4. Ceza Dairesi 2023/7596 E. , 2025/6786 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1697 E., 2022/1622 K. SUÇ : İmar kirliliğine neden olma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz is
**4. Ceza Dairesi 2023/7596 E. , 2025/6786 K.** **"İçtihat Metni"** İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1697 E., 2022/1622 K. SUÇ : İmar kirliliğine neden olma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince karar kaldırılıp sanığın beraatine ve istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz istemi özetle; 6360 sayılı Kanun uyarınca suça konu yerin belediye sınırları içerisinde bulunmasının, suçun oluşması açısından yeterli görülmesi nedeniyle sanığın mahkumiyeti yerine beraatine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. III. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 5237 sayılı Kanun'un 184/4. maddesinde “Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümlerinin ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanacağının” belirtilmiş olması, 06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak uygulanması 30.03.2014 tarihinde yapılacak mahalli idareler genel seçimine kadar ertelenen “6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1/2. maddesindeki düzenleme nedeniyle aralarında Kayseri ilinin de bulunduğu bazı Büyükşehir Belediyelerinin görev ve sorumluluk alanlarının il mülki sınırları olarak belirlenmiş olması, suça konu yapının 30.03.2014 tarihinden sonra yapıldığının sanık beyanı ve bilirkişi raporuyla sabit bulunması, Kayseri il sınırının tümünde imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanun maddesinin uygulanacağının anlaşılması karşısında, istinaf başvurusunun esastan reddi yerine sanığın beraatine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Develi Asliye Ceza Mahkemesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.04.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY I)OLAY: Sanık ...'e yükletilen İmar kirliliğine neden olma suçundan dolayı İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi tarafından ''suça konu yapının bulunduğu yerin mücavir alan olması, özel imar rejimine tabi olmaması'' nedeniyle kaldırılarak beraat kararı verilmesinden sonra, söz konusu karara karşı Katılan vekilinin suçun yasal unsurlarının oluştuğu ve yeterli somut delil bulunduğuna yönelik temyizi üzerine, Dairemizce kurulan hükümde bozmayı gerektirecek hukuka aykırılık bulunduğundan İstinaf Dairesinin kararı usul ve yasaya aykırı bulunmakla, katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca temyiz isteminin kabulü ile Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi kararının BOZULMASINA karar verilmiştir. Yargıtay Yüksek 4. Ceza Dairesinin BOZMA kararına aşağıda belirtilen nedenlerden dolayı katılmıyoruz. II)DELİLLER: A-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: ''İmar kirliliğine neden olma" suçu 5237 sayılı TCK’nın 184. maddesinde; ''1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. 3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır. 5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. 6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz'' şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran, yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere su, elektrik veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişiler maddede yazılı cezalarla cezalandırılacaktır. Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca; üçüncü fıkra dışındaki hükümler, ancak belediye sınırları içinde veya özel infaz rejimine tabi yerlerde uygulanacaktır. Ancak, failin ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmesi durumunda, maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmayacak, açılmış olan kamu davası düşecek, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacaktır. Düzenlemenin dördüncü fıkrasından anlaşılacağı üzere belediye sınırları ile özel imar rejimine tabi yerler haricindeki alanlar bu suç tipiyle korunmak istenen hukuki yararın dışındadır. Kanun koyucu bu suçun ülke sınırları içerisindeki belli yerlerde işlenmesi durumunu cezai yaptırım altına almıştır. Dolayısıyla Kanun’da geçen belediye sınırları ve özel imar rejimine tabi yerler ile bu bağlamda mücavir alan kavramlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Mücavir Alan; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne göre "mücavir" kelimesi; "Yakın komşu olan" anlamına gelmektedir. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun tanımlar başlıklı 5. maddesinde ''Mücavir Alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.'' şeklinde düzenleme yer almaktadır. Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir. (İmar Kanunu m.2) Belediye, Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari, malî özerklik ve kamu tüzel kişiliğine sahip yerel yönetimin adıdır. Belediye Sınırı, bir belediyenin idari sınırlarını oluşturur. Mücavir alan sınırı ise; belediye sınırlarının dışında, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti adına verilmiş olan sınırdır. Mücavir alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş alanlardır. Mücavir alan sınırları idari sınırlar olmayıp, iktisadi, sosyal ve kentsel gelişmeleri mekânsal olarak planlı bir şekilde yönetmek ve denetlemek amacıyla imar bakımından belediyelerin yetkisine verilen yerlerdir. Bu nedenle bir belediyenin mücavir alanında bulunan alanların bir kısmı veya tamamının belediye olması durumunda, belediye sınırına dahil edilen yerlerdeki belediyenin mücavir alan sınırı herhangi yeni bir işleme gerek kalmaksızın ortadan kalkar. Ancak belediye sınırı dışında kalan alanlar mücavir statüsünü korumaya devam eder ve yeni bir onaylama yapılıncaya kadar bağlı bulunduğu belediyenin mücavir alanı olur. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun tanımlar başlıklı 5. maddesinde ''Mücavir Alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.'' şeklinde düzenleme yer almaktadır. Mücavir Alan'ın tarihsel gelişimi; 1956 tarihli ve 6785 sayılı İmar Kanunu'nun 47. maddesinde ilk olarak yer alan 'mücavir alan' kavramı, bundan önce imar faaliyetlerini düzenleyen 1933 tarihli ve 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanunu’nda benzer bir düzenleme yer almamaktadır. 6785 sayılı Kanunun 47. maddesinde ''Belediye hudutlarına mücavir bulunan ve beldenin müstakbel inkişafı bakımından lüzumlu görülen ve belediyenin teklifi üzerine vilayet idare heyetinin kararı ve Nafıa Vekâletinin tasdiki ile kabul edilen sahalarda da bu kanun hükümleri uygulanır'' denilmektedir. 6785 sayılı Kanun'da sadece belediye sınırları içerisindeki imar faaliyetlerinin düzenlemesine amir hükümlere yer verilmekte ve belediye sınırları dışında kalan alanlarda uygulanabilecek imar ile ilgili hükümler bulunmamaktaydı. Bunun sonucunda şehirlerin çevresinde her türlü denetimden uzak bir şekilde gelişebilecek yapılaşmanın önlenmesi gereği ortaya çıkmıştır. 6785 sayılı Kanun ile bu görev, mücavir alan kavramı getirilerek belediyelere verilmiş, belediye sınırları civarında kalan ve o gün için belediye sınırları içerisine alınmasında yarar görülmeyen alanlarda düzensiz, mevzuata aykırı yapılaşma, çarpık kentleşme ve arsa spekülasyonunun önlenmesi amaçlanmıştır. 1972 yılında 20.7.1970 tarihli ve 1605 sayılı Kanun ile 6785 sayılı İmar Kanunu'nun pek çok maddesi değiştirilmiş bu arada dokuz ek madde getirilmiştir. Mücavir alanlar ile ilgili 47. madde'ye, bu alanların belediye sınırlarına bitişik olmasının gerekmediği ve köyleri de ihtiva edebileceği hakkında bir fıkra daha eklenmiştir. 9.11.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3194 sayılı imar Kanunu, 1605 sayılı Kanun ile değişik 6785 sayılı kanunun yerini almıştır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun tanımlar başlıklı 5. maddesinde ''Mücavir Alan; imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.'' şeklinde düzenleme yer almaktadır. Doktirinde Mücavir alanlar; Toplumsal, ekonomik ve şehirleşmeyle ilgili gelişmeleri belli bir coğrafyaya özgü ve planlı bir şekilde yönetip denetlemek amacıyla imar mevzuatı bakımından belediyelerin yetkisine bırakılan yerlerdir. Mücavir alan belirlenmesindeki amaç, belediyeye yakın çevredeki imar faaliyetlerinin denetimini sağlayıp, rantı ve plansız yapılaşmayı önlemektir (Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, 2012, Ankara, s. 72). İmar Kanun’un 45. maddesinde mücavir alan sınırlarının belediye meclisi ve il idare kurulu kararına dayanarak vilayetlerce Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderileceği, Bakanlığın bunları inceleyerek aynen veya değiştirerek tasdik etmeye veya değiştirilmek üzere iadeye yetkili olduğu, mücavir alandan çıkarılmanın da aynı usule tabi olduğu, Bakanlığın gerekli görmesi halinde mücavir alana alma ve çıkarma hususunda resen karar verebileceği ve ayrıca mücavir alanın ilgili belediye sınırına bitişik olması gerekmediği, bu alanların köyleri de kapsayabileceği belirtilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 2, 5 ve 19. maddelerinde, "belediye sınırları" tabirinin yanı sıra ayrıca "mücavir alandan" da bahsedilmesi karşısında, her iki kavram arasında farklılık olduğunun ve kanun koyucunun 5237 sayılı TCK’da "özel imar rejimine tabi olan yerler" ve "belediye sınırları" terimlerini bilinçli olarak seçtiği kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde de "Bu madde hükümlerinin uygulanma alanı ile ilgili sınırlama getirilmiştir" denilmektedir. Kaldı ki, yürürlükten kaldırılan 09.07.1956 tarihli ve 6785 sayılı önceki İmar Kanunu’nun 47. maddesinde "Belediye hudutlarına mücavir bulunan… sahalarda" denilmek suretiyle de mücavir alanın belediye sınırları dışında olduğu, ancak bu sahaların İmar Kanunu hükümlerine tabi olduğuna yönelik bir düzenleme getirilmişti. Dolayısıyla belediye sınırları içerisindeki alanlar ile özel imar rejimine tabi olan yerler haricindeki alanlar bu suçla korunmak istenen hukuki yararın dışında tutulmuştur. Belediye sınırları dışına bazı belediyecilik hizmetlerinin götürülmesi veya imar mevzuatı bakımından bir yerin belediyenin yetki sınırları içerisinde olması, buranın kendiliğinden belediye sınırları içerisinde olduğu anlamına gelmez. Nitekim, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 11. maddesinden anlaşılacağı üzere bir alanda belediye kurulup belediyenin seçilmiş organlarının iş başına gelmesi bu alan içindeki köylerin idari varlığının ve tüzel kişiliğinin sona ermesine yol açacaktır. Ancak, bir köyün mücavir alan sınırlarına alınması köyün idari ve tüzel kişiliğinin sona erdiği anlamına gelmemektedir. Ceza hukukunda "kanunilik ilkesinin" bir sonucu olarak, özel bir imar rejimi bulunmayan belediye mücavir alanı içerisinde, kişilerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak bina yapması veya yaptırması durumunda imar kirliliğine neden olma suçu işlenmiş olmayacaktır. Ruhsatsız yapılaşmanın sadece belediye sınırlarında veya özel imar rejimine tabi yerlerde ceza hukuku anlamında takip edilmesi, kapsam dışı bırakılan alanlar bakımından bir korumasızlığı akla getirse de bu yerlerde gerçekleştirilen inşaat faaliyetleri açısından bir sorumsuzluk söz konusu olmayıp, sadece Türk Ceza Kanunu açısından suç oluşmamakta, ancak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca, gerektiğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapının mühürlenmesi, yıkılması ve idari para cezası uygulamaları söz konusu olabilecektir (Murat Kaplan, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, Doktora Tezi, Antalya, 2016, s. 200-201). İmar kirliliğine neden olma suçu belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır ilkesi uyarınca belediye sınırlarının belirlenmesi ve özel imar rejimine tabi yerler ile ilgili mevzuatın incelenmesinde; 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun "Sınırların tespiti" başlıklı 5. maddesinde; "Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir: a) Eskiden beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak, yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar belediye sınırı içine alınır. b) Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir ve işaretlerle belirtilir. c) Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır kâğıdına şerh konulur. d) Çizilen sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kâğıdına yazılır. Ayrıca yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına eklenir." ''Sınırların kesinleşmesi" başlıklı 6. maddesinde ise, "Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir. Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahallî tapu dairesine, il özel idaresine ve o yerin mülkî idare amirine gönderilir. Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiştirilemez." 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesine göre; "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır. İlçe belediyelerinin sınırları, bu ilçelerin mülki sınırlarıdır." 