T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1229 KARAR NO : 2025/1776 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 09/04/2025 NUMARASI : 2024/471 Esas - 2025/265 Karar DAVA: Tazminat (Dernek yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın usulden re…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1229 KARAR NO : 2025/1776 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 09/04/2025 NUMARASI : 2024/471 Esas - 2025/265 Karar DAVA: Tazminat (Dernek yöneticilerinin sorumluluğundan kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların 15/05/2016 tarihinde gerçekleştirilen genel kurul toplantısında 2016-2018 dönemi Dernek yönetimine seçildiklerini, akabinde Körfez Ticaret Sicil Müdürlüğünde ... sicil numarasıyla kayıtlı ...Hizmetler AŞ ile davacı Dernek arasında 23/12/2016 tarihli hisse satışı sözleşmesi yapıldığını, sözleşmenin davacı ... temsilen sözleşmenin yönetim kurulunda tartışılmaksızın ve yetki alınmaksızın davalılar ..., ... ve o tarihte imza yetkisi olmayan yedek yönetim kurulu üyesi ... tarafından imzalandığını, yine sözleşmeden üç gün sonra alınan 29/12/2016 tarih ve 2016/55 nolu yönetim kurulu kararı ile genel kuruldan yetki alınması şartı ile teyiden onaylanmasına karar verildiğini, sözleşmenin 3.9. maddesine uygun olarak davalılar ..., ..., ... ve bu tarihte henüz dernek temsilcisi dahi olmayan merhum ...'nun ...Yönetim Kuruluna girdiğini, sözleşmenin teyiden onaylanmasına ilişkin yönetim kurulu kararı olmasına rağmen davacı Dernek hesabından ...Hesabına beş farklı tarihte toplam 326.605,00 Avro (1.300.000,00 TL) gönderildiğini, yapılan bu işlemlerin davacının yetkili organı olan genel kurul tarafından onaylanmadan yapıldığını, sözleşmenin imza tarihinden itibaren yaklaşık beş ay sonra 21/05/2017 tarihinde gerçekleştirilen genel kurulda ... Hizmetler AŞ'nin hisselerinin tamamının alınmasına oy çokluğu ile karar verildiğinin, bundan kırk beş gün sonra 05/07/2017 tarihinde Beşiktaş 2. Noterliğinin ... yevmiye numaralı istifanameleri ile davalılar Ahmet, Metin, Umut ve ... 'ın ...Yönetim kurulundaki görevlerinden istifa ettiklerini, işbu eylemler sebebiyle bağımsız denetçilerce yapılan incelemeler neticesinde davacı derneğin zararının sabit hâle geldiğini iddia ederek, 1.300.000,00 TL'nin tazminatın davalılardan alınıp davacıya ödenmesine, zarar kalemlerinin gerçekleştiği tarihten itibaren yasal faiz işletilmesine ayrıca kur farkının da davalılara yükletilmesine karar erilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili, cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın yasal süresi içinde açılmadığını ve zamanaşımına uğradığını, davacı Derneğin dava açmakla ehliyeti bulunan organının Dernek yönetim kurulu olduğunu, bu sebeple davacının taraf ehliyetinin bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtilen işlemlerin genel kurul tarafından onaylanıp yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiğini, yine müvekkilinin söz konusu işlemlerde imzası ve hatta bilgisi dahi bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, cevap dilekçesinde özetle; dava konusu iddianın zamanaşımına uğradığını, davalı müvekkilinin yönetim kurulundaki görev dağılımı sebebiyle davaya konu hususlardan sorumluluğunun bulunmadığını, davaya konu sözleşmenin A takımında oynamak için yeterince şans bulamayan veya altyapıdan gelen gençlerin A takımına hazırlanması, yeterince tecrübe kazanması için yapılan bir sözleşme olduğunu, gerek müvekkilinin gerekse diğer yönetim kurulu üyelerinin davacı Derneğin genel kurulu tarafından ibra edildiğini ve bu karara ilişkin bir davanın da bulunmadığını, yine ortada bir zarar ya da tahsil edilmemiş bir alacak var ise bunun sözleşmeye taraf olan ...Sportif AŞ'den talep edilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davaya konu iddiaların 2016 ve 2017 yılına ilişkin olmasına karşın davanın 12/05/2022 yılında açıldığını, bu sebeple talebin zamanaşımına uğradığını, yine davaya konu ödemelerin davacının şimdiki yönetim kurulu başkanı olan ...'nin bilgi ve onayı kapsamında gerçekleştiğini, yine ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için ön görülmüş olan TBK'nın 547 ve 554. maddeleri gözetilerek mahkemenin görevsizliğine ve görevli mahkemenin ticaret mahkemeleri olduğuna karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerden de davaya konu işlemlerin tacir olan tüzel kişiler arasında yapıldığı ve bu yönden de görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğunu, davaya konu işlemlere ilişkin olarak davacının idari ve mali genel kurulundaki idari ve mali yönden ibra edilmelerine ilişkin kararlara karşı bazı asliye hukuk mahkemelerinde dava olup, yargılamanın devam ettiğini, davanın sözleşmeye konu diğer tarafı olan ...e ihbarının gerektiğini, davacının davaya konu iddiaları nedeniyle uğradığı bir zarar olmadığından davanın dava şartı yokluğunda reddi gerektiğini savunmuştur. İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/145 Esas, 2024/18 Karar 16.01.2024 tarihli kararı ile; görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2024/2385 Esas, 2024/2837 Karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve böylece asliye ticaret mahkemesini görevli olduğuna dair karar kesinleşmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Somut olayda ticari dava olduğu açık olan davanın asliye hukuk mahkemesinde açıldığı, asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik kararından sonra ve dosya mahkememize intikal etmeden önce dahi arabuluculuğa başvurulmadığı, dava tarihinin davanın asliye hukuk mahkemesinde açıldığı tarih olduğu, 6325 sayılı HUAK'nın 18/A-2 fıkrasına göre dava açılmadan önce, arabulucuya başvurulmadığının sabit olduğu anlaşılmakla davanın dava şartı yokluğundan dolayı ve usulden reddolunması gerektiği açıktır. (Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına dair Yargıtay 11.HD 26/09/2023 T. 2023/1047E. 2024/4340K.sayılı kararı, Yargıtay 6.HD 26/09/2023 T. 2023/3342E. 2023/2951K.sayılı kararları)Yapılan açıklamalar karşısında, davacının davalılar aleyhine açtığı tazminat alacağı davasının, arabulucuya başvurmaksızın açılmış olması karşısında 6102 sayılı TTK.m.5/A hükmüne atfen ve 6325 sayılı Kanuna eklenen m.18/A hükmü nedeni ile dava şartı yokluğundan dolayı usulden reddine karar vermek gerekmiştir..." gerekçesiyle, davanın arabulucuya başvurmaksızın açılmış olması karşısında, TTK'nın 5/A ve 6325 sayılı Kanun'a eklenen18/A maddeleri uyarınca, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Dava dilekçesinde ayrıntıları ile açıklandığı üzere, kamu yararına çalışan dernek statüsündeki davacı derneğin, ...AŞ önceki unvanı ile ...Sportif Hizmetleri AŞ ile davacı Dernek arasındaki 23 Aralık 2016 tarihli hisse satış sözleşmesi nedeniyle zarara uğratıldığını, hisse satış sözleşmesi ve devamında imzalanan sözleşmelerin tümünün tarafının davacı dernek olduğunu, Dernek yönetim kurulu üyesi olan davalılar tarafından gerçekleştirilen eylem ve işlemler nedeniyle Derneğin mal varlığında zarar oluştuğunun inceleme sonucunda tespit edildiğini, asliye hukuk mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verildiğini ve BAM 4. HD tarafından tamamen hatalı çıkarımlarda bulunulduğunu, 4. HD kararında somut uyuşmazlıkla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen davacının %99 payına sahip olduğu ... ... AŞ'nin tacir olduğu, davalılardan ...'ın dava konusu dönemde yönetim kurulu başkanı olduğunun ifade edildiğini, asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna ilişkin gerekçelerin isabetsiz olduğunu, davacı Derneğin Bakanlar Kurulunun 18 Şubat 1992 tarihli kararı gereğince kamu yararına çalışan dernek olduğunu, TTK'nın 16/2 maddesi gereğince kamu yararına çalışan derneklerin bir ticari işletmeyi işletseler dahi tacir sayılmayacaklarını, emsal Yargıtay ilamlarında bu hususun belirtildiğini, mahkemece dava şartı yokluğundan karar verildiğini, 09.08.2024 tarihli tensip zaptı ile 08.01.2025 günü gerçekleştirilen ön inceleme duruşmasında dosyanın heyete tevdine karar verilerek duruşmanın 09.04.2025 tarihine bırakılmasına karar verildiğini, akabinde 20 Mart 2025 tarihinde arabuluculuğa başvuruluğunu, mahkemeden süre talep edilmiş olmasına rağmen davanın usulden reddine karar verildiğini, 16.04.2025 tarihinde arabuluculuk sürecinin tamamlanmış olduğunu, kararın 09.04.2025 tarihinde verildiğini, Arabuluculuk Kanunu'nun 22. maddesine göre mahkeme tarafından davacıya son tutağın bir haftalık kesin süre içerisinde sunulması aksi takdirde davanın usulden reddedileceğine dair davetiye gönderileceğinin belirtildiğini, usul ekonomisi ilkesi ve davanın esasına yönelik inceleme yapılmamış olması nedeniyle zorunlu arabuluculuk şartının tamamlanabileceği yönünde Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/616 Esas ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/3187 Esas sayılı emsal kararlarının benzer nitelikte olduğunu, davanın 12.05.2022 tarihinde açıldığını, üç yılı aşkın süreçte dosyanın iki ilk derece mahkemesi, iki istinaf mahkemesince incelendiğini ve henüz ön inceleme aşamasının tamamlanmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülerek kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Dilekçeye ekli olarak arabuluculuk tutanağı ibraz edilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, dernek yöneticilerinin derneğe verdikleri zararın tazmini talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlık, görevle ilgili Bölge Adliye Mahkemesi kararının bağlayıcı olup olmadığı, arabuluculuk başvurusunun dava tarihinden sonra ancak esasa girilmeden yapılmış olması durumunda dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine dair kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. HMK'nın 23. maddesinde, inceleme usulü ve sonucu başlığı ile ilk fıkrada; yargı yerinin belirlenmesine ilişkin incelemenin dosya üzerinden yapılabileceği, 2. fıkrada ise; Bölge Adliye Mahkemesince veya Yargıtay'ca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararların davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlayacağı düzenlenmiştir. Yasal düzenleme emredici niteliktedir. Somut olayda, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İstanbul BAM 4. Hukuk Dairesinin 2024/2385 Esas, 2024/2837 Karar sayılı, 17.07.2024 tarihli kararı ile kesin olarak istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Bu durumda, yukarıda açıklanan yasa maddesi uyarınca, artık ilk derece mahkemesinin görevine dair bir tartışma yapılması mümkün olmadığından, davacı vekilinin mahkemenin görevine dair istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. 6102 sayılı TTK’nın 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede; " (1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir." ifadeleri ile dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması bir dava şartı olarak kabul edilmiştir.6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde sunulması ve aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Böylece, dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması, dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup bu, tamamlanamaz dava şartı niteliğinde kabul edilmiştir. Dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmemiş olduğu durumlarda ise mahkemece verilen kesin süre içerisinde bu belgenin sunulmamış olması hâlinde davanın usulden reddi öngörülmüştür.Somut olayda, davanın açılmasından önce arabulucuya başvurulmadığı, görevsizlik kararı verildikten sonra da dosyanın görevli mahkeme olarak belirlenen asliye ticaret mahkemesine gönderilmeden önce arabuluculuk sürecinin tamamlanmadığı, davacının, dosya görevli mahkemeye geldikten sonra 20.03.2025 