T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/804 Esas KARAR NO:2026/24 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2022/68 Esas- 2022/1193 Karar TARİH: 05/12/2022 DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:15/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başv…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/804 Esas KARAR NO:2026/24 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2022/68 Esas- 2022/1193 Karar TARİH: 05/12/2022 DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:15/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkili şirket aleyhine davalı tarafından Bakırköy 12. İcra Müdürlüğü'nün .... Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, yapılan takip açıkça hukuka aykırı olduğu gibi davalı tarafından başlatılan söz konusu icra takibine konu alacak iddiasının kesinlikle hiçbir hukuki dayanağının olmadığını, müvekkilinin böyle bir borcunun bulunmadığını, müvekkili hakkında açılan icra takibinde hiçbir yasal dayanak gösterilmemiş olup takip talebinde borcun sebebinin ortaklıktan kaynaklanan alacak olduğunun belirtildiğini, müvekkili şirketin davalı ile herhangi bir otaklık ilişkisinin olmadığını, davalı tarafın haksız kazanç elde etmeye çalışarak ilamsız takip açtığını beyanla öncelikle İİK'nın 72/2. maddesi doğrultusunda icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müvekkilinin Bakırköy 12. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ile davalıya borçlu olmadığının tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı şirket arasında icra takibine konu alacağın davacı şirketin müvekkiline hisse devri yapmasına karşılık ödenen hisse devir bedelinin, hisse devri gerçekleşmemesinden kaynaklı olarak geri ödenmesine ilişkin olduğunu, müvekkili ile davacı şirket arasında hisse devrinin şartlar mucibince yerine getirilmediğini ve hisse devrinin gerçekleşmediğini, müvekkilinin hisse devri karşılığında davacıya öncelikle 29.04.2021 tarihinde 15.300,00 TL ve 8.000,00 TL bedelli ayrı ayrı ... ortaklık ödemesi açıklamalı gönderimleri yaptığını, akabinde 03.06.2021 tarihinde 19.000,00 TL ve 6.000,00 TL bedelli yine iki ayrı transferin ... ortaklık ödemesi açıklaması ile gerçekleştirildiğini, ayrıca kabin için yapılan perde ödemesini 1.000,00 TL olarak yaptığını, sonrasında ...'na yine reklam ücreti olarak 6.000,00 TL gönderdiğini, bunların tamamının davacı şirketin satın alınmasına yönelik yapılmış sermaye ödemesi olduğunu, bunların dışında ... ile yapılan iş nedeniyle kazanılan meblağı da ortaklık ödemesi olarak şirket yetkilisi ...'ın aldığını müvekkiline belirttiğini ve toplamda müvekkilinin 70.000,00 TL para ödediğini, davacının bunca zaman geçmesine rağmen hisse bedelinin tamamı ödendikten sonra dahi devir işlemlerine başlamadığını ve müvekkilini uzun bir süre oyaladıktan sonra devirden vazgeçtiğini, zarar edildiğini, parasını veremeyeceğini, bunu böyle kabul edip hayatına devam etmesi gerektiğini müvekkiline söylediğini, müvekkili tarafından hisse karşılığı ödenen bedelin davacı yanca halen iade edilmediğini beyanla davanın reddine, davacının % 20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davalı tarafından başlatılan takipte davacının davalıya borçlu olup olmadığı noktasında toplandığı, davalı tarafça söz konusu takibin dayanağının, davacı şirket yetkilisi ile şirket hisse devrine ilişkin yapılan anlaşma çerçevesinde gönderilen paralar ve bu amaçla yapılan masraflar ile birlikte organize ettikleri işlerden elde edilen kâr payından ibaret olduğunun belirtildiği, taraflar arasında şirket hisse devrine ilişkin yazılı sözleşme yok ise de, davalı tarafından davacı şirket yetkilisi ...hesabına ortaklık ödemesi olarak yapılan 42.300,00 TL'nin taraflar arasındaki hisse devri anlaşması çerçevesinde yapıldığının kabul edildiği ve davalının şirket hisse devri gerçekleşmemesi nedeniyle ödediği bu bedeli davacıdan talep edebileceği, ayrıca davacı şirket yetkilisinin davacı tarafından gönderilen 1.000,00 TL'nin iş yeri kabin perdesi için gönderildiği, ...'u davalının kendilerine yönlendirdiği ve ...'a yapılan satıştan 2.030,00 TL'lik satıştan 500,00 TL, 39.300,00 TL'lik satıştan ise 9.500,00 TL kâr kaldığı, bu kârlara ortak oldukları, instagram