T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/53 Esas KARAR NO : 2025/1557 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2022/483 Esas- 2022/655 Karar TARİH: 05/10/2022 DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) KARAR TARİHİ: 02/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı i…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/53 Esas KARAR NO : 2025/1557 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI : 2022/483 Esas- 2022/655 Karar TARİH: 05/10/2022 DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) KARAR TARİHİ: 02/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin, Azerbaycan uyruklu davalılardan ...'un tek ortaklı olarak göründüğü davalı ... Dış Tic.A.Ş.nin kurucu ortakları olduklarını, müvekkillerinin, uzun yıllardan beridir ortağı oldukları ancak çoğunluk pay sahibi/sahipleri ortakların yaklaşımı nedeniyle yabancılaştırıldıkları şirketin ekonomik ve mali durumu, egemenlik ilişkileri, çoğunluğu oluşturan ve şirkete hâkim olan pay sahiplerinin elde ettiği menfaatlerin tam olarak anlaşılması ve bu yolla haklarını bilinçli olarak kullanmaları amacıyla her ne kadar bilgi alma ve inceleme talebinde bulunmuşsalar da söz konusu taleplerine müspet bir karşılık bulamadıklarını, şirketle ilgili kendilerine bilgi verilmemesi üzerine, davalı şirketin Ankara Ticaret Odası nezdindeki kayıtlarını 03.01.2020 tarihinde inceleyen müvekkillerinin, kurucu ortak ve rüçhan hakkı sahibi oldukları davalı ... Ve Tarımsal Ürünleri Ticaret İthalat İhracat İnşaat Ve Uluslararası Taşımacılık A.Ş.nin 31.03.1983 tarihli Genel Kurul toplantısında, şirket dışından 3. kişi ... 'a 1000 hisse verilmek suretiyle şirkete ortak yapıldığı, yine müyekkillerin hazır bulunmadığı 16.08.1984 tarihli Genel Kurul Toplantısında ise sermaye artışı kararı alındığı, sermaye artışından sonra yeni ortak ...'ın sermaye artışından kaynaklı hisselerin tamamını almak suretiyle ortaklıktaki hissesini %88.8 e kadar artırdığının tespiti yapıldığını, her iki genel kurul toplantısında tanzim edilen hazirun cetvellerinin, müvekkillerinin hazır bulunmuş gibi tanzim edilse de müvekkillerinin söz konusu genel kurul toplantılarında bulunmadığını, hazirun cetvellerindeki imzalar ile genel kurul kararları altındaki imzaların müvekkillerine ait olmadığını, müvekkillerinin hazır bulunmadığı genel kurul toplantılarına ilişkin evrakların, iradeleri dışında gayri resmi şekilde tanzim edildiğini, 16.08.1984 tarihli genel kurul toplantısma ilişkin hazirun cetvelinde, şirket sermayesinin tamamını temsil eden ortaklar arasında müvekkillerinin bulunmayışı da dikkate alındığında, nama yazılı hisse senetlerinin de sahte imza kullanılmak suretiyle gayri resmi şekilde devredilmiş olduğu tespitinin yapıldığını, müvekkillerinin bulunmadıkları halde, toplantıda varmış gibi gerçeğe aykırı şekilde hazirun cetveli tanzim edilen 31.03.1983 tarihli Genel Kurul Toplantısında, ortaklık dışından 3. Kişi ...'a hisse verilmek suretiyle ... Ve Tarımsal Ürünleri Ticaret İthalat İhracat İnşaat Ve Uluslararası Taşımacılık A.Ş.ne ortak yapıldığını, yine sermayenin arttırılması kararı alınan 16.08.1984 tarihli Genel Kurul Toplantısında ise sadece sermayenin artırılması kararı ile yetinilmemesi, ayrıca artırılmasına karar verilen sermaye miktarının tamamına, sadece yeni ortak ... tarafından iştirak edilmesi; 6762 Sayılı TTK'nun 394. (6102 Sayılı TTK'nun 461) maddesinde belirtilen "artırma kararında aksine hüküm olmadıkça her ortağın sermayesi nispetinde esas sermayenin artırılmasına iştirak etmeyi isteme hakkına sahip olduğu" şeklindeki yasal hükümlere açık bir aykırılık oluşturduğunu, davalı şirketin, sermayenin arttırılması kararı alınan ancak müvekkillerinin hazır bulunmadığı genel kurul toplantısı sonrasında, müvekkillerine, "sermayenin arttırılmasına katılma hakkını" kullanabilme olanağı da sağlamadığını, müvekkillerinin bu konudaki haklarının, yasal rüçhan hakkı niteliğinde olup, onların yokluğunda bu haklarının ortadan kaldırılmasının da mümkün olmadığını, müvekkillerinin hazır bulunmadığı bir toplantıda sermaye artırımı dışında rüçhan haklarını da etkileyecek nitelikte karar alınmış olmasının Kanun'un tanıdığı hakkı ortadan kaldırıcı nitelikte bir karar olduğundan, müvekkillerinin, esas sermaye artırımı ile somut ve tek yanlı olarak kullanılabileceği yeni pay alma hakkı hukuka aykırı olarak ihlal edilmiş bulunduğunu, esas sermayenin bir parçası ve aynı zamanda ortaklık sıfatını ifade eden nama yazılı hisselerinin iradeleri dışında gayri resmi şekilde devredildiği tespitini yapan müvekkillerinin, Beyoğlu 20. Noterliği'nin 20.02.2020 tarih, ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile davalı şirkette haiz oldukları hisselere tekabül eden ancak bugüne kadar ödenmeyen kar paylarının yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ettiklerini, davalı şirketin ise cevaben gönderdiği Üsküdar 9. Noterliği'nin 28.02.2020 tarih, ... yevmiye nolu ihtarnamesinde özetle, davacı müvekkillerinin taleplerinn hukuki bir dayanağı olmadığından bahisle kabul etmedikterini ifade ettiklerini, haricen yaptıkları araştırmada davacı müvekkillerinin şirket hisselerinin 31.03.1983-30.03.1984 tarihleri arasındaki ara dönemde iradeleri dışında sahte imza kullanılmak suretiyle el değiştirildiğinin tespiti üzerine, söz konusu hisse devrinin mutlak butlanla hükümsüz ve geçersiz olduğunun tespitine ilişkin olarak İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/561 E. sayılı dosyasında Tespit Davası açıldığını, davalı şirket kayıtları incelendiğinde, şirket ortaklarını temsilen şirket genel kurul toplantılarında bulunan ve oy kullanan kişiler adına noter onaylı vekâletname ibraz edildiğini, davacı ... ve ...'yı temsil ettiğini gösterir noter onaylı hiçbir vekâletnamesi olmayan davacı müvekkili ...'nın 31.03.1983 tarihli şirket genel kurul toplantısında bulunmadığını, toplantı tutanağını imzalamadığını beyan ederek; davacıların hissesine tekabül eden ancak bugüne kadar ödenmeyen kar payını, faizi ile birlikte fazlayı talep ve dava hakkı saklı kalmak üzere, davalı firmanın 31.03.1983 tarihli Genel Kurul Toplantısının, İşbu genel kurul toplantısında alınan kararların, 31.03.1983 tarihli Genel kurul Toplantı Tutanağının mutlak butlan nedeniyle geçersiz ve hükümsüz olduğunun tespitini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Genel kurul kararlarının butlanına ilişkin ikame edilen davanın muhatabının ilgili şirket olduğunu, davanın, Şirket ile birlikte ... ve ...'a da yöneltilmesi hatalı olduğunu, bu sebeple huzurdaki davanın müvekkilleri ... ve ... bakımından pasif husumet yokluğu sebebiyle reddedilmesi gerektiğini, dava konusu genel kurul toplantısının üzerinden 37 yıl geçtiğini, davacı tarafından dava dilekçesinde kar payına ilişkin. saklı tutulduğu ifade edilen taleplerin zamanaşımına uğradığını, genel kurul kararlarının iptali için kanunda 3 aylık hak düşürücü süre düzenlenmiş olup davacıların süresinde bu davayı açmadıklarını, diğer yandan, davacıların butlan sebebi olarak göstermiş olduğu gerekçeler hiçbir şekilde söz konusu genel kurul kararının butlanını gerektirmemekte olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun fesih davası ve sermaye artırımlarını düzenleyen 456 ve 353 maddeleri uyarınca da genel kurul kararının iptali 3 (üç) aylık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, bu davanın 3 (üç) aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, genel kurul kararı tescil edildiğini, tescilin düzeltici etkisi nedeniyle de davanın reddi gerektiğini, davacıların şirkete yabancılaştırıldığı iddiasının hiçbir dayanağı olmadığını, davacı tarafların Türk vatandaşı olduğunu, davalı ... Türk vatandaşı olmadığını, hisselerin devri tarihinde yürürlükte olan Yabancı Sermaye Kanunu kapsamında ...'ın ortak olabilmesi için Devlet Planfama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı ve Kambiyo Müdürlüğü nezdinde izin alması gerektiğini ve söz konusu izinlerin resmi olarak şirket yönetimi tarafından alındığını, bu izinlerin alındığı tarih itibariyle davacıların hem şirket ortağı hem de şirket yöneticisi olduğunu, şirketin yöneticisi ve ortağı olan Türk vatandaşı olan davacıların Türk vatandaşı olmayan ve ortak olması resmi izinlerin alınmasına bağlı olan ... tarafından şirkete yabancılaştırıldığının iddia edilmesinin hayatın olağan akışına, gerçeklere, usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacıların 37 yıllık uzun süreçte bilgi alma talebinde bulunduklarına dair en küçük bir delil sunmadıklarını, davacıların 37 yıl sonra Genel Kurül kararlarının butlan'ını iddia etmelerinin Türk Medeni Kanunu madde 2 de düzenlenen dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil ettiğini, davacıların hükümsüzlüğünü talep ettikleri 31.03.1983 tarihli genel kurul toplantısı davacılardan ...'nın bizzat, ...'nın ise ...' yı yetkilendirmek suretiyle katılımı ile gerçekleştirildiğini, buna ek olarak bu toplantıda hükümet komiserinin de hazır bulunduğunu ve toplantı tutanağını imzalayarak onayladığını, kaldı ki toplantı gündem tutanağında dahi davacı ...'nın imzasının yer aldığını, yine, genel kurul toplantısına ilişkin evrakların davacı ... imzası ile sicil memurluğuna sunulduğunu, tescil ve ilanı talep olunduğunu, davacılar tarafından iptali talep edilen 31.03.1983 tarihli Genel Kurul Toplantı gündeminin incelenmesi halinde; bu gündemin davacı ... tarafından imzalandığı ve gündem maddelerinin içerisinde ...'ın ortaklığının görüşüleceği ve yeni yönetim kurulunun seçileceği hususlarının da yer aldığının açıkça görüleceğini, davacıların hazır bulunmadıklarını iddia ettikleri hisse devrine ilişkin 31.03.1983 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyesi olarak seçildiklerini ve bu toplantıdan bir gün sonra, 01.04.1983 tarihinde yapılan yönetim kurulu toplantısına katıldıklarını, aynı yönetim kurulu toplantısında alınan karar doğrultusunda ...'nın dava konusu şirketin yönetim kurulu başkanı seçildiğini ve münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkilendirildiğini, davacıların da imzasının yer aldığı 15.04.1983 tarihli yönetim kurulu kararı ile müvekkili ...'ın şirket hissedarı olduğu ve bu hisselerin pay defterine işlendiğinin tutanak altına alındığını, davacı ...'nın yönetim kurulu başkanlığından istifa etmek suretiyle şirketi temsil ve ilzam yetkisini kendi arzusuyla bıraktığını, ...'ın yönetim kurulu başkanı seçildiğini, o tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı ticaret kanununa göre yönetim kurulu üyelerinin göreve başlamalarının anonim şirkette pay sahibi olmalarına bağlı olduğunu, davacıların şirket hissedarlığının, hisselerini müvekkili ...'a satmak suretiyle devretmeleri neticesinde sona erdiğini beyan ederek haksız ve hukuka aykırı işbu davanın öncelikle usulden reddine, haksız ve hukuka aykırı davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 05/10/2022 tarih 2022/483 Esas- 2022/655 Karar sayılı kararında;"İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/06/2022 tarih, 2021/98 esas ve 2022/507 karar sayılı ilamı ile 2021/98 esas sayılı dosyalarının mahkememizin 2020/561 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş, mahkememizin 2020/561 esas sayılı dosyasında ise yargılamanın daha sağlıklı yürütülebilmesi açısından mahkememiz dosyası ile birleşen İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/98 esas sayılı dosyasının HMK'nın 167. Maddesi uyarınca tefrik edilmesine karar verilmiş, dolayısıyla işbu dosya Mahkememizin 2022/483 esas sırasına kayıt edilmiştir.Dava; 31/03/1983 tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısında alınan kararların mutlak butlan nedeniyle geçersiz ve hükümsüz olduğunun tespiti istemine ilişkindir.Dava konusu edilen genel kurul kararının tarihi itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 381. maddesi hükmüne göre; kanun ve esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde iptal davası açılabilir. Kararın yoklukla malul olduğu hallerde ise iptal davası herhangi bir süreye tabi olmaksızın açılabilecektir.Ancak dava konusu karar batıl olsa da, butlan iddiasının ileri sürülmesi TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde kabul edildiği takdirde, artık kararın hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2013/2104 esas 2013/19627 karar sayılı ilamında; "genel kurul kararının butlanın ileri sürülmesi herhangi bir süreye tabi olmamakla birlikte, butlana ilişkin tespit talebinin maksatlı, gayrımeşru ve icapsız olarak geciktirilmesi, örneğin bir kararın uygulanmasına ve bu uygulamanın sonuçlarına yıllarca, itirazsız rıza ve tahammül gösterilip de, sonradan butlanının ileri sürülmesi ve bir kimsenin kararın butlanını eskiden beri bilmesine rağmen buna menfaati icabı ses çıkarmayıp da ancak hesaplayamadığı sonuçlarını gördükten sonra kararın butlanının tespitini dava etmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesi gerektiği, doktrinde de, ortaklık dahil hiç kimsenin zararı sözkonusu olmaksızın uygulanmış olan batıl bir kararın sonradan butlanının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendiği gibi, etkisi ve önemi genellikle oldukça kısa bir süre devam eden bilanço, kar ve zarar hesabı kararının butlanının uzunca bir süre geçtikten sonra ileri sürülmesinin de çok defa hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyacağına da işaret edildiği (Bkz. Prof. Dr. Erdoğan Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 2009 s.156-157)" belirtilmiştir.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre dürüstlük kuralı; herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralı olup, düzenleme altına alınan dürüst davranma kuralına aykırılık teşkil edilmeyeceğinden de şüphe duyulmamalıdır. Davacıların imzalarını inkar ettikleri 31/03/1983 tarihli toplantıda alınan kararlardan haberdar olmaması hayatın olağan akışına aykırıdır. Dava tarihinin 08/07/2020 olduğu da dikkate alındığında, söz konusu genel kurul kararlarına karşı uzun yıllar sessiz kalan davacıların, yaklaşık 38 yıl sonra kararların hükümsüzlüğünü ileri sürmeleri bu bakımdan hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Davacılar dava dilekçesinde 31/03/1983 tarihli toplantıda alınan kararlardan, davalı şirketin Ankara Ticaret Odası nezdindeki kayıtlarını 03/01/2020 tarihinde incelemeleri neticesinde haberdar olduklarını iddia etmişseler de, aynı dava dilekçesinde dava konusu genel kurul toplantısında hisse devri yapılan davalı davalı ...'ın kendilerinin teyzesinin oğlu olduğunu beyan ettikleri ve ayrıca davalı ...'ın, kendilerinin yönetim kurulu başkanlığı da yaptığı firmaya ortak olduktan sonra davacıları şirket yönetiminde etkisizleştirmeye çalıştırdığı iddialarında bulunmak suretiyle davalının şirket hissedarı olduğunu bildikleri anlaşılmış olup, davacıların 31/03/1983 tarihli Genel Kurul Toplantısından ve bu toplantıda alınan kararlardan 03/01/2020 tarihinde haberdar olduklarının iddia edilmesi, taraflar arasındaki akrabalık ilişkisi de gözetildiğinde hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır.Bunun yanı sıra 6102 sayılı TTK'nın 445 ve 446. maddelerinde; toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ile kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa, yönetim kurulu üyelerinden her birinin kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceği belirtilmiştir.Aynı yasanın 447. maddesine göre ise; genel kurulun, pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. Bilindiği üzere genel kurul kararının iptali davasında, kararın iptalini talep eden ortağın ortaklık sıfatının bulunması ve dava süresince de devam etmesi gerekir. Uygulamada husumet olarak tanımlanan bu yetkinin, tüm dava sürecinde davacı üzerinde bulunması gerekmektedir. Dava açan kişinin ortaklık sıfatı mevcut değilse veya yargılama sırasında sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki menfaati de kalmaz. Bu kapsamda davacıların dava tarihi itibariyle davalı şirkette pay sahibi olmadıkları düşünüldüğünde işbu dava bakımından aktif husumet ehliyetlerinin mevcut olmadığı da ortadadır.