra takibine esas teşkil ettiğini, icra takibinde bu faturalar ve mutabakat mektupları dayanak olarak gösterildiğinden dolayı kanuni zorunluluk dolayısı ile TL cinsinden takip başlatıldığını, mahkemenin sırf bu hususlara dayanarak kur farkı talebini reddetmesinin hukuka ve içtihatlara aykırılık teşkil edeceğini, hal böyle iken somut olayda taraflar arasındaki ticari ilişkinin EURO cinsi üzerinden sürdürüldüğü, karşı tarafın bizzat sunduğu faturalar üzerinde de işbu fatura konusu alacağın döviz cinsi üzerinden bedelinin açıkça belirtildiği, ödeme tarihinde gecikme yaşanması halinde söz konusu bedelin ödeme günündeki kur üzerinden hesaplanacağı, bu itibarla kur farkının ortaya çıkması halinde karşı tarafın bundan sorumlu olduğunun ortada olduğunu;Taraflar arasındaki ticari iş gereği düzenlenen faturalarda ve makbuzlarda güncel kurun belirtildiğini, akdi ilişkinin döviz endeksli olduğunun Yerel mahkeme tarafından da tespit edildiğini, nitekim dosya kapsamındaki faturalarda görüleceği üzere birim fiyatların döviz endeksli olarak belirtildiğini, taraflar arasında alım satım EURO üzerinden yapıldığından taraflar arasındaki ticari ilişkinin döviz endeksli olduğunu, müvekkili firmanın davalı firmaya düzenlediği faturalarda malın birim fiyatının EURO olarak belirtildiğini ancak faturaların VUK hükümleri gereği kanuni zorunluluktan dolayı TL cinsinde kesildiğini, düzenlenen faturalarda güncel döviz kurunun belirtildiğini, alacağın tahsilinin fiili ödeme günündeki kur üzerinden yapılacağı konusunda taraflar arasında görüş birliğine varılmışsa da davalının kötü niyetli olarak kur farkı faturasına itirazda bulunduğunu;Nitekim Yerel mahkemenin verdiği ilk gerekçeli kararında taraflar arasında bulunan ticari ilişkinin döviz endeksli olduğunu tespit ettiğini, taraflar arasında ayrıca imzalanmış bir kur farkı sözleşmesi bulunmasa dahi, böyle bir sözleşmeye gerek bile olmadığının ortada olduğunu, zira kur farkı alacağının doğumunun taraflar arasında bir sözleşmenin varlığına bağlı olmayıp, ticari ilişkinin dövize endeksli olduğunun anlaşılmasına bağlı olduğunu, davaya konu somut olayda ise bu durumun açıkça görüldüğünü, şöyle ki, ticari mal alışverişine ilişkin karşı tarafça da kabul edilmiş faturalarda hem malların EURO cinsinden bedeli hem faturanın düzenlendiği günkü döviz kuru hem de kur farkı alacağının doğacağına ilişkin müeyyide bulunduğunu, söz konusu Türk Lirası bedelinin malın EURO cinsinden değeri ile EURO'nun o günkü Türk Lirası karşılığının çarpımından bulunduğu, yani mal bedelin dövize endeksli olup, faturalamayı Türk Lirası cinsi üzerinden yapma zorunluluğu bulunduğu için faturanın Türk Lirası cinsi üzerinden düzenlendiğinin anlaşıldığını;Davalı tarafın ticari defterlerine kur farkı faturasını işlenmiş olmasını beklemenin abesle iştigal olduğunu, davalı yanın tabiki ve davaya konu kur farkı faturasını ticari defterine işlemeyeceğini, nitekim dosyada görüleceği üzere asıl ihtilaf konusu olan hususun bu olduğunu, bu nedenle tespiti çok açık ve mümkün olan olguların Yerel mahkemece tespit edilmemesinin külfetinin müvekkiline yükletilemeyeceğini, kendileri tarafından gerekli ihtaratların yapıldığını, karşı tarafın bu ihtarnameleri kabul etmeyerek kur farkı faturasına itiraz ettiğini, kısaca kur farkı faturasına ilişkin herhangi bir işlemin davalı tarafın ticari defter ve belgelerinde olmayacağının izahtan vareste olduğunu, nitekim, dosya kapsamında hazırlanan salt rapor doğrultusunda hüküm tesis edilip, eksik inceleme ile karar verilmesinin müvekkilinin hak kaybına uğramasına sebep olduğunu;Taraflar arasında döviz endeksli olarak kumaş satım konusuna dair bir sözleşme akdedildiğini, düzenlenen faturalarda