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı "On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un suç ve karar tarihinden sonra yürürlüğe giren "Büyükşehir belediyesi kurulması ve sınırlarının belirlenmesi" başlıklı 1. maddesine göre ise; "(1) Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür. (2) Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırlarıdır. (3) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır. (4) İstanbul ve Kocaeli il mülki sınırları içerisinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak bağlı bulundukları ilçe belediyesine mahalle olarak katılmıştır. (5) Birinci, ikinci ve dördüncü fıkrada sayılan illerdeki il özel idarelerinin tüzel kişiliği kaldırılmıştır. (6) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illerin bucakları ve bucak teşkilatları kaldırılmıştır." Düzenlemelerine yer verilmiştir. Bu düzenlemelerle belediye ve büyükşehir belediye sınırlarının ne şekilde tespit edileceği, kesinleşme usulü ve belediye sınırlarının kapsadığı alanlar belirlenmiş, büyükşehir olan belediyeler bakımından belediye sınırlarının il mülki sınırları, ilçe belediyeleri bakımından ise belediye sınırlarının bu ilçelerin mülki sınırları olduğu kabul edilmiştir. Özel imar rejimine tabi yerler kavramının tanımına kanunlarda rastlanmamaktadır. TCK’nın 184. maddesinin gerekçesinde organize sanayi bölgelerinin özel imar rejimine tabi yerlere örnek olarak sayıldığı görülmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.02.2012 tarihli ve 570-51 sayılı kararında da belirtildiği üzere, organize sanayi bölgeleri haricinde 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, 4691 sayılı Teknoloji Bölgeleri Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu gibi kanunların kapsamındaki yerler de özel imar rejimine tabi yerlere örnek sayılabilir. Suçun işlendiği yerin özel imar rejimine tabi olan bir yer olması durumunda, belediye sınırları içerisinde kalıp kalmadığına ilişkin ayrıca bir araştırma yapılmasına gerek yoktur. B) İncelenen dosyada; Sanık hakkında Develi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesiyle TCK'nın 184/1,53/1. maddeleri uyarınca İmar kirliliğine neden olma suçundan iddianamenin hazırlandığı, Develi asliye ceza mahkemesi tarafından da sanık hakkında İmar kirliliğine neden olma suçundan dolayı suçun yasal unsurları olutuğu gerekçesiyle mahkumiyet kararı verildiği, bu karara karşı yerel cumhuriyet savcısı tarafından yapılan istinaf üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi tarafından ''suça konu yapının bulunduğu yerin mücavir alan olması, özel imar rejimine tabi olmaması'' nedeniyle beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle Develi Asliye Ceza Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA karar verilerek sanığa İmar kirliliğine neden olma suçundan BERAAT kararı verildiği, Sanık hakkında Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından 15.04.2025 tarihli 2023/7596 Esas, 2025/6786 sayılı karar ile Sanığa yükletilen İmar kirliliğine neden olma suçundan dolayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza dairesi kararına yönelik olarak katılan vekilinin temyiz isteminin, 5238 sayılı Kanun'un 184/4. maddesinde “Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümlerinin ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanacağının” belirtilmiş olması, 06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak uygulanması 30.03.2014 tarihinde yapılacak mahalli idareler genel seçimine kadar ertelenen “6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1/2. maddesindeki düzenleme nedeniyle aralarında Kayseri ilininde bulunduğu bazı Büyükşehir Belediyelerinin görev ve sorumluluk alanlarının il mülki sınırları olarak belirlenmiş olması, suça konu yapının 30.03.2014 tarihinden sonra yapıldığının sanık beyanı ve bilirkişi raporuyla sabit bulunması, Kayseri il sınırının tümünde imar kirliliğine neden olma suçuna ilişkin kanun maddesinin uygulanacağının anlaşılması karşısında, istinaf başvurusunun esastan reddi yerine sanığın beraatine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.'' gerekçesiyle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak, CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA karar verildiği, C-Dosya kapsamı tüm açıklamaları ile birlikte değerlendirildiğinde; İlgili Ceza Genel Kurulu Kararları; Ceza Genel Kurulu;15.11.2018 tarihli 2015/4-71 Esas 2018/540 Karar sayılı kararında; ''Kadınhanı Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü görevlilerince 07.05.2009 tarihinde Kayabaşı Mahallesi Taban Yaylası 677 ada 131 parselde yapılan kontrolde, sanık Abdülkadir Bulut’un ruhsatsız olarak yaptığı inşaatın mühürlenerek durdurulduğu ve Belediye Başkanlığının 08.06.2009 tarihli ve 357 sayılı yazısı ile 30 günlük süre içerisinde mührün bozularak inşaata devam edilmesi nedeniyle TCK’nın 184. maddesi gereğince işlem yapılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu olayda, suçun Konya Büyükşehir Belediyesi sınırlarının il mülki sınırları statüsü kazanmasında önce işlenmesi, suça konu binanın belediye sınırları dışında ancak Kadınhanı İlçe Belediyesinin mücavir alanında kalması, TCK’nın 184. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü fıkra hariç ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tâbi yerlerde uygulanabilmesi karşısında, suçla korunmak istenen hukuki yarar ve ceza hukukunda kanunilik ilkesi bağlamında imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alanda işlenememesi nedeniyle suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti bakımından anılan yerde özel imar rejimi bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.'' şeklinde belirtilerek imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alanda işlenemeyeceği açıkça kabul edilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin; Suç tarihi 21.08.2020 olan 18.03.2025 tarihli 2023/10852 esas 2025/5161 karar sayılı kararında; ''Dava konusu taşınmaz hakkında düzenlenen raporda "Taşınmazın mücavir alan içinde bulunmakta olup, özel imar rejimine tabi yerler arasında olmadığının" belirtilmesi ve 5237 sayılı Kanun'un 184. maddesinde düzenlenen suçun "belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde" uygulanacağının açıklanması karşısında, suçunun oluşabilmesi için taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerde olması gerektiği, mücavir alanda bulunması halinde ise suçun oluşmayacağı gözetilerek, somut olayda dava konusu yerin suç tarihi itibarıyla mücavir alanda kalıp kalmadığı, özel imar rejimine tabi olup olmadığı belediyeden sorularak kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi'' şeklinde belirtilerek 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesine göre; "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır''. Şeklindeki kabülünden sonra İzmir Büyükşehir Beldiyesi sınırları içersinde Menderes ilçesinde mücavir alan uygulamasının devam ettiği açıkça kabul edilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin; Suç tarihi 12.07.2019 olan 22.05.2024 tarihli 2023/1397 Esas 2025/7226 Karar sayılı kararında; 5237 sayılı Kanun'un 184. üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerde olması gerektiği, mücavir alanda bulunması halinde ise suçun oluşmayacağı göz önüne alındığında; somut olayda; dosya içerisindeki bilirkişi raporunda suça konu yerin mücavir alan içerisinde kaldığı ve özel imar rejimine tabi yerlerden olmadığının belirtilmesi karşısında, söz konusu yerin, yapıldığı tarihte, belediye sınırları içerisinde veya özel imar rejimine tabi yerlerden olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, şeklindeki kabülünden sonra İzmir Büyükşehir Beldiyesi sınırları içersinde Menderes ilçesinde mücavir alan uygulamasının devam ettiği açıkça kabul edilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin; Suç tarihi 01.10.2014 olan 04.06.2024 tarihli 2023/10852 2015/4-71 Esas 2025/5161 Karar sayılı kararında; 5237 sayılı Kanun'un 184. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca imar kirliliğine neden olma suçunun oluşabilmesi için taşınmazın belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerden olması gerektiği, mücavir alanda anılan maddenin birinci fıkrasının uygulanamayacak olması, Şahinbey Belediye Başkanlığı'nın 24.11.2015 tarih ve 19900 sayılı yazısında davaya konu yerin belediye mücavir alan içerisinde bulunduğunun belirtilmesine karşın, 10.05.2021 tarih ve 25254 sayılı yazısında dava konusu yerin imar planı kapsamında olduğunun belirtilmesi nedeniyle, suça konu yapının belediye sınırları içinde kalıp kalmadığı veya özel imar rejimine tabi yerlerden olup olmadığı konusunda çelişki giderilerek kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptandıktan sonra ve mücavir alanda kaldığı takdirde atılı suçun oluşmayacağı gözetilerek, sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, şeklindeki kabülünden sonra Gaziantep Büyükşehir Beldiyesi sınırları içersinde Şahinbey ilçesinde Mücavir Alan uygulamasının devam ettiği açıkça kabul edilmiştir. Yargıtay 4.Ceza Dairesi'nin; Suç