T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/908 - Karar No:2026/424 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/908 KARAR NO : 2026/424 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 03/07/2025 NUMARASI : 2024/107 E-2025/463 K DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 14/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 14/04/2026 Davacı vekili taraf…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/908 - Karar No:2026/424 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/908 KARAR NO : 2026/424 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 03/07/2025 NUMARASI : 2024/107 E-2025/463 K DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 14/04/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 14/04/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; müvekkilinin çıplak halde aldığı 25 adet nakliye/ kamyon araçlarına dorse imal ve montajı için farklı tarihlerde, farklı fiyatlarla davalı ile anlaşma yapıldığını ve dorse bedellerinin davalıya ödendiğini, araçlar üzerine dorse imal ve montajı yapılarak davacı şirkete teslim edildiğini, teslim alınan araçların amacına uygun olarak kullanılması ve trafiğe çıkarılması için dorselerin fenni muayenelerinin yapılması gerektiğini, fenni muayenelerinde KTK ve ilgili mevzuat gereğince standartlara uygun olmadığının tespit edildiğini ve trafiğe çıkmalarına izin verilmediğini, şaselere ST 52 kalite saclarının konulması gerektiği halde buna uyulmadığını, bu hususlarda KOSGEP laboratuvarlarında da inceleme yapıldığını, araçların bazı kısımlarında da çatlama meydana geldiğini, araç şaselerinin lastiklere çok yakın yapıldığını, makas pimlerinin ucunda somonların çıkmaması için rondela konulmadığını, arka lamba boynuz lambalarının yanlış yere takıldığını, bunun gibi ayıplı ve standart dışı imalatların söz konusu olduğunu, müvekkilinin bu nedenle bazı araçlarını kullanamadığını ve ekonomik zarara uğradığını, davalı tarafa ihtarname gönderilerek ayıp ve noksanların giderilmesinin, iyi cinsten olmayan malzemelerin değiştirilmesinin, imalat ve montajın standartlara ve teknik kurallarına uygun hale getirilmesinin talep edildiğini ancak davalının eksik ve ayıpları gidermediğini, Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/9 D.İş, Eskişehir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/7 D. İş ve Kazan Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/62 D. İş sayılı dosyaları ile delil tespiti yapıldığını, bu dosyalara sunulan bilirkişi raporlarında dorselerin standartlara uygun olarak imal ve montajının yapılmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin bazı araçların çalışmalarına izin alabilmek için ayıpların giderilmesi yönünde tamiratlarını yaptırdığını ancak bir kısım araçların henüz tamiratlarının yapılmaması ve ayıplarının giderilmemesi nedeniyle kullanılmaz durumda parklara çekildiğini ileri sürerek, dorselerin amacına uygun kullanılmasına engel olan ayıpların giderilmesi için gerekli tamirat masrafları ve sair zarar- ziyanın ve ayıplar nedeniyle oluşan değer ve nefaset bedeli için 70.000.00 TL alacağın ve dorselerin ayıp ve noksanlar nedeniyle iş ve güçten kalması nedeniyle 10.000,00 TL’nin 25.01.2011 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin davacıya 25/01/2011 - 06/11/2010 - 25/05/2010 ve 02/08/2010 tarihli faturalarla kendi imalatı olan 25 adet damperli yarı römork ve pilot yarı römork sattığını, garanti süresinin 1 yıl olduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, davacının araçların teklif mektuplarındaki özellikleri taşımadığı iddiasının hukuken korunamayacağını, zira taraflar arasında 24/03/2010 ve 10/09/2010 tarihli geçerlilik süresi 10 gün olan teklif mektuplarının geçerlilik süresinden sonra teklif mektuplarıyla bağlı olmaksızın araç imalatları hususunda anlaşma sağlandığını ve sözlü anlaşmaya uygun olarak imal edilen araçların teslim edildiğini, bunu da araç fiyatlarının farklı olması ve bazı tekliflerde olmayan niteliklerin araçlarda bulunması hususlarının teyit ettiğini, araçların TÜV standartlarına uygun olmadığı iddiasının doğru olmadığını, araçların TİP onayının alındığını, araçların standartlara uygun bulunmaması halinde tescilinin yapılamayacağını, tescilden 1 