sözleşme bedelinin kanuni zaruriyet dolayısıyla TL cinsi baz alınarak düzenlendiğini, ödeme gününün döviz kurunun ayrıca ve açıkça belirtildiğini, bu hususun müvekkili aleyhine yorumlanmasının yasaya ve içtihatlara aykırı olduğunu, zira burada müvekkili alacaklı konumunda olup, alacağına kavuşamayan ve mağdur edilenin kendisi olduğunu, Yargıtay kararlarından da görüleceği üzere düzenlenen faturalarda güncel döviz kurunun belirtilmesinin taraflar arasında bulunan ticari ilişkinin döviz endeksli olduğunu ortaya koyduğunu, hem müvekkili şirket tarafından hem de davalı tarafından kesilen faturalara bakıldığında taraflar arasındaki ticari ilişkinin döviz endeksli olduğu ve ticaretin EURO olarak yapıldığının açıkça anlaşılacağını, ödeme aracı olarak da EURO cinsinden çek keşide edildiğini, ayrıca gerekçeli kararda her ne kadar çek ile yapılan ödemelerin TL cinsinden olduğu söylenmişse de EURO cinsinden olan çekler de dosyada mevcutken bu hususun Yerel mahkeme tarafından yargılama esnasında hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, bu durumun yapılacak istinaf incelemesinde dikkate alınmasını talep ettiklerini;Davaya konu çekin EURO cinsinden keşide edilmiş olmasından dahi taraflar arasındaki ticaretin dövize endeksli olduğunun açıkça anlaşıldığını, mahkeme tarafından bu durumun da göz ardı edildiğini, Yerel mahkeme dosyasında da mübrez olan; İşbankası İkitelli Şubesi, 11.12.2018 tarihli ve 400.000 EURO bedelli davalı şirketin davacı firmaya keşide etmiş olduğu çekin döviz endeksli düzenlenerek keşide edildiğini, işbu çeke ilişkin olarak davacı firmadan başka hamil olmadığını, herhangi bir ciro bulunmadığını;Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda hukuki değerlendirme yapılmış olmasına rağmen, rapora itirazlarının değerlendirilmeyip, ek rapora gidilmesi gerekirken salt bilirkişi raporunun hükme esas Yerel mahkemece hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişinin, çözümü uzmanlık, teknik veya özel bilgi gerektiren konularda başvurulan bir takdiri delil olduğunu, mahkeme tarafından tayin olunan bilirkişinin yalnızca mahkemenin görevlendirdiği hususlar ile ilgili inceleme yapıp rapor hazırlayabileceğini, görevlendirilmediği hususlar ile ilgili rapor hazırlayamayacağını, bilirkişilerin açıklama ve değerlendirme yapabileceği hususların HMK'da açıkça belirtildiğini, hakimin değerlendirme ve takdirinde olan hukuki meselelerle ilgili açıklamalarda bulunamayacaklarını;Yerel mahkemece taraflar arasında bulunan ticari ilişkinin tayin ve tespit edilip, müvekkilinin alacaklı konumunda olup olmadığının tespiti için dosyanın bilirkişiye tayin edildiğini, ancak görevlendirilen bilirkişinin HMK'nın 279. maddesine aykırılık teşkil edecek şekilde hukuki değerlendirmede bulunduğunu, serbest muhasebeci mali müşavir olarak uzmanlık alanında inceleme yapması adına atanan bilirkişinin hukuki bilgi ve uzmanlığı gerektiren konularda inceleme yaparak hatalı bir rapor hazırladığını, İlk derece mahkemesinin bilirkişi raporunun açıkça HMK madde 279'a aykırı olan kısmını hükme esas alarak hukuka aykırı hüküm kurduğunu, rapora olan itirazların değerlendirmeye dahi alınmadan hüküm tesis edildiğini beyanla Yerel mahkeme kararının müvekkili lehine kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama neticesinde davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin 13.11.2024 tarih, 2024/584 Esas, 2024/892Karar sayılı kararının; hiçbir itiraz ve savunmaları irdelenmeden Dairemizin kaldırma kararına gerekçe yapılan hiçbir husus incelenmeden verilmiş olması sebebi ile usul ve yasaya açıkça aykırı olduğundan, istinaf itirazları doğrultusunda kararın kaldırılarak davanın reddini talep ettiklerini; Davalı müvekkili şirket ile aynı gruba bağlı ... A.