T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1316 - 2026/84 T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 22. H U K U K D A İ R E S İ ESAS NO : 2023/1316 (KABUL KALDIRMA) KARAR NO : 2026/84 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA BATI 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/06/2023 ESAS-KARAR NO : 2022/818 E - 2023/667 K DAVANIN KONUSU : Alacak KARAR TARİHİ : 06/02/2026 YAZILDIĞI…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1316 - 2026/84 T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 22. H U K U K D A İ R E S İ ESAS NO : 2023/1316 (KABUL KALDIRMA) KARAR NO : 2026/84 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA BATI 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/06/2023 ESAS-KARAR NO : 2022/818 E - 2023/667 K DAVANIN KONUSU : Alacak KARAR TARİHİ : 06/02/2026 YAZILDIĞI TARİH : 24/02/2026 Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ İDDİANIN ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıdan 27/12/2021 tarihli fatura ile "Seyyar Pnömatik Malzeme Taşıma Sistemi MVP3" makinesini 16.000,00 Euro bedelle satın aldığını, makinenin 3 ton/saat kapasiteli taşıma sistemli olarak alındığını, ancak makinenin kullanılması ile kapasitenin düşük olduğu ve 900 kilo/saat taşıma kapasiteli olduğunun görüldüğünü, durumun davalıya yazılı ve sözlü olarak birden fazla bildirildiğini ve 09/02/2022 tarihli ihtarın gönderildiğini, davalının talebi üzerine müvekkili şirketçe test için ürün gönderilmesine rağmen davalının herhangi bir dönüş yapmadığını belirterek fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 Euro'nun ihtarın tebliğ tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanunun 4/a maddesine göre devlet bakanlarında Euro ile açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında 29/03/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile toplam talebini 16.000,00 Euro'ya yükseltmiştir. SAVUNMANIN ÖZETİ Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan görüşmeler üzerine 14/10/2021 tarihli müvekkili şirketin teklifinin davacı tarafından kabul edilmesi üzerine teklif metnine uygun şekilde üretim yapılarak makinanın davacıya teslim edildiğini, teklif metninin teknik detaylar kısmında makinada kullanılacak hammadde malzemesinin "Toz PVC, Kalsit" malzeme olarak belirtildiğini, ancak davacı tarafından makinanın üretim şekline aykırı olarak makinada toz malzeme yerine granül malzeme taşındığını, şayet var ise taşıma kapasitesinde düşüklük olmasının hatalı kullanımdan kaynaklandığını, davacı şirket yetkilisi tarafından konu müvekkili şirkete intikal ettirildiğinde durumun izah edilerek mevcut kullanım şekline göre makinada revizyon yapılması gerektiğinin davacıya iletildiğini, 09/02/2022 tarihinde davacı tarafından gönderilen ihtara itiraz edildiğini, davacının 03/03/2022 tarihinde gönderdiği mail ile hammaddedeki farklılıktan dolayı makinada revizyon yapılması gerektiği konusunda hemfikir olduğunu beyan ederek revizyonun fiyatını sorduğunu, 14/03/2022 tarihinde müvekkili tarafından revizyon için gönderilen teklifteki fiyat yüksek bulunduğu için revizyon yapılamadığını, müvekkilinin talebi üzerine davacı tarafından gönderilen numune malzemenin de granül malzeme olduğunu, davacı tarafın makinayı aldığı tarihten buyana makinayı üretim şekline aykırı olarak toz malzeme ile değil granül malzeme ile kullanmaya devam ettiğini, istediği verimi alamamasının kendi kusurundan kaynaklandığını, teklif metninin Diğer Hususlar başlıklı kısmında hammadde yapısında olabilecek farklılıklardan kaynaklı arıza ve performans kayıplarının garanti kapsamı dışında olduğunun açıkça belirtildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla makinanın geri teslimi sözkonusu olacak ise bu durumda davacının kullanımdan kaynaklı elde ettiği menfaatin belirlenerek bedelden mahsubu gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ Mahkemece toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, talimat yoluyla alınan bilirkişi raporuyla dava konusu makinenin sözleşmede belirtilen nitelikte olmadığı ve makinenin kullanımından kaynaklı davacı kusuru bulunmadığı tespit edilmekle malın TBK 219 maddesine göre ayıplı mal olduğu, davacının ayıp nedeniyle makinadan beklediği yararı elde edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile birlikte ifa kuralı gereğince makinenin davalıya iade edileceği tarihten itibaren faize karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 14/10/2021 tarihli teklif mektubuna uygun şekilde davacının istekleri dikkate alınarak özel üretim makinanın yapılarak davacıya 14/12/2021 tarihinde teslim edildiğini, davacı tarafından