yıl sonra araçların muayeneden geçmemesinin araçlar üzerinde ekleme ve tadilatlar yapıldığını gösterdiğini, bu hususların da Kazan Asliye Hukuk Mahkemesi ve Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'ndeki değişik iş dosyalarında bulunan bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde belirtildiğini, teklif fiyatları ile fatura fiyatları arasındaki farkın davacı şirketin, imalat fiyatını düşürmek için değiştirdiği malzemeden kaynaklandığını, en çok üzerinde durulan konunun ise ST 52 çeliği yerine şase dikmelerinde ST 37 çeliğinin kullanılmış olmasının fiyatın aşağı çekilmesi hususunda tarafların anlaşmış olmasından kaynaklandığını, müvekkilinin araçları 2550 mm genişliğinde imal ederek TİP onayı, uygunluk belgesi alındığını ve pratik tescillerinin yapıldığını, daha sonraki değişikliklerin davacı tarafından yapıldığını, dava dilekçesindeki lastiklerin çamurluğa yakın olduğu, rondela bulunmadığı, boynuz lambalarının uygun yere takılmadığı gibi iddialarına da tespitteki bilirkişi raporlarına itirazlarda cevap verildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla hem ayıplı mal nedeniyle oluşan farkların, hem de ayıpların giderilmesi için yapılan giderlerin talep edilmesinin sebepsiz zenginleştirme oluşturacağından kabulünün mümkün olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece 19.01.2023 tarih ve 2014/432 Esas- 2023/25 Karar sayılı davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 18.01.2024 tarih ve 2023/421 Esas- 2024/15 Karar sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.4-6 maddeleri gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; dosya kapsamından, davaya konu dorselerin imal edildiği saca ilişkin taraflar arasında ihtilaf bulunmakla birlikte, davalının 15 adet dorse sacının ST 52, 10 adet dorse sacının ST 37 çelikten yapıldığını belirttiği ve kabul edildiği üzere bir kısım dorselerin ST 52 çelik, bir kısmının da ST 37 çelik kullanılarak imal edildiğinin anlaşıldığı, davaya konu araçların sahip olması gereken nitelikleri/ kaliteyi belirten bir sözleşmenin de dosyada mevcut olmadığı, farklı tarihli teklif formlarında farklı ana şaşi niteliklerinin yer aldığı, özellikle faturalar ve bedelleri dikkate alındığında bu durumun davaya konu mallar bakımından farklı nitelikte ana şaşe kararlaştırılmış olduğu kanaatini uyandırdığı, dolayısıyla malların tamamının ST 52 niteliğindeki çelikten imal edileceğine dair bir anlaşma bulunmadığı, bu doğrultuda bilirkişi raporuna göre kullanılan dorse imalatındaki malzemelerin davalı tarafından verilen teklif mektupları ve birim maliyetleri gösterir kesilen faturalara bakıldığında taraflar arası anlaşmaya uygun olarak seçildiği ve kullanıldığı, bu suretle eksik yahut ayıplı bir imalattan bahsedilmeyeceği, BAM ilamında rondelanın (cıvata üzerinde somun sıkıldığında, somunun dönmesini ve gevşemesini önlemek üzere kullanılan bir pul türüdür) yapılan imalatta kullanılmasının imalatın yapıldığı yıl itibariyle zorunlu olup olmadığı hususunun da araştırılması istenilmiş olup, alınan bilirkişi raporunda yeni nesil somunların kullanıldığı durumlarda yaylı veya yaysız rondela kullanılması gerekmemekte hatta üreticiler tarafından ayrıca rondela kullanılmaması tavsiye edilebilmekte olup, bu bakımdan üretilen römorklarda yaylı rondela kullanılmamasından kaynaklı eksik bir iş olduğunun söylenemeyeceği ve kullanımının zorunlu olmadığının tespit edildiği, dava sırasında davacı vekilinin 25/06/2013 havale tarihli dilekçesinde dava konusu satışı yapılan 8 adet römork sebebiyle bunların ayıpları sebebiyle değerlerinin altında değerler satılması sebebiyle TBK'nın 228/3 maddesi uyarınca alım bedeli ile satış bedeli arasındaki fark talep edilmiş ise de satışı yapılan ... plaka sayılı römorkların yaklaşık alış fiyatının yarısına hangi ayıplı ve eksik işe bağlı olarak değerinin altında satıldığına ilişkin ispata elverişli davacı yanca belge sunulmadığı, dorse tamiri yapılan araç plakalarının bu sayılan araçlardan olmadığından, ispatlanamadığından bu yöndeki talebin reddine, davacı taraf araçları kullanamamaktan kaynaklı iş ve güçten kalma, kazanç kaybı-araç mahrumiyet tazminatı için 10.000.00 TL maddi tazminat talep etmişse de, bir kısım römorkların tamir edilerek