Ş. adı altında iplik üretim faaliyeti yapan bir şirket bulunduğunu, esasen bu şirketin önceki ortağının da davalı müvekkili şirketin sahibi ile birlikte davacı şirketin sahibi olduğunu, davacı şirketin sahibinin söz konusu ... A.Ş şirketinde bulunan hisselerini 2018 yılında davalı müvekkili şirketin sahibine devir ettiğini, ...'in devir öncesi ortaklık yapısı sırasında iş güvenliği ve yangın geçirmez elbise ve malzemeler üreten davalı müvekkili ... Kimya A.Ş.'nin ihtiyaçları üzerine davacı ... şirketine kumaş siparişi verdiğini, davacı yanın da üreteceği kumaş için söz konusu ... Firmasından iplik aldığını, söz konusu ipliklerden kumaş üreterek bu kumaşları müvvekkilii şirkete fatura ettiğini, taraflar arasında oluşan bu üçlü ticari ilişki arasında oluşan ve cari hesap ile takip edilen borç alacak ilişkisinin bu çerçevede takas mahsup şeklinde yürütüldüğünü; Bu hal altında ... A.Ş.'deki hisselerin tamamı davalı müvekkili şirketin kontrolüne girince davacı yanın müvekkiline sattığı kumaşın ham maddesi olan ipliği aldığı dava dışı ...'e olan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sipariş ettiği ve kendisi için özel olarak üretilen ürünleri teslim almayarak iade faturası kestiğini, bu sebeple müvekkili şirket ile davacı yan arasındaki takas mahsup ilişkisinin gerçekleşmediğini, müvekkili şirketin davacı yan ile dava dışı ... arasında mutabakat yapılmasını ve buna göre takas mahsup yapılarak davacı yan ile mutabakat beklerken, davacı yanın kendi yükümlülüklerini yerine getirmeden tek taraflı şekilde düzenlediği cari hesap bakiyesini dayanarak dürüstlük kuralına aykırı ve bir hakkı açıkça kötüye kullanır mahiyette haksız ve kötü niyetli şekilde ihtiyati haciz baskısı ile müvekkili şirket hakkında icra takibine giriştiğini; Ortada davacı yanca takip tarihinden önce müvekkili şirketi temerrüte düşürecek bir işlem dahi yapılmamış olması, keza iddia ettiği alacağının tahsili için hiçbir talep veya temerrüt işlemi yapmadan 15 ay gibi uzun bir süre sonra alacağın tahsili yoluna girişmiş olmasının dahi bu duruma karine teşkil ettiğini, bu sebeple davacı yanın iddia ve taleplerinin haksız ve mesnetsiz olduğunu;Davacı yanın dava dilekçesinde 2. bend 2. paragrafta beyan ve ikrar ettikleri üzere taraflar arasında takibe konu cari hesap bakiyesine ilişkin bir mutabakat bulunmadığını, çünkü davacı yanca icra takibine dayanak cari hesapta belirtilen faturalardan bir kısmının mal alımına ilişkin olmayıp, davacı yanca taraflar arasında süre gelen ticari ilişkiye aykırı şekilde kur farkı adı altında düzenlenen ve müvekkilince itiraz edilip davacı yana iade edilen faturalardan kaynaklandığı, yine cari hesaba yansıtılan mal alış satış faturalarının bazılarında, ürün bedellerinin taraflar arasında kararlaştırılan birim fiyatlarından yüksek şekilde yansıtılmak sureti ile yanlış şekilde düzenlenmesi sebebi ile oluşan müvekkilinin takas mahsup haklarının bulunması sebebi ile taraflar arasında mutabakat sağlanamadığını, hal böyle olmakla davacı yanca takibe konu edilen cari hesap bakiyesi taraflar arasında kat edilmediğinden, takip tarihi itibari ile muaccel olmadığı itirazında bulunduklarını;Yerel mahkemenin Dairemizin kaldırma kararı gerekçesinde ifade edildiği gibi, tüm itiraz ve savunmalarına esas olmak üzere delil listelerinde, dava dışı ... firmasının da yer aldığı taraflar arasındaki üçlü ticari ilişkinin tespiti ve ispatı açısından davacı ticari defter ve kayıtları üzerinden ... firması ile olan ticari ilişkinin tespitini talep etmiş olmalarına karşın bu hususun hiçbir şekilde irdelenmediğini, bunun da kararı eksik ve hatalı kıldığını;Davacı yanca cari hesaba