İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 17/02/2026 YAZIM TARİHİ : 18/02/2026 Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan itirazın iptali davasında 27/06/2024 tarihinde tesis edilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde; DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan yetkili s…
T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/06/2024 NUMARASI : ... Esas - ... Karar İSTİNAF EDEN DAVACI : ........ VEKİLİ : Av..... İSTİNAF EDEN DAVALI : ........ VEKİLİ : Av..... DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 17/02/2026 YAZIM TARİHİ : 18/02/2026 Davacı tarafından davalı aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan itirazın iptali davasında 27/06/2024 tarihinde tesis edilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karara karşı tarafların istinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde; DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında yapılan yetkili sınıflandırıcı hizmet sözleşmesine istinaden davalı şirkete ait tarım ürünlerinin analizini yapmak, ürünlerin nitelik ve özelliklerini belirlemek, standartlara uygun olarak sınıflandırmak ve bu durumu belgelendirmek karşılığında da davalı şirket tarafından verilen hizmete ait ücretlerin ödenmesi yönünde anlaşma sağlandığını, müvekkili şirketin söz konusu sözleşmeye uygun olarak borcunu ifa ettiğini, verdiği hizmetin karşılığı olarak da fatura kestiğini, davalı şirketin sözleşme gereği fatura bedelini ödememesi üzerine Konya .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlattıklarını, davalının itirazı üzerine takibin durdurulduğunu beyan ederek davalının itirazının 508.104,57 TL asıl alacak yönünden iptaline ve takibin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında 12/07/2016, 01/07/2018, 01/01/2020 başlangıç tarihli, Yetkili Sınıflandırıcı Hizmet Sözleşmesi bulunduğunu, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını, Yetkili Sınıflandırıcıların Lisans Alma, Faaliyet ve Denetimi Hakkında Yönetmelik'in 27. maddesi "Yetkili sınıflandırıcı, numune analiz ve sınıflandırması ile yapmış olduğu diğer hizmetler karşılığında önceden belirlenmiş ve bilinen yetkili sınıflandırıcı ücret tarifesi çerçevesinde ücret talep edebilir." hükmünü içerdiğini, bu nedenle davacının, müvekkili şirketten "Yetkili Sınıflandırıcı Ücret Tarifesi" dışında herhangi bir ücret talep etmesinin, ilgili yönetmelik hükmü gereğince mümkün olmadığını, davacının, yönetmeliğe aykırı hükümler içeren ve Bakanlık tarafından onaylanmayan sözleşmelere dayanarak müvekkili şirketten hakkı olmayan bedelleri talep etmesinin hukuka ve usule aykırı olduğunu, davacı nezdinde çalışma gerçekleştiren ve özlük hakları ile sair yasal hakları bakımından tüm sorumlulukları salt davacıya ait olan personellerin herhangi bir hak ve alacağı mevcut ise, bundan kaynaklı olarak müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu hususta doğmuş ve doğacak olan tüm sorumluluğun davacıya ait olduğunu, müvekkili şirketi, davacıyla müteaddit defa yaptığı görüşmelerde, bu husustaki sorumluluğun davacıya ait olduğunu; müvekkili şirketin bundan kaynaklı olarak herhangi bir sorumluluğunun söz konusu olmayacağını bildirdiğini, müvekkili şirket ile davacı arasındaki sözleşmelerin feshedilmesi, bu personeller ile davacı arasındaki iş akdinin feshedeceği veya feshedilmesi gerektiği anlamına gelmediğini, davacı her ne kadar müvekkili şirket aleyhine fatura ve ihtarname keşide ederek müvekkili şirket ile aralarında akdedilen sözleşmenin feshedildiğini bildirmiş ise de; sözleşmenin feshi, bu hususta Bakanlığa bildirimin ulaştığı tarihten itibaren 30 günlük sürenin dolmasından sonra hüküm ve sonuç doğuracağını, bu