İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/10/2025 Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; davalının 07/04/2014 hizmet sözleşmesi ile müvekkili şirkette işe başladığını, davalının istifa ettiği 10/08/2018 tarihine kadar çalıştığını, fesih tarihinden 3 gün sonra rakip firma olan aynı sektörde faaliyet gösteren ... Sigorta ve ... Brokerliği AŞde çalışmaya başlad…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/393 KARAR NO : 2025/1701 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 17/02/2022 NUMARASI : 2019/110 Esas 2022/80 Karar DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 23/11/2018 İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/10/2025 Davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; davalının 07/04/2014 hizmet sözleşmesi ile müvekkili şirkette işe başladığını, davalının istifa ettiği 10/08/2018 tarihine kadar çalıştığını, fesih tarihinden 3 gün sonra rakip firma olan aynı sektörde faaliyet gösteren ... Sigorta ve ... Brokerliği AŞde çalışmaya başladığını, müvekkili şirket yetkililerinin fesih tarihinden itibaren mevcut müşterileri ziyaret ettiğini ve poliçe yenilemeleri ile ilgili olarak görüşmelerde müşterilerin ...'dan teklifler aldıklarının duyulmaya başladığını, bu durumun haksız şekilde bazı müşterilerinin kaybına ve maddi zarara yol açtığını, davalı ile müvekkili şirket müşterilerinden ... İmalat Sanayi A.Ş.'nin e-mail yazışmalarının dosyaya sunulduğunu, tekliflerin davalı tarafından ticari sır ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerden hukuka aykırı bir biçimde istifade edilerek yapıldığını, bu durumun üzerine davalıya ve ...'ya rekabet yasağına aykırı fiillerine derhal son vermeleri ihtarı ve aksi takdirde müvekkili şirketin uğradığı, uğrayacağı tüm zararların sözleşmede belirtilen tazminatla birlikte tazmin edileceğini içeren ihtarnamenin 02/10/2018 tarihinde Beşiktaş 17. Noterliği'nde keşide edildiğini, 31/10/2018 tarihinde arabuluculuk başvurusu yapıldığını, davalının müvekkili şirkette çalıştığı süre boyunca Hizmet Sözleşmesi'nin 12. maddesini kabul ettiğini, davalının müvekkili şirketin işi ve teknolojisi hakkında bilgi sahibi olduğunu, gizli bilgileri müşterilerle birebir iletişim halinde olduğu dönemde işi gereği kullandığını, davalının müvekkili şirkette çalıştığı dönemde işi gereği elde ettiği ...'e ait sözleşme içeriği ve yenileme tarihi bilgileri ile müvekkili şirketin fiyatlandırma politikasını, iş sözleşmesinde yer alan iki yıllık rekabet etmeme hükmüne ve TTK ile TBK'ya aykırı olacak bir biçimde hizmet satmak için kullandığını beyan ederek davalının sözleşme hükümlerine aykırı eylemlerinin tespitini, davalının hizmet sözleşmesine aykırı eylemlerden menini, davalının hizmet sözleşmesinde belirlenen haksız rekabet hükümlerine aykırılığının kanıtlanması sebebiyle, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 60.060,00-TL, davalının tespit edilebilen en erken ihlal tarihi olan 15/08/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsilini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili; davalı ile davacı arasındaki iş ilişkisinin 10/08/2018 tarihinde davalının işten ayrılması neticesinde sona erdiğini, davalının gerek iş ilişkisinin sona ermesinden sonraki süreçte gerekse de iş ilişkisinin devamı sırasında rekabet yasağına ve sadakat yükümlülüğüne aykırı herhangi bir davranışı olmadığını, taraflar arasında geçerli şekilde akdedilmiş bir rekabet yasağı sözleşmesi bulunduğunun hiçbir surette kabulü anlamına gelmemesi kaydıyla bir an için sözleşmenin var olduğu varsayımında dayanak gösterilen sözleşme içeriğinde, Anayasa ile güvence altına alınan çalışma hürriyeti ilkesine aykırı olarak ve bu özgürlüğün ihlali anlamına gelecek herhangi bir düzenleme yapmalarının mümkün olmadığını, davacı tarafça işbu haksız davanın dayanağı olarak gösterilen, davalı ile yapıldığı iddia edilen iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağı düzenlemesinin tamamıyla ilgili mevzuat düzenlemelerine aykırı şekilde kaleme alındığını, bu düzenlemelerin yer, konu ve zaman bakımından herhangi bir sınırlama içermediğini, bu hususta herhangi bir sınırlama getirilmemesinin