yansıtılan mal satış faturalarının bazılarında, ürün bedellerinin taraflar arasında kararlaştırılan birim fiyatlarından (aynı cins ürün ile ilgili kesilen faturalarda birim fiyatının farklı olması) yüksek şekilde yansıtılmak sureti ile yanlış şekilde düzenlendiğini, bu sebeple oluşan müvekkilinin takas mahsup haklarının da taraflar arasında kat edilmediğini, itirazlarımıza esas olmak üzere delil listesinde belirttikleri şekilde söz konusu cari hesaba konu faturalar üzerinde karşılaştırılmalı şekilde inceleme yapılarak aynı cins ürünler ile ilgili olarak birim fiyatları arasındaki farkın tespitinin yapılması gerekirken söz konusu itirazın da incelenmemiş olmasının kararı eksik ve hatalı kıldığını;Davacı yanın alacak talebenin tamamının ihtiyati haciz baskısı altında icra dosyasına ödediğini, istinaf mahkemesinin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda dahi davacı yanın ihtiyati haciz talep ve kararında belirtilen miktar kadar alacağı olmadığı, buna rağmen davalı müvekkili şirketin ihtiyati haciz baskısı altında tüm alacak talebini icra dosyasına yatırdığı, bu hal altında davalı müvekkilinin kötü niyetinden bahsedilemeyeceği, keza her ne kadar da belirtilen miktar likitse de, takibe konu borcun takip öncesi taraflar arasında kat edilmediği, borcun kaynağının belirlenmesinin yargılamaya muhtaç olduğu, bu hali ile dahi davacı yanın talep ettiği tutarın çok üzerinde bir tutar hakkında ihtiyati haciz talep ettiği ve bu tutar üzerinden ihtiyati haciz işlemleri yaptığı sabit olmakla, davacı yan lehine verilen icra inkar tazminatı kararının da usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 13.11.2024 tarih, 2024/584Esas, 2024/892Karar Sayılı kararının kaldırılarak davanın tüm yönleriyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, bakiye açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir. Mahkeme yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne, davacı lehine icra inkar tazminatına ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; taraflar arasındaki ticari ilişkinin EURO cinsinden yürütüldüğü, davalı adına düzenlenen faturalarda alacağın döviz karşılığının gösterildiği ancak yasal zorunluluk nedeniyle faturaların TL cinsinden düzenlendikleri, taraflar arasında yazılı hesap mutabakatı olduğu, kumaş sektöründe teamül olarak EURO üzerinden alım satım yapıldığı, davalının EURO bedelli faturaları alıp kabul etmesine rağmen kur farkı faturasına itiraz etmesinin haksız olduğu, bilirkişi raporunda hukuki değerlendirme yapıldığı, usule aykırı şekilde düzenlenen raporun hükme esas alınmasının hatalı olduğu ve davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğine;Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının kumaş üretiminde kullandığı ipliği dava dışı ... A.Ş.'den satın aldığı, bu şirket ve taraflar arasında üçlü bir ticari ilişki olduğu, davacının adı geçen şirkete karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi sebebiyle hesaplarda takas mahsup işlemlerinin yapılamadığı, taraflar arasında mutabakat olmadığı, takipten önce temerrüdün gerçekleşmediği, davacının düzenlediği faturalardan bir kısmının anlaşmaya aykırı şekilde yüksek bedelli düzenlendiği, Mahkemece bu hususlar incelenmeden karar verildiği, alacağın yargılamayı gerektirmesi nedeniyle icra inkar tazminatına hükmedilmiş olmasının haksız olduğuna ilişkindir.