11. Hukuk Dairesi 2012/1047 E. , 2013/15659 K. MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/10/2011 tarih ve 2010/74-2011/200 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, la…
**11. Hukuk Dairesi 2012/1047 E. , 2013/15659 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/10/2011 tarih ve 2010/74-2011/200 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkilinin 27.02.2008 tarihinde 41. sınıf hizmetleri içeren "şekilden" ibaret işaretin marka olarak tescil amacıyla TPE'ye başvuruda bulunduğunu, 2008/10721 kod numarası verilen başvurunun Resmî Marka Bülteni'nde ilân olduğunu, bunun üzerine davalılardan IOC’nin TPE nezdinde tescilli markalarına dayanarak iltibas ve tanınmışlık vakaları ile işaretin uluslararası olimpiyat komitesinin işareti ile benzer olduğundan tescil edilemeyeceği gerekçesiyle itirazda bulunduğunu, itirazın Markalar Dairesi tarafından reddedildiğini, davalının aynı gerekçelerle ikinci kez itirazda bulunduğunu, YİDK'nın 2010/M-384 sayılı kararıyla itirazı kabul ederek müvekkili başvurusunun reddine karar verdiğini, bütünsel olarak davalının markaları ile müvekkilinin başvurusunun konusu olan işaret arasında iltibasa neden olabilecek bir benzerlik bulunmadığını, müvekkilinin düzenlediği etkinliklerin spor olimpiyatlarıyla bir ilgisinin bulunmadığını, bu nedenle karışıklık doğmasının mümkün olmadığını ileri sürerek YİDK kararının iptaline ve başvurunun hükmen tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı TPE vekili; davacı başvurusunun konusu olan işaretin davalıya ait markalar ile iltibasa neden olabilecek derecede benzer bulunduğunu, bu nedenle itiraz üzerine davacı başvurusunun reddinin hukuka uygun bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı International Olympic Committee (IOC) vekili; müvekkilinin olimpiyat hareketinin en büyük otoritesi olduğunu, Türkiye dahil 205 ulusal olimpiyat komitesinin üyeliğinden oluştuğunu, kış ve yaz oyunları olmak üzere 4 yılda bir modern olimpik oyunları düzenlediğini, 5 farklı renkte iç içe geçmiş halkadan oluşan işaretinin tüm dünya tarafından bilinen bir marka olduğunu, ayrıca tüm dünyada bilinen bir olimpiyat sembolü olduğunu, Türkiye'yi Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü çatısı altında yapılanmış olan Türkiye Milli Olimpiyat Komitesinin (TMOK) temsil ettiğini, bu işaretin ve bu işareti içeren komposizyonların 1-45. sınıf mal ve hizmetleri içerecek biçimde TPE nezdinde tescillerinin bulunduğunu, dünyanın bir çok ülkesinde de tescilli olduğunu, başvuruda olimpiyat kelimesinin bulunmadığını, müvekkilinin yargılama konusu başvuru bakımından olimpiyat kelimesinin kullanıldığına yönelik bir itirazının da olmadığını, davacının ... İktisadi İşletmesi adı altında ticari işletmesinin olduğunu, davacının müvekkili markaları ile iltibasa neden olan işaretlerinin tescili istemine gerekli itirazları yaptığını, davacıya ait 2006/12835 ve 2006/12836 sayılı marka tescil başvurularında olimpiyat sembolüne yönelik bir tecavüzün bulunmadığını, bu nedenle itiraz edilmediğini, olimpiyat sembolüne benzer nitelikteki 2007/38545 sayılı başvurusuna itiraz edildiğini ve başvurunun TPE tarafından reddedildiğini, başvurunun tescilinin müvekkili markalarıyla iltibasa neden olabileceği gibi onları sulandırma ihtimalinin de bulunduğunu, bu hâlin müvekkili markasının itibarına zarar vereceğini ve ayırt edici karakterini zedeleyeceğini, 3796 sayılı Kanunun 17 ve 18. maddeleriyle olimpiyat ad ve ambleminin ticaret propaganda ve benzeri amaçlarla üçüncü kişiler tarafından kullanımın yasaklandığını, olimpiyat sembolünün benzeri nitelikteki işaretleri marka olarak tescil ettirmeye çalışan davacının kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia,savunma,bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Paris Sözleşmesi'nin 2. mükerrer 6. maddesi kapsamına giren işaretlerin yetkili mercilerden izin almaksızın marka olarak tescil edilemeyeceği, bu hususun 556 sayılı KHK’nın 7/g maddesi hükmü gereğince bir mutlak red nedeni olduğu, İç içe geçmiş farklı renkteki beş (5) adet halkadan oluşan işaretin, Uluslararası