7. Hukuk Dairesi 2009/8164 E. , 2010/1622 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların aidiyetinin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile
**7. Hukuk Dairesi 2009/8164 E. , 2010/1622 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların aidiyetinin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davaya konu muhtesatların davacılara aidiyetinin tespitine, muhtesatların tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesi isteminin reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Öğreti ve uygulamada tespit davalarının dinlenebilmesi için genel dava koşullarından başka aşağıda açıklanan iki özel koşula daha ihtiyaç bulunduğu kabul edilmektedir. 1-Hukuki ilişki: Tespit hükmü ile bir hak ve alacağın, bir başka deyişle bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığı tespit edildiğinden tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişki oluşturabilir. Konusu yalnızca maddi olaylardan ibaret tespit davaları ise dinlenemez. Maddi olaylar ancak bir hukuki ilişki ile birlikte tespit davasına konu edilebilirler. 2-Hukuki yarar: Hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitinde davacının hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu özellikle tespit davasının açıldığı günde mevcut olmalı ve verilen hüküm kesinleşene kadar da varlığını sürdürmelidir. Bir hukuki ilişkinin hemen tespitinde hukuki yarar bulunduğundan söz edilebilmesi için de aşağıda belirtilen üç koşulun birlikte mevcut olması zorunludur. a)Yakın tehlike ve ciddi tehdit: Davacının bir ... veya hukuki durumu halen mevcut veya yakın bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olmalıdır. b)Tehdidin zarar meydana getirebilecek nitelikte olması: Objektif olarak değerlendirildiğinde yakın tehlike ve ciddi tehdit davacı için bir zarar meydana getirebilecek nitelikte olmalı, tehdit sebebiyle davacının hukuki durumu belirsizlik içinde bulunmalıdır. c)Tespit hükmünün tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte bulunması: Tespit hükmü koşulları HUMK'nun 237. maddesi hükmünde açıklanan kesin hüküm sonuçlarını meydana getirmekte ise de, bu hükmün eda bölümü bulunmadığından cebrî-icraya konu edilemez. Hal böyle olunca icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan böyle bir hüküm almak için dava açmakta hukuki yarar bulunduğundan söz edilebilmesi için alınacak tespit hükmü mevcut veya yakın tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olmalıdır. Açıklanan bu olguların sonucu olarak; öğreti ve uygulamada davacının hukuki korunma ihtiyacını başka bir yolla tamamen gidermesinin mümkün olduğu hallerde soyut hukuki ilişkinin tespitini istemekte hukuki yararının bulunmadığı, bu nedenle de eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılamayacağı kabul edilmekte ise de; eda davası sonucunda elde edilecek hükmün tespite ilişkin bölümünün kapsamının tespit davası sonucunda elde edilecek hükmün kapsamından daha dar olması halinde bu genel kural uygulanamayacağından, bu halde açılmış olan tespit davasının dinlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Tespit davasının kendine özgü koşulları olarak tanımlanan bu koşullar ve dolayısıyla hukuki yarar dava koşulu olduğundan diğer dava koşulları gibi davacının tespit davası açmakta hukuki yararı bulunup bulunmadığının taraflarca öne sürülmese bile mahkemelerce kendiliğinden araştırılması gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 699. maddesi hükmünde paylı mülkiyet halinde paylaşmanın malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık yada artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirileceği, 703. maddesi hükmünde de elbirliği halinde mülkiyette paylaştırmanın, aksine bir hüküm bulunmadıkça paylı mülkiyet hükümlerine göre yapılacağı açıklanmış, HUMK'nun 565, 566 ve 567. maddelerinde ise paylaştırma veya ortaklığın giderilmesi davalarında sulh hakiminin yargılama sırasında ortaya çıkan ve miktar itibarıyla kendi görevine giren uyuşmazlıkları da basit usule göre