davacı yanca kullanılması, bir kısım römorkların satılması ile davacı yanca bu araçların kullanılmaması sebebiyle somut varsa zararını hesaplamaya elverişli bilgi-belge sunulmadığı, bu nedenle varsayıma dayalı farazi hesaplama yapılmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından, bu yöndeki maddi tazminat talebinin reddi gerektiği kanaatine varılarak, davanın kısmen kabulüne, 15.839,80 TL onarım bedelinin dava tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının değer ve nesafet kaybı, araçların düşük bedelle satılmasından kaynaklı zarar-ziyan ve kazanç kaybından kaynaklı maddi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda dorsenin çapı her ne kadar standartlardan 2 veya 3 cm fazla ise de, bunun trafiğe çıkmayı engellemeyeceğinin belirtildiğini ancak bunun doğru olmadığını, trafiğin aracın trafiğe çıkmasına izin vermeyen trafik denetim beyanı ve tavrının müvekkilini ilgilendirdiğini, bu konunun davada açıklığa kavuşturulmadığını, ayrıca bir kısım tamiratlar ve standartlara uygun hale getirmelerin müvekkili tarafından yerine getirdiği halde bu konularda da hiçbir denetim yapılmadığını ve hesaplama yapılmadan hüküm kurulduğunu, müvekkilinin dorse imal eden davalı firmadan 25 adet dorse aracı (Karayollarında nakliye işlerinde kullanmak üzere) sipariş ettiğini, bu araçların 2011 yılının ocak ayında teslim edildiğini, araçların trafiğe çıkabilmeleri için Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü'nden izin alınması gerektiğini, başvuru sonucunda Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü'nce dorselerde Trafik Kanunu'na, Yönetmeliği'ne ve Standartlar Yönetmeliği'ne uygun olmaması nedeniyle bu standart dışı hukuki ayıplar giderilmeden trafiğe çıkış izni verilemeyeceğinin bildirildiğini, bunun üzerine davalıya başvurulduğunu, davalının ayıp ve noksanları "düzelttim" dediğini ancak Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü'nce bu düzeltmenin tekniğe uygun olmadığının belirtilerek trafiğe çıkış izni verilmediğini, müvekkilinin TBK'nın 227.maddesine göre sözleşmeden dönmediğini ve dorselerin onarılmasını istediğini, 9 adet dorsenin geri alınmasının istenildiğini ancak geri alınmayınca da alınan bedelden düşük bedelle üçüncü şahıslara satıldığını, menfi ve müspet zarar tespiti taleplerinin yanlış hesaplandığını ve hesaplamaya ilişkin bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, ayıp ve noksanların giderilme bedellerinin tazmini yönünden ise, bu araçların iş görememesi nedeniyle 20 bin TL tazminatın tahsilinin talep edildiğini ancak dorselerin işten kalma, bu yüzden uğranılan zararının hesaplanmadığını, gizli ayıpların yapılacak basit bir muayenede hemen tespit edilemeyen ve otomobilin kullanımı ile ortaya çıkan ayıplar olup, uygulamada sıfır araçlarda karşılaşılan ayıpların neredeyse birçoğunun gizli ayıp olduğunu, a yrıca kanun koyucunun eski Kanun’da 30 günlük bir bildirim süresi öngörmüşken, yeni Kanun’da bildirim süresine hükümde yer verme imkânı varken dahi, tüketiciyi korumak amacıyla böyle bir sürenin öngörülmediğini, bunun yerine yeni Kanun ile ayıplı mal düzenlemesinde malın tesliminden itibaren 6 ay içerisinde ortaya çıkan sıkıntı ve arızaların ayıp (ayıp karinesi) olarak kabul edildiğini düzenleyerek ispat yükü konusunda önemli bir hüküm getirildiğini, bilirkişilerce haber verilmesinin bu 30 günlük süreye göre değerlendirildiğini, bilirkişilerce işin tekniğine göre hesaplama yapılması gerekirken, hukuki değerlendirmelerde bulunulduğunu ve gizli ayıpların giderilmeleri için gerekli giderlerin tespit edilmediğini, mahkemece de karar vermeye elverişli olmayan bilirkişi raporlarına göre hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, hükmün gerekçesi ile birlikte yorumlanması gerektiğini, tüketicinin uzun süre bildirimde bulunmamasının hakkın kötüye kullanılması kabul edilse dahi, uzun süre kullanılmaması kriterinin, mümkün olduğu ölçüde tüketici lehine yorumlanması gerektiğini, araçların uzun süre kullanılamadığını ve mahkemece ayıpların hemen bildirilmediği gerekçesinin iyi niyetli olmayacağını, alıcının seçimlik haklarından sadece ayıp ve noksanların giderilmesinin ve standartlara uygun hale getirilerek trafiğe çıkış izni alınması standartlarına getirmesi