İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ...'nun hamileliği sırasında Kadın Doğum Uzmanı Dr. ... tarafından takip ediliğini, ne var ki, anılan doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/833 KARAR NO : 2025/1885 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 27/03/2025 NUMARASI : 2016/132 Esas - 2025/281 Karar DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ...'nun hamileliği sırasında Kadın Doğum Uzmanı Dr. ... tarafından takip ediliğini, ne var ki, anılan doktorun genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu Down Sendromunun hamilelikte teşhis edilmediğini ve küçük ... Down Sendromlu olarak doğduğunu, bu durumun, davalının sigortalısı doktor tarafından yanlış bilgilendirme nedeniyle sağlıklı bir çocuk sahibi olmayı bekleyen müvekkillerinde bir anda şok yaşattığı ve müvekkillerin Down Sendromu sakatlığın giderilmesi veya hamileliğin sonlandırılması ihtimallerinden yoksun bırakıldığını, bağlayıcı ve sınırlayıcı olmamak üzere davalının sigortalısı doktorun tıbbi kötü uygulamaları, özetle: a. Bilgilendirmeme, b. Aydınlatılmış rıza (onam) almama, c. Teşhiste kusur, d. İleri testleri önermeme, e. Ultrason kullanımında ihmal, f. Ultrason bulgularını değerlendirmeme, g. Konsültasyon istememe, h. CVS/ Amniosentez yapmama, olarak sayılabileceğini, Yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre hasta-hekim ilişkisi vekalet sözleşmesi kapsamında olup doktor yüksek özen borcu altında olduğundan, hastanın müterafik kusuru bulunmadıkça gerçekleşen zarardan en hafif kusurundan dolayı zararın tamamından sorumluluk söz konusu olduğunu, Down Sendromu hayat boyu devam eden bir işgöremezlik hali olup öncelikle müvekkili ...'nun bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığı ve dahi bizzat bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, keza, BK 56/2 hükmü Borçlar Kanunu'na yeni giren bir hüküm olup bu kapsamda artık bedensel zarara düçar olan kimsenin yakınlarına da manevi tazminat ödeneceği (önceden Yargıtay kararlarıyla şimdi ise) yasal olarak öngörüldüğünü, bu kapsamda müvekkillerim anne ... ...'nun ve baba ...'nun hayat boyu çocuklarını Down Sendromlu olarak görerek acı çekmeye devam edecekleri de tartışma dışı olduğunu, neticede, davalının sigortalısı doktorun tıbbi kötü uygulaması sonucu bebeğin Down Sendromlu olduğu saptanamadığı ve doğumdan sonra ...'nun Down Sendromlu olduğunun anlaşıldığını, davada davanın sigortalısının tam kusuruna dayanılmamış olup müteselsilen talepte bulunulduğunu, keza, kusur dahil her türlü denkleştirme de dikkate alınarak talepte bulunulduğunu, fazlaya dair talep ve hakları mahfuz olmak kaydıyla; müvekkili küçük ... için 10.000,00 TL işgöremezlik-maddi tazminat (bakıcı ücreti dahil), 60.000,00 TL manevi tazminat, müvekkili anne ...için 30.000 TL manevi tazminat, baba ... için 30.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 130.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; işbu dosya kapsamında Kadın Doğum Uzmanı Doktor ..., dava konusu olay benzeri riskler bakımından müvekkil şirket tarafından tanzim edilen 07.01.2016 - 07.01.2017 vadeli 105279216 poliçe nolu Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile güvence altına alındığını, davalı hekimin hukuki sorumluluğunun tespiti için Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan, detaylı ve denetime elverişli bir rapor alınması gerektiğini, sigortalı doktor tarafından gereken her türlü tetkik ve testlerin yapıldığını, davacı çocuğun bu testler neticesinde sağlıklı olduğu tespit edildiğini, Down sendromunun tespitine yönelik yapılan en güvenilir test şekli olan dörtlü tarama testinde dahi anomali %100 olarak tespiti günümüz tıp dünyasında mümkün olmadığını, rahatsızlığın tespit edilme oranı %70-80 oranında seyrettiğini, her gebelikte %2-%3 arası anomalili bebek doğumu gerçekleşmekte, bu anomalilerin ancak %70-85 arası tespit edilebildiğini, kaldı ki anomaliler tespit edilse dahi, down sendromunun tıp ilminde halen bir tedavisi bulunmadığını, müvekkil sigortalısı hekim tarafından yapılan tedavi ile davacı tarafça ileri sürülen zarar arasında uygun illiyet bağı olmadığını, bebekte meydana gelen anomaliler, hekimin tedavisiyle illiyeti bulunmayan rahatsızlık olduğunu, üstelik müvekkil hekim tarafından gebe takibinde rutin olarak gerçekleştirilen tüm test ve tetkiklerin gerçekleştirildiğini, talep edilen tazminat miktarının davacı yanı zenginleştireceğini, davanın ekte yer alan ihbar dilekçesi gereği, sigortalı Dr. ...'ya ihbarına karar verilmesini, sigortalı hekimin malpraktis olarak nitelendirilebilecek herhangi bir fiili bulunmaması nedeniyle, her halükarda haksız ve mesnetsiz davanın reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir." düzenlemesi yer almaktadır. Özetle hekim, görevini yüksek özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır. Somut olayda, alan uzmanı hekimin anne karnındaki bebekteki down sendromunu teşhise yönelik bir hatası veya bu anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı yeteri kadar aydınlatmamasının sorumluluğunu doğuracağı izahtan varestedir. Davacı anne babanın manevi tazminat talepleri yönünden ise;" Genel kabul gören görüşe göre manevi tazminat; ne bir ceza ne de gerçek anlamda bar tazminattır. Zarara uğrayan kişinin çektiği açıyı, duyduğu elem ve üzüntüyü bir nebze olsa da dindiren, zarara uğratan olay nedeniyle oluşan ruhsal tahribatı onarmaya yarayan bir araçtır. Davacılar anne ve babanın da çocukla birlikte ömür boyu bu sendromun getirdiği zorlukları birlikte yaşayacakları, sürecin ağır ve meşakkatli bir süreç olduğu bu durumun anne ve baba içinde ciddi bir travma yarattığı, sonucuna varılarak yukarıda açıklanan sebeplerle davacı anne babanın manevi tazminat istemlerinin de kabulüne," karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının gebeliği ve doğum takibi sırasında sözü edilen hekimin bir kusuru ve özen eksikliği bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, emsal nitelikteki ATK 7. ihtisas kurulunca hazırlanan raporda, down sendromunun anne karnında tedavi imkanı bulunmayan; yaşamla bağdaşabilir ve tıbben tahliye endikasyonu bulunmayan bir anomali olduğunun ifade edildiğini, hekimin hangi eyleminin davacıyı malul kıldığı, hekimin eylemleriyle kişinin malul kalması arasında illiyet olup olmadığının incelenmediğini, davacı küçüğün, tamamen sağlıklı bir şekilde dünyaya gelecekken, hekimin hangi eyleminin davacı küçüğü malul bıraktığının, böyle bir durumun mümkün olup olmadığının sorgulanması gerektiğini, davacı küçüğün maluliyet oranı ve bakıcı ihtiyacı ile hekimin müdahalesinin illiyet bağı bulunmadığını, tazminat ödenmesi hususunun tamamen ceza davası sonucuna bağlandığını, hal böyle iken sigortalısının sorumlu olmadığı ve tazminat ödemeyeceği bir konuda sigortasının tazminat ödemesinin yasal dayanağının hiçbir şekilde bulunmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini davasıdır. İlk derece mahkemesince küçük yönünden talep edilen maddi ve manevi tazminat talebinin reddine anne ve baba yönünden talep edilen manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hekimin tıbbi kötü uygulamada bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davacı-küçük ... down sendromu ile doğmuştur. Davacı tarafın gebeliği aşamasında bir çok doktor tarafından muayene edildiği, davalı sigortalı Dr. ...'ın anneyi ilk defa gebeliğin 26. Haftasında hastayı gördüğü, doktorun bilgilendirme ve rıza alma yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın Tıbbi Kötü Uygulama sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davacı annenin gebelik takibi değişik doktorlar tarafından yapılmış gebeliğin 26. Haftasında ilk defa Dr. ... tarafından görülmüştür. Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. Ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma(bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır. Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir.Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise, tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Muhatap, çocuk veya kısıtlı ise, bilgilendirme yasal temsilciye yapılır. Gebelikte ise, hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydınlatma (bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü TMK'nın 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir. Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi, bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır. HGK'nın 22/03/2022 tarih ve 2020/11-592 E. - 2022/356 K. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan CVS veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, CVS veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan CVS veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. Yukarıda anılan HGK kararında da açıklandığı gibi gebelik takibi yapan hekim tarafından gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması gereklidir.Hekimin sorumluluğunun tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına göre belirlenmesi gereklidir. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan gebelik takibine ilişkin rehber, hastaya sunulan hizmetlerin genel çerçevesini oluşturmak üzere düzenlenmiş olup, bağlayıcı değildir.2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunun 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir.Somut olayda Atk 7. İhtisas Kurulunun 29/05/2020 tarihli raporunda: "Tıbbi Belgelerde: 1- ... Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğince verilen 06/04/2012 tarihli epikrizinde; “Ultrasonografi ile 6 haftalık tek canlı fetusun izlendiği, kontrole çağrıldığı, SAT: 24/02/2012, BDT: 30/11/2012, G3 P2 Y2” şeklinde kayıtlı olduğu,2- Sosyal Güvenlik Kurumu dökümlerine göre; “Anne ... ...’nun 06/04/2012 tarihinde ... Hastanesi’nde, 30/04/2012 tarihinde...Tıp Merkezi’nde, 06/06/2012 ve 15/06/2012 tarihlerinde...Tıp Merkezi’nde, 02/08/2012 tarihinde...Hastanesi’nde, 24/08/2012, 02/10/2012, 22/10/2012, 07/11/2012 tarihinde İzmit Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde gebelik tanılarıyla muayene edildiği” şeklinde kayıtlı olduğu,3- İzmit Cankat Tıp Merkezince gönderilen 15/06/2012 - 18/06/2012 tarihli raporlanan, ikinci ... prenatal tarama testi sonucunda; “Gebelik yaşı 16 hafta 3 günlük, AFP: 0,48 MoM, uE3: 0,62 MoM, bhcg: 1,77 MoM, Down Sendromu riski 1/20 (cut off 1/250), sadece yaş riski 1/588 olarak hesaplandığı, İstek yapan doktor bölümünde Dr. ...” şeklinde kayıtlı olduğu,4- İzmit Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesince verilen 07/11/2012 yatış 09/11/2012 çıkış tarihli epikrizinde; “07/11/2012 tarihinde anne ... ...’nun Dr. ... tarafından eski sezaryen + bradikardik NST tanılarıyla sezaryene alındığı, 07/11/2012 tarihinde saat 16:35’te 2760 gr kız bebeğin doğurtulduğu, yenidoğanın 1.ve 5. dk. ...’ının 7” şeklinde kayıtlı olduğu," ..... anne ... ...’nun ilk defa yaklaşık 26 hafta gebe iken Dr. ...’ya muayene olduğunun anlaşıldığı da dikkate alındığında; ultrasonografik incelemelerle fetustaki markerlara (bulgu) göre Down Sendromundan şüphelenilebileceği fakat her zaman ultrasonografide Down Sendromu’nun bulgu vermeyebileceğinin de tıbben bilindiği, Sağlık Bakanlığının Doğum Öncesi Bakım Yönetim Rehberinde gebeliğin 24. haftasından sonra fetal anomaliler ve kromozomal anoploidi tarama test programının yer almadığı, davalı ve davacı vekillerinin dilekçeleri göz önüne alındığında 15/06/2012 tarihinde yapılan üçlü tarama testinin Dr. ...'nın kontrolünde yapılmadığının anlaşıldığı, dolayısıyla Dr. ...’nın eylemlerine tıbbi hata atfedilemeyeceği oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde rapor sunulmuştur.Yine dosyada bulunan 24/04/2017 tarihli Prf.dr. ...tarafından hazırlanan roporda: "... tıp merkezinde gebeliğin 16 haftasında (16.06 2.012 tarihinde) yapılan üçlü test sonucunda down sendromu riskinin 1 / 20 olarak saptanmıştır. dosyadaki gebeliğin 16 haftasında ... tıp merkezinde yapılan üçlü test raporunda anne ... dursun oğlundan bu testin yapılmasını isteyen doktorun operatör doktor ... olduğu görülmektedir." şeklinde belirleme bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı'nın doğum öncesi bakım yönetim rehberinde gebeliğin 24 haftasından sonra fetal anomaliler ve kromozomal anoploidi tarama test programının yer almadığı davalı ve davacı vekillerin dilekçeleri ile Prf.dr. ...tarafından hazırlanan rapora göre 15/06/2012 tarihinde yapılan üçlü tarama testinin doktor Zekeriya Saçmanın kontrolünde yapılmadığı, hastanın daha önce başvurduğu başka bir hekimin talebiyle yapıldığı, bu durumda beklenen ve normal olan uygulamanın down sendromu oranınından şüphelenilerek Yaptırılan üçlü test sonucunun testi isteyen doktora gösterilmesinin beklendiği bu testin yapılmasından yaklaşık 3 ay sonra hastayı gören sigortalı doktora bahsi geçen test sonucunun gösterdiğine dair herhangi bir evrak ve delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Anne ... ...’nun ilk defa yaklaşık 26 hafta gebe iken Dr. ...’ya muayene olduğunun anlaşıldığı da dikkate alındığında; ultrasonografik incelemelerle fetustaki markerlara (bulgu) göre Down Sendromundan şüphelenilebileceği fakat her zaman ultrasonografide Down Sendromu’nun bulgu vermeyebileceğinin de tıbben bilindiği, Sağlık Bakanlığının Doğum Öncesi Bakım Yönetim Rehberinde gebeliğin 24. haftasından sonra fetal anomaliler ve kromozomal anoploidi tarama test programının yer almadığı anlaşılmakla kendisine başvuru tarihi itibarıyla önermesi gerekmeyen ve önceki aşamalarda önerilen 3. Testin sonucunun kendisine gösterildiğine dair bir kayıt bulunmayan ve her zaman ultrasonografide Down Sendromu’nun bulgu vermeyebileceğinin de tıbben bilinmesi karşısında sigortalı doktorun aydınlata yükümlülüğünü ihlal edildiğinden bahsetme imkanı yoktur. Bu durumda davanın tümden reddi gerekirken anne babanın manevi tazminat talebi yönünden kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. İlk derece mahkemesince küçük ...'nun maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilerek davalı yararına ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiştir. Hüküm bu yönden davacı tarafça istinaf edilmediğinden kazanılmış haklara dokunulmaması ve aleyhe kaldırma yasağı bulunduğundan veya hükümlerin bir bütün olması gerektiğinden ilk derece mahkemesinin bu yöne ilişkin hükümleri tekraren yazılmıştır. Anayasa Mahkemesinin 14 Mart 2025 günlü resmi gazetede yayınlanan 2024/29 E. 2024/226 K sayılı kararı ile 6100 sayılı HMK 326. Maddesinin 2. Fıkrasının manevi tazminat davaları yönünden iptal edilmiştir. Karar 14/12/2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu durumda dairemiz karar tarihi itibarıyla anne ve babanın talep ettiği ve dairemizce reddedilen manevi tazminatlar yönünden davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmediği gibi yargılama giderlerinin dağıtımında da dikkate alınmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece anne babanın manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından ve küçük yönünden ilk derece mahkemesince kurulan hüküm istinaf konusu olmadığından bu yönden hüküm tekrarı yapılarak Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davacı ...ile ...'nun manevi tazminat davasının reddine, 2-Davacı ...'nun maddi ve manevi tazminat davasının hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddine, 3- Alınması gerekli 615,40 TL harcın davacı tarafından dava açılışı sırasında peşin harç olarak yatırılan 444,02 TL harç ve yargılama evresinde ıslah harcı olarak yatırılan 2.290,00 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 2.118,62 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 4-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 5-Davalı ...Sigorta Şirketi tarafından sarf edilen 6.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 400,00 TL posta ücreti olmak üzere toplam 6.400,00 TL'nin davacılardan alınarak davalı ...Sigorta Şirketi'ne verilmesine, 6- Avukatlık ücreti yönünden; a-Ret olunan maddi tazminat davası yönünden AAÜT uyarınca davalı lehine takdir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'ndan alınarak davalıya verilmesine, b-Ret olunan manevi tazminat davası yönünden AAÜT uyarınca davalı lehine takdir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...'ndan alınarak davalıya verilmesine, c-Davacı anne ... ve baba ...'nun reddedilen manevi tazminat istemleri yönünden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kullanılmayan gider avansının 6100 Sayılı HMK 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra yatırana iadesine, 8-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 1.683,10 TL, posta ve tebligat gideri 420,00 TL olmak üzere toplam 2.103,10 TL yargılama masrafının davacılardan alınarak davalıya verilmesine 9-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi.11/12/2025 MUHALEFET ŞERHİ Down sendromunun tıbbi uygulama hatasından kaynaklanmadığı, genetik anomaliden kaynaklandığı, erken teşhis halinde bile tedavisinin mümkün bulunmadığı, dolayısıyla Down sendromunun oluşmasında hekimin kusurundan bahsedilemeyeceği gibi erken teşhis halinde bilinen tıbbi bir tedavisinin de bulunmadığı tıbben kesin bir olgudur. Yerleşik yargı kararları hekimin kusuruna değil aydınlatma görevini ihmal etmesi sonucu gebeliğin sonlandırılması seçeneğinin; anne- baba yönünden kullanılma ihtimalini ortadan kaldırması gerekçesine dayanmaktadır. Yine yargı kararları ile hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. Güncel yargı kararlarında ve sayın çoğunluğun bu dosyadaki kararında olduğu gibi 'down sendromlu doğan çocuk bakımından doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmadığı, istemin özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmekte olduğu, maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemeyeceği,' gerekçeleri ile çocuk yönünden açılan davaların reddine karar verilmektedir.Bu durumda down sendromlu doğan çocuk yönünden aydınlatma görevinin yerine getirilmesi halinde yaşam hakkının elinden alınamayacağına ilişkin gerekçe, anne- baba tarafından talep edilen maddi ve manevi tazminatlar içinde aynen geçerlidir. Bir başka söyleyişle "doktor aydınlatma görevini yapsaydı küçüğün anayasal hakkı olan yaşama hakkını biz elinden alacaktık artık alamıyoruz" gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmakta hukuki yarar yoktur. Bu durumda davanın tümden reddi gerektiği görüşündeyim. Kabule göre de; doktor ile vekalet ilişkisi bulunan, bilgilendirmenin yapılacağı kişi ve tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişi annedir. Annenin kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerektiği ortada iken doktorun hiçbir yasal ve sözleşmesel yükümlülüğü olmayan babaya karşın tazminat ile sorumlu tutulması isabetli olmadığından sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.