makinanın çalışmasını engelleyen problemler konulu mailin müvekkili şirkete ilk olarak 19/01/2022 tarihinde gönderildiğini, muayyene ve ihbar sürelerine uyulmadığını, teklif mektubunda teknik detaylar kısmında makinada kullanılacak malzemenin "Toz PVC, Kalsit" olarak belirtildiğini, davacının da sipariş esnasında makinada kullanılacağı malzemeyi belirtmek için müvekkiline numune olarak toz pvc, kalsit gönderdiğinden makinanın imalat ve uygulama safhasında bu malzeme yoğunluğunun dikkate alındığını, şartnamede farklı yapıda hammaddelerin kullanımından kaynaklanan arızaların garanti kapsamı dışında tutulduğunu, davacının makinada toz değil granül malzeme kullandığından makinanın tam performans çalışmadığını, konuyla ilgili taraflar arasında yazışmalar yapıldığını, davacının revizyona sıcak bakmasına rağmen revizyon bedelini yüksek bulunması nedeniyle revizyonun yapılamadığını, davacının yanlış sipariş verdiğini, bilirkişi raporunun eksik ve yetersiz olduğunu, keşif gününün müvekkiline bildirilmediğinden keşifte hazır olunamadığını, dava konusu makinanın özel uzmanlık isteyen bir makina olup her makine mühendisinin makinayı inceleyemeyeceğini, bilirkişi tarafından yapılan tespitte yanlışlıklar ve hatalar olduğunu, incelemeye ilişkin videolara göre makinanın kullanım talimatlarına uygun çalıştırılmadığına dair emare bulunmadığını, makinanın gerekli bakımlarının yapılmaması nedeniyle kullanılamaz halde olduğunu, gerekli bakım ve kontroller yapıldıktan sonra inceleme yapılması gerektiğini, teklifteki özel şart yerine diğer hususlar kısmında yer alan genel maddenin dikkate alındığını, rapora yapılan itirazların dikkate alınmadığını, makinanın özel üretim olması nedeniyle yeniden satışının da mümkün olmadığını, en uygun yöntemin revizyon olduğunu, davacının elde ettiği menfaatlerin dikkate alınmadığını, davacı tanığı dinlenmesine rağmen müvekkilinin tanıklarının dinlenmediğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR Uyuşmazlık, satıma konu makinanın ayıplı olup olmadığı, bedel iadesi talebinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, ayıp iddiasına dayalı bedel iadesi istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır. Davalı tarafından, davacının talebi üzerine hazırlandığı belirtilen 14/10/2021 tarihli teklif mektubunda, taşıyıcı sistemin özelliklerinin ayrıntılı olarak belirtildiği, taşınacak malzemenin "toz pvc, kalsit" olarak belirtildiği, diğer şartlar kısmında teklif içeriğindeki ekipmanların toz veya granül yapıda, kuru, akışkan olan, yapışkan olmayan, yanıcı ve patlayıcı olmayan dökme hammaddelerin aktarım, dolum, depolama ve filtrelenmesi gibi eleçleme prosesleri için tasarlandığının belirtildiği görülmüştür. Davacı tarafından 15/10/2021 ve 14/12/2021 tarihinde davalıya makina bedelinin ödendiği, davalı tarafından 27/12/2021 tarihinde 16.000,00 Euro bedelli faturanın düzenlendiği, makinanın teslimine ilişkin teslim belgesinin sunulmadığı görülmüştür. İtiraza uğramayan davacı tarafından davalıya hitaben düzenlenen 19/01/2022 tarihli mailde, "Az önce makina ile ilk denememizi gerçekleştirdik fakat şöyle bir problem var. Taşımak istediğimiz granül daha dikey değil yatay şekilde 1 saatte sadece 900 kg taşıyabildik. Bizim sizden aldığımız makina özelliklerinde 3 ton/saat şeklindeydi. Burda ya bir hesaplama hatası vardır veya başka bir problem vardır. Konuyla ilgili acil dönüşünüzü bekliyoruz. Ekte videoları da bulabilirsiniz. " şeklinde, aynı tarihte gönderilen diğer mailde ise; " Az önce teyit ettim, biz size, ilk başka saatte 3 ton granül pvc ve kalsiti dikey şekilde 12 metre yukarıya doğru taşımak istediğimiz bir makina sipariş etmek istediğimizi belirttik ve hesaplamalarını siz yaptınız. Biz de sizin yapmış olduğunuz hesaplamalara güvendik. Bu ana hatlarımızı besleyen bir makina olduğundan bizim için çok kritik bir önem arz ediyor. Dönüşünüzü bekliyoruz" şeklinde olduğu görülmüştür. Davacı tarafından davalıya hitaben düzenlenen 09/02/2022 tarihli noter ihtarında, teslim edilen makinanın düşük kapasiteli olması nedeniyle değiştirilmesinin talep edildiği görülmüştür. Davalı tarafından davacının ihtarına itirazen gönderilen 16/02/2022 tarihli mailde; makinanın transfer ettiği ürünler, saha koşulları, montaj şartları ile ilgili talep edilen teknik bilgilerin davacı tarafından verilmediği, taraflar arasında yapılacak teknik çalışmalar sonucunda makinanın gerçek performansının hesaplanacağı, çıkan sonuca göre problemin çözülmesi için gerekenlerin yapılacağı yönünde bilgi verildiği görülmüştür. Davalı tarafından davacıya gönderilen 25/02/2022 tarihli mailde, sistem kapasitesinin teklif süresinde mutabık kalınan