hakkının kullanıldığını ancak davalının bu talepleri yerine getirmediğini, müvekkilinin zorunlu olarak bir kısmını yerine getirdiğini, 9 aracın ayıplı haliyle bedelinden daha düşük miktara satıldığını, bu yöndeki taleplerinin bilirkişilerce değerlendirilmediğini ve 9 araçtaki zararın hiç dikkate alınmadığı rapora itibar edilerek hüküm kurulmasının adaletli ve hakkaniyetli olmadığını, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği’nin 14/4. maddesi uyarınca; malın garanti süresi içerisinde yetkili servis istasyonuna veya satıcıya tesliminden itibaren arızasının on iş günü içerisinde giderilememesi halinde, üretici veya ithalatçının malın tamiri tamamlanıncaya kadar, benzer özelliklere sahip başka bir malı tüketicinin kullanımına tahsis etmesinin zorunlu olup, aksi halde tüketicinin, benzer özelliklere sahip bir araç kiralayabileceğini, bu aracın kiralama bedeline dair fatura ile üretici veya ithalatçıya karşı talepte bulunabileceğini, bu düzenleme de kararda hiç dikkate alınmamış olup, sadece son bilirkişinin hukuki görüşlerine uyarak hüküm kurulduğunu, alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirme yükümlülüğü bulunduğunu, hatta bu süre geçmiş olsa dahi zamanaşımının söz konusu olmayacağını, satıcının, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu bulunmasında iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanılamayacağını, TKHK’nın 10.maddesinin üçüncü fıkrası saklı olmak üzere ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan sorumluluğuhuh bir yıldan az olamayacağını, ayıbın, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümlerinin uygulanamayacağını, yük taşımacılığı çerçevesinde yük emniyetinin, yük taşımacılığının güvenli hale getirilmesi için farklı kriterlerin bulunduğunu ve araç ile yük ve taşımacılık ile ilgili yasal kriterlerin yanında, yük emniyeti ile ilgili mesleki yönetmeliklerin de bulunduğunu, bilirkişi raporlarında bu yasal düzenlemelerden, mesleki yönetmeliklerden ve standart yönetmeliklerinden hiç bahsedilmediğini, yük emniyeti prensipleri yönetmeliği dikkate alınarak değerlendirme yapılmadığını, davalının yıllardır dorselerin üretimi yaptığını ve bu standartları bilmesi gerektiğini, kendi yaptığı hileden faydalanamayacağını, trafikçe hukuki ayıplar tespit edilince hemen satıcıya bildirildiğini, bu ayıpların tamamının hukuki ayıplar olduğunu, Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 128.maddesinde standartların düzenlendiğini, bilirkişi raporlarında hukuki ve maddi ayıp ve noksanların tefsilatlı bir şekilde nitelikleri belirtilerek bugüne dek açıklanmadığını, bu ayıpların açık veya gizli ayıp olduğu konularını da tanımlamak ve nedenlerini, niçinlerini ortaya koymak gerektiğini, böylece hangi ayıbın teknik olarak yapılan nitelendirmeye göre açık olduğu, hangisinin kapalı olduğunun hakim ve taraflar bakımından da denetlenebileceğini, ayrıca standartlara aykırılık bulunduğunu ve bunun için de ayıpların açıklanması ve nitelendirilmesi gerektiğini (Yargıtay 19.HD'nin 20.06.2011 tarih ve 2011/5292 E- 2011/8219 K, Yargıtay 13.HD'nin 06.07.2011 tarih ve 2011/3976 E- 2011/111/42 K, 03.04.2012 tarih ve 2012/5689 E- 2012/9013 K sayılı ilamları), dosyada 8 adet rapor bulunmakta olup, bu raporların birbiri ile çeliştiğini, bu çelişkili raporların denetiminin mahkeme tarafından akla, mantığa, vicdana ve teknik yasal düzenlemelere göre yapılmadığını, denetime salih olmayan raporlara dayanılarak verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davnın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece davacının değer ve nesafet kaybı, araçların düşük bedelle satılmasından kaynaklı zarar-ziyan ve kazanç kaybından kaynaklı maddi tazminat taleplerinin reddine ilişkin kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, mahkeme kararını kısmen kabul edilen 15.839,80 TL onarım bedeli yönünden istinaf ettiklerini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak ikame edilen davanın tümden reddi gerektiğini, öncelikle Ankara (Kapatılan) 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/167 Esas sayılı dosyası ile görülmekte olan davanın 26.02.2013 tarihli 1 nolu celsesinde kurulan 3 numaralı ara kararında "Tarafların dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeler varsa sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gerekli açıklamayı yazılı olarak yapmaları amacıyla kendilerine HMK 140/5 maddesi gereğince iki haftalık kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde eksik belgeleri sunmadıkları ya da belgelerin getirtilmesi amacıyla gerekli açıklamayı yapmadıkları taktirde HMK 94 maddesi uyarınca bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacakları hususunun ihtar edilmesine (davacı vekiline ihtar edildi)," denilmekle, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeler varsa sunmaları veya getirtilecek yerlere yönelik gerekli açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verildiğini ve verilen süre içerisinde bu belgelerin sunulmaması veya getirtilecek yerlerin bildirilmemesi halinde bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağının davacı vekiline ihtar edildiğini, 13.06.2013 tarihli 3 nolu celsenin 3 numaralı ara kararında ise "Davacı tarafa satılan araçlara dair faturalar, belgeler ve tadilat yapılan araçlara ilişkin tadilat belgelerini ibraz etmeleri için iki haftalık süre verilmesine,..." şeklinde hüküm kurulduğunu, davacıya bir kısım belgeleri sunması için yeniden süre verildiğini, bu ara kararın, davacının delil sunma sürelerinin tamamı geçmekle HMK'ya uygun bulunmadığından, 26.06.2013 tarihli dilekçelerinde bu ara karardan dönülmesinin ve ispat edilemeyen davanın reddinin talep edildiğini, önceki dilekçelerinde muvafakat etmediklerini ve itirazda bulunulduğunu, delil sunma süresi geçtikten sonra delil sunulmasının HMK'ya da aykırı olup, ispat edilememiş davanın reddi gerekirken, davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararda dorse genişliğinin yasaya aykırı olarak yapılmasının gizli ayıp niteliğinde olacağının ifade edildiğini, müvekkilinin imal ettiği dorselerin ayıplı olmadığını, araçların tamamının, standartlara uygun olarak imal edildiğini, dorse genişliklerinin 2.550 mm olarak üretildiğini, araçların uygunluk belgelerine bakıldığında araç boylarının 12000 mm, genişliklerinin 2550mm olduğunun görüldüğünü, müvekkilinin araçların uygunluk belgeleri düzenlenirken, yetkili mühendisi tarafından kontrol edilerek uygunluklarının düzenlendiği gibi, tescil işlemleri sırasında KTY'ne uygun olup olmadığının ilgili trafik birimince incelenmekte ve böylece tescil işleminin yapılmakta olduğunu, imal edilen araçların TİP onayının alındığını, her aracın, araç uygunluk belgesi ile Trafik Tescil ve Denetleme Şubesinin denetiminden geçtikten sonra kaydedildiğini ve plaka verildiğini, müvekkilinin imalatı araçların standartlara uygun bulunmasa tescilinin yapılamayacağını, araçların ilk tescilleri sırasında ölçümlerinin yapılıp, TÜV standartlarına uygun oldukları belirlendikten sonra tescilleri yapıldığından, müvekkilinin imalatlarının standart ölçülere uygun bulunmamakla ayıplı olduklarının öne sürülemeyeceğini, kaldı ki 27.11.2017 tarihli dilekçede sunulan 2.550mm genişliğe 08.11.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlandığı üzere %2 tolerans payı eklenmek suretiyle azami genişlik 2.601mm'ye yükseltilmiş olup, aleyhe bir kabul anlamına gelmemek üzere davacı tarafından hatalı kullanımla dorseleri genişletmesine rağmen hiçbir dorsenin genişliğinin de bu boyutun üzerinde olmadığını, dorselerin genişliklerinin 2.550mm'nin üstünde olmasının, müvekkilinin bu şekilde imalat yaptığını göstermeyeceğini, araçların boy ve enlerini sonradan yapılan tadilatla değiştirilmiş olduğunu, zira tescili yapılan araçların, bir yıl sonraki araç muayenesinden geçmemesinin araçlar üzerinde ekleme ve tadilatlar yapıldığını gösterdiğini, bu hususların Kazan ve Eskişehir Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesinden yaptırılan tespitten sonra hazırlanan bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde detaylarıyla açıklandığını, dosyaya kazandırılan Söğüt Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/24 Talimat numaralı dosyasından aldırılan bilirkişi raporunda (aleyhe hususları kabul anlamına gelmemek kaydıyla) imal edilen araçların TÜVTÜRK tarafından kontrol edilerek fenni muayenesinin yapıldığının tespit edildiğini, bu tespitin iddialarını doğruladığını, müvekkilinin yönetmeliğe uygun olarak imal ettiği