İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ...'ın hamileliği süresince, sırasıyla Davalı ...A. Ş firmasının zorunlu tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası yaparak …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1703 KARAR NO : 2025/1990 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 25/02/2025 NUMARASI : 2022/744 Esas - 2025/178 Karar DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ...'ın hamileliği süresince, sırasıyla Davalı ...A. Ş firmasının zorunlu tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası yaparak sorumluluklarını üstlendiği doktorlar tarafından gebelik takibi gerçekleştirdiklerini, hamileliğinin ilk evresinde, ... Devlet Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Dr. ... ... tarafından tetkik ve gebelik takibinin gerçekleştirildiğini, sonrasında ... A Tipi Tıp Merkezi Hastanesinde, kadın doğum uzmanı Dr. ... ... ...'in muayene ve takipleri gerçekleştirdiğini, akabinde Beylikdüzü Devlet Hastanesinde, burada da Kadın Doğum Uzmanı Dr. ... tarafından gebelik takibi ve tedavi olduğunu, bu hastanede yapılan tetkikler ile tahminlerinde bazı olguların oluşması sonrasında. Bakırköy ... Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen müvekkilinin bu hastanede ... Dr. ...tarafından gebelik ve tüm takiplerinin gerçekleştirildiğini, anılan doktorların genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu; Down sendromu hamilelikte teşhis edilemediğini, gerekli testlerin yapılmadığını, müvekkillerinin, Hamilelik boyunca aydınlatılmadıklarını, yazılı yada sözlü aydınlatılmış bilgilendirme yapılmadığını, tıbbi kötü uygulamanın gerçekleştiği ve küçük ...'ın down sendromlu olarak doğduğunu, küçük ... down sendromu olgusu ile ömür boyu ağır kalıcı sakatlık acı gerçeği ile yaşamını devam ettireceğini, yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre hasta- hekim ilişkisinin vekalet sözleşmesi kapsamında olduğu, doktorun yüksek özen ve dikkat borcu altında bulunduğundan, en hafif kusurundan bile olsa eylemlerinden sorumlu olduğunu, 6100 Sayılı Hukuk Yargılama Yasası’ nın 107. Maddesi uyarınca yargılama sırasında toplanacak delillere, uzman bilirkişilerden alınacak kusur,özür ve hesap raporlarına göre, peşin harcı tamamlanmak koşuluyla, davacıların; Sürekli Geçici İşgöremezlik , Bakıcı gideri, Tedavi ve sair giderlerini de içeren bedensel zarar tazminatlarının mahkemece hüküm altına alınmasını talep ettiklerini, davalı ... A.Ş,'nin gebelik takibi gerçekleştiren doktorların (tüm sorumluların) Tıbbi Kötü Uygulamaya ilişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesini tanzim ederek tarifede belirlenen 800,000TL ‘lik ayrı ayrı Teminat limiti dahilinde, maddi ve manevi tüm zararlardan doğan sorumluluğu üstlenmiş bulunduğunu, davalı ...A.Ş. ve ... Sigorta A.Ş nin sorumluluğunun, TTK ‘ nun 1485/1 hükmünün TTK 1458 hükmüne atfı nedeniyle geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, davalının tam kusuruna dayanılmadığı, müştereken müteselsilen talepte bulunulduğunu, kusur dahil her türlü denkleştirme de dikkate alınarak talepte bulunulduğunu, davalı ...A.Ş nin sorumluluğunun, TTK‘nun1485/1 hükmünün TTK 1458 hükmüne atfı nedeniyle geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, zamanaşımı süresinin ise TTK 1482 uyarınca 10 yıl olduğunu, tüm bu nedenlerle; doktor hatası nedeniyle; fazlaya ilişkin dava, ıslah, munzam zarar ve diğer tüm talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını bu davada; 1,000 TL Sürekli Bakıcı gideri tazminatı ( 24 Saat sürekli Tıbbi Bakım) 1.000 TL yapılmış ve gelecekte yapılması öngörülen tedavi, iyileştirme, tıbbi bakım makina ve ilaç vs . giderleri, eğitim ve sair masraflarının, 1.000 TL Sürekli İş görememezlik Tazminatının Ticari avans faiziyle, haksız fiil ve temerrüt tarihleri itibariyle davalılardan (tüm sorumlulardan) müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkillere verilmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... Sigorta vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesi 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda belirtilen unsurlarının tamamını ihtiva etmemekte olup davanın usûlden reddinin gerektiğini, Dava dilekçesinde, tıbbî sürece dair hiç bir bilgi veri yer almadığını, hangi hekim veya hangi hastane personeli ile hangi süreçte hukukî ilişkisi bulunduğu, dava konusu olduğu iddia olunan tıbbî hatanın ne zaman ne şekilde kim tarafından meydana geldiği, hangi hekim ve/veya hastane personeli açısından hangi tıbbî kusur iddialarına dayanıldığı dava dilekçesinden anlaşılamadığını, sorumluluk sigortalarında sigorta güvencesinin devreye girebilmesi için zarara maruz kalan üçüncü şahsın tazmînat talebini sigorta süresi içerisinde sigortalıya dermeyan etmesinin yeterli olduğu poliçeler, talep esaslı poliçeler olarak adlandırıldığını, söz konusu poliçelerin sorumluluk sigortaları olup tek başına sigorta poliçesinin varlığının, poliçe kapsamında belirlenen teminatın tamamen ve otomatik olarak ödeneceği anlamına gelmeyeceği, bu sebeple davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, poliçe kapsamında hüküm altına alınan genel ve özel şartların irdelenmesi neticesinde teminat miktarına ve sigortalının kusur oranına göre müvekkilinin sorumluluğunun olup olmadığı, varsa ne miktarda olduğunun tespit edileceğini belirtmek istediklerini, poliçe ile teminat altına alınan sorumluluğun aynı zamanda yine müvekkil şirket nezdinde düzenlenen Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile de teminat altına alındığından davadaki talepler açıkça hukuka ve usûle aykırı olup kesinlikle davanın reddine karar verilmesi gerekmekle ve davayı kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte- tüm tazminat talepleri bakımından maksimum üst limit, teminat limiti fazla olan poliçede belirtilen limit kadar olacağını, müvekkili sigorta şirketi bünyesinde hastane kaydı vs. bulunması mümkün olmadığından, hukukî açıdan hekimin sorumluluğundan söz edebilmek için, hukuka aykırı eylem, zarar, zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağı ve kusur unsurlarının birlikte bulunmasının gerektiği, dolayısıyla davayı ve sorumluluğu kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı hekim...'ın herhangi bir eylemi/eylemsizliği, ihmali ya da kastı bulunmadığı gibi illiyet bağının da mevcut olmadığın, zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunmamasının, davalı hekimin kusurunun olmaması sebepleriyle herhangi bir maddi zarar oluşmamış olmakla birlikte; davayı kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte manevî tazminat talepleri zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağını, izah edilen ve mahkeme tarafından nazara alınacak diğer nedenlerle, fazlaya ilişkin her tür talep, beyan, itiraz, dava, şikayet ve sair yasal haklarımız saklı kalmak kaydıyla, TBK m. 50 gereğince zararın ve kusurun ispatı açısından ispat yükü, zarar gördüğünü iddia eden karşı tarafta olduğunun tespiti ile davasını ispat edemeyen davacı tarafın davasının reddine, Hukukî açıdan hekimin sorumluluğundan söz edebilmek için, hukuka aykırı eylem, zarar, zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağı ve kusur unsurlarının birlikte bulunması gerektiği halde söz konusu şartların mevcut olmaması nedeniyle sorumluluğun bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı davanın reddine, davanın açıkça hukuka aykırı olması nedeniyle usûl ve esas bakımından reddi gerekmekle ve kesinlikle davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, manevî tazmînat talepleri zenginleşme aracı olarak kullanılamaması nedeniyle davanın reddine, kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte, yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda davanın usûl ve esas bakımından reddine, yargılama harç ve giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... ... ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının her ne kadar müvekkilinin de içinde olduğu gebeliği süresince kendisini takip eden doktorların "genel olarak tıbbi kötü uygulaması" sonucu ... ...'ın Down sendromlu olarak dünyaya geldiğini iddia etmiş ve tıbbi bakım, eğitim giderleri ve sürekli iş görmelik tazminatı talep etmiş ise de davacı tarafın tüm iddiaları haksız, mesnetsiz ve hukuka aykırı olup davanın reddini talep ettiklerini, müvekkilinin davacı anneye gerekli tüm test-tanı ve tedaviyi uyguladığını, gerektiği şekilde bilgilendirdiğini ancak hiçbir gebeyi gebeliği sonlandırmaya ve/veya başkaca bir tahlil-uygulama yaptırmaya zorlamak hem yasal olarak hem de etik kurallar uyarınca mümkün olmadığını, dava dilekçesinde davacının sırası ile Dr. ..., müvekkil Dr. ... ... ..., Dr. ... ve son olarak da doğumu gerçekleştiren Dr. ...tarafından takip ve tedavi edildiğini ve genel tıbbi kötü uygulama neticesinde gerekli testlerin yapılmadığını, müvekkillerinin bilgilendirilmediğini ve küçük ...'ın Down sendromlu doğduğunu beyan ettiklerini, bu iddialarını destekleyecek tek bir açıklamaya yer vermediklerini , davacı anne ... ... 2018 yılındaki 2. doğumunu müvekkilin çalıştığı tıp merkezinde gerçekleştirdiğini, 2. Gebeliğinde müvekkile ilk kez muayene geldiğinde "ikili test" olarak tabir edilen ve davaya konu sendromun tespit edilebildiği test zamanını kaçırdığı için müvekkil tarafından bir daha gebe kalacak olursa mutlaka yaptırması gerektiği yönünde uyarıldığını, 3. Gebeliğinde 25.12.2019 tarihinde müvekkile muayeneye geldiğini, bu esnada 8 hafta 5 gün canlı tek gebeliğinin mevcut olduğunun tespit edildiğini, davacı hastadan gebeliğinin başlangıcında yapılması gereken rutin testler istendiğini, ve kendisine kontrol tarihi aralığı bildirildiğini davacının kontrol tarihi olan 03.01.2020 'de tıp merkezine geldiğinde 9 hafta 6 gün canlı tek gebeliği mevcut olduğundan hastaya ikili testin önemi anlatılmış ve mutlaka yapılması gerektiği izah edilmiş, test hastadan istendiği, hastanın 29.01.2020 tarihinde 13 hafta 1 gün canlı tek gebeliği mevcut iken müvekkilin çalıştığı tıp merkezinde, radyoloji doktoru tarafından muayene ve ölçüme alınmış, yapılan ultrason tetkikinde, anne karnındaki bebeğin ense kalınlığı (nt), burun kemiği (nb) ultrason ölçümleriyle birlikte rapor verildiğini, doğum öncesi tarama ve tanı testlerinin tüm hamile kadınlara önerildiğini, amniyosentezin ufak da olsa bazı riskler taşıdığı için, doktorların bunu sadece yüksek kromozom ya da genetik anomali riskleri olduğunda önermeyi tercih edildiği, Amniyosentez gibi tanı testleri, bebeğini belli bir rahatsızlığı olup olmadığı hakkında daha kesin bilgi verdiğini, Amniyosentez'in isteğe bağlı olduğu ve testi yaptırmakla ilgili doğru ya da yanlış bir seçim olduğunu, bazı anne baba adayları mümkün olduğunca fazla bilgi almak isterken, diğerleri bilmemeyi tercih edebildiğini, huzurdaki ihtilafta da davacı anneye amniyosentez defaatle önerilmiş ancak hasta bunu yaptırmamayı tercih ettiğini, dava dilekçesinde de kabul ve beyan edildiği üzere davacı anne belki de annelik içgüdüsü ve umudu ile durumu kabullenmeyerek başkaca birden çok doktora gitmiş ve bebeğini dünyaya getirmeyi tercih etmediğini, dava dilekçesinde birden çok doktor ve hastane ismi zikredilmiş ancak müvekkile atf-ı kabil eylem kusur ve işlem belirtilmediğini, dava dilekçesinde zikredilen hekim ve sağlık kuruluşlarından hangi hekimin ve/veya hangi hastane personelinin hangi süreçte , ne zamana ne şekilde bir eylem yada eylemsizlik ile iddia olunan tıbbî hatanın ne zaman, ne şekilde kim tarafından meydana geldiği, hangi hekim ve/veya hastane personeli açısından hangi tıbbî kusur iddialarına dayanıldığı belirtilmeyerek somutlaştırılmadığını, huzurdaki dosyanın sözde hekim kusuru nedenli tazminat talepli olarak ikame edilmiş olduğundan iddianın ispat yükünün zarar gördüğünü iddia eden davacı müddei tarafta olduğunu, tüm bu nedenlerle, fazlaya ilişkin her tür talep, beyan, itiraz, dava, şikayet ve sair yasal haklarımız saklı kalmak kaydıyla, davanın usûl bakımından davanın açılmamış sayılmasına, TBK m. 50 gereğince zararın ve kusurun ispatı açısından ispat yükü, zarar gördüğünü iddia eden karşı tarafta olduğunun tespiti ile davasını ispat edemeyen davacı tarafın davasının reddine, hukukî açıdan müvekkil hekimin sorumluluğundan söz edebilmek için, hukuka aykırı eylem, zarar, zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağı ve kusur unsurlarının birlikte bulunması gerektiği halde söz konusu şartların mevcut olmaması nedeniyle sorumluluğun bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı davanın reddine, usul ve yasaya aykırı işbu davayı kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte, zenginleşmeye yönelik olduğu aşikar olan manevî tazmînat talebinin reddine ,davanın usul ve esas bakımından reddi ile yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Tüm dosya kapsamı ile birlikte yapılan değerlendirmede ; Davalı ...A. Ş nin Zorunlu Tıbbi Kötü Uygulamaya ilişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaparak sorumluluklarını üstlendiği doktorlar tarafından takip edilen ... Akbağın tıbbi kötü uygulama sonucu gerekli testlerin yapılmadığı yazılı ve sözlü olarak aydınlatma ve bilgilendirmenin yapılmadığı gerekçeleriyle davacı asil ... Safa Akbağın down sendromlu olarak dünyaya gelmesine sebebiyet verdiği gerekçesiyle davalıların sorumluluğunun bulunduğundan bahisle 3.000 TL (belirsiz alacak ) tazminatın poliçe kapsamında davalıdan talep edildiği,Anayasa'nın Temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlıklı 12. maddesinde "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir...", Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17. maddesi, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir..." düzenlemelerini içermekte olduğu, Öte yandan 31.12.2008 tarihli, 5825 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin Giriş bölümünde (h) bendinde, İşbu Sözleşmeye Taraf Olan Devletlerin, "...Bir kişinin engelli olduğu için ayrımcılığa maruz kalmasının her bireyin doğuştan sahip olduğu insanlık onuru ve değerinin de ihlal edilmesi anlamına geldiğini de kabul ederek,..." aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya vardıkları belirtilmiş olup Yaşama Hakkı başlıklı 10. maddesinde, Taraf Devletlerin her insanın yaşama hakkına sahip olduğunu yeniden onaylayarak engellilerin bu haktan etkin ve diğer bireylerle eşit koşullar altında yararlanmalarını sağlayacak gerekli tüm tedbirleri alacağı, Kişisel Bütünlüğün Korunması başlıklı 17. maddesinde, engelli her kişinin, beden ve ruh bütünlüğüne diğer bireylerle eşit bir şekilde saygı duyulması hakkına sahip olduğunun düzenlendiği,Anılan hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde, somut uyuşmazlıkta down sendromlu doğan davacı çocuk bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmadığı, istemin özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal ettiği, Maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemeyeceği, Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuğun da yararlanacağı ,Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23.11.2023 tarihli, 2022/4807 E., 2023/6782 K. sayılı kararı da bu doğrultuda olup davacının bu yöndeki taleplerinin dava konusu yapılamayacağı anlaşıldığından davanın reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece kusur bilirkişisi raporu aldırmadan, Anayasal hak olan adil yargılanma hakkının ihlal edilerek karar verildiğini, davanın aslını ilgilendiren bir hususta delil talebi bulunmaktayken bu talebin yerine getirilmediğini, aydınlatılmış yazılı onamın tüm tetkik ve tedavilerde açıkça alınmasının zorunlu olduğunu, aydınlatma sürecinin, hastanın yaşına, kültürel, toplumsal ve ruhsal durumu gibi koşullara özen gösteren bir uygunlukta olması