TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 12/07/2023 NUMARASI : 2023/294 Esas 2023/562 Karar DAVA : Şirket ortaklığı iptal ve tescili DAVA TARİHİ : 06/12/2018 KARAR TARİHİ : 17/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/04/2026 Taraflar arasındaki muris muvazaası nedeniyle davalı adına kayıtlı limited şirketi hissesinin iptali ile miras hisseleri oranında…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/1530 Esas 2026/485 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1530 KARAR NO : 2026/485 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 12/07/2023 NUMARASI : 2023/294 Esas 2023/562 Karar DAVA : Şirket ortaklığı iptal ve tescili DAVA TARİHİ : 06/12/2018 KARAR TARİHİ : 17/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/04/2026 Taraflar arasındaki muris muvazaası nedeniyle davalı adına kayıtlı limited şirketi hissesinin iptali ile miras hisseleri oranında davacı adına tescili istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının babası ... ...'un 08/03/2017 tarihinde ve dedesi ...'un ise 12/08/2018 tarihinde vefat ettiğini, davacının murisi ...'un muvazaalı şekilde dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şirketi'ndeki hisselerini mirasçısı olan davalıya devrettiğini, davalının o tarihlerde hiçbir hal ve şartta hisse bedeli ödemeye yönelik ekonomik gücü olmadığını , murisin hisse devir bedeli almaksızın muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek davalının dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd.Şti.'nde ki hisselerinin iptali ile davacının miras hisseleri oranında adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talep ve iddialarının soyut varsayımlar üzerinde kurulu olduğunu, iddiasını ispatlayacak herhangi bir bilgi ve belge sunmadığını, muvazaa iddiasının yerinde olmadığını, hisse devirlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacı ve davalıların üst soyu ...'un dava konusu şirket ortaklığının (2) hissesini 2008 yılında, (2) hissesini ise 2011 yılında davalı (oğlu) ...'a devrettiği , bilirkişi raporuna göre 2008 yılındaki devrin gerçek karşılığı 82.756,54 TL, 2011 yılında ise 474.135,20 TL olup, bu bedeller dikkate alındığında devir bedelleri kıyaslanamayacak kadar düşük kaldığını, ayrıca tanık beyanlarına göre de ...'un şirketteki ortaklığının devrini gerektirir gerçek bir neden yokken şirket işleriyle ilgilenen oğlu olan davalıya devrettiğini, mahkemece davaya konu devir işlemlerinin muvazaalı olduğu kanaatine varılarak, dava konusu şirket paylarının miras payı oranında iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının davaya konu hisse bedellerini usul ve yasalara uygun olarak devraldığını, devrin gerçek olduğunu, söz konusu devirlerde mal kaçırma kastı bulunmadığı gibi bu hususun davacı tarafça da ispat edilmediğini, asliye hukuk mahkemesince alınan hisse bedellerine ilişkin eksik ve hatalı raporun hükme esas alınamayacağını, Mahkemece , hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak davalının dava dışı şirketteki hisselerinin davacının miras payı oranında iptali ile adına tescili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı yan , muris ...'un torunu olduğunu, murisin ortağı olduğu dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Ltd. Şirketi'ndeki hisselerini davalıya muvazaalı şekilde devrettiğini, bu devrin kendilerinden mal kaçırmaya yönelik bir işlem olduğunu, davalı ise yapılan hisse devrinin muvazaalı olmadığını, devir bedelini ödediğini savunmuş, mahkemece 01/04/1974 tarih ve 1974/1-2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'na da atıf yapılarak ayrıntısı yukarıda yazılı olduğu şekilde davacının davasının kabulüne karar verilmiştir. Dosya içerisinde yer alan sicil kayıtları incelendiğinde; muris ...'un dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi'ndeki (2) hissesini Ankara 1. Noterliği’nin 11/11/2008 tarih, 15602 yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesi ile 500,00 TL bedelle, (7) hissesini de 04/02/2011 tarihinde Ankara 5. Noterliği’nin 04/02/2011 tarih 2092 yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile 35.000,00 TL bedelle davalıya devrettiği, devirlerin ortaklar kurul kararı ile kabul edilip, pay defterine işlenerek ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği görülmüştür. Devir tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın 520. maddesinde “Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartıyla hüküm ifade eder. Devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için, ortaklardan en az dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az dörtte üçüne sahip olması şarttır. Payın devri veya devir vadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi, hüküm ifade etmez.” hükmüne yer verilmiştir. Bu açık hüküm karşısında, limited şirket hisse devrinin geçerli olmasının resmi biçim koşuluna bağlı olduğu kuşkusuzdur. Görüldüğü gibi limited şirket hisseleri taşınır mal hükmünde olsalar dahi devirleri taşınır ve taşınmazlardan farklı olarak, özel ve kendine özgü bir düzenleme koşuluna bağlanmıştır. Bunun sonucu olarak, satış da olsa bağış da olsa geçerli olabilmesi için yasanın öngördüğü resmi şekilde yapılması gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, böyle bir uyuşmazlığın çözümüne, taşınmazlarla ilgili olan ve kendi alanı ile sınırlı bulunan 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28/05/2008 tarih ve 2008/4-399 Esas, 2008/408 Karar sayılı kararının uygulanması olanaklı değildir. Bu itibarla mahkemece somut uyuşmazlığın (genel muvazaa hükümleri ) TBK'nun 19 maddesi ( BK’nun 18. Maddesi) ve TTK’nın 520. maddeleri kapsamında değerlendirilip çözümlenmesi gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. maddesi hükmünde genel muvazaa düzenlenmiş olup, “…..tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” hükmü getirilmiştir. Mirasçı sözleşmenin tarafı olmadığından sözleşmenin muvazaalı olarak yapıldığı iddiası her türlü delille kanıtlanabilir. Özellikle, resmi sicillere bağlı tutulan malların muvazaalı devrinde TBK'nın 19. maddesinin uygulanabileceği ve muvazaa iddiasının araştırılacağı yasal ve yargısal uygulama gereğidir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2009 günlü ve 1999/4-286 esas, 1999/293 karar sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir. Bilindiği üzere; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. O halde muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada muvazaa kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide, gerek uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. Buna mukabil, özellikle mevsuf (nispi) muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) geçerlidir. Bu geçerlilik, tarafların gerçek ve uygun iradelerinin bu yolda olmasından ve gizli sözleşmenin, muvazaalı hukuki işlemin altına gizlenmiş olmasının, kural olarak geçerliliğini etkilememesinden kaynaklanır. Ancak, şekil şartına tabi sözleşmeler yönünden gizli sözleşmenin geçerli olabilmesi onun da kanunda yazılı şekil şartına uygun olarak düzenlenmesine bağlıdır. Yani, görünüşteki işlemin altına saklanan sözleşme şekil şartına uygun olarak yapılmamış ise tarafların iradelerine uygun olsa bile geçerli olmayacaktır. İster satış, ister bağış olsun taşınmaz üzerindeki tasarrufların resmi şekilde yapılması gerekir. Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. HMK’nun 190. maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükümlerine yer verilmiştir. Somut olayda, mirasbırakan ...’un 12/08/2018 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak oğlu ...den olma torunu davacı ... ile davalı oğlu ... ve dava dışı kızları ... ve ...'nin mirasçı olarak kaldığı, mirasbırakanın dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi'ndeki (2) hissesini Ankara 1. Noterliği’nin 11/11/2008 tarih, 15602 yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesi ile 500,00 TL bedelle, (7) hissesini de 04/02/2011 tarihinde Ankara 5. Noterliği’nin 04/02/2011 tarih 2092 yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile 35.000,00 TL bedelle davalıya satış suretiyle devrettiği, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere muris muvazaası hukuki nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerektiği, bu kapsamda, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat külfeti, HMK’nın 190. ve TMK’nın 6. maddeleri gereği davacı tarafa ait olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafça tanık deliline dayanılmış, Ankara 18 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 10/05/2022 tarihli celsesinde davacı tanıklarının bilgi ve görgüsü tespit edilmiştir. Bu bağlamda somut uyuşmazlık irdelendiğinde; dava konusu şirket hisselerinin devri işleminde 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulama yeri bulunmayıp, genel muvazaa hükümlerinin uygulanabileceği, ancak somut olayda, muris ...'un davalıyı kayırdığının davacı tanığı (annesi) ... beyanları ile sabit olduğu, bilirkişi raporuna göre 2008 yılındaki devrin gerçek karşılığı 82.756,54 TL, 2011 yılında ise 474.135,20 TL olup, hisse devirlerinin gerçek değerinin çok altında olduğu, bu nedenle yapılan devirlerin muvazaalı olduğu kanaatine varılarak mahkemece davacının davasının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalıdan alınması gerekli olan 18.023,34 TL harçtan peşin alınan 4.505,84 TL harcın mahsubu ile bakiye 13.517,50 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/04/2026 Başkan- ... Üye - ... Üye -... Zabıt Katibi -... ... ... ... ... (muhalif) KARŞI OY Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak davalının dava dışı şirketteki hisselerinin davacının miras payı oranında iptali ile adına tescili istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümüne, taşınmazlarla ilgili olan ve kendi alanı ile sınırlı bulunan 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28/05/2008 tarih ve 2008/4-399 Esas, 2008/408 Karar sayılı kararının uygulanması olanaklı değildir. Bu itibarla mahkemece somut uyuşmazlığın (genel muvazaa hükümleri ) TBK'nun 19 maddesi ( BK’nun 18. Maddesi) ve TTK’nın 520. maddeleri kapsamında değerlendirilip çözümlenmesi gerekmektedir. Somut olayda, mirasbırakan ...’un 12/08/2018 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak oğlu ...den olma torunu davacı ... ile davalı oğlu ... ve dava dışı kızları ... ve ...'nin mirasçı olarak kaldığı, mirasbırakanın dava dışı ... Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi'ndeki (2) hissesini Ankara 1. Noterliği’nin 11/11/2008 tarih, 15602 yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesi ile 500,00 TL bedelle, (7) hissesini de 04/02/2011 tarihinde Ankara 5. Noterliği’nin 04/02/2011 tarih 2092 yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile 35.000,00 TL bedelle davalıya satış suretiyle devrettiği, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere muris muvazaası hukuki nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerektiği, bu kapsamda, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat külfeti, HMK’nın 190. ve TMK’nın 6. maddeleri gereği davacı tarafa ait olduğu anlaşılmıştır. Davacı tanığı ... 10/05/2022 tarihli celsedeki beyanında; ''Muris benim eşim olan ...'in babası olur. ..., muris ...'dan daha önce vefat etti. Murisin ...'in benimle evliliğimi istemediğini eşim olan ... bana anlatmıştı. Bunun dışında muris ile bizim aramızda herhangi bir husumet yada ihtilaf yoktur. Murisin sağlığında davaya konu hisseleri devretmek hususunda maddi herhangi bir ihtiyacı yoktu. Eşim sağlığında kimseye boyun eğmeyen, kendi ayakları üzerinde duran dik birisiydi. Davalı ise babasına son derece bağlıydı. Bunun dışında murisin şirketteki hisselerini diğer davalıya devrettiği hususunda bir bilgim yoktur dedi. Murisin ...'a daha çok yakınlık gösterdiğini, eşimin babasına karşı yaklaşımından dolayı daha farklı davrandığını, hatta davalı için evlenirken ona çok muhteşem bir düğün yapacağını söylediğini duymuştum. Bu nedenle çocuklarının hepsini aynı tutmuyordu. Benim eşim belirttiğim gibi bonkör ve içki alışkanlığı olan birisiydi, ancak işine son derece bağlıydı. Davalı babasının suyuna gittiği için ona daha yakın olduğunu biliyorum '' şeklinde beyan, beyanını imzası ile tasdik etmiştir. Davacı tanığı ... 