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." yasal düzenlemesi yer almaktadır. Taraflarca istinaf sebebi olarak ileri sürülen hususlar yargılama aşamasında sunulan dava, cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; Mahkemece alınan bilirkişi raporunda tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde usulüne uygun şekilde inceleme yapıldığı, raporda, yeniden rapor alınmasını gerektirir bir eksiklik olmadığı, Mahkemece rapor içeriğinde yer alan incelemelerin diğer delillerle birlikte değerlendirildiği, taraflar arasında kumaş alım satımına dair ticari ilişki bulunduğu, davacı tarafından davalı adına satış faturalarının düzenlendiği, düzenlenen tüm faturaların davalı tarafından kabul edilerek ticari defterlerine işlendiği ve ödemelerin çekle yapıldığı, davacının defterlerinde davalı adına olan hesabın hem Türk Lirası, hem de döviz cinsinden tutulduğu, davalının ticari defterlerinde ise davacı adına olan hesabın Türk Lirası üzerinden tutulduğu, her iki tarafın usulüne uygun şekilde tutulmuş ticari defterlerine göre takip tarihinde davacının 618.662,72 TL alacağının sabit olduğu, davacı tarafından sunulan mutabakatların eski tarihli oldukları, tarafların defterleri arasındaki farklılığın davacı tarafından düzenlenen kur farkı faturasından kaynaklandığı, davalı tarafça söz konusu faturanın süresi içerisinde davacıya iade edildiği ve defterlerine işlenmediği, TBK'nın 99/2. maddesi uyarınca kur farkı alacağının talep edilebilmesi için; satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satımının yapılmış olması yeterli olup, kur farkında vade farkından farklı olarak sözleşme veya teamülün aranmayacağı, davacı tarafından düzenlenen faturalarda döviz kurunun gösterilmiş olması sebebiyle taraflar arasındaki ticari ilişkinin EURO cinsinden yürütüldüğü kabul edilebilirse de, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, çek bir ödeme aracı olup, çekle yapılan ödemeler için TBK'nın 99/2. maddesine göre kur farkı talep edilemeyeceği, zira çekin döviz cinsinden düzenlenmesinin mümkün olduğu, kaldı ki davalı tarafından döviz cinsinden de çek düzenlendiğinin davacının kabulünde olduğu, bu sebeple Mahkemece kur farkı faturasından kaynaklanan alacak talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı tarafından, taraflar ile dava dışı ... Şirketi arasında üçlü şekilde yürütülen bir ticari ilişki olduğu ve buna göre hesaplardan mahsup işlemi yapılarak mutabakat sağlandığına dair iddiasının ispatı hususunda herhangi bir delil sunulmadığı, Mahkemece de karar yerinde açıklandığı üzere, tarafların ve dava dışı şirketin ayrı tüzel kişiliklerinin bulunduğu, her bir taraf ile dava dışı şirket arasındaki ticari ilişkinin, taraflar arasındaki ticari ilişkiden bağımsız olduğu ve tarafların ticari defterlerindeki kayıtlardan da aksinin anlaşılmadığı, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından TTK'nın 89 vd. maddelerinin uygulanamayacağı, davacının açık hesap şeklinde işleyen ticari ilişki nedeniyle bakiye alacağını talep edebileceği, alacağın muaccel olduğu, yine davalı tarafından, davacının düzenlemiş olduğu tüm satış faturaları kabul edilmiş ve yasal süre içerisinde içeriklerine itiraz edilmemiş olduğundan Mahkemece fatura içeriklerinin denetlenmesinin mümkün olmadığı, kaldı ki taraflar arasında birim fiyat konusunda yapılmış bir sözleşmenin de bulunmadığı, hüküm altına alınan alacak her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olup likit olduğundan ve davalı taraf bu miktar yönünden takibe haksız olarak itiraz ettiğinden Mahkemece davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmış, taraf vekillerinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri haksız bulunmuştur. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, tarafların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 42.260,85 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 10.570,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 31.690,85 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.