gerektiğini, kendisi dışında bilgilendirilecek kişileri hastanın belirlemesi gerektiğini, her tıbbi uygulama için ayrı ayrı aydınlatılmış onam alınması gerektiğini, Yargıtay içtihatlarına uyarlı olacak şekilde denetime elverişli, üniversite hastanelerinin adli tıp anabilimdalı üyelerinden oluşturulacak yeni bir heyet tanzimi ile bu heyete sağlık hukuku yönünden uzman bir hukukçunun eklenmesini hekimlerin kusuru yönünden bir rapor tanziminin istenmesini, İstanbul yargı çevresinin dışında bir hastaneden rapor tanzimine karar verilmesini beyanla, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hekimin tıbbi kötü uygulamada bulunup bulunmadığı noktasındadır.Davacı-küçük ... down sendromu ile doğmuştur. Davacı tarafça, gebelik sırasında annenin takibini yapan Dr. ... ..., Dr. ... ... ..., Dr. ..., Dr. ...bilgilendirme ve rıza alma yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın Tıbbi Kötü Uygulama sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davacı annenin doğuma kadar bir kısım takiplerinin Dr. ... ..., Dr. ... ... ..., Dr. ..., Dr. ...tarafından yapılmıştır.Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. Ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma(bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır.Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir.Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise, tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Muhatap, çocuk veya kısıtlı ise, bilgilendirme yasal temsilciye yapılır. Gebelikte ise, hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydınlatma (bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü TMK'nın 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir. Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi, bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır. HGK'nın 22/03/2022 tarih ve 2020/11-592 E. - 2022/356 K. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan CVS veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, CVS veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan CVS veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunun 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir. Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı gözetildiğinde hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim ve zorunlu sorumluluk sigortacısı tarafından her türlü delille ispatlanabilir. Bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği hususu somut olay özelinde hastanın eğitimi, yaşı, kültürel seviyesi ve hekim veya hastane tarafından tutulan kayıtlar serbestçe değerlendirilerek tespit edilmelidir. CVS ve amniosentez gibi kesin tanı tetkikleri 3. basamak hastanelerde uygulanmakta olup, sigortalı doktorun kendisinin yapamayacağı bir işlemle ilgili imzalı, yazılı onam alması beklenemeyeceği gibi kesin tanı tetkiklerini yaptırmayan hastadan tetkikler ve sonuçları hususunda aydınlatıldığına dair yazılı onam alınması da gerekli değildir.(YHGK 2020/11-592 Esas ve 2022/356 Karar sayılı kararı) 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde kadının iznine bağlı olup, bu bakımdan doktorun, rahim tahliyesi gerektiren hususları açıklama ve aydınlatma yönünden anneye karşı yükümlülüğü bulunduğu nazara alındığında, rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı bu bakımdan aydınlatma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması, özürlü doğmuş çocuğun, hekime karşı, neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamını neden sona erdirmediği gibi bir iddia ile var olmama hakkının kabulü şeklinde hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/1620 Esas 2022/7142 Karar-Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/1106 Esas ve 2024/9341 Karar sayılı kararı) Bu nedenlerle davacı küçük yönünden maddi tazminat davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılar tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25/12/2025