Şirket genel kurul kararları hakkında açılacak davalarda şirketin hasım gösterilmesi gerekir. Bu davalarda, davanın şirket ortağı veya şirket müdürüne yöneltilmesi mümkün değildir. Eldeki davada da şirketin yanında davanın yöneltildiği davalılar ... ile ...'un pasif husumeti bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu davalılar aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, davalı şirket aleyhine açılan davanın ise yukarıda izah edilen nedenlerle hakkın kötüye kullanılması niteliğinde görüldüğünden reddine dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur..."gerekçesi ile, ''1-)Davalılar ... ile ... aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile REDDİNE,2-)Davalı ... Ticaret Anonim Şirketi aleyhine açılan davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hükmün kapsamı" başlıklı 297/1-c. maddesine göre, "Türk Milleti Adına" verilen hükmün; "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" kapsaması gerektiğini ancak Mahkemece; gerekçeli kararın "Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;" başlıklı bölümünde sadece dava dilekçesinin kapsamına değinilmekle yetinildiğini, uyuşmazlık konusu genel kurulun yoklukla malul olduğuna dair sözlü ve yazılı beyanlara hiç yer verilmediğini, oysa, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yapılan yargılamanın (2021/98 E.) 08.09.2021 tarihili duruşma (2. celse) tutanağından görüleceği üzere kendileri tarafından "yokluk" iddiasında bulunulduğunu, ayrıca, 07.09.2021, 03.12.2021, 18.03.2022 ve 05.07.2022 tarihli dilekçelerinde; delillere, doktrine, yerleşik yargı kararlarına ve ilgili yasal düzenlemelere dayalı olarak, sahte belgeler üzerinden düzenlenmiş gibi gösterilen genel kurul toplantısı ve "sözde kararları"nın birden fazla yasal sebeple "yoklukla malul" olduğunun, kendileri tarafından ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde iddia edildiğini, 05.10.2022 tarihli kısa karar "duruşma tutanağı"ndan da görüleceği üzere, işbu iddialarının özetle tekrarlandığını;Kısacası, dosyadaki verilere bakıldığında; uyuşmazlık konusu olan 31.03.1983 tarihli genel kurulun yapılacağına dair herhangi bir yönetim kurulu kararı alınmadığını, çağrı merasimine hiç uyulmadığını ve hükümet komiserinin de toplantıya katılmadığını, dosyadaki delillerle de bu hususun sabit olduğunu, davalı tarafça da gerek dosyaya sunulan mütalaanın 16. sayfasında, gerekse mütalaanın ekinde sunulan beyan dilekçesinde toplantıya davet merasimine hiç uyulmadığının da kabul edildiğini, yani, dava konusu genel kurulun; genel kurulların yapılış usulüne dair ve kamu düzeninden sayılan emredici kurallar yok sayılarak sahte belgeler üzerinden yapılmış gibi gösterildiği için, birden çok yasal sebeple yoklukla malul olduğunu ve baştan itibaren hukuk aleminde varlık kazanamadığını, ayrıca, 03.12.2021 tarihli dilekçe ekinde dosyaya sunulan imza tetkikine ilişkin uzmanlık raporuyla da genel kurula dair belgelerin sahte olduğunun tespit edildiğini; Mahkeme tarafından yasal unsurları ihtiva etmeyen eksik, görünüşte ve denetime elverişsiz bir gerekçe yazıldığını, dolayısıyla, davacı müvekkillerinin; hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar alma hakkı ve dereceli yargılama hakkının ihlal edildiğini; 05/10/2022 karar duruşmasında, kısa kararın (hüküm fıkrası) usule ve yasaya aykırı olarak tesis edildiğini, basit yargılama usulünde; hükmün tefhiminin HMK 321/2. maddede düzenlendiğini, bu maddede kısa kararın tesis edilme şeklinin belirlendiğini, HMK’nın 321. maddesindeki “hükme ilişkin tüm hususlar”dan kastedilenin ise, HMK’nın 297. maddesindeki unsurlar olduğunu, kural olarak, mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususların açıklanması gerektiğini, HMK’nun 298/2. maddesinde; “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” Aynı Kanunun 299. maddesinde ise; “Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan, hâkim ölür veya herhangi bir sebeple imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar…” denildiğini, anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, mahkemenin kısa kararında tesis etmiş olduğu 2. maddedeki hükmün hatalı ve eksik kurulduğunun görüldüğünü, nitekim, kısa kararın 1. maddesinde; “Davalılar ... ile ... aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile REDDİNE,” şeklindeki kurulan hükümde, “pasif husumet yokluğu”na dayanıldığını, oysa ki, kısa kararın 2. maddesinde ise; “Davalı ... Ticaret Anonim Şirketi aleyhine açılan davanın REDDİNE,” şeklinde hüküm kurulurken, herhangi bir hukuki sebep belirtilmediğini, bunun da, reddetme gerekçesinin önceden müzakere edilmediği ve haliyle gerekçenin sonradan oluşturulduğu(sürpriz gerekçe) şüphesini uyandırdığını, dolayısıyla, kısa kararın 2. madde hükmü eksik ve hatalı olup, usule ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca, kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine uygun olup olmadığını tartışma ve denetleme olanağını da vermediğini, ayrıca, gerekçeli kararın kısa karara aykırı olması hali kamu düzeni ile ilgili olduğu için; istinaf sebepleri arasında gösterilmese dahi re’sen dikkate alınması gerektiğini;Mahkemece usule ve yasaya aykırı olarak davaların ayrılmasına karar verildiğini, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde görülmekte olan (2020/561 E.) hisse devirlerinin hükümsüzlüğüne ilişkin dava ile tarafları aynı olan istinaf konusu huzurdaki dava arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğundan her iki davanın birlikte görülmesi gerektiğini, HMK’nun 30, 166/1, 116/4, Anayasa’nın 141. maddelerine aykırı davranıldığını, İlk Derece Mahkemesince tesis edilen “Davaların ayrılması” ara kararının kaldırılarak birleştirme kararı verilmesi gerektiğini, çünkü, gerek istinaf edilen dava olsun, gerekse İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülmekte olan (2020/561 E.) hisse devirlerinin hükümsüzlüğüne ilişkin dava olsun, davacı müvekkillerinin davalı şirketin kurucu ortaklığından kaynaklı mülkiyet hakkına dayandığını, yani, her iki davadaki uyuşmazlık konusunun da aynı sebepten kaynaklandığını, ayrıca, her iki davanın taraflarının da aynı olduğunu ve bir davada verilecek karar, diğer davanın sonucunu doğrudan etkileyebileceğinden aralarında fiili ve hukuki bağlantı olduğunu;Her iki dava dosyasının birlikte incelenmesi ve sağlıklı bir değerlendirme yapılarak nihai adil karaların tesis edilebilmesi bakımından tefrik ara kararının kaldırılarak birleştirme kararı verilmesinde kamu yararı bulunduğunu, nitekim, herhangi bir uyuşmazlıkğın hukuki himaye amacıyla mahkeme önüne getirildikten sonra artık kamu yararı alanına girmiş sayıldığını, davaların çabuk bir şekilde görülmesinde tarafların olduğu kadar toplumun da yararı bulunduğunu;Mahkemece uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmadığını, istinaf edilen işbu dava, 08.02.2021 tarihinde açılmış olup birleştirme kararının verildiği 08/06/2022 tarihine kadar İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce yargılamanın yürütüldüğünü, bu zaman zarfında, sadece davalı tarafın iki tanığının dinlendiğini; uyuşmazlığın çözümünde/aydınlatılmasında etkili olabilecek hiçbir talebin karşılanmadığını ve delillerin toplanmadığını, davalılarından ...'ın isticvap edilmesi gerektiğine dair ısrarlı taleplere rağmen; İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce defalarca taleplerinin haksız şekilde reddedildiğini, yargılama usulüyle hiç bağdaşmayan ve ...’ın isticvabına karar verilmekten kaçınmaya dönük gerekçesiz ara kararlar tesis edildiğini, oysa ki, ara kararların, mahkemenin uyuşmazlığın çözümü için; yargılamayı ilerletmeye, nihai karara ulaşmayı sağlamaya yönelik olarak talep üzerine ya da kendiliğinden verebileceği kararlar olduğunu, diğer bir deyişle ara kararların, yargılamanın hızlandırılmasına ve basitleştirilmesine katkı sunduğunu, nihai karara giden “yoldaki pürüzlerin” ortadan kaldırılmasını amaçladığını, ancak, mahkemece aksi yönde ara kararlar tesis edilerek işbu talebin kabul edilmediğini; İstinaf konusu edilen işbu dava dosyası ile İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülmekte olan dava dosyasındaki (2020/561 E) veriler dikkate alındığında; uyuşmazlık konularının merkezinde, davalı şirketin güncel kayıtlarına göre şirketin tek ortağı ...’un babası olan ...'ın bulunduğunun açıkça görüldüğünü, bununla birlikte, uyuşmazlık konularıyla ilgili olarak; gerek şirketin sicil dosyasındaki belgelerde olsun, gerekse davalı tarafça dosyalara sunulan fotokopi belgelerde olsun, davalı ...’ın dahli ve tarafı olduğu çok sayıda sahte belge bulunduğunu, ayrıca, 03/12/2021 tarihli talimat duruşmasında; davalı taraf tanığı ...r’ın, “işleri arka planda ... yönetiyordu” şeklindeki beyanının da, olan bitenin merkezinde davalı ...’ın olduğunu açıkça gösterdiğini, buna rağmen, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin; ilk elden bilgiye sahip olan davalı ...'ın isticvabına karar vermekten kaçındığını, isticvabından kaçınmayı sağlayan ara kararlar kurduğunu, ancak, nezdindeki yargılama süresince, sadece davalı tarafın iki tanığını dinlemekle yetindiğini;Hal böyle olunca; şirketin kuruluşu, genel kurul toplantısı, pay devirleri, yönetim kurulu kararları ve re’sen gerekli görülecek hususların aydınlatılmasında ve dolayısıyla usuli/maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında davalı ...’ın isticvap edilebilmesinin büyük önem taşıdığını, dolayısıyla, her iki davanın da aydınlatılması bakımından; adil yargılanma hakkı, hukuki dinlenilme hakkı ve "silahların eşitliği” ilkesi gereğince, davalı ...’ın isticvabına karar verilmesinin, usulen ve hukuken zorunluluk arz ettiğini;Ayrıca, başta davalı şirketin Pay Sahipleri Defteri ve Yönetim Kurulu Karar Defteri olmak üzere, 05/07/2022 tarihli dilekçede talep etmiş oldukları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önem arz eden delillerin hiçbirinin toplanmadığını, öte yandan, müvekkili ...’ya ait 18 Ocak 1983 tarih ve ... yevmiye numaralı imza sirkülerinin aslı ile 19 Ocak 1983 tarih ve ... yevmiye numaralı dayanak yönetim kurulu kararının tekiden Ankara 24. Noterliği’nden istenmesine dair talebin de karşılanmadığını, işbu talebin özellikle önem arz ettiğini, çünkü, sözü edilen imza sirkülerinin sahte olduğunun kendileri tarafından değerlendirildiğini ve esasa ilişkin istinaf sebepleri kısmında detaylı açıklama bulunduğunu, bu şekilde müvekkillerinin adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini, mahkemenin istinafa konu edilen kararının, HMK’nun 353/1-a-6 hükmü gereğince kaldırılarak dosyanın mahkemesine gönderilmesi gerektiğini; Uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller ve beyanların hiç değerlendirilmediğini, istinaf konusu kararın gerekçesine bakıldığında; genelde delillerin değerlendirilmediği; özelde ise, iddia ve beyanların dayanağını teşkil eden hiçbir vakıanın ve delilin değerlendirilmeye alınmadığının açıkça görüldüğünü, istinaf edilen kararın gerekçesi usule ve yasaya açıkça aykırı olup "görünüşte" gerekçe niteliğinde olduğunu ve işbu nedenle bir ilk derece yargılamasından da söz etmenin mümkün olmadığını, dolayısıyla, kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesi gerektiğini; Mahkemenin, istinafa konu edilen kararının gerekçesine genel olarak bakıldığında; davalı tarafın beyan ve savunmalarının "görünüşte" bir gerekçeye dönüştürüldüğü izlenimi edinildiğini, çünkü, HMK'nın 297/1-c. maddesindeki unsurlardan yoksun olduğu gibi, uyuşmazlık konusu olan 31.03.1983 tarihli genel kurul ve kararlarının yoklukla malul olduğuna dair ve dosyadaki delillerle de kanıtlanmış olan iddiaların da tartışma konusu yapılmadığını, kaldı ki, mahkeme tarafından re'sen dikkate alınması gerektiğini, bu bakımdan, usule ve yasaya aykırı olup, denetime de elverişsiz olduğu için gerçek bir gerekçe olarak değerlendirmenin mümkün görünmediğini;Öte yandan, davalı şirket bakımından (2. no.lu hüküm) kararın gerekçesi somut, açık ve anlaşılır olmadığı gibi iç tutarlılığa da sahip olmadığını, kararın gerekçesinde; "Dava; 31/03/1983 tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısında alınan kararların mutlak butlan nedeniyle geçersiz ve hükümsüz olduğunun tespiti istemine ilişkindir." denilmekle birlikte, mutlak butlanın dayanılan maddi sebeplerine yer verilmediğini, oysa ki, dava dilekçesinde; genel kurul toplantı tutanağındaki imzaların sahte olduğu ve müvekkilleri adına verilmiş bir vekaletname olmadığı iddiasının ileri sürüldüğünü, dolayısıyla, uyuşmazlık konusu genel kurul, sahte belgeler üzerinden yapılmış gibi gösterildiği içindir ki, mutlak butlan hukuki sebebine dayanıldığını;Dava dilekçesinde, her ne kadar mutlak butlan hukuki nitelemesine dayanılmış ise de, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yapılan yargılamanın (2021/98 E.) 08.09.2021 tarihili duruşma (2. celse) tutanağından görüleceği üzere kendileri tarafından "yokluk" iddiasında bulunulduğunu, ayrıca, 07.09.2021, 03.12.2021, 18.03.2022 ve 05.07.2022 tarihli dilekçelerde de; delillere, doktrine, yerleşik yargı kararlarına ve ilgili yasal düzenlemelere dayalı olarak, sahte belgeler üzerinden düzenlenmiş gibi gösterilen genel kurul toplantısı ve "sözde kararları"nın birden fazla yasal sebeple "yoklukla malul" olduğunun, kendileri tarafından ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde iddia edildiğini, 05.10.2022 tarihli kısa karar "duruşma tutanağı"ndan da görüleceği üzere, işbu iddiaların özetle tekrarlandığını, ancak, "yokluk" yaptırımının gerekçede tartışılmadığını, tartışılmış olsa idi davalı şirket bakımından reddetme kararının verilmesinin mümkün olmayacağını, bu nedenle tartışma konusu yapılmaktan kaçınıldığını;Kararın gerekçesi ve dayanak alınan Yargıtay kararı dikkate alındığında; Mahkemenin, TTK'nun 381. maddesi hükmünü esas almakla birlikte butlan üzerinden de TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına atıfla, iç tutarlılıktan ve ikna edicilikten yoksun "görünüşte" bir gerekçeyle; "davalı şirket aleyhine açılan davanın ... hakkın kötüye kullanılması niteliğinde görüldüğünden reddine" şeklinde kurmuş olduğu hükmün; usule, yasaya ve hukuka açıkça aykırı olduğu kanaatinde olduklarını;Genel kurul kararlarının eTTK'nun 381. maddesine göre iptalinin talep edilebilmesi için şeklen de olsa bir genel kurul kararının mevcut olması ve hükümsüzlük hallerinden olan yokluk ya da butlana da dayanılmamış olması gerektiğini, oysa ki, dava konusu genel kurul ve kararlarının şeklen dahi olsa mevcudiyet kazanamadığını ve birden fazla yasal sebeple yok hükmünde olduğunu, dolayısıyla, eTTK m. 381 üzerinden gerekçe kurulmasının usule ve yasaya aykırı olduğunu; Kararın gerekçesinde; "... davalı şirket aleyhine açılan davanın ise yukarıda izah edilen nedenlerle hakkın kötüye kullanılması niteliğinde görüldüğünden reddine ... " denilerek kurulan hükmün usule, yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, çünkü, “yokluk”la malul işlemler, yapıldığı andan itibaren hiçbir hüküm doğurmadığı gibi hukuki işlem(ler)in yokluğunun her zaman, ilgili herkes tarafından ileri sürülebildiğini, ayrıca, yokluk durumunda, yokluğu ileri sürmenin dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle dahi olsa işlemin ayakta tutulmasının da mümkün olmadığını, ayrıca, istinaf konusu edilen kararın gerekçesinde, hukuki işlem niteliğinde olan dava konusu genel kurul kararının yokluğu hususunun, re'sen de olsa mutlaka Mahkeme tarafından nazara alınması gerektiğini; Kararda pasif husumet yokluğu nedeni ile davalılar ... ile ... bakımından davanın reddine karar verildiğini, verilen kararın, her iki davanın birlikte görülmesi gereği de dikkate alındığında hatalı olduğunu, davalı ...'