süre zarfında davacının personellerinin çalışmalarına devam etmesi gerekeceğinden, personellere ihbar tazminatı ödeme durumunun da söz konusu olamayacağını, davacının personellerine henüz ödemediği, gelecekte tahakkuk edip etmeyeceği belli dahi olmayan ve dahi tahakkuk etmemesi gereken birtakım tazminatları müvekkili şirketten talep etmesi abesle iştigal ve kötüniyetli olduğunu, davacının, tüm iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, davacının dava dilekçesinde bildirdikleri haricinde yeni bir delil sunmasına muvafakatlerinin bulunmadığını beyan ederek davanın reddine, davacı aleyhine icra takibinde talep edilen miktarın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, itirazın iptali isteminden ibarettir. Davaya konu Konya .... İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı takibinin 508.104,57 TL asıl alacak üzerinden başlatıldığı, takip dayanağı olarak 15 adet faturanın gösterildiği, itiraz üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği ve itirazın hükümden düşürülmesi için de eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre itirazın iptali davasında; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K.; 25.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-894 E., 2020/942 K. sayılı ilamları) Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; davanın kabulü hâlinde takibin devamı hükmünü de içerecektir. Bu kapsamda itirazın iptali davası; icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. (Yargıtay HGK'nın 22/11/2022 gün ve 2021/(19)11-990 E 2022/1568 K sayılı ilamı) Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura ve faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Sözleşme ilişkisinin inkâr edilmesi durumunda öncelikle akdi ilişkinin ispat edilmesi gerekmektedir. Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi, faturaya konu hizmetin sunulduğuna karine teşkil eder. (Ems: Yargıtay HGK'nın 22/11/2022 gün ve 2021/(19)11-990 E 2022/1568 K sayılı ilamı) Karinenin varlığı hâlinde, karineye dayanan taraf sadece karinenin temelini ispatla yükümlüdür. Kesin kanunî karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Karine söz konusu olduğunda, karine ile kabul edilen durumun aksini ispat etmek gerekir. (Yargıtay HGK'nın 2017/(19)11-926 E 2021/177 K sayılı ilamı) 6100 sayılı HMK'nın 222/2. maddesine göre; Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. 6100 sayılı HMK'nın 222/3. maddesine göre; İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 20/11/2023 tarihli bilirkişi raporu ile davaya ve takibe konu 15 adet faturadan 11 tanesinin her iki tarafın defterlerinde kayıtlı olduğu, 4 tanesinin ise davacı defterlerinde kayıtlı olmasına rağmen davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı, davacı defterlerine göre davacının 509.285,06 TL davalı tarafa hizmet satışı yaptığı, davalı defterlerine göre ise davalının 239.174,20 TL tutarında hizmet alımı yaptığı tespit edilmiştir. Takibe konu faturalardan 11 tanesinin davalı defterlerinde kayıtlı olması nedeniyle karine olarak davacının bu faturalar nedeniyle davalıdan 239.174,20 TL tutarında alacaklı olduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla borçlu olmadığını savunan davalının bu faturalara konu hizmetin sunulmadığını ya da bedelinin ödendiğini ispatlaması gerekir. Davalı tarafça bu konuda herhangi bir delil ibraz edilmediğinden davalının 11 adet fatura nedeniyle davacıya 239.174,20 TL tutarında borçlu olduğu kabul edilmelidir. Takibe dayanak 05/06/2023 tarihli, 5.674,17 TL bedelli fatura ile 12/06/2023 tarihli 194.244,78 TL bedelli fatura davalı defterlerinde kayıtlı değildir. 