10/05/2022 tarihli celsedeki beyanında; ''Davacı iş yerinden arkadaşım olur. Yaklaşık 10 yıllık arkadaşım olur, davalıyı ve murisi şahsen tanımam. Davacı babasının ölümünden sonra yaptığı araştırmada murisleri ...'un şirketteki hisselerini davalıya devrettiğini tespit etti ve bu şekilde olayı öğrendi. Benim devirle ilgili görgüye dayalı bilgim yoktur, murisi tanımadığım için ne amaçla devrettiği hususunda bir bilgim yoktur '' şeklinde beyan, beyanını imzası ile tasdik etmiştir. Davacı tanığı ... 10/05/2022 tarihli celsedeki beyanında; ''Davacı benim arkadaşım olur. Bunun dışında tarafları tanımam. Tam yılını hatırlamıyorum. Ancak davacıyı ziyaret ettiğim sırada üzgün olduğunu görmüştüm. Kendisi murisi olan dedesini şirketteki hisselerini oğluna devrettiğini ticaret sicili gazetesinden öğrendiğini söylemişti. Bunun ne olduğunu araştırıyordu '' şeklinde beyan, beyanını imzası ile tasdik etmiştir. UYAP sistemi üzerinden temin edilen takbis kayıtları incelendiğinde, ... parsel sayılı taşınmazın paylı olarak muris ... adına tapuya kayıtlı olduğu görülmüştür. Muris ...'un pasif tapu kayıtları sorgulandığında, ... parselde kain bağımsız bölüm, ... parselde kain bağımsız bölüm, ... parsel sayılı taşınmazın evveliyatında murise ait iken muris tarafından devredildiği, davalı ...'un aktif ve pasif tapu kaydı sorgulandığında söz konusu taşınmazların davalının aktif ve pasif tapu kaydında yer almadığı yani muris tarafından davalıya başkaca temlik yapılmadığı anlaşılmıştır. Yine mahkemece muris muvazaasının varlığını gösterir delil olarak kabul edilen ve yukarıda beyanları derc edilen tanık ... tarafından her ne kadar davalının babası murisin suyuna gittiği için murisin davalıya daha yakın olduğu yine tanığın eşi ile olan evliliğinin muris tarafından istenmediği beyan edilmiş ise de, muris ile aralarında herhangi bir husumet ya da ihtilaf olmadığı da beyan edilmiştir. Yine dosya kapsamında bilgi ve görgüsü tespit edilen davalı tanığın ...'ın muris ...'ın çocukları arasında herhangi bir ayrım yapmadığını bildirdiği görülmüştür. Somut olayda, dosya içeriği, toplanan deliller ve özellikle tanık beyanlarından; mirasbırakan tarafından tüm mirasçıları kapsayan bir paylaştırma yapılmadığı ancak, mirasbırakanın davacı çocuklarından mal kaçırmasını gerektiren bir nedenin varlığı ortaya konulamadığı, ancak getirtilen kayıtlardan ve Uyap sisteminden temin edilen verilerden mirasbırakanın ölümü ile geriye mirasçılarına hisseli de olsa başkaca bir taşınmaz bıraktığı, mirasbırakan mal kaçırma kastı ile hareket etseydi şirket hisse devri ile birlikte terekesindeki taşınmazları da (ve terekesinde yer almayan başkasına devredilen pasif taşınmazları da) davalıya temlik edebileceği sonucuna varılmaktadır. Tüm bu olgu ve deliller, yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu şirket hisselerinin devri işleminde 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulama yeri bulunmayıp, genel muvazaa hükümlerinin uygulanabileceği, davacı tarafın muvazaa iddiasını yani mirasbırakanın mal kaçırma kastı ile hareket ettiğini 6100 sayılı HMK’nun 190. ve 4721 sayılı TMK’nun 6. maddeleri uyarınca ispat edemediği, muvazaanın varlığının usulünce kanıtlanamadığı, şirket hissesinin gerçek değeri ile satış tarihinde ki değer arasında farkın olması tek başına murisin mal kaçırma kastı olduğu iddiasını ispatlamaya yeterli olmayıp , murisin mirasçılarla olan beşeri ilişkisinin nasıl olduğuna ilişkin davacı tarafça delil sunamadığı, tanık sıfatıyla dinlenen davacının annesi , muris kayın pederinin davalıya daha yakın olduğunu ileri sürmekle birlikte muris kayın pederi ile kendi aralarında da herhangi bir husumet yada ihtilaf bulunmadığını beyan etmesi ve yine murisin başkaca malvarlığının da mevcut olduğu, devrin muvazaalı yapıldığı hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı anlaşılmakla mahkemece davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmakla Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım. Üye -...