araçların muayenesinin yaptırılarak teslim edildiğini ancak davacının müdahalesiyle uygunsuz hale getirilen araçların, kendi kullanım amaçları doğrultusundaki müdahaleleriyle, fenni muayedenedn geçmez hale getirildiğini, dorse kasalarının genişliğinin standartlara uygun olduğunun ve TÜVTÜRK ilk muayenesiyle belirlendiğinin tespit edildiğini, imal edilen dorselerin ayıplı olmadığını, TÜVTÜRK muayenesinin yapılarak tescil edilmesinin de kesin delil niteliğinde olduğunu, yine talimat dosyasında alınan raporda araçların sadece birkaç tanesinin boyut ölçüsünden dolayı muayeneden geçemediğinin belirtildiğini, müvekkilinin 2.550mm'lik standart imalat yaptığı göz önüne alındığında, sadece birkaç aracın muayeneden geçememiş olmasının, bu araçların, davacıdan kaynaklı yükleme hatasından dolayı yan kasalarının açıldığının/genişlediğinin açıkça anlaşılmakta olduğunu, bu rapora itirazlarında müvekkili imalatı olan araçların tamamının, standartlara uygun olarak imal edildiğini, daha sonra, davacının hatalı kullanımıyla dorse genişliğinin artmasının, müvekkilinin kusuru değil davacının kusurunun olduğunun belirtildiğini, bilirkişilerin "ön ve arka genişliklerinin farklı olduğu" ve "... plakalı yarı römorkların ilk TÜV muayenesinde hatasız olarak geçtiği, daha sonra bu araçlarda tadilat yapılarak sonraki TÜV muayenesinden genişlik ölçüsü 2.550mm'den büyük olması nedeniyle geçemediği..." şeklindeki tespitinin de beyanlarını doğruladığını, yine Gümüşhane Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/67 Talimat numaralı dosyasından aldırılan bilirkişi raporunda (rapordaki aleyhe hususları kabul anlamına gelmemek üzere) müvekkili imalatı olan dorsenin, ayıplı olarak değerlendirilemeyeceğinin ifade edildiğini, Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/15 Talimat numaralı dosyasından aldırılan bilirkişi raporunda ise "...06 DD 7346 plakalı araca kesilen faturanın tarihlerden anlaşılacağı üzerine aracın ilk muayenesinden sonra araca onarım yapıldığı, buradan anlaşılacağı üzere aracın onarımdan önce araç muayenesinden geçtiği, ilk muayene tarihinden önce 24/01/2012 aracın dorse imalatı ile ilgili ek herhangi bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır....Aracın dorse imalatı ile ilgili bir sıkıntı olsaydı araç muayenesinden geçemeyecek olduğu" hususlarının tespit edildiğini, mahkemece aldırılan 16.10.2024 tarihli bilirkişi ek raporunda ise keşif esnasında çekilen resimlerden dorselerin kullanılmış olduğu yani yük taşımış olduğu yönünde izlenim edindiklerinin ifade edildiğini, aleyhe bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla, söz konusu ek raporda bilirkişilerin davacı tarafından iddia edilen kusur ve eksikliklerin hiçbirinin dorselerin kullanımına ve yük taşımasına engel olmadığını, dorselerin karayolları araç muayenesine gitmeden önce iddia edilen kusurlardan kaynaklı atıl durumda kaldığını gösterir dosyaya kazandırılan bir belge olmamasından, davacı tarafından dorselerin kullanılmadığına dayalı olarak yapılan açıklamaların soyut açıklamalarla ifade edildiğini, ticari hayatın olağan akışı içinde, söz konusu dorselerin kullanılmadığı şeklinde yapılan bu açıklamalara itibar edilemeyeceğinin düşünüldüğünü, dosya kapsamında bulunan görüntüler, hasarlandığı belirtilen dorseler üzerinde tamirat yapılması ve birçok dorsenin halen trafikte bulunması sebebiyle, dayanak kaydı bulunmayan ve kullanılmadığı ifade edilen dorselerin, kullanılmama sebebiyle uğranılan zarar kaybının yapılamayacağının ifade edildiğini, bu ifadedeki aleyhe hususları kabul etmemekle davacının kullanılamamaktan doğan bir zararının bulunmadığının da belirlendiğini, bilirkişi raporlarıyla sonuç olarak müvekkiline atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığını, söz konusu dorselerin müvekkili şirketçe yönetmeliğe uygun olarak imal edildiğini ancak sonradan davacı şirket tarafından tadilat yaptırıldığının tespit edildiğini, tescili yapılıp 1 yıldan fazla zaman kullanılan araçlara, yönetmeliklere aykırı eklemeler yapılıp, muayeneden geçemeyince de müvekkiline külfet yüklemeye çalışmanın hukuken korunamayacağını, bu durumun davacının kendi hatası olduğundan, müvekkiline yüklenecek bir sorumluluk bulunmadığını, hiçbir sorumluluğu da kabul