Olimpiyat Komitesinin tüm dünya tarafından bilinen ve ancak onun izniyle kullanılabilen olimpiyat sembolü olduğu, Uluslararası Olimpiyat Komitesinin üyelerinin tamamına yakınının ve Türkiye'nin Paris Sözleşmesi'ne taraf olduğu, Paris sözleşmesine taraf olan ülkelerin, üyesi olduğu uluslararası kuruluşlara ait resmi kontrol ve garanti işaret ve mühürlerin Paris Sözleşmesi'nin 2. mükerrer 6 ve 556 sayılı KHK'nın 7/g maddesi uyarınca yetkili makamlardan izin alınmaksızın marka olarak tescil edilemeyeceği, Türkiye'nin olimpiyat sembollerinin korunmasına ilişkin Nairobi Anlaşması'na taraf olmamasının Paris Sözleşmesi'nden doğan yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, kaldı ki 556 sayılı KHK'nın bu korumayı iç hukukta temin ettiği, IOC'nin anılan işareti marka olarak tescil ettirmesi hâlinde, hem 556 sayılı KHK'nın 7/g maddesi uyarınca, hem de 7/b, 8/a, 8/b ve şartları varsa 8/4. madde hükümleri uyarınca koruma elde edeceği,davacının 2008/10721 sayılı, birbiri içine geçmiş ikisi kırmızı diğerleri farklı renkte, 3 adedi kısmen baloncuk biçiminde olan şeklin bir meşale içerisinde olduğu, ayrıca bu meşalenin bir sporcu tarafından elinde tutulduğu hâli temsil eden işaretin, düzenleme tarzı ve biçim itibariyle davalı kuruluşa ait olimpiyat sembolü ile bütünü itibariyle bıraktığı intiba bakımından benzer mahiyette bulunduğunun derhâl fark edildiği,bu sebeple başvuru konusu işaretin, davalının Paris Sözleşmesi'nin 2. mükerrer 6. maddesi ile koruma altına alınmış olimpiyat sembolünden doğan haklarına zarar verici nitelikte bulunduğu ayrıca IOC'nin TPE nezninde 1-45. sınıf mal ve hizmetleri içerecek biçimde 2002/29221, 2000/10479, 2000/11664, 2002/12460, 2003/19259, 2005/48747, 2005/51627, 2006/8715, 2008/3418, 2008/3465, 2008/3505, 2008/3506, 2008/3507, 2008/3572, 2008/3601 ve 2008/20605 sayılar ile marka tescillerinin sağlandığı,bir mal ve hizmetle kullanımı gerekmeksizin, anılan tescile konu olimpiyat sembolünü içeren markaların daha başlangıçta ayırt ediciliği yüksek ve tanınmışlık vasfı taşıyan tanıtım işareti olduğu, görsel olarak bıraktığı umumi intiba itibariyle başvuru konusu işaretin, davacı markaları ile ortalama yararlanıcı kitlesini, her iki işaret arasında bir bağlantılandırma kurmaya itecek derecede benzer mahiyette oldukları, başvuru konusu işaret kapsamındaki hizmetler ile redde mesnet davalıya ait markaların kapsamındaki hizmetlerin aynı türden oldukları, normal düzeyde bilgilendirilmiş, makûl ölçüde dikkatli, başvuru konusu işaret ile redde mesnet markaları aynı anda görüp detaylarını karşılaştıramayan, davalıya ait markaların göz ve kulağında kalan izine dayanarak değerlendirme yapacak ortalama yararlanıcı kitlesinin, başvuru konusu işaret ile redde mesnet markalar arasında idarî ve ekonomik manada bir bağlantı kurmasının, bu meyanda davacının anılan işareti davalının vermiş olduğu izin veya lisansla tescil ettirip kullandığı yönünde bir kanıya kapılmalarının kaçınılmaz bulunduğu, başvuru konusu işaretin bir hizmet markası olduğu, böyle bir niyet taşınmadığı samimi biçimde ifade edilmesine karşın, ticarî faaliyetlerde kullanılma imkân ve olasılığının bulunduğu, en azından marka tescilinin bu hakkı davacıya sağlayacağı, ticarî amaçla kullanımlarda başvurunun tescilinin davalının ayırt ediciliği ve tanınmışlığı yüksek markalarının reklâm gücünden haksız biçimde yararlanacağı, hiçbir masraf ve çaba göstermeden ve reklâm yapmadan davalı markalarının olumlu imajını devralacağı ve bunun sonucu olarak toplumun dikkatini kolayca çekebileceği, ayırt ediciliği yüksek seviyede bulunan ve tek olan davalı markasının bu eylemlerle ayırt edici karakterinin zayıflayacağı, bir çok firma tarafından kullanılıyor olmaktan dolayı sıradanlaşacağı ve etkileme alanının zayıflayacağı, ortalama yararlanıcı kitlesinin davacının sunduğu hizmetlerle ilgili olası herhangi bir memnuniyetsizliğinin doğması hâlinde bunu davalı kuruma da tahvil edeceği,gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 05,90 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 16.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.