Anayasa ile güvence altına alınan çalışma hürriyetinin başlı başına açık bir ihlali niteliğinde olduğunu, var olduğu iddia edilen sözleşmesel rekabet yasağının batıl olduğunu ve geçerli olmasının mümkün olmadığını, ayrıca davacı işveren tarafından rekabet yasağı düzenlemesinde sadece davalı çalışan aleyhine cezai şart konulduğunu, davacı işverene herhangi bir karşı edim yükümlülüğü getirilmediğini, söz konusu rekabet yasağı düzenlemesinin bu yönüyle de geçersiz olduğunu, davalının, davacı nezdindeki iş ilişkisinin sona ermesinin akabinde hayatını idame ettirebilmesi için yeni bir işte çalışmasının çalışma özgürlüğü ilkesinde hayatın olağan akışına uygun olduğunu, davalının rekabet yasağına aykırı herhangi bir davranışını bulunmadığını, davacı tarafın, her ne kadar dilekçesinin muhtelif yerlerinde davalının davacıya ait ticari sırları kullandığından bahsetmekteyse de, dilekçesi ve delil olarak ileri sürdüğü belgelerin herhangi birinde anılan ticari sırrın ne olduğunu ortaya koyamadığını, müşterilerin çalışmaya alışkın oldukları, tercih ve beklentilerini bilen, menfaatlerini koruyan broker ile çalışmaya devam etmek istemelerinin doğal olduğunu, bir kimsenin, eski işyerinde birlikte çalıştığı bazı müşterilerin onu takip ederek yeni işyerine de gelmelerinin hukuka uygun olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; davalının davacı şirkette 4 yıl 4 ay çalıştığı, sözleşmenin haklı ya da haksız feshedildiğine ilişkin bir uyuşmazlığın dosya kapsamında bulunmadığı, davalının çalıştığı alan itibariyle davacı firmanın iş sırlarını öğrenebileceği bir pozisyonda olduğu, şirketin ticari sırlarına vakıf olduğu dikkate alındığında, davalının bildiği ticari sır niteliğindeki bilgilerden dolayı davacının zarar görebileceği, sözleşmenin ilk sayfalarının imzalanmamasının rekabet yasağı içeren hükmün geçersizliği manasına gelmeyeceği, sözleşmedeki rekabet etme yasağının davalının ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde tehlikeye düşürecek bir sınırlama olmadığı, davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra aynı iş kolunda faaliyet gösteren başka bir şirkette aynı görevde yaklaşık 3 gün sonra işe başladığı, sözleşmedeki rekabet yasağına ilişkin düzenlemelerin TTK ve TBK hükümlerine uygun olduğu, davalının sözleşmede düzenlenen rekabet yasağına ilişkin kuralları ihlal ettiği, davalının davacı şirketten ayrılmasından önceki aylara ilişkin ücret bordroları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle, aylık brüt ücretinin 10.010-TL olduğu, hizmet sözleşmesinin 15. Maddesi gereği cezai şart bedelinin aylık brüt ücretin 6 katı tutarında olduğuna yönelik düzenleme gereği yapılan hesaplama neticesinde (10.010-TL x 6 ay = 60.060-TL) olduğu, davalının rekabet yasağının ihlali nedeniyle davacının sözleşme gereği cezai şart alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne; 60.060-TL'nin 15/08/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının şartları oluşmayan avans faizi talebinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili; davalının eylemleriyle davacının zarara uğradığına ilişkin herhangi bir somut delil tespit edilmediğini, davanın dayanağı olarak gösterilmeye çalışılan rekabet yasağı düzenlemesinin hukuken geçerli olmadığını, düzenlemenin yer ve konu bakımından herhangi bir sınırlama içermediğini, sözleşmenin davacı işverene herhangi bir karşı edim yüklemediği, mahkemenin ticari sır kavramını tartışmaksızın müvekkilinin davacı şirketin ticari sırlarına vakıf olduğu bunu kabul ettiğini, müşteri çevresi bilgilerinin piyasada çalışan hemen herkes tarafından bilindiğini, meslek odalarından ve internet vasıtasıyla kolayca tespit edilebildiğini ve ticari sır olmadığını, tekliflerin brokerlar tarafından değil sigorta şirketleri tarafından hazırlanması nedeniyle verilen tekliflerin ticari bir sır olarak nitelenemeyeceğini, sigorta ve brokerlik sisteminde müşterilerin ihale açması ve ihaleyi kazanan bir başka ifadeyle en iyi şart ve koşulları en uygun prim maliyetiyle sağlayan brokerlik firmasından hizmet almayı seçtiklerini, müvekkilinin davacı şirket nezdindeki çalışma sırasında brokerlik faaliyetinin plasman ve sonraki süreç yönetimleri