etmediklerini, müvekkili şirketçe kanun ve yönetmeliklere uygun olarak imal edilen araçlara davacının sonradan tadilat yaptırarak enlerini ve boylarını uzattırdığı göz önünde bulundurulmaksızın eksik inceleme ile yapılan değerlendirme neticesinde araçların standartlara uygun olarak imal edilmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkeme kararında dorse genişliğinin yasaya aykırı olarak yapılmasının gizli ayıp niteliğinde olacağı ifade edilmişse de, müvekkilinin imalatı dorselerin ayıplı olmadığı gibi hiçbir şekilde ayıplı mal teslim edildiği kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bu ayıpların kesinlikle gizli ayıp olmadığını, davacının ilk defa dorse yaptıran bir firma olmayıp, daha önce aldığı dorselerin genişlikliklerinde sorun yaşadığı için müvekkiline dorse siparişi verdiklerini sözlü olarak beyan ettiklerini, müvekkilinin teklif formunda da, genişliğin 2.550 mm olacağının yazılı olduğunu, bu nedenle de dorse genişliğinin 2.550 mm olmasına müvekkilinin özen gösterdiği gibi, davacının da ilk kontrol edeceği-etmesi gereken husus olduğunu ve davacı tarafça da kontrol de edildiğini, burada bir ayıp var ise, basit bir metre ile ölçümlemeyle ortaya çıkacağından, bu tür bir ayıbın gizli ayıp olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, bu ölçümü her vatandaşın yapabileceği gibi, basiretli bir tacir olan ve basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan davacının da yapması ve yaptırması gerektiğini, kolayca da yapabileceği bir ölçümleme olduğunu, satılan mal üzerinde kimyasal ve dayanaklılık ölçmek gibi özel ekipmanlar gerektiren fiziksel araştırmalar neticesinde ortaya çıkarılabilecek kusurlarda, ağır ve gizli ayıplardan bahsedilebileceğini, kabul anlamına gelmemek üzere, metre ile ölçmekle ortaya çıkarılabilecek bir kusurdan bahsedildiğinden, ağır ve gizli ayıptan bahsedilemeyeceğini, tarafların tacir olduğunu, kabul anlamına gelmemek davacının araçları teslim alırken boyutlarını ölçmesi gerekirken bunu yapmamışsa ve aracı açık ayıp sayılacak bu ayıbıyla kabul edip 8 günlük yasal süresinde açık ayıp ihbarını yapmamışsa, ayıplı malı o haliyle kabul etmiş sayılacağını ve ayıp giderimi isteyemeyeceğini, standartlara uygun olmayan kasa ölçülerinin açık ayıp olduğunu, davacı gibi nakliye işiyle iştigal eden bir firmanın ilk bakması gereken şeyin dorse ölçüleri olduğunu, 07.05.2024 tarihli bilirkişi kök raporunda yapılan işin teslim ve kabulünde gözle görülebilecek ve kolayca ölçülerek tespiti yapılacak başta maksimum kasa genişliği olmak üzere diğer iddia edilen kusurların açık ayıp mahiyetinde olduğunun belirtildiğini, aynı bilirkişilerin 16.10.2024 tarihli ek raporlarında ise işin teslimi aşamasında dorse boyutlarının standartlara veya üreticinin taahhütlerine uyup uymadığının kontrolü için uzman olmanın gerekmediğinin, davacı tarafından ayıp ve eksik olduğu iddia edilen hususların (rondelanın olmaması, tampon lambalarının yanlış yere monte edilmesi, menteşelerin içeri değil dışa gelecek şekilde kaynatılmış olması, eksik kaynak yapılması, deve boynunda çatlak görülmesi, dorse boyutlarının büyük ya da küçük olması) kullanımla ve zamanla ortaya çıkacak ayıp olmadığının belirtmekle, aleyhe bir kabul anlamına gelmemek üzere bunların açık ayıp olduğunun ifade edildiğini, müvekkilince kanun ve yönetmeliklere uygun olarak imal edilen araçların tamamının trafikte kullanılmakla ve muayenelerinin yapıldığının, müvekkiline atfedilebilecek ayıplı imalat bulunmadığını ancak aleyhe bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla ayıp varsa bile gizli ayıp olmadığı dosya kapsamıyla belirli olduğunu, davacının gizli ayıpları fark etmesinden sonra römork sayısının da 25 olduğu gözetilerek makul süresi içinde ayıp bildiriminde bulunduğunun kabul edileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, öncelikle kesinlikle aleyhe bir kabul anlamına gelmemek üzere ayıbın ortaya çıktığı tarihe ilişkin bir değerlendirmeye gerekçede yer verilmemiş olup, eksik inceleme ile verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, aracın dış boyutlarının menteşeler nedeniyle standartların dışında olduğunun bir anlığına farz edilecek olsa bile, bu ayıbın gizli ayıp değil açık/ açık olmayan ayıp olacağından ve TTK'nın 23. maddesinin c fıkrası gereğince; "..Tacirler arasındaki satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür." denilmekle, bu şartlarda davacının, malı teslim aldığı günden itibaren en geç 8 gün içinde bir ayıp var ise satıcıya bildirmesi gerektiğini, Borçlar Kanunu'nda düzenlenen "satıcının ağır kusurlu olması" hükümlerinin burada uygulanamayacağını, davalı müvekkilinin ağır kusurlu olmadığı gibi, kusurlu dahi olmadığını, davacının, dorseleri teslim aldığı tarihten itibaren 2-8 gün içinde müvekkiline bir ayıp bildirim veya onarım talebi bulunmadığından yine, hukuken korunur bir iddiası bulunmadığını, bilirkişilerce, ayıp varsa bile gizli ayıp olmadığının, davacı tarafın hatalı kullanımı ile dorselerin genişlediğinin, dorselerin yönetmeliklere uygun imal edildiğinin tespit edildiğini, yine hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda belirtildiği üzere bu ayıba (dorse genişliğinin 2.550mm'nin üzerinde olması) ve davacı tarafından sunulan faturalardaki dorse tamirine bağlı olarak davacının yapmış olduğu ödeme tutarının 15.839,80 TL olarak belirlendiğini, davacının müvekkilinden bu tutarı tahsil talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle belirtilen tutarın tamamının tahsiline karar verilmişse de, hükme esas alınan bilirkişi ek raporuna karşı itirazlarının bulunduğunu, söz konusu ek raporda dorse kasa genişliklerinin ilgili mevzuatta belirtilen 2,55 metreyi geçmeyecek şekilde tadilatının yapılması ve karayolları araç muayenesinden geçecek şekle gelebilmesi için davacının yaptırmış olduğu her tür tamir, bakım ve tadilat giderlerinin davalı taraftan karşılanması gerektiğinin ifade edildiğini ve raporda, davacı tarafından delil sunma süresi geçtikten sonra sunulan faturalarda belirtilen tadilat ve tamiratların hangi şase numaralı araca/ dorseye yapılmış olduğu bilgisinin bulunmadığının ifade edilmiş olmasına rağmen, davacının yaptırmış olduğu her tür tamir, bakım ve tadilat giderlerinin müvekkilinden karşılanması gerektiğinin ifade edilmesinin birbiriyle çeliştiğini, yine davacı tarafından delil sunma süresi geçtikten sonra sunulan faturaların içeriklerinden dorselere yapılan tamir işlerinin tamamının dorse boyutları ile ilgili olmadığının, boyut dışında dorselere başkaca işlemlerin yapıldığının da görüldüğünü, 07.06.2022 tarihli bilirkişi kök ve 25.10.2022 tarihli bilirkişi ek raporlarında da (diğer raporlarda hangi araçların azami genişliği aşacak şekilde imal edilmiş olabileceği varsayıma/yaklaşıma göre hesaplanmışken) dosya kapsamında yer alan tadilat fatura açıklamalarından azami genişlikle ilgili olduğu anlaşılan yani kesin olarak tadilat işlemi yaptırılmış olan 10 adet aracın faturasının esas alındığını, faturadan 10 adet araç için araç başı 250,00 TL olduğu ve toplam 10 adet araç için 2.500,00 TL bedel karşılığı giderildiğini tespit edilmiş olup, zikredilen raporlarda fatura içerikleriyle davacı tarafından dorse daraltma işi için sadece 2.500,00 TL masraf yapıldığı tespit edilmişken, kararda dorse daraltma işlemi dışında başkaca işlemlere ait ücretlerin de bulunduğu 15.839,80 TL'nin yani davacı tarafından sunulan fatura içeriklerinin tamamının tahsiline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle Dairemizin kaldırma kararından sonra mahkemece hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun ve denetlenebilir olduğu, ispat külfetinin davacı tarafta olup, ispatlanan hususlar gözetildiğinde kararın usul ve yasaya uygun olduğunun anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince; -Davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, -Davalıdan alınması gereken 1.082,02 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 466,62 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 3-İstinaf talep eden taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 04.06.2025 Tarihli Resmî Gazete’de Yayımlanan 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi dikkate alınarak belirlenen temyiz kesinlik sınırı ve HMK’nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay’da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 14/04/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Katip e-imzalıdıre-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır