6. Ceza Dairesi 2025/1239 E. , 2025/4611 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/1631 E., 2024/2185 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, nitelikli kasten yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile ilk derece Mahkemesinin mahkûmiyet hükmü kaldırılarak kurulan mahkûmiyet kararı TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili, sanıklar ..., ..., sanıklar müdafileri TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, düzeltilerek onama TUTUKLAMA TARİHİ : 07.10.2024 Katılan vekilinin temyiz isteminin vekale…
**6. Ceza Dairesi 2025/1239 E. , 2025/4611 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/1631 E., 2024/2185 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, nitelikli kasten yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı ile ilk derece Mahkemesinin mahkûmiyet hükmü kaldırılarak kurulan mahkûmiyet kararı TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili, sanıklar ..., ..., sanıklar müdafileri TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, düzeltilerek onama TUTUKLAMA TARİHİ : 07.10.2024 Katılan vekilinin temyiz isteminin vekalet ücretine yönelik olduğu ve sanıklar ... ile ... hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin kesin nitelikte olduğu belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; nitelikli yağma suçu yönünden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, katılan vekili, sanıklar ..., ... ve sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; I. Sanıklar ..., ... hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelemesinde; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanıklar ..., ... ve sanıklar müdafilerinin temyiz isteklerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, II. Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelemesinde; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu kararı ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararına göre; suçun, sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesi ile hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 14. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, mahkumiyetine karar verilen sanıklar aleyhine ve kendisini vekil ile temsil ettiren katılan lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili, sanıklar ..., ... ve müdafilerinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasına “Karar tarihinde yürürlükte bulunan 2024 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 32.000,00 TL maktu vekalet ücretinin sanıklardan tahsili ile kendisini vekil ile temsil ettiren katılana verilmesine” cümlesinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, III. Sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelemesine gelince; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu kararı ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararına göre; suçun, sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; 1. Bir kişi tarafından işlenebilen bir suçun, birden çok şahıs tarafından, önceden anlaşarak işbirliği içinde işlenmesi halinde, failler arasında iştirak bulunduğu kabul edilmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun'da (5237 sayılı Kanun), yasanın gerekçesinde de gösterildiği üzere, asli iştirak ve fer'i iştirak ayrımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı öngörmesi ve uygulamada zorluklara neden olması sebebi ile önceki yasada yer alan bu ayrımın yerine, iştiraki bir sosyolojik birlik olarak kabul etmiş ve faillerin eylem üzerinde kurdukları hakimiyeti baz alarak, üç temel iştirak kategorisi düzenlenmiştir. Bunlar; "fail (dolaylı faille birlikte)", "azmettiren" ve "yardım eden"dir. Ayrıca önceki yasada yer almayan dolaylı faillik kavramı da yasada yerini bulmuştur. Somut olayımızı ilgilendiren iştirak kategorisi içinde; 5237 sayılı Yasanın 37.maddesinin 1.fıkrasında karşılığını bulan faillik kavramına göre; suçun kanuni tanımında öngörülen fiili gerçekleştiren kişi fail olup; suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi durumunda, bu kişilerin her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaklardır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Bu durumda olayın etki alanında yer alan failler fiili devam ettirip ettirmeme, tamamlayıp tamamlamama konusunda irade sahibidir. Bunların tümü, müşterek fail olarak neticeden eşit olarak sorumludur. Burada dikkat edilmesi gereken husus, müşterek faillerin her birinin suçun etki alanında bizzat bulunmaları veya suç üzerinde hakimiyet kurabilmeleridir. Müşterek failler, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, iş bölümü esasına dayanan müşterek katılım dolayısıyla işlenen haksızlıktan doğrudan doğruya ve karşılıklı olarak sorumlu tutulacaklardır. (bkz Özgenç 2019 I age s.534 vd) Müşterek hakimiyet kurmak için failin, fiilin işlenişine doğrudan müdahalede bulunmasına gerek olmadığı gibi olay mahallinde fiilen bulunmasına da gerek yoktur. Önemli olan failin fiilinin olaya katkısının suçun işlenişi açısından önem arz etmesi, suçu tamamlayan unsurlardan birisi olmasıdır. Kendi aralarında yaptıkları fonksiyonel iş birliği çerçevesinde, herkesin kendi üzerine düşen işi yapması, birbirlerinin eylemlerini tamamlaması müşterek faillik için yeterli olacaktır. Suç planlanan, kararlaştırılan hareketin sınırları içerisinde kalıyorsa iştirak edenler gerçekleşen olayların tamamından sorumludur. Suç planlanan, kararlaştırılan hareketin sınırları içerisinde kalmıyorsa farklı hareketi yapanlar yaptıklarından sorumlu olacaklar, diğer iştirak edenler planladıklarından farklı yapılan ve haberleri olmayan sonuçlardan sorumlu olmayacaklardır. Mesela, hırsızlık için girilen evde müştekinin uyanması halinde ona karşı güç kullanıp eylemin yağmaya dönüşmesi durumunda suça iştirak eden ve müşterek fail sayılan gözcü vb, son eylemden sorumlu olmayacaklardır. Ancak, eylemi kararlaştırırken ev sahibinin evde olduğu, uyanıp karşı koyabileceği öngörülmüş ve uyanıp karşı koyarsa bıçağı çekersin gibi ona karşı güç kullanılması önceden düşünülmüş, öngörülmüş ise tüm iştirakçiler meydana gelen yağma suçundan sorumlu olacaklardır. (benzer görüşler için bkz .../Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma 2025 age s.109 vd) TCK’da yer alan bir diğer faillik durumu da azmettirendir. TCK'nın 38. maddesinde yer alan azmettirme, suç işleme düşünce ve kastı bulunmayan bir kimseye suç işleme kararı verdirilmesi suretiyle bir suçun işlenmesi halidir. Bunun için üç ana unsur vardır. Bunlar: a-Suçun işlenmesinden önce suç işleme düşünce ve kararı olmayana suç işleme kararı verdirme, b-Azmettirilenin suçun yapıcı davranışlarına başlamış olması, c-Azmettiren, azmettirilenin işlediği suçun cezasıyla sınırlandırılmasıdır. 5237 sayılı TCK’nın kabul ettiği iştirak teorisine göre ve özetle ifade etmek gerekirse; -Azmettiren, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. (m.38/1) -Azmettiren, aynı zamanda müşterek fail olarak, azmettirdiği fail ya da faillerle birlikte suçu işlemişse “Failliğin, şerikliğe nazaran önceliği prensibi” uyarınca, azmettiren olarak değil, yalnızca müşterek fail sıfatıyla cezalandırılır.(m.37) -Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen (veya daha az ceza almasını sağlayan) kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.(m.40/1) Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; diğer sanık ...'ın sosyal medya üzerinden tanıştığı sanık ...'ye, paraya ihtiyacı olduğunu, bunun için her şeyi yapabileceğini söylemesi üzerine sanık ...'nin komşusu olan katılan ...'nin kolunda bilezikler gördüğünü, katılanın sağır ve dilsiz olduğunu sanık ...'a söyleyerek katılanın evinin fotoğraflarını ve kolundaki bileziklerin videosunu Instagram üzerinden sanık ...'a gönderdiği, bunun üzerine sanık ...'ın arkadaşı sanık ... ile birlikte Bandırma ilçesine geldikleri, sanık ...'nin olayda kullanılmak üzere plastik eldiven, ip ve tornavida temin ederek diğer sanıklara verdiği, olay gecesi 01.00 sıralarında her üç sanığın birlikte katılanın evinin önüne geldikleri, sanık ...'nin, katılanın evini diğer sanıklara gösterip olay yerine geldikleri taksi ile diğer sanıkların kaldığı otele giderek beklediği, sanıklar ... ve ...'ın yağma eylemini gerçekleştirdikten sonra sanık ...'nin yanına gelerek suça konu bilezikleri saklaması için sanık ...'ye verdikleri olayda, sanık ...'nin beyanlarında, hep birlikte eylemin planlandığı sırada diğer sanıkların, "Kadına zarar vermeyelim, zarar verirsek gasp olur, çok ceza alırız." diyerek aralarında konuştuklarını beyan ettiği, olayın gerçekleştiği saat itibarıyla katılanın evde bulunduğunun ve bileziklerin bulunduğu yer itibarıyla katılana karşı cebir ve/veya tehdit kullanılmaksızın kolunda bulunan bileziklerin alınmasının mümkün olmadığının sanık ... tarafından öngörüldüğü, katılanın karşı koyması halinde ona karşı güç kullanılmasının önceden düşünüldüğünün anlaşılması karşısında; sanıklar ... ve ... ile birlikte hareket ederek suça doğrudan kast ile katılan sanık ...'nin de, 5237 sayılı Kanun'un 37/1. maddesi yollaması ile aynı yasanın 149/1-a-b-c-d-e-h maddesi uyarınca hükümlülüğüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde aynı Yasa'nın 38. maddesi ile uygulama yapılması, 2. Kabule göre de; Sanık ...'nin doğrudan değil olası kastla hareket ettiği kabul edilerek azmettiren olarak sorumlu tutulması halinde, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’nın 61. maddesine belirtilen kriterler göz önüne alınmak suretiyle belirlenen temel cezadan, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca, 1/3’ten yarısına kadar indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 28.04.2025 tarihinde karar verildi.