05/06/2023 tarihli faturanın açıklama kısmı dikkate alındığında noter ve ticaret odası masrafına ilişkin olduğu, davacının bu tutardan davalının sorumlu olduğunu usulünce ispatlayamadığı, bu fatura yönünden alacak iddiasının yerinde olmadığı, 12/06/2023 tarihli faturanın işçilere ödenen tazminata ilişkin olduğu, sözleşme içeriğine göre bu masraftan davalının sorumlu olduğu açık ise de işçiler tarafından verilen ibranameler dikkate alındığında davacının işçilere ödediği tutarın 139.968,83 TL olduğu, dolayısıyla 12/06/2023 tarihli fatura nedeniyle davacının sadece 139.968,83 TL alacaklı olduğu, davalının aksi yöndeki savunmalarını usulünce ispatlayamadığı kabul edilmiştir. Takibe dayanak 13/07/2023 tarihli 56.481,42 TL bedelli ve 17/07/2023 tarihli 13.710,49 TL bedelli 2 adet fatura davalı defterlerinde kayıtlı değildir. Bu faturalar bağımsız bir hizmet satışına ilişkin olmayıp, daha önce tanzim edilen 11 adet faturaya ilişkin olan gecikme cezası ve faize ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 3 maddesi ile hizmet bedelinin 15 gün içinde ödenmemesi halinde fatura bedelinin % 5'ine kadar gecikme cezası uygulanacağı ve hem fatura bedeli hem de gecikme cezası için % 5 oranında temerrüt faizi işletileceği kabul edilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 8. maddesi uyarınca; (1) Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir.(2) Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz.(3) Tüketicinin korunmasına ilişkin hükümler saklıdır.(4) Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına aykırı olarak işletilen faiz yok hükmündedir. Sözleşmenin 3. maddesi ile gecikme cezası için ayrıca % 5 oranında temerrüt faizi işletilmesinin açıkça 6102 s. TTK'nın 8. maddesine aykırı olduğu kabul edildiğinden sözleşmenin anılan hükmünün yok hükmünde olduğu kabul edilmiştir. Davacı tarafça gecikme cezasına ilişkin olarak fatura tanzim edilmiş ise de, bu faturanın hizmet faturası olmaması nedeniyle gecikme cezasının hesaplanması amacıyla rapor tanzimine karar verilmiştir. Her ne kadar 07/02/2024 tarihli ek rapor ile gecikme cezası tutarının 39.841,49 TL olduğu belirtilmiş ise de,05/06/2023 tarihli, 5.674,17 TL bedelli faturaya itibar edilmemenin ve 12/06/2023 tarihli 194.244,78 TL bedelli fatura yönünden 139.968,83 TL tutarındaki alacağın mevcudiyetine kanaat getirilmesi karşısında gecikme cezası tutarının 38.276,54 TL olduğu kabul edilmiştir. Davalının takas definde bulunması nedeniyle davalının kira alacağının bulunup bulunmadığı konusunda rapor tanzimine karar verilmiş ve dosya kapsamına uygun olduğundan hükme esas alınan 2. ek rapor ile davalının 2.360,00 TL tutarında alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, davacının 11 adet fatura, işçilere yapılan tazminat ödemesi ve gecikme cezası olarak toplamda (239.174,20 + 139.968,83 + 38.276,54 = ) 417.419,57 TL tutarında alacaklı olduğu, davalının 19.264,12 TL tutarında ödeme yaptığı ve kira ilişkisi nedeniyle 2.360,00 TL tutarında davacıdan alacaklı olduğu, bu tutarların mahsubundan sonra davacının (417.419,57 - 19.264,12 - 2.360,00 = ) 395.795,45 TL tutarında alacaklı olduğu sonucuna varıldığından itirazın bu tutar üzerinden iptaline karar vermek gerekmiştir. Takibe itirazın haksız olması ve alacağın da likit kabul edilmesi nedeniyle davacı lehine icra inkar tazminatına hükmetmek gerekmiş, reddedilen tutar yönünden davacının kötüniyeti ispatlanamadığından davalının tazminat isteminin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, Konya .... İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı takibine davalı tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 395.795,45 TL asıl alacak üzerinden aynen devamına, 395.795,45 TL'nin %20'si oranında hesaplanan 79.159,09 