tarihi 16.04.2013 olan 23.05.2024 tarihli 2021/43349 Esas 2024/7340 Karar sayılı kararında; ... Manisa Belediyesinin 09.05.2013 tarihli yazısında ''yapının belediyenin mücavir alanı ve imar planı içerisinde olduğunun'' belirtilmesi karşısında; 5237 Kanun'un 184 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında “Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.” hükmü uyarınca suça konu yer mücavir alanda ise anılan maddenin birinci fıkrasındaki imar kirliliğine neden olma suçunun oluşmayacağı gözetilerek anılan yerin suç tarihi itibarı ile mücavir alanda kalıp kalmadığı ya da özel imar rejimine tabi yerlerden olup olmadığı araştırılıp, tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik inceleme sonucu mahkumiyet kararı verilmesi şeklindeki kabülünden sonra Manisa Büyükşehir Beldiyesi sınırları içersinde mücavir alan uygulamasının devam ettiği açıkça kabul edilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin yukarıda açıklanan istikrar kazanmış kararlarında görüldüğü üzere, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesi ile yapılan "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır.'' şeklindeki düzenlemeden öncesinde ve sonrasında mücavir alanlarda imar kirliliğine neden olma suçunun oluşmayacağı kabul edilmiştir. 12.11.2012 tarihinde yürülüğe giren "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır.'' şeklindeki düzenlemeden sonra Develi Belediye Başkanlığının cevabı yazısında belirtildiği gibi halen uygulamaya devan eden mücavir alan uygulamasına rağmen Büyükşehir belediyesi sınırlarında bulunan mücavir alanlarda imar kirliliğine neden olma suçunun uygulanması ,diğer belediye sınırları içerisinde bulunan mücavir alanlarda imar kirliliğine neden olma suçunun uygulanmaması Anayasanın 10. maddesinde açıklanan Kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edecektir. TCK'nun 184. maddesinin gerekçesinde ''Madde metninde imar mevzuatında belirlenen usul ve koşullara aykırı olarak inşa faaliyetinde bulunmak, suç olarak tanımlanmıştır.'' şeklinde belirtilmiştir. Dolayısı ile herhangi bir imar uygulaması yapılmayan mücavir alan statüsündeki yerlerde İmar kirliliğine neden olma suçu uygulanamayacaktır. Ancak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca, gerektiğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapının mühürlenmesi, yıkılması ve idari para cezası uygulamaları söz konusu olabilecektir. Somut olay incelendiğinde de; Sanığa yükletilen İmar kirliliğine neden olma suçundan dolayı ilk derece Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi tarafından ...'nın ''suça konu yapının bulunduğu yerin mücavir alan olması, özel imar rejimine tabi yerlerden olmaması'' şeklindeki cevabı yazısı nedeniyle kaldırılarak CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin yukarıda açıklanan istikrar kazanmış kararlarında görüldüğü üzere, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesi ile yapılan "Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır.'' Şeklindeki düzenlemeden öncesinde ve sonrasında mücavir alanlarda imar kirliliğine neden olma suçunun oluşmayacağnın kabul edilmesi, Anayasanın 10. maddesinde açıklanan Kanun önünde eşitlik ilkesi, Herhangi bir imar uygulaması yapılmayan mücavir alan statüsündeki yerlerde İmar kirliliğine neden olma suçunun uygulanamaması, Ceza hukukunda "kanunilik ilkesinin" bir sonucu olarak, özel bir imar rejimi bulunmayan belediye mücavir alanı içerisinde, kişilerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak bina yapması veya yaptırması durumunda imar kirliliğine neden olma suçu işlenmiş olmayacaktır. Ruhsatsız yapılaşmanın sadece belediye sınırlarında veya özel imar rejimine tabi yerlerde ceza hukuku anlamında takip edilmesi, kapsam dışı bırakılan alanlar bakımından bir korumasızlığı akla getirse de bu yerlerde gerçekleştirilen inşaat faaliyetleri açısından bir sorumsuzluk söz konusu olmayıp, sadece Türk Ceza Kanunu açısından suç oluşmamakta, ancak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca, gerektiğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapının mühürlenmesi, yıkılması ve idari para cezası uygulamaları söz konusu olabileceği nedenleriyle isabetlidir. SONUÇ: Yukarıdaki açıklamalar ışığında;Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi kararının ONANMASINA karar verilmesi gerekirken BOZULMASINA, karar verilmesine karşıyız. 15.04.2025