olduğunu, satış ekibinde çalışanlardan farklı olarak yapılar satışlar üzerinden komisyon anlaşması bulunmadığını, plasmanda görevli bir kişinin satış kısmında görevli imiş gibi ilk etapta müşterilerle birebir irtibatının bulunmasının da söz konusu olmadığını, gerçekte mevcut olmayan olsa bile geçersiz olan rekabet yasağı nedeniyle müvekkilinin cezai şart ile sorumlu tutulamayacağını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla fahiş miktardaki cezai şartın tenkisini karar verilmesi gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE : Dava ; rekabet yasağının ihlali nedeniyle cezai şart istemine ilişkindir.6098 sayılı TBK'nın 444 ve devamı maddelerindeki düzenleme uyarınca; fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Yani rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması yeterli görülmektedir. Somut olayda; davalının 07.04.2014 tarihinden itibaren davacı şirkette çalışmaya başladığı, 10.08.2018 tarihinde işten ayrıldığı, dava dışı şirkette 13.08.2018 tarihinde işe başladığı, taraflarca akdedilen belirsiz süreli iş sözleşmesinin; 12. maddesinde: '''Çalışan, bu sözleşme çerçevesinde performansının normal seyrinde işverenin ve bayilerinin, müşterilerinin, ortaklarının ve bunlarla ilgili gizlilik ya da ticari hassasiyete ilişkin ya da halihazırda işverenle benzer işle uğraşanlara yahut kamuya ifşa edilemeyecek ya da ifşa edildiğinde işverenin zararlarından sorumlu tutulacağı işi ve teknolojisi hakkında bilgi sahibi olacağını kabul eder. Çalışan gizliliği koruyacaktır ve hiçbir zaman yasal sorumluluklar hariç olmak üzere bu sözleşmeye göre işin icrası sırasında ve sözleşmesinin bitiminden sonraki iki yıl müddetçe her ne sebeple olursa olsun herhangi bir kişiye işverenin, bayilerinin, satıcılarının bu sözleşme çerçevesinde çalışma esnasında bilgi sahibi olduğu müşterilere veya müvekkillere gizli bilgisini veya işyerine, teknolojiye, finansa ya da örgütlenmeye ilişkin herhangi bir gizli ve saklı bilgiyi kullanmayacak ve ifşa etmeyecektir.'' hükmü yer almaktadır.Sözleşmenin fesihten sonraki yükümlülükler başlıklı 14. Maddesinin b. bendinde ''çalışan, başka bir sektörde işe başlasa dahi işverenin yazılı onayı olmadığı sürece müşteri portföyünü ve gizli bilgileri kullanmayacaktır, c. bendinde; çalışan, herhangi birisini ya da işverenin ya da yardımcılarının müşterisi olan bir kişiyi kışkırtmayacak yahut ürün veya hizmet satmak amacıyla işveren veya yardımcısıyla doğrudan rekabete girişmeyecektir, d. bendinde; bu sözleşmede sayılmasa dahi TTK ve BK'dan kaynaklanan yükümlülüklerin gereğine aykırı hareket etmeyecektir.'' hükümleri bulunmaktadır.Sözleşmenin Rekabet Yasağının İhlali başlıklı 15. Maddesine göre: ''Çalışan, iş sözleşmesinin sona ermesini takiben rekabet etmeme şartını ihlal etmesi halinde işveren veya çalışan; A) Rekabet etmeme şartını ihlal eden eylemi yasaklamak için yasal yollara başvurabilir.B) İhlalin sonucunda gireceği zararın tazminini talep edebilir. C) Çalışanın haksız rekabet ettiğinin kanıtlanması halinde çalışanın son ücretinin üzerinden yapılacak hesapla 6 aylık ücretle cezalandırılmasını talep edebilir. Aynı şekilde işverenin çalışanı aleyhine haksız rekabet ettiğinin kanıtlanması halinde aynı tutar üzerinden cezalandırılır.'' düzenlemesi mevcuttur.TBK 445/1. Maddesinde: ''Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.'' şeklinde düzenleme mevcuttur. TBK 445/2 maddesinde ise hakimin aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlendiği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle kapsam ve süre bakımından sınırlandırabileceği düzenlenmiştir.Davalı vekilince, TBK’nın 420. maddesi gereğince hizmet sözleşmelerinde taraflardan sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu hükmünün geçersiz olduğu ileri sürülmüştür. Ancak somut olayda davacı hizmet sözleşmesine değil, TBK’nın 444 vd. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesine/şartına dayalı olarak talepte bulunmaktadır. İş ilişkisinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağı sözleşmelerinde kararlaştırılan ceza koşulunun karşılıklı olması gerekmemektedir (Yargıtay 11.HD'nin 2019/4833 Esas-2020/3179 Karar sayılı, 24.06.2020 tarihli ilamı). Yargı uygulamasında bu görüş genel olarak kabul görmüştür. Cezai şart hükmünün karşılıklı olması gerekmediğinden, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. TBK'nın 444/2. maddesi gereğince; rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Dosya kapsamından; davalının, davacı şirketin müşteri portföy bilgilerine vakıf olduğu, davacı şirketteki işinden ayrıldıktan sonra aynı alanda faaliyet gösteren dava dışı şirkette çalışmakta olduğu tespit edilmiştir.Sözleşmenin rekabet yasağı hükmünde davalının rakip işletmede çalışması yasaklanmamış, 14.b-maddesi ile " işverenin yazılı onayı olmadığı sürece müşteri portföyünü ve gizli bilgileri kullanmayacaktır, c. bendinde; çalışan, herhangi birisini ya da işverenin ya da yardımcılarının müşterisi olan bir kişiyi kışkırtmayacak yahut ürün veya hizmet satmak amacıyla işveren veya yardımcısıyla doğrudan rekabete girişmeyecektir" hükmü rekabet etme yasağına ilişkin olup ,ihlali halinde cezai şart öngörülmüştür.Dava dilekçesinde davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra müşterilerine rakip şirket adına ulaştığı ileri sürülerek ... şirketi poliçeleri için ... şirketi adına yapılan e-postalar sunulmuştur,Bu konuda diğer şirketlere yazılan müzekkerelere verilen cevaplardan davalının,... Çözüm Bilgisayar ve ... Hiz ve Tic AŞ. nden randevu talep ettiği, toplantı tarihi planlandığı, ancak toplantının gerçekleşmediği bildirilmiştir. Davalının davacı şirketin müşteri portföyünde bulunan şirketlerle işten ayrıldıktan sonra iletişime geçerek rekabet yasağı hükümlerini ihlal ettiği belirlendiğinden davalının cezai şarttan sorumlu tutulmasında isabetsizlik bulunmamıştır.Mahkemece ;cezai şart koşullarının oluştuğuna ilişkin tesbiti yerinde ise de ; TBK'nın 182/3. fıkrasına göre hakim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarı belirlenirken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda somut olayda işten ayrıldığında 10.010-TL brüt ücret alan davalının 6 aylık brüt ücretine tekabül eden cezai şart isteği fahiş olup,cezai şarttan tenkis yapılmasının değerlendirilmemesi doğru olmamıştır.Davalının 6 aylık brüt ücreti olan 60.060-TL cezai şarttan takdiren %40 oranda tenkis yapılarak 36.036-TL cezai şarta hükmedilmesi somut olayın özelliklerine göre hakkaniyete uygun bulunmuştur. Sözleşmede öngörülen cezai şarttan mahkemece TBK'nın 182/3. maddesi hükmü doğrultusunda tenkis yapılması hakimin takdirine bağlı olup, tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından dava kabul edilmiş gibi yargılama giderine hükmedilmesi, reddedilen kısım bakımından davalı yararına yargı gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemelidir.Açıklanan nedenlerle; rekabet etmeme taahhüdünü ihlal eden davalıdan talep olunan cezai şarttan %40 oranda tenkis yapılması somut olayın özelliklerine uygun görülmüş olup, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne kararın kaldırılmasına, yapılan hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç olmadığından; davanın kısmen kabulüne fazla istemin tenkis nedeniyle reddine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/02/2022 Tarih 2019/110 Esas 2022/80 Karar sayılı kararın HMK'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın kısmen kabulüne, 36.036-TL'nin 15/08/2018 tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek davalıdan tahsiline, fazla istemin tenkis nedeniyle reddine" İlk derece mahkemesine ilişkin olarak;"Alınması gereken 2.461,61-TL karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 1.025,68-TL harcın mahsubu ile kalan 1.435,93-TL'nin davalıdan alınarak Hazine'ye ödenmesine,Davacı tarafından yatırılan toplam 1.061,58-TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan 2.997,90-TL bilirkişi ücreti ve 384,10-TL posta masrafı olmak üzere toplam 3.382-TL yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı lehine takdir olunan 8.607,80-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazine'ye ödenmesine, "Davalı tarafından yatırılan 1.025,68-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,Davacı tarafından yapılan 142-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 23/10/2025