ın davalı şirketin güncel kayıtlarına göre şirketin tek ortağı konumunda olan davalı ...'un babası olduğunu, dava dosyasındaki verilere bakıldığında, davalı şirketin ele geçirilmesi maksadıyla kurgulanmış bir plan dahilinde, 6762 sayılı eTTK’nun emredici hükümlerine ve ilgili yönetmeliğe açıkça aykırı bir biçimde ve sahte belgeler düzenlenmek suretiyle yapılmış gibi gösterilen uyuşmazlık konusu 31.03.1983 tarihli “yokluk”la malul Genel Kurulun “sözde kararları”na istinaden 3. şahıs olarak dışardan ortaklığa “dahil olunan” ...'ın, 18.4.1983 tarihli sahte yönetim kurulu kararıyla da, kendisini “yönetim kurulu başkanlığına” getirdiğini ve akabinde de, “Hisse Satış ve Devir Senedi” başlıklı sahte belgeler düzenlemek suretiyle; müvekkilleri ... ile ...’nın ortaklık hisselerine el koyarak mülkiyet haklarını ihlal ettiğini; Davalı şirketin sicil kayıtları incelendiğinde; uyuşmazlık konusu 31.03.1983 tarihli genel kurul toplantısından sonraki 30.3.1984 tarihli ilk genel kurul toplantısına dair “Hazirun Cetveli”nde; müvekkilleri ... ile ...’nın isimlerinin yer almadığı; buna karşın, ... adına 1949 adet, ...’ın eşi ... adına da 31 adet olmak üzere, şirketin toplam 2000 adet hissesinden 1980 hissesinin (1949+31=1980=%99) ... ailesine “geçmiş” olduğu ve 16.08.1984 tarihinde gidilen olağanüstü genel kurulda da, sermaye artırımına gidilerek; 20.000.000 TL olan şirket sermayesinin 100.000.000 TL’ye çıkarılmasına “karar” verildiği; 80.000.000 TL'lik artan sermayenin 69.310.000 TL’lik kısmının davalı ... adına, geri kalan 10.690.000-TL’lik kısmın ise eşi ... adına –satın alınmış gibi gösterilerek kaydedilmek suretiyle, azınlık paylarının toplam sermaye içindeki oranı da, %0’de 2’ye(binde ikiye) düşürülmek suretiyle, şirketin mali ve yönetsel olarak bütün hakimiyetinin, hukuka aykırı biçimde ... ailesine transfer edildiğini, neticede, dava konusu genel kuruldan sonra da şirketin mali ve yönetsel olarak bütün hakimiyetinin, hukuka aykırı olarak ... ailesine geçtiğini, üstelik işbu hakimiyetin, davacı müvekkilleri zararına, hileli davranışlarla ve suç işlenerek sağlandığını; Öte yandan, davalı ...'un tek ortak olduğu tarihe kadar ki şirket kayıtlarına bakıldığında; şirket hisselerinin sıklıkla ... ailesinin fertleri arasında el değiştirdiği, yani, tüzel kişiliğe sahip bir anonim şirket olmaktan ziyade, bir adi şirket görüntüsü verdiğini, bilindiği üzere, her ne kadar tüzel kişi şirket ile onun ortakları arasında ayrılık kuralı geçerli olsa bile; bazı durumlarda şirket ile ortakları arasında bir özdeşlik veya ayniyet ortaya çıkabildiğini ve iki ayrı hukuk sujesinin varlığını ileri sürmenin imkansızlaştığını, nitekim, davalı şirketin de, uyuşmazlık konusu genel kuruldan sonra tamamiyle bir aile şirketi durumuna dönüştüğünü, şirket üzerinde ailenin tam hakimiyet ve kontrolü sağlandığını, şirket ile ortakları arasında artık ayrı bir varlık kalmayacak biçimde menfaat birliği gerçekleştiğini;Bu bağlamda, davalılar ... ile ...'un tüzel kişilik perdesinden istifade etmelerinin, adaletin tecellisi bakımından hakkaniyete uygun olmayacağını, çünkü, davalıların; davacı müvekkillerinin şirket hisselerinden kaynaklı karını/kazancını da kendi kişisel mal varlıklarına aktardığını, yurt içinde ve yurt dışında kurmuş oldukları ya da ortak oldukları şirketlerde değerlendirdiklerini, dolayısıyla adil bir kararın tesisi bakımından tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gerektiğini, bu bakımdan, davalılar ... ile ...'a yönelik davanın reddine karar verilmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu;İstinaf konusu kararın gerekçesinde; "Bilindiği üzere genel kurul kararının iptali davasında, kararın iptalini talep eden ortağın ortaklık sıfatının bulunması ve dava süresince de devam etmesi gerekir. Uygulamada husumet olarak tanımlanan bu yetkinin, tüm dava sürecinde davacı üzerinde bulunması gerekmektedir. Dava açan kişinin ortaklık sıfatı mevcut değilse veya yargılama sırasında sona erecek olursa, artık davayı takip ve sonuçlandırmakta hukuki menfaati de kalmaz. Bu kapsamda davacıların dava tarihi itibariyle davalı şirkette pay sahibi olmadıkları düşünüldüğünde işbu dava bakımından aktif husumet ehliyetlerinin mevcut olmadığı da ortadadır." denildiğini ancak, mahkemenin işbu değerlendirmesinin; hukuken hatalı bir değerlendirme olup dosyadaki maddi delil ve vakıalarla da bağdaşmayan soyut nitelikte bir değerlendirme olduğunu;Öncelikle, dosyadaki delil durumu ve beyanlar dikkate alındığında; davacı müvekkillerinin taraf sıfatı (aktif husumeti) bakımından zerre kadar kuşku duyulmaması gerektiğini, aksi durumda, mahkemenin ısrarlı talepleri dikkate alarak davalı ...'ın isticvabına karar vermesi ve davacı müvekkilleri ile yüzleşik olarak sorgulaması gerektiğini, davalı ...'ın isticvabına karar verilmemekle "silahların eşitliği" gereği olarak davacı müvekkillerinin, delil elde etme ve ispat hakkında yoksun bırakıldığını ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini;Taraf sıfatının (davacı bakımından “aktif husumet ehliyeti”), maddi hukuka göre iddia olunan hakkın sahibi ve yükümlüsünün kim olduğuyla ilgili bir kavram olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda açıkça düzenlenmemiş olup dava şartları arasında da sayılmadığını, sıfat, bir dava şartı olmadığı için de hakim tarafından kendiliğinden araştırılmadığını, mahkemenin, ancak davanın esasını inceledikten sonra tarafların sıfatının olup olmadığına karar verebileceğini, bunun için de delillerin toplanması gerektiğini;Davacı müvekkillerinin, davalı şirketin kurucu ortakları olduğu hususunun izahtan vareste olduğunu ve tartışma/itiraz konusu da yapılmadığını, bunun yanı sıra, müvekkilleri ... ile ...’nın kurucu ortaklıktan aslen iktisab etmiş oldukları şirket hisselerini de, hiçbir şekilde davalı ...’a devretmediklerinin de kanıtlandığını, davalı tarafça İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde derdest dava dosyasına (Dosya No. 2020-561 E.) lehe delil olarak sunulan iki adet “Hisse Satış ve Devir Senedi” başlıklı sahte fotokopi belge ile ...’ın kendisi tarafından oluşturularak müvekkili ...’ya “WhatsApp” üzerinden gönderilen “sesli mesaj” kaydından da açıkça anlaşıldığını;Davalı tarafça, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’ndeki derdest dava dosyasına (Dosya No. 2020-561 E.) sunulan 24.08.2020 tarihli cevap dilekçesinin 5. sayfasında;“Davalı ... Ticaret A.Ş.'nin hisseleri hiç basılmadığından çıplak pay hükmündedir, çıplak paylar "alacağın temliki" ile devir edilebilecektir.” denildiğini, davacı müvekkillerine de imza karşılığında nama yazılı herhangi bir hisse senedi tevdi edilmediğini ve hisse senetlerinin basıldığına dair, herhangi bir bilgiye de sahip olmadıklarını, dolayısıyla, davalı tarafın; “hisselerin hiç basılmadığından çıplak pay hükmündedir” tespitinin doğru olduğunu kabul etiklerini ancak, davalı tarafça İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’ndeki derdest dava dosyasına (Dosya No. 2020-561 E.) lehe delil olarak sunulan iki adet “Hisse Satış ve Devir Senedi” başlıklı sahte fotokopi belgeler incelendiğinde; devre konu edilen hisselerin seri numaralı olduğunun görüldüğünü, oysa ki, anonim şirketlerde ortaklık hisselerinin(payları); kıymetli evrak niteliğindeki ilmühaber (eTTK m. 411) ya da hisse senedi şeklinde çıkarılmamışsa(basılmamışsa) yani giydirilmemişse; “çıplak pay” hükmünde olduğunu, çıplak paylarda, seri numarasının olmasının mümkün olmadığını, dolayısıyla, “Hisse Satış ve Devir Senedi” başlıklı fotokopi belgelerin sahte olduğundan kuşku duyulmaması gerektiğini; İstinaf konusu edilen işbu dava dosyasına kendileri tarafından 03.12.2021 tarihli dilekçe ekinde ibraz edilen “Hisse Satış ve Devir Senedi” başlıklı fotokopi belgelerin her birisinde, tarihleri farklı yıllara ait olan iki ayrı metin yer aldığını, müvekkili ...’nın taraf gibi gösterildiği fotokopi belgede; 20.10.1983 tarihli üstteki metnin altındaki ... isminin alt dış çaprazında yer alan imza ile üstteki metne ait olan pulun üzerindeki imzanın sahte olup müvekkilin el ürünü olamdığını, pulun yanına sıkıştırılmış olan 16.1.1984 tarihli alttaki metnin altında ise, taraf imzaları bulunmadığını, müvekkili ...’nın taraf gibi gösterildiği fotokopi belgede de; 20.10.1983 tarihli üstteki metnin altındaki ... isminin alt dış çaprazında yer alan imza ile üstteki metne ait olan pulun üzerindeki imzan sahte olup müvekkilinin el ürünü olmadığını, ulun yanına sıkıştırılmış olan 13.2.1984 tarihli alttaki metnin altında ise, taraf imzaları bulunmadığını;Bu durumda, davalı tarafça ibraz edilen “Hisse Satış ve Devir Senedi” başlıklı fotokopi belgelerin her birinde farklı yıllar tarihli ikişer ayrı metin yer aldığına göre; bir damga puluyla, iki ayrı sözleşmenin yapılabilmesinin hukuken mümkün olmadığını, dolayısıyla, söz konusu fotokopi belgelerdeki pulların, üstteki sahte metinlere ait olduğu, alttaki metinlerin altında da tarafların imzalarının olmadığının, kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık olduğunu, Hisse Satış ve Devir Senedi başlıklı fotokopi belgelerdeki “bakiye hisse”leri (10’ar adet) konu edinen alttaki imzasız metinlerin, eBK m. 162 vd. hükümlerinde düzenlenen “alacağın temliki” sözleşmesinin şekil ve esasa ilişkin geçerlilik koşullarını taşımadıkları için “yokluk”la malul olduklarını;Senetlerin muhtevası itibariyle de gerçeği yansıtmadığı ve sahte olduklarının anlaşıldığını, hisselerin devrinin, nominal değeri üzerinden fiyatlandırıldığını, oysa ki, 31.03.1983 ve 30.3.1984 tarihli faaliyet raporlarından anlaşılacağı üzere; şirketin çok iyi kazandığı ve kısa sürede önemli bir mal varlığına kavuştuğunun görüldüğünü, faaliyet raporlarında belirtilen yüksek karlılık durumuna göre, şirket hisselerinin cari değerinin yani piyasadaki alım satım değerinin, nominal değerine göre çok yüksek olabileceğini tahmin etmenin güç olmadığını, ayrıca, İran’a ve başka ülkelere yapılan ihracatın; ağırlıklı olarak müvekkilleri ... ile ...’nın sahadaki (Erzurum ve Gaziantep) ticari faaliyetleri neticesinde gerçekleştiğini, dolayısıyla, şirketin çok iyi kazandığına ve yüksek kar ettiğine dair bilgiye de sahip olduklarını;Hal böyle iken, hisse devir/satış işlemi, müvekkillerinin şirket ortaklığından ayrılmalarını da gerektireceğinden, hisse satış değerinin belirlenmesinde; şirket hisselerinin cari değerini, şirketin o esnadaki mal varlığını ve ortaklıktan çıkma sonrası şirket kazancından mahrumiyetlerini de hesaba katabilme olasılığının yüksek ihtimal dahilinde olduğunu, dolayısıyla, nominal değer üzerinden hisse devrinin yapılmış olarak gösterilmesinin de fotokopi belgelerin sahte olduğunu ayrıca gösterdiğini;Öte yandan, hisselerini satmayı gerektirecek bir durum da söz konusu olmadığını, müvekkillerinin ailesinin de, -o dönemde- yörenin tarımda traktörü ilk kullanan sayılı zenginleri arasında yer aldığını, aynı zamanda hayvan besiciliği ile iştigal ettiğini, müvekkillerinin sahadaki başarıları da hayvancılığı iyi bilmelerinden ve yöre insanlarının kendilerine duymuş olduğu güvenden kaynaklandığını, ... tarafından da ailenin zengin olduğunun çok iyi bilindiğini, çünkü, kendisi, annesi ve kardeşi; ailevi bir sıkıntıları nedeniyle on dört yıl kadar, müvekkillerinin ailesiyle birlikte yaşadığını, ailenin himayesi ve desteğine mazhar olduklarını;Davalı şirketin kayıtlarına göre, müvekkil ...’nın toplam 100(yüz) adet hissesi bulunduğunu, oysa ki, kendisinin taraf olarak gösterilmiş olunduğu “Hisse Satış ve Devir Senedi” başlıklı fotokopi belgede yer alan 20.10.1983 tarihli üstteki metinde 100(yüz) adet; 13.2.1984 tarihli alttaki metinde ise 10(on) adet olmak üzere toplam 110(yüzon) hissenin devre/satışa konu edildiğinin görüldüğünü, işbu durumun bile, fotokopi belgelerin ne kadar da, düzmece ve sahte olduklarını açıkça gösterdiğini, aksi durumun, 20.10.1983 tarihinden itibaren müvekkili ...’nın şirket pay sahipliği sıfatının ve dolayısıyla yönetim kurulu üyeliğinin de (eTTK m. 330/1, 312/2) de son bulmasını gerektirdiğimi, ancak, şirket kayıtlarının aksini yansıttığını, 20.10.1983 tarihinden itibaren müvekkili ...’nın imzasını ihtiva eden bütün yönetim kurulu kararlarının “yokluk”la malul olması gerektiğini, çünkü, şirketin esas sözleşmesine göre, yönetim kurulu üç üyeden müteşekkil olduğu için, yönetim kurulu toplantı yeter sayısının oluşmadığını; Dosyadaki deliller ve ilişkin düzenlemeler dikkate alındığında; hisse devirlerine dair söz konusu fotokopi belgelerin bir bütün olarak sahte olduğundan kuşku duyulmadığını, davalı Abdolbar ...’ın kendisi tarafından oluşturularak, müvekkili ...’ya “WhatsApp” üzerinden gönderilen “sesli mesaj” kaydındaki (tarafımızca 03.12.2021 tarihli dilekçe ekinde huzurdaki dosyaya sunulmuştur); “…siz benim ortağım değilsiniz, … sizin maaşınız vardı, çok iyi maaş verdim size..” ifadelerinden de, anlaşılacağı üzere; müvekkillerine ait hisselerin karşılığında hiçbir ödemenin yapılmadığını, müvekkillerinin bilgisi ve onayı dahilinde herhangi bir devir işleminin de gerçekleşmediğinin, açık bir biçimde ortaya çıktığını ve kanıtlanmış durumda olduğunu; Müvekkillerin kurucu ortaklıktan kaynaklı pay sahipliği sıfatlarının da hukuken devam ettiğini, ...’ın hukuken iktisab edemediği hisseler üzerinde, tasarruf yetkisi de bulunamayacağından; halihazırda davalı şirketin tüm hisselerini elinde bulunduran kızı ...’a dava konusu hisseleri devretmesinin de mümkün olmadığını, geçersiz olduğunu, ...’ın kızı olması hasebiyle, ...’un iyiniyetli olduğundan da söz edilemeyeceğini, dolayısıyla, hisse devir işlemi yoklukla malul olduğundan; davalı şirketin güncel sicil kayıtlarında, müvekkillerinin şirket ortaklığı fiilen görünmüyor ise de, hukuken devam ettiğini;Hükümet Komiserinin davalı şirket tarafından Bakanlıktan talep edilmediği ve dava konusu genel kurul toplantısına da katılmadığının kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık olduğunu, oysa ki, eTTK’nun 378/2. maddesinin 297. maddesi hükmüne yaptığı yollama gereğince genel kurul toplantılarında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan bir komiserin hazır bulunması ve kanuna uygun olarak tutulmasına nezaretle yükümlü olduğu toplantı tutanağını imzalaması, alınan kararların ve kararların yazılacağı tutanağın geçerlilik koşulu olduğunu, sadece işbu yasal sebeple de sahte belgeler üzerinden yapılmış gibi gösterilen dava konusu genel kurul toplantısı ve alınan “sözde kararların”, şeklen dahi varlık kazanamadığını, yok hükmünde olduğunu, Doktrin ve Yüksek Yargıtay’ın kararlarının da istisnasız aynı doğrultuda olduğunu; Dava konusu olağan ve çağrılı Genel kurul toplantısı için, çağrı merasimine hiç uyulmadığını ve başta müvekkilleri olmak üzere şirket ortaklarına taahhütlü mektupla davet yapılmadığını, bu nedenle de dava konusu genel kurul toplantısı ve alınan kararların “yokluk”la malul olduğunu, davalı şirkete ait kayıtlardan da; müvekkilleri ... ile ...'nın, şirketin kurucu ortakları olduğunu, aslen nama yazılı hisse sahibi olduklarının anlaşılacağını, Genel Kurul Toplantısının yapıldığı dönemde; ...'nın Gaziantep’te, ...'nın ise Erzurum’da; şirketin yetkili ve sorumluları olarak canlı hayvan ticaretiyle/ihracatıyla iştigal ettiklerini, dolayısıyla Genel Kurul toplantısının yapılacağından bilgileri olmadığı gibi, taahhütlü mektupla da toplantıya davet edilmediklerinden, toplantıya katılamadıklarını; Nitekim davalı tarafça da çağrı merasimine uyulmadığının kabul edildiğini, davalı tarafın 07.09.2021 tarihli dilekçesi ekinde dosyaya sunmuş olduğu 02.09.2021 tarihli ve Prof. Dr....aslı imzalı mütalaanın 16. sayfasında; “Her ne kadar davacılar somut olaya konu genel kurul öncesinde kendilerine çağrı yapılmadığını beyan etmiş olmasalar da, tarafımıza tevdi edilen belgeler arasında eTK m. 368 hükmünde düzenlenen türden, tüm pay sahiplerine yapılan bir genel kurul davetine/çağrıya rastlanılmadığından, 31.03.1983 tarihli genel kurul toplantısının eTK m. 370 hükmünde düzenlenen çağrısız genel kurul bağlamında ele alınması isabetli görülmüştür.” denildiğini, yapılan bu tespitin davalı taraf dilekçesinin (07.09.2021) 7. sayfasında da (7. adde olarak) aynı şekilde paylaşıldığını;Davalı tarafın, işbu manipülatif değerlendirmeyi (çağrısız genel kurul) yapmakla aslında dava konusu genel kurulu “yokluk” yaptırımından kurtarmak istediğini, ancak, çağrısız genel kurul olarak değerlendirilme şartlarının da mevcut olamadığını, anonim ortaklık genel kurul toplantıları; ya eTTK. m. 368-369 uyarınca çağrılı ya da eTTK. m. 370’e göre çağrısız yapılabildiğini, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 370’inci maddesine göre, davetsiz bir genel kurulun varsayılabilmesi için; bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin %100’nün toplantıda hazır bulunması ve pay sahiplerinden hiçbirisinin toplantıya ve karar alınmasına itiraz etmemiş bulunmaları gerektiğini, oysa ki, şirketin kurucu ortakları olan müvekkillerinin toplantıya katılmadıklarını, davalı şirketin 31.03.1983 tarihli Genel Kurul Toplantına ait “Gündem”, “Hazirun Cetveli” ve “Toplantı Tutanağı” isimli belgelerde, müvekkili ...’nın imzasına benzetilerek(takliden), asaleten ve vekaleten atılmış olan imzaların, müvekkili ...’nın el ürünü imzaları olmadığını, dava dosyasına sunulan imza tetkikine ilişkin raporla da, imzaların sahteliğinin tespit edildiğini, ayrıca, ... ile ... tarafından da, kendilerini genel kurulda temsil etmek üzere ...’ya hiçbir şekilde vekaletname ya da temsil belgesi verilmediğini ve eTTK 360/3 madde hükmünde, “Nama yazılı hisse senetleri için temsil salahiyetinin yazı ile verilmesi”nin şart koşulduğunu, şirketin kayıtları arasında da vekaletnameler bulunmadığını;Dolayısıyla yapılmış gibi gösterilen genel kurul toplantısının çağrılı genel kurul olarak değerlendirilmesi gerektiğinin kuşku ve yoruma yer bırakmayacak kadar açık olduğunu, davalı şirketin, 31.03.1983 tarihli genel kuruluna ait “gündem” belgesinin 5. maddesinde; “Ana sözleşmede yapılacak değişikliğin görüşülmesi”ne de yer verilmiş olunduğuna göre, Ticaret Bakanlığının iznine bağlanmış “değişiklik metninin asıl metin ile birlikte 368 inci maddede yazılı olduğu üzere (izin alındıktan sonra) ilanı ve ilgililere tebliği ile bakanlıktan izin alınmadığı için, sözleşme değişikliğinin toplantıda görüşülebilmesinin de mümkün olmadığını, konuya ilişkin açıklamalar ve dosyadaki veriler nazara alındığında, müvekkillerine kasıtlı olarak taahhütlü mektupla davet yapılmadığının anlaşıldığını, çağrı merasimine hiç uyulmadığı içindir ki, 31.03.1983 tarihinde sahte belgeler üzerinden toplanmış/yapılmış gibi gösterilen Genel Kurulda alınmış olan bütün kararların salt bu nedenle de “yokluk”la malul olduğunu;Davalı şirketin sicil dosyalarındaki verilerden/belgelerden anlaşılacağı üzere; gerek dava konusu genel kurula ilişkin olsun gerekse hisse devirlerine ilişkin işlemlerde olsun, ağırlıklı olarak müvekkili ...’nın imzasının taklit edilerek üretilen sahte belgeler üzerinden işlemlerin yürütüldüğünün görüldüğünü, bütün bunları yapabilmek için de, müvekkili ... adına şirketin “gerek idari gerek mali tüm işlerini” münveriden yürütme yetkisini havi sahte bir imza sirküleri düzenlendiğini;Davalı şirketin sicil dosyasında, müvekkili ...’nın imzasının yer aldığı iki adet imza sirküleri bulunduğunu, birincisinin, ilk yönetim kurulu üyelerinin imzasının yer aldığı 29 Ocak 1982 tarihli (Ankara 3. Noterliği onaylı) imza sirküleri olduğunu, ikincisinin ise, sadece müvekkili ...’nın imzalarının yer almış olduğu 18 Ocak 1983 tarihli (Ankara 24. Noterliği onaylı) imza sirküleri olduğunu, sadece müvekkili ...’nın imzasının yer aldığı 18 Ocak 1983 tarih ve ... yevmiye numaralı imza sirkülerindeki noter işlem/onay açıklamasında; “…12 karar no 10.1.1983 karar tarihli kararla temsilen yetkili ... ya ait olduğunu huzurda imzaladığını onaylarım.1983 yılı ocak ayının 18.günü.18.1.1983.” bilgileri yer aldığını, ancak imza sirkülerine dayanak gösterilen, işbu 12 karar no.lu 10.1.1983 tarihli yönetim kurulu kararının aynı noterlikteki işlem/onay tarihinin ise imza sirkülerinin işlem/onay tarihinden bir gün sonrası olup 19 Ocak 1983 tarih ve ... yevmiye numarasını taşıdığını, hal böyle iken, Ankara 24. Noterliği’nin, söz konusu yönetim kurulu kararını görmeden, imza sirkülerini onayladığı anlamına geldiğini, dolayısıyla, sadece müvekkili ...’nın imzalarının yer almış olduğu imza sirkülerinin, sahte belge olduğu yönünde kanaat oluştuğunu, öte yandan, müvekkili ...'nın da, 10.1.1983 tarihli yönetim kurulu kararı ile 18 Ocak 1983 tarihli imza sirkülerindeki imzaların kendi el ürünü imzalar olmadığını söylediğini;Öte yandan, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 02.06.2021 tarih ve 2020/561 E. sayılı yazıyla Ankara 24. Noterliği’nden müvekkili ...(***********)’ya ait 18 Ocak 1983 tarih ve ... yevmiye numaralı İmza Sirkülerinin aslının istendiğini, ancak, adı geçen Noterliğin istemi karşılamaktan kaçındığını, Mahkemenin talebinin halen yerine getirilmediğini, 29 Ocak 1982 tarihli imza sirküleri ile 18 Ocak 1983 tarihli imza sirkülerindeki ...’nın imzaları karşılaştırıldığında; her iki belgedeki imzalar arasında belirgin bir farkın olduğunu, ikinci sirkülerdeki imzaların üzerine çizgi atıldığının da görüldüğünü, bununla birlikte, 10.1.1983 tarihli yönetim kurulu kararı ile 18 Ocak 1983 tarihli imza sirküleri belgelerinde, müvekkilinin ... olan soyadının da, ... olarak yanlış yazıldığını, ayrıca, 10.1.1983 tarihli yönetim kurulu kararı ile ilk yönetim kurulu üyelerinin imzasının yer aldığı 29 Ocak 1982 tarihli imza sirküleri karşılaştırıldığında; ilk yönetim kurulu üyesi ve kurucu ortak ...’ın imzaları arasında da bariz bir farklılığın olduğunun görüldüğünü;Önemli bir hususun da, şirketin sicil dosyasındaki kayıtlar incelendiğinde; ..., ... ve ... imzalı ve 18.4.1983 tarihli (Ank. 24. Not., 27.4.1983/12958) sahte(imzalar müvekkillerin el ürünü değildir) yönetim kurulu kararına göre, ... yönetim kurulu başkanı “seçilmiş” ve şirket adına tüm iş ve işlemlerini yürütmekle yetkili ve sorumlu kılınmış olmasına rağmen; 7 gün sonra Ankara 24. Noterliği’nin 25.4.1983 tarih ve ... yevmiye numaralı işlemiyle ... adına ve sadece şahsını temsil etmek amacıyla “imza beyannamesi” çıkarıldığını, ancak bir yıl sonra -30.3.1984 tarihli genel kurul toplantısının akabinde- ..., ... imzalı ve 4.4.1984 tarihli (Ank. 30. Not., 21.5.1984/6902) yönetim kurulu kararına istinaden, yönetim kurulu başkanı sıfatıyla şirketi temsil ve ilzam yetkisini kullanmak üzere, Ankara 24. Noterliği’nin 22.5.1984 tarih ve ... yevmiye numaralı işlemiyle “imza sirküleri” tanzim edilebildiğini, bunun da, ... ailesi tarafından şirketi ele geçirme operasyonunun, gizlilik içinde (örtülü olarak) yürütüldüğünü gösterdiğini;Ayrıca, davalı tarafça cevap dilekçesi ekinde sunulan belgeler arasında yer alan 01.04.1983 tarihli yönetim kurulu kararında yer alan imzaların (müvekkiller + ...) üzerinin de özellikle Ticaret Sicili Müdürlüğü damgasıyla kapatıldığının görüldüğünü, çünkü, aynı dilekçe ekinde sunulan 15.04.1983 tarihli yönetim kurulu kararıyla karşılaştırılması halinde isimlerin farklı ve imzaların da -teknik incelemeyi gerektirmeyecek şekilde- hiç benzeşmediğinin görüleceğini, dolayısıyla, her iki sahte yönetim kurulu kararının karşılaştırılabilmesinin olanaksız kılınarak, mahkemenin yanıltılmak istendiğini, ... ile Faik ... müvekkillerinin kardeşleri olup şirket ortaklığıyla hiç bir ilişkileri olmadığını, tek bir hisse sahipliklerinin dahi hiçbir şekilde olmadığını, dolayısıyla, anonim ortaklığın yasal bir organı olan yönetim kurulunun da teşekkül etmediğini ve işbu yokluğu anonim ortaklık için bir fesih sebebi olduğunu, ayrıca davalı tarafın her iki tanığının da yalan beyanda bulunduklarını beyanla İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05.10.2022 gün, 2022/483 E., 2022/655 K. sayılı davanın reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, davanın tamamen kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davalı şirketin 31/03/1983 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların mutlak butlanla batıl olduğunun tespiti talebine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece, gerekçeli kararda taraflarınca ileri sürülen tüm iddialara, bu minvalde batıl olduğu iddia edilen genel kurul kararlarının ayrıca yok hükmünde olduğuna yönelik iddialarına yer verilmediği ve kararda bu hususun tartışılmadığı, davalı gerçek kişiler yönünden red gerekçesi kısa kararda açıklanmasına rağmen, davalı şirket yönünden bu şekilde bir açıklama yapılmadığı, bu nedenle kararın usule aykırı olduğu, bu dosya ile birleştirilen İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/98 Esas sayılı dosyasının tefriki kararının usule aykırı olduğu, her iki davada aynı iddiaların ileri sürüldüğü, taraflarının aynı olduğu ve birinde verilecek kararın diğerini etkileyecek nitelikte olması sebebi ile davaların birlikte görülmesi gerektiği, Mahkemece delillerinin toplanmadığı ve değerlendirilmediği, eksik inceleme yapıldığı ve çelişkili ara kararlar verilerek yargılamanın adil yargılanma hakkını ihlal eder şekilde yürütüldüğü, dava konusu edilen genel kurul toplantısı için davacılara toplantı çağrısının yapılmadığı, gündemin ilan edilmediği, toplantıya Bakanlık komiserinin katılmadığı, bu şekli ile alınan kararların yok hükmünde oldukları ve Mahkemece bu hususların re'sen incelenmesi gerektiği, dava dilekçesinde, dava konusu genel kurulda davacı ... adına asaleten ve vekaleten atılmış olan imzaların sahte oldukları iddia edilerek mutlak butlan iddiasında bulunulduğu, bu hususun alınan uzman raporu ile ortaya konulduğu ancak Mahkemece mutlak butlan sebebi olarak bu iddianın değerlendirilmediği ve gerekçelendirilmediği, davalı gerçek kişiler yönünden tüzel kişilik perdesinin aralanması gerektiğinden, haklarında verilen pasif husumet nedeniyle red kararının yanlış olduğu, davacılar tarafından hisselerinin davalı ...'a devredilmediği, hisse devir sözleşmelerinin sahte olduğu, bu nedenle davacıların pay sahibi oldukları, davalı tanıklarının gerçek dışı beyanda bulunduklarına ilişkindir.Dosya kapsamından; davacıların dava dilekçelerinde, yalnızca dava konusu edilen genel kurul toplantısında alınan kararların mutlak butlanla batıl olduğunu iddia ettikleri, anılan kararların yok hükmünde olduğuna dair bir maddi vakıa ve bu yönde bir talep ileri sürmedikleri, ilerleyen safhalarda sözlü ve yazılı beyanlarında kararların yok hükmünde olduğunu iddia ettikleri, Mahkemenin, iddia ve savunma kapsamında ileri sürülen maddi vakıalarla bağlı olduğu, her ne kadar genel kurul kararlarının yoklukla malul olup olmadığı hususunun Mahkemece re'sen incelenmesi gerekmekte ve yok hükmünde bir genel kurul kararının yokluğunun tespiti talebinin, hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi mümkün değilse de, davacı tarafça kararların yokluğu bakımından ileri sürülen maddi vakıaların, genel kurul toplantısına Bakanlık komiserinin katılmamış olduğu ve usulüne uygun şekilde çağrının yapılmadığına ilişkin olduğu, dava konusu 31/03/1983 tarihli genel kurul toplantı tutanağının incelenmesi ile, toplantıya Bakanlık komiserinin katıldığı, tutanağı imzaladığı ve yine hazirun cetvelinden toplantının tüm pay sahiplerinin katılımı ile gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, bu hali ile toplantının şeklen tüm pay sahiplerinin katılımı ile gerçekleştirilmesi sebebiyle, davacılara çağrı yapılmamış olduğundan bahisle yok hükmünde olduğundan bahsedilemeyeceği, davacıların hisse devir sözleşmelerinin geçersiz olduğuna yönelik iddialarının, bu davanın konusu olmadığı, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/561 Esas sayılı dava dosyasının konusu olduğu, anılan davada incelenip değerlendirileceği, kaldı ki Uyap üzerinden talep edilen yetki ile yapılan incelemede, Mahkemece 2020/561 Esas ve 2022/886 Karar sayılı karar ile davanın reddine karar verildiği ve kararın istinaf aşamasında olduğunun görüldüğü, davacıların, davalı gerçek kişiler yönünden tüzel kişilik perdesinin aralanmasına dair iddialarının ilk kez istinaf aşamasında ileri sürüldüğü ve HMK'nın 357. maddesi uyarınca Dairemizce incelenmesinin mümkün olmadığı, genel kurul kararlarının iptali talebi ile açılan davalarda husumetin yalnızca ilgili şirkete yöneltilmesi gerektiğinden, davalı gerçek kişiler yönünden verilen pasif husumet nedeniyle red kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, Mahkemece 05/10/2022 tarihli duruşmada tefhim edilen kısa kararın gerekçesinin sonradan açıklanacağının taraflara bildirildiği ve her bir davalı yönünden gerekçelendirme yapıldığı, kısa karar ile gerekçeli karar arasında herhangi bir çelişki olmadığı gibi, hüküm fıkrasının da kendi arasında çelişki içermediği, davalı şirketin dava konusu edilen genel kurul toplantı tutanağı, bu toplantıdan sonra alınan yönetim kurulu kararları ve ilgili sicil kayıtlarının dosyaya celp edildiği, dosya kapsamı itibariyle Mahkemece önemli delillerin toplandığı, HMK'nın 169. maddesinde düzenlenen isticvap müessesine başvurulup başvurulmayacağının Mahkemenin takdirine bağlı olduğu, bu itibarla davacılar vekilinin usule yönelik tüm istinaf sebeplerinin haksız olduğu anlaşılmıştır.Davacılar, dava konusu edilen 31/03/1983 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararlardan 03/01/2020 tarihinde haberdar olduklarını iddia etmişlerdir. Söz konusu genel kurul toplantısında oy birliği ile; eski yönetim kurulunun ibrasına, ortaklardan ...'den 1000 hisse satın alan İran uyruklu ...'ın şirkete ortak olmasına, şirket karının dağıtılmayarak ihtiyaçları için kullanılmasına, yeni yönetim kurulu üyeliğine ..., ... ve ...'nın seçilmesine dair kararlar alındığı, toplantıya davacı ...'nın 100 hissesi için asaleten ve davacı ...'nın 290 hissesi için vekaleten katıldığı, alınan kararların Ticaret Siciline tescil ve Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği, bu toplantıdan sonra alınan ve davacı ...'nın yönetim kurulu başkanı seçilmesi ile yönetim kurulunun temsil şekline dair 25/04/1983 tarihli yönetim kurulu kararında davacılar ile dava dışı ...'nın imzasının bulunduğu görülmüştür. Davacılar tarafından bu yönetim kurulu kararının iptali veya butlanı sebebiyle herhangi bir dava açılmamıştır. Davacılar dava ve beyan dilekçesinde açık bir şekilde; 31/03/1983 tarihli toplantıda şirkete ortak edilen ...'ın aynı zamanda teyzelerinin oğlu yani akrabaları olduğunu, adı geçen davalının, davalı şirkete ortak olduktan sonra, yönetim kurulu başkanlığı yaptıkları şirket yönetiminde kendilerini etkisizleştirmeye çalıştığını, davalı ile ahde vefa ilkesi ile bağdaşmayan yaklaşımı konusunda tartışmalar yaşadıklarını, bu tartışmalardan sonra aralarındaki akrabalık ilişkisinin örselenmemesi ve aile büyüklerini kırmamak adına geri planda durmayı tercih ederek, Muş'a döndüklerini, davalı ...'ın davalı şirkete ortak olmasından sonra, davalı şirket ile ortaklık ilişkilerini geri planda devam ettirdiklerini beyan etmişlerdir. Buna göre davacıların batıl olduğunu iddia ettikleri genel kurul kararlarının sicile tescil ve ilan edilmesi karşısında, sicilin olumsuz etkisi prensibi gereği, anılan kararlardan ilan edildikleri tarihte haberdar olduklarının kabulü gerektiği, kaldı ki bizzat davacıların dava ve sonraki dilekçelerinde yer alan beyanlarından ve iptalini talep etmedikleri, bizzat imzaldıkları yönetim kurulu kararından, genel kurul toplantısında alınan kararlardan haberdar olduklarının, olmamalarının davalı ile olan akrabalık ilişkileri de nazara alındığında hayatın olağan akışına aykırı olduğunun anlaşıldığı, buna göre toplantıya bizzat katılmamış olsalar bile, alınan kararlara icazet verdikleri ve toplantı tarihinden 37 yıl sonra alınan kararların, imzanın sahteliği nedeniyle batıl olduğunu ileri sürmelerinin, dürüstlük kuralına aykırı ve açık bir şekilde hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, bu itibarla Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun, davacılar vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebeplerinin ise haksız olduğu anlaşılmıştır.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 02/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.