çözümleyeceği, görevini aşan uyuşmazlıkların ise yazılı usule göre çözümleneceği, bu durumda sulh hakimi huzurunda uyuşmazlığın tespit edildiği günden itibaren on gün içinde dava açılmasının zorunlu olduğu açıklanmıştır. Tapu kütüğünün beyanlar hanesinde taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın maliklerden birine veya birkaçına ait olduğuna ilişkin kayıt bulunması veya muhtesatın maliklerden biri veya birkaçı tarafından kendi adına ve hesabına meydana getirildiğinin maliklerin tümü tarafından kabul edilmesi halinde, ortaklığın giderilmesi davasına bakan sulh mahkemesince taşınmazın satışından elde edilecek bedelinin, paylaştırma oranlarının, muhtesata isabet edecek satış bedelinin sadece bu muhtesatı meydana getiren malik veya maliklere verilmesini sağlayacak şekilde belirlenmesi ve buna göre hüküm vermesi gerekir. Tapu kütüğünün beyanlar hanesinde bir kayıt bulunmaması ve muhtesatın kime ait olduğu konusunda taşınmaz malikleri arasında oybirliği sağlanamaması halinde ise mahkemenin bu konuyu ön mesele yapacağı, muhtesat değerine göre uyuşmazlığı çözmek kendi görevine giriyorsa uyuşmazlığı kendisinin çözeceği, görevini aşıyorsa muhtesatın kendisine ait olduğunu öne süren malik veya maliklere tespit davası açmak üzere 10 gün kesin süre vererek açılacak davanın sonucunu bekleyeceği, mahkemenin verilen süre geçtikten sonra açılacak davanın sonucunu bekleme zorunluluğu bulunmadığı kuşkusuzdur. Ne var ki gerek mahkemece verilen kesin süre üzerine ve gerekse taşınmaz malikleri tarafından kendiliğinden açılacak böyle bir dava sonucunda verilecek ve kesinleşecek hüküm davanın taraflarını bağlayacağından ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemenin taşınmazın satışından elde edilecek bedelin paylaştırma oranlarını belirlerken kesin hükme değer vererek oranlama yapması zorunludur. 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 19. maddesine 26.05.2004 gün ve 5177 sayılı kanunla eklenen ek fıkra hükmünde de başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş bir yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedelinin, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedelinin zilyedine ödeneceği açıklanarak muhtesatın kamulaştırma bedelinin taşınmaz maliki dışındaki kişilere ödenmesi imkanı getirilmiştir. Öğreti ve uygulamada açıklanan bu hükümler nedeniyle ortaklığının giderilmesi için açılmış ve görülmekte olan bir davanın bulunması halinde taşınmaz paydaşlarından bir veya birkaçının muhtesatın kendileri tarafından meydana getirildiğinin tespiti istemiyle, yine muhtesat veya üzerinde bulunduğu taşınmazın kamulaştırılmasının kararlaştırılmış olması halinde de muhtesat zilyed veya zilyetlerinin muhtesatın kendileri tarafından meydana getirildiğinin ve zilyet olduklarının tespiti istemiyle dava açmakta hukuki yararlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Tespit davalarının dinlenebilmesi için bu tür davaların açılmasına imkan tanıyan özel bir kanun hükmünün bulunması veya az yukarıda açıklanan tespit davalarının kendine özgü koşullarının gerçekleşmesi gerektiğinden açıklanan bu iki hal dışında muhtesat tespiti istemiyle açılan davalar kural olarak dinlenemez. Somut olaya gelince; davaya konu muhtesatın üzerinde bulunduğu 1170 ada 4 parsel sayılı, davalı hazine adına tapuda kayıtlı taşınmazın ortaklığının giderilmesi için açılmış bir dava veya taşınmaz veya üzerindeki davaya konu muhtesatın kamulaştırması için yapılmış bir işlem bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bunun dışında davacılar tespit davası açılmasına imkan tanıyan özel bir kanun hükmü bulunduğunu veya az yukarıda açıklanan tespit davalarının kendine özgü koşullarının kendi yararlarına gerçekleştiğini kanıtlayamamışlardır. Hal böyle olunca mahkemece açıklanan bu olgular göz önüne alınarak dava koşulu olan hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı hazinenin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 24.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.