miktarı karşılamakta zorlanmasının sebebi olarak kullanılan malzemenin sahip olduğu ve hesaplamalarda kullanılan malzeme dökme yoğunluğu arasındaki fark olduğunun düşüldüğünü, cihazın istenilen kapasite değerlerini karşılayabilmesi için gerekli revizyonların ve ekipman değişikliklerinin sağlanması için numune beraberinde makinenin davalı fabrikasına getirilmesinin uygun olduğu, değişiklikler yapıldığında test için hazır bulunabilecekleri yönünde bilgi verildiği görülmüştür. Davacı tarafından davalıya hitaben düzenlenen 03/03/2022 tarihli mailde, makinanın davalıya gönderilip gerekli upgradeler yapılması fikrine sıcak baktıklarını belirterek upgradelerin maliyeti ve süresinin bildirilmesinin talep edildiği görülmüştür. Bunun üzerine davalı tarafından 14/03/2022 tarihinde revizyon için teklif formunun mail yoluyla davacıya gönderildiği görülmüştür. Davacının davalıya hitaben düzenlendiği 15/03/2022 tarihli mailde, teklifin kabul edilmediğini, yapılan hesaplamaların davalı tarafından yapıldığını, makinenin ihtiyacı karşılamadığını, makinayı iade etmek istedikleri yönünde bilgi verildiği görülmüştür. Mahkemece yerinde inceleme yetkisi ile birlikte bilirkişiden talimat yoluyla rapor alınmasına yönelik ara karar üzerine makine bilirkişisinden alınan 20/01/2023 tarihli raporda özetle; dava konusu makinanın sözleşmede belirtilen nitelikte olmadığı, kullanımdan kaynaklı davacı kusurunun bulunmadığı, MVP3 pnömatik taşıma makinasının sözleşmede sunulan teknik özelliklere sahip olmadığı yönünde görüş belirtildiği görülmüştür. Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1,c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/I hükmü de uygulanacaktır. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karşı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur” denilmektedir. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 23’de malın muayene ve ihbar yükümlülüğü düzenlenmiştir. Eğer alıcı iğfal edilmiş ise yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. TK ve BK'daki düzenlemelerin birbirlerine paralel düzenlemeyi içerdiği gözetildiğinde: Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/c. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/c. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223/2. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanunun 227 maddesinin kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği düzenlenmiştir. Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir. Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir. Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür. İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır ( 6100 sayılı HMK m.187/1). Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. Somut olayda, davacı taraf, teslim edilen malın ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu savunmuştur. Bu durumda, ayıp ihbarının yapıldığına dair ispat yükü davacı taraftadır. Davacı taraf davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu usulüne uygun bir delille ispatı gerekmektedir. Satın alınan malın faturası 27/12/2021 tarihli olup davacı taraf teslim tarihi konusunda beyanda bulunmamış, davalı taraf ise malın 14/12/2021 tarihinde davacıya teslim edildiğini beyan etmiştir. Dosyaya malın teslimine ilişkin belge sunulmamıştır. TTK'nin 23.maddesine göre alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya bildirmekle yükümlü olduğu, 8 günlük muayene ve ihbar yükümlülüğüne uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan alıcının TBK'nun 227/1 maddesinden de yararlanamayacağı hükümleri düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemece, malın teslimine ilişkin belgeler taraflardan celp edilerek teslim tarihi ve ayıbın niteliği dikkate alınarak muayene ve ihbar sürelerine uyulup uyulmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu konuda eksik araştırma ve incelemeyle yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş davalı yanın istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerden ötürü kabulüne, kararının 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6.maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2022/818Esas, 2023/667Karar ve 06/06/2023 tarihli kararının KALDIRILMASINA, 2-HMK.'nin 353/1-a-6.maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde davalıya İADESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, 6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 06/02/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan ¸e-imza Üye ¸e-imza Üye ¸e-imza Katip ¸e-imza NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR. "5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."