tarihinde arabuluculuğa başvurduğu anlaşılmıştır. Görevli mahkemenin tensip tutanağı ise 09.08.2024 tarihlidir. Yukarıda yer verilen yasal düzenleme emredici niteliktedir. Arabuluculuğa başvuru yapılmaksızın davanın açıldığının anlaşılması hâlinde davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi yasa gereğidir. İlgili düzenlemede davacı tarafa arabulucuya başvurması için süre verilmesi söz konusu olmadığı gibi, dava açıldıktan sonra yapılan başvurunun sonuçlanmasının beklenmesi de hukuken mümkün değildir. Yasanın emredici düzenlemesi nedeniyle farklı yorumla verilen kararlar bağlayıcı nitelikte olamayacağından davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir. KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 13.11.2025 tarihinde, oy çokluğuyla ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.Dava, dernek yöneticisi olan davalıların, yöneticilik görevleri sırasında dernek menfaatlerine ve yasalara aykırı davranışlarıyla verdikleri zararın tazmini talebinden kaynaklanmaktadır. Davalılar, davacı Derneğin eski yönetim kurulu başkanı, eski as başkanı ve eski icra kurulu üyeleridir. Davalıların bu görevlerini yerine getirirken Derneğe zarar verdikleri iddiasıyla eldeki tazminat davası açılmıştır. Eldeki dava Türk Medeni Kununu'nun derneklere ilişkin hükümlerine ve Dernekler Kanunu ile derneklere ilişkin diğer kanun ve ikincil mevzuata göre incelenip karara bağlanacaktır. Yani somut olayda şirketler hukukuna veya şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkin bir durum bulunmadığı gibi, davacı Dernek adına şirket hisselerinin alımında usulsüzlük yapıldığı ve bu suretle Derneğe zarar verildiği iddiası da davayı şirketler hukuku uyuşmazlığı hâline getirmez. Dolayısıyla, şirketler hukukundan ya da şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan bir dava söz konusu olmayıp dernekler hukukundan kaynaklanan bir uyuşmazlık söz konusu olduğundan, eldeki dava ticari dava değildir.Davanın ilk açıldığı İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesince, davaya bakma görevinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararının İstanbul BAM 4. HD tarafından benimsenmiş olması karşısında, ilk derece mahkemesini görevine ilişkin husus kesinleşmiş ve artık görev tartışması yapılamayacak olması, davanın gerçek niteliğinin de değiştiği anlamına gelmez. Kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşen görev kararı artık tartışılamaz ve görevli olduğu tespit edilen mahkemeyi görev bakımından bağlar ise de bu mahkeme, davayı, o davanın gerçek niteliğini dikkate alarak ve doğru yasa maddelerini uygulayarak çözmelidir. Yani, eldeki davanın dernek yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan bir tazminat davası olmasına rağmen, salt görev karanın kesinleşmesi nedeniyle şirketlere ilişkin TTK hükümlerinin uygulanması sonucunu doğurmaz. Diğer bir deyişle, salt göreve ilişkin usuli bir kesinleşme, mahkemenin olaya uygulaması gereken hukuk kurallarının belirlenmesinde etkili olmamalıdır. Görevsizlik kararı, davanın gerçek niteliğini değiştirmeyeceği gibi, hâkimin olaya uygulayacağı hukuk kurallarını da değiştirmez. Zira hukuki niteleme, tarafların ileri sürdüğü maddi vakıalar hakkında yapılır.Bu açıklamalara göre, kesinleşen görev kararından bağımsız olarak, eldeki dava dernek yöneticilerinin sorumluluğu davası olup, ticari dava özelliği taşımadığından; TTK'nın 5/A maddesinde ticari davalar için aranan zorunlu arabuluculuk şartı, eldeki davada uygulanamaz. Dava, niteliği itibariyle zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığından, ilk derece mahkemesince işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olmuştur. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının HMK'nın 353/1.a.4 hükmü uyarınca kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun başvurunun esastan reddi yönündeki kararına muhalifim. 13.11.2025