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece sırf işçiler tarafından verilen ibranamelerde belirtilen rakamın esas alındığını, ancak işçilere ödeme yapılırken Sgk işçi ve SGK işveren ödemeleri, işsizlik fonu ödemesi, damga vergisi ödemesi, gelir vergisi ödemesi şeklinde kalemler mevcut olup kesilen fatura nedeniyle %20 KDV'nin de ödenmesi gerektiğini, işçiye net ödenen ücret kadar hesaplama yapılmasının mümkün olmadığını, işçilik alacakları uzmanından rapor alınmaksızın hakimin uzmanlık alanı dışında kalan bir konuda hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, bu hata nedeniyle müvekkili şirketin mağdur edildiğini, gecikme cezasının, ifaya ekli ceza niteliğinde olup, faiz olmadığını, bu itibarla ifaya ekli ceza niteliğinde olan gecikme cezası için temerrüt faizi uygulanabileceğini, gecikme cezası olarak belirtilen ifaya ekli cezai şartın faiz olarak nitelendirilmesi ve sözleşme hükmünün geçersiz olduğu yönündeki kararın usulsüz olduğunu, müvekkili tarafından kesilen gecikme cezası faturalarının davalının borcuna ilave edilmesi gerektiğini, 05/06/2023 tarihli, 5.674,17 TL bedelli fatura nedeniyle davalının sorumlu olduğunu, davalının toplam 4.720 TL fatura kestiğini, bilirkişi raporunda müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarında davalı tarafından kesilen faturalardan SLS2022-727 numaralı 1.180 TL miktarlı fatura kaydı bulunmadığı için bu miktar düşülerek müvekkili şirketin davalı tarafa 2.360 TL borçlu olduğu şeklinde bir tespit yapılmışsa da müvekkili tarafından 20.12.2022 tarihinde ........ üzerinden gönderilen 2.360,00 TL miktarlı ödemenin dikkate alınmadığını, bu ödemenin davalı kayıtlarında yer almadığı yönünde tespitte bulunulduğunu, müvekkili şirket tarafından banka yoluyla 2.360 TL ödeme yapıldığı halde bu havalenin davalı ticari defterlerinde görünmemesinin müvekkilini borçlu yapmayacağını, banka yoluyla gönderilen ödemenin bilirkişi tarafından kabul edilmediğini, banka yoluyla ödeme yapıldığı yönünde beyanda bulunulmasına rağmen mahkemece dikkate alınmadığını, davacının borcu olduğunu bildiği halde takibe itiraz ettiğini ve yargılamada sürekli olarak itiraz ederek uzamasına sebebiyet verdiğini, bununla birlikte müvekkilinin alacağı enflasyon karşısında eridiğini ve alacağın kıymetini kaybettiğini, icra inkar tazminatına %20'den az olmamak üzere takdir edildiğini ve zararın daha fazla olduğunun ispat edilmesi halinde daha fazla oranda tazminat kararı verilebileceğini, icra inkar tazminatının %100 şeklinde verilmesiyle haksız ve kötüniyetli itirazların önüne geçilmesi ve ödeme sırasında borçlunun daha avantajlı olmasının önlenmesi yerinde olacağını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmenin tamamının geçersiz olduğunu ve davacının müvekkili şirket defterlerinde yer alan kayıtlar dahil herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığını, davacının müvekkili şirketten "Yetkili Sınıflandırıcı Ücret Tarifesi" dışında herhangi bir ücret talep etmesinin, ilgili yönetmelik hükmü gereğince mümkün olmadığını, davacının, yönetmeliğe aykırı hükümler içeren ve Bakanlık tarafından onaylanmayan sözleşmelere dayanarak müvekkili şirketten hakkı olmayan bedelleri talep etmesinin hukuka ve usule aykırı olduğunu, davacının dayanak gösterdiği 01/01/2020 başlangıç tarihli sözleşmenin bağlayıcılığının bulunmadığını, bu sözleşmenin onaylandığına dair herhangi bir ibarenin bulunmadığını, bu nedenle geçerlilik kazanmadığını, ayrıca müvekkili şirketin sözleşmenin soy sayfası hariç diğer sayfalarını imzalamadığını, sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilirse, sözleşmenin 2 yıl süre için hazırlandığı dikkate alındığında bahsi geçen sözleşmenin faturaların düzenlendiği 2023 yılında uygulanamayacağını, ayrıca bu sözleşmenin yalnızca Beyşehir Şubesi için hazırlandığını, özleşmede yer alan hükümlerin Tatlıcak Şubesi için uygulanmasının mümkün olmadığını, bu hususlardaki beyan ve itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, yetkili sınıflandırıcılara hiçbir surette ilave bedel ödenmemesi ve yalnızca Bakanlık tarafından hazırlanan matbu sözleşmelerin imzalanması gerektiğinin gerek ........ tarafından gerekse Bakanlık tarafından müvekkili şirket yetkililerine bildirildiğini, mahkemece bu hususta ........'e ve Ticaret Bakanlığı'na müzekkere yazılması talep edilmiş ise de, bu husustaki taleplerinin gözardı edildiğini, delillerin toplanmaksızın eksik, yetersiz ve hatalı hüküm tesis edildiğini, davacının, müvekkili şirket defterlerinde yer almayan alacaklarını ayrıca ispat etmesi gerektiğini, davacı nezdinde çalışma gerçekleştiren ve özlük hakları ile sair yasal hakları bakımından tüm sorumlulukları salt davacıya ait olan personellerin herhangi bir hak ve alacağı mevcut ise, bundan kaynaklı olarak müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu hususta doğmuş ve doğacak olan tüm sorumluluğun davacıya ait olduğunu, müvekkili şirketi, davacıyla müteaddit defa yaptığı görüşmelerde, bu husustaki sorumluluğun davacıya ait olduğunu; müvekkili şirketin bundan kaynaklı olarak herhangi bir sorumluluğunun söz konusu olmayacağını bildirdiğini, müvekkili şirket ile davacı arasındaki sözleşmelerin feshedilmesi, bu personeller ile davacı arasındaki iş akdinin feshedeceği veya feshedilmesi gerektiği anlamına gelmediğini, davacı her ne kadar müvekkili şirket aleyhine fatura ve ihtarname keşide ederek müvekkili şirket ile aralarında akdedilen sözleşmenin feshedildiğini bildirmiş ise de; sözleşmenin feshi, bu hususta Bakanlığa bildirimin ulaştığı tarihten itibaren 30 günlük sürenin dolmasından sonra hüküm ve sonuç doğuracağını, bu süre zarfında davacının personellerinin çalışmalarına devam etmesi gerekeceğinden, personellere ihbar tazminatı ödeme durumunun da söz konusu olamayacağını, davacının personellerine henüz ödemediği, gelecekte tahakkuk edip etmeyeceği belli dahi olmayan ve dahi tahakkuk etmemesi gereken birtakım tazminatları müvekkili şirketten talep etmesi abesle iştigal ve kötüniyetli olduğunu, davacının, tüm iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, mahkemece bu hususlarla gerekli incelme ve araştırmaların yapılmadığını, SGK'dan ve davacı şirketten personellere dair kayıtların celp edilmediğini, bu hususta tanık dinletme talepleri olmasına rağmen reddedildiğini, faturanın, alacağı tek başına ispatlayan bir belge olmadığını, faturaların sehven ticari defterlere kaydedilmiş olmasının, sözleşmenin tadili anlamına gelmeyeceğini, müvekkili şirketin kira alacağının eksik ve hatalı belirlendiğini, ispat yükü davacıda olmasına rağmen davacının davasını ve iddialarını ispat edemediğini, ayrıca icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için gerekli olan şartların somut olayda bulunmadığını, bu nedenle davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacının müvekkili şirket nezdinde hak ve alacağı bulunmamasına rağmen kötüniyetli olarak icra takibi başlattığını, bu nedenle kötüniyet tazminatına hükmedilmemesinin hatalı olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; faturaya dayalı başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Somut olayda davacı tarafından davalı aleyhine Konya ....İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile toplam 15 adet faturaya dayalı olarak 508.104,57 TL alacak üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalının borca itirazı üzerine takibin durdurulduğu anlaşılmıştır. Tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan bilirkişi raporuna göre takibe konu faturalardan 11 adetinin her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, 4 adetin ise davacı defterlerinde kayıtlı olmasına rağmen davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasında ''Yetkili Sınıflandırıcı Hizmet Sözleşmesi'' bulunmakta olup, davalı her ne kadar 01/01/2020 tarihli sözleşmenin Ticaret Bakanlığı tarafından onaylanmadığı için geçersiz olduğunu savunmuş ise de sözleşme hükümlerinin tarafları bağlayacağı anlaşılmıştır. Sözleşmede faturanın vade tarihinin düzenleme tarihinden itibaren 15 gün olduğu, bu süre zarfında ödeme yapılmaması durumunda kesilen fatura miktarının %5'ine kadar gecikme cezası uygulanacağı, bundan başka depo açısından temerrüde düşülmüş olacağı ve hem kesilen fatura hem de gecikme cezası için aylık %5'e kadar temerrüt faizi uygulanacağı düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesince her ne kadar sözleşmede gecikme cezası için ayrıca %5 oranında temerrüt faizi işletilmesinin faize faiz yürütülmesi anlamına geleceği, bu sebeple bu durumun TTK'nın 8.maddesine aykırı olduğu kabul edilmiş ise de sözleşmede belirtilen gecikme cezası ifaya eklenen cezai şart niteliğinde olup, gecikme cezasının ve temerrüt faizinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Yine mahkemece, davacı tarafından işçilere ödenen tazminatlar için kesilen 194.244,78 TL bedelli faturanın 139.968,83 TL'sinden davalının sorumlu olduğu kabul edilmiş ise de, söz konusu işçilere hizmet akitlerinin sonlandırılması nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirir durumların bulunup bulunmadığı, bulunması halinde ödenen tazminatların miktar olarak yerinde olup olmadığı, işçilere ödenen miktarların ne ölçüde davalıya yansıtılabileceği, vergisel yükümlülüklerinden kimin sorumlu olması gerektiği konularında işçilik alacakları konusunda uzman bir bilirkişiden bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesi yerinde olmamıştır. Ayrıca davacının takipte davalının kira alacağının 1.180,00 TL'sini mahsup ederek takipte bulunduğunun gözetilmemesi de yerinde olmamıştır. Bu sebeplerle sözleşmede belirtilen gecikme cezasının ifaya eklenen cezai şart niteliğinde olduğu kabul edilerek buna göre değerlendirme yapılması, davacının takipte davalının kira alacağının 1.180,00 TL'sini mahsup ederek takipte bulunduğunun gözetilmesi, dava dışı işçilere ödenen kıdem ve ihbar tazminatları konusunda yukarıda açıklandığı şekilde bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre tüm deliller değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmadığından tarafların istinaf başvuru taleplerinin kabulü ile HMK'nın 353/1.a.6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre tarafların sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Tarafların istinaf başvuru taleplerinin KABULÜ ile; Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/06/2024 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 2-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusunda bulunan davalı tarafından yatırılan toplam 6.759,20 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, 6-İstinaf başvurusunda bulunanlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 7-Konya .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden tehiri icra talebi ile ilgili İİK'nın 36/5 maddesi gereğince yatırılan teminatın yatırana iadesine, 8-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4 maddesi gereğince; kararın tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/02/2026 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ... e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır .....