İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/01/2026 İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin sigortalısına ait aracın, davalıya ait rögar kapağın…
T.C. İSTANBUL BAM 8. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2025/2284 KARAR NO: 2026/134 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:18/06/2025 NUMARASI: 2024/712 Esas - 2025/462 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/01/2026 İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin sigortalısına ait aracın, davalıya ait rögar kapağına çarpması neticesinde hasara uğradığını, sigortalıya 58.151,19-TL hasar tazminatı ödendiğini, davalının ödenen bedelden sorumlu olduğunu, halefiyet ilkesi gereği davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, davalının takibe itiraz ettiğini beyanla, borçlunun itirazının iptaline ve borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; "eldeki davada zararın varlığı ile miktarını ve sorumluluğun davalıya ait olduğunu ispat yükünün davacıda olduğu, sözkonusu uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi raporu alınması gerektiği, 12/03/2025 tarihli oturumda hazır bulunan davacı vekiline bilirkişi ücretini yatırması için ihtaratlı olarak verilen 2 haftalık kesin süreye rağmen bilirkişi ücretinin bir sonraki celseden 1 gün öncesi olan 17/06/2025 tarihinde yatırıldığı, bu işlemin celse talikine sebep olacak nitelikte ve kesin sürenin mahiyetine aykırı olduğu, bu nedenle bilirkişi ücretinin kesin süre içinde yatırılmadığının kabulü ile, bilirkişi raporu alınmaksızın eldeki davanın kanıtlanamamış olduğu..." gerekçesiyle; davanın reddine, karar verilmiştir.Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf nedenleri; Yargıtay içtihatları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere, celse atlanmadan yargılamanın uzamasına sebebiyet verilmediği, bilirkişi ücretinin yatırıldığı, mahkemece tüm deliller dosyaya sunulmuşken ve hasar dosyası değerlendirmeye alınmaksızın kesin süreden davanın reddedilmiş olmasının hatalı olduğu hususlarına ilişkindir.Dava;sigortalıya yapılan ödemenin, halefiyet ilkesi gereğince zarar sorumlusundan tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir Davacı vekili, sigortalı ... Şirketi'nin maliki olduğu aracın, yolda bulunan davalıya ait rögar kapağına çarpması neticesinde hasarlandığını, müvekkili tarafından ... Sigorta Poliçesi kapsamında hasar bedelinin ödendiğini, ödenen bedelinin zarar sorumlusu davalıdan rücuen tahsil edilmesi için icra takibine geçildiğini, davalının itirazı üzerine takibin durdurulduğunu belirterek, davalının icra takibine itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince, icra olunan 12/03/2025 tarihli duruşmada ''dosyanın 1 makine mühendisi ve 1 meteoroloji mühendisinden oluşan heyete tevdii ile; meydana gelen olayda davalının kusurlu/sorumlu olduğunun kesin olarak belirlenip belirlenemediği, sis miktarının görüşe engel olacak düzeyde olup olmadığı, davacının sigortalısına ödediği miktarın kadri marufunda olup olmadığının tespitinin istenilmesine, bilirkişiler için 7.500,00'er TL ücret takdirine, davacı vekiline 15.000,00-TL bilirkişi ücretini mahkeme veznesine yatırması için 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi takdirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtarına (ihtar edildi)'' şeklinde karar verildiği, kesin süre içerisinde delil avansının yatırılmadığı, tanınan 2 haftalık kesin süreden sonra ara kararda belirtilen avansın yatırıldığı, mahkemece müteakip icra olunan 18/06/2025 tarihli duruşmada, delil avansının kesin süre içerisinde yatırılmaması nedeniyle, davanın reddi yönünde istinaf incelemesine konu kararın verildiği anlaşılmıştır.Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanun'un 90/2.maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK.m.94/2) Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HMK.m. 94/2) ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa; hiç bir tereddüte yer bırakmayacak, kesin süre ihtaratının muhatabı tarafın kesin süreye uymaması durumunda karşılaşacağı sonucu tereddütsüz bilmesine olanak tanıyacak şekilde ihtar edilmesi gerekir. İşte ancak bu nitelikteki kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir. Açıklamalardan sonra somut olaya gelince, her ne kadar mahkemece HMK'nın 324. madde hükmü gereğince toplam 15.000,00-TL delil avansını yatırmak üzere davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde belirlenen gider avansını yatırmadığı takdirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının davacı vekiline ihtarına karar verilmiş, müteakip delil avansının kesin süre içerisinde yatırılmadığından bahisle ve davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, a)İki haftalık sürenin ne zaman başlayacağının belirtilmemiş olması, b)Kesin süre ihtaratının hiçbir tereddüte yer vermeyecek derecede açık olmaması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa; hiç bir tereddüte yer bırakmayacak, kesin süre ihtaratının muhatabı tarafın kesin süreye uymaması durumunda karşılaşacağı sonucu tereddütsüz bilmesine olanak tanıyacak şekilde zapta geçirilip ihtar edilmemiş olması (davanın reddine karar verilebileceği vb) nedeniyle ulaşılan sonuç ve verilen karar doğru olmamıştır.Bu suretle HMK'nın 94.maddesine uygun olmaması nedeniyle, kesin süre ihtaratını içeren ara kararın; kesin süreye bağlanan sonuçları doğurmasına yasal olanak bulunmadığından davacı vekilinin istinaf talebi yerindedir.Kabule göre de; mevcut delil durumuna göre karar verileceği ihtaratı karşısında, dava dilekçesine ek olarak sunulan bilgi ve belgeler ile toplanan diğer delillerin neden değerlendirilme dışı bırakıldığı, yani bu yöndeki mevcut delillerin hangi hukuki gerekçelerle tümüyle yok sayıldığı hususunda taraflar nezdinde ve yasa yolu denetimine olanak sağlayacak nitelikte bir gerekçeye yer verilmemiş olması da hatalıdır.Sonuç olarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın HMK'nın 353/1-a/6.maddesi hükmü gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1/Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/06/2025 tarih, 2024/712 Esas, 2025/462 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a/6.maddesi hükmü uyarınca kaldırılmasına, 2/Dosyanın belirtilen şekilde işlem, araştırma ve yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine, 3/İstinaf karar ve ilam harcının talebi halinde davacıya iadesine, 4/İstinaf incelemesinin dosya üzerinden yapılması nedeniyle, avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 5/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından, istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek müteakip kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,HMK'nın 353/1-a madde hükmü uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.22/01/2026