fenomeni şahsa gönderilen 6.000,00 TL'nin ortaklık için gönderildiği konusunda yemin ettiği, buna göre yapılan işlerden elde edilen 10.000,00 TL kârın yarısını davalının davacıdan talep edebileceği, ayrıca 6.000,00 TL harcamanın yarısı 3.000,00 TL'nin davalıya iadesi gerektiği, iş yeri için ödenen 1.000,00 TL'nin de davalıya iadesi gerektiği, böylece davalının yapılan takipte 42.3000,00 + 1.000,00 + 5.000,00 + 3.000,00 TL olmak üzere toplam 51.300,00 TL alacaklı olduğu, 18.700,00 TL yönünden ise davacının borçlu olmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece, taraflar arasında geçerli bir hisse devri sözleşmesi olup olmadığının tartışılmadığı, limited şirkete dair ortaklık sözleşmesinin Türk Ticaret Kanunu md. 575 uyarınca yazılı olması ve imzaların da noterce tasdik edilmesinin zorunlu olduğu, yine aynı şekilde limited şirket hisse devir sözleşmesinin de yazılı olması ve imzaların noterce onaylanması gerektiği, taraflar arasında bu türden bir ortaklık ve pay devri şeklinde gerçekleşen bir hukuki işlem olmadığı, davacının hangi sebeple borçlu olduğunun tartışılmaması ve takip konusu tutardan sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğu, geçerli bir şirket ortaklığı ya da adi ortaklık sözleşmesinin varlığının kabülü ihtimalinde tarafların, şirketin veya şubenin kar ve zarar hesabına katılarak aralarındaki borç ilişkisinin ortaya çıkarılması ve yapılacak hesaplama sonucu davacının borçlu olup olmadığının tespitinin gerektiği, zira adi ortaklıkta ortakların sorumluluğunun, sadece adi ortalıkla borç ilişkisi içine giren üçüncü şahıslarla sınırlı kalmadığı, ortakların birbirlerine karşı sermaye koyma, zarara katılma, şirketi yönetme, rekabet etmeme ve özen gösterme yükümlülüklerinden doğan sorumluluklarının da bulunduğu, ortakların, ortaklığın yaptığı işlemlerden dolayı meydana gelen zararları paylaşmakla yükümlü oldukları, taraflar arasında adi ortaklık olduğunun varsayımı halinde bilirkişi raporunda, ortaklığın veya şirketin faaliyeti sonucu elde edilen kar ve zarar kalemlerinin hesaplanmadığı, adi ortaklığın tasfiye hükümleri uygulanmaksızın sonuca gidilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, davalı tarafın herhangi bir alacağının doğması için öncelikle adi ortaklığın tasfiye edilmesi gerektiği, bilirkişi raporunda uyuşmazlığın çözümü ve kar-zarar, gelir gider ilişkisini gösterir ticari defterlerin incelenmediği, davacı şirket yetkilisinin yemin beyanından sonra da dosya yeniden hesap bilirkişisine gönderilmeden karar verildiği, davacının takipte ve davada pasif husumetinin bulunmadığı, davalının dava konusu bedelleri davacı şirket yetkilisi ... hesabına "ortaklık ödemesi" açıklamasıyla gönderdiği, bu nedenle takip ve davanın ...'a yöneltilmesi gerektiğine ilişkindir.Davalı vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri; müvekkili davalı tarafından şirkete yapılan masrafların taraflara eşit şekilde yüklenmesinin hatalı olduğu zira davalının şirket ortağı olmadığı ve yaptığı tüm masrafların kendisine iadesinin gerektiği, davalıya yapılan hisse devri vaadinin yerine getirilmediği, müşteri ve kar beklentisiyle yapılan harcama şirketin geleceğine yönelik olduğundan, şirkete ortak edilmeyen davalıdan bu harcamanın yarısını karşılamasının beklenemeyeceği, dava dışı ... tarafından gönderilen toplamda 47.430,00 TL'lik ödemelerin de yalnızca 10.000,00 TL'sinin kar olduğu ve bunun da taraflar arasında eşit olarak bölünmesi gerektiği hususunun kabul edilemeyeceği, her ne kadar davacı şirket yetkilisi, dava dışı ... ile olan iş ilişkisinden yalnızca 10.000,00 TL kar elde edildiğini, geri kalan paranın tamamının masraflar için harcandığını söylese de, bu durumun ticari iş hayatının gereklerine tamamen aykırı olduğu, bu nedenle mahkeme tarafından bu hususun bilirkişi marifetiyle açıklığa kavuşturulması, alınan kumaşların fiyatları ve üretimin maliyeti belirlenerek davalının hak ettiği karın tespitinin gerektiği, salt davacı şirket yetkilisinin yemin beyanıyla hüküm kurulmasının eksik inceleme ile bozmayı gerektirdiği, yeminli beyanın dava dışı şahıslar ile taraflar arasındaki ilişkiyi ve ödemelerin dava konusu uyuşmazlıklarla ilgi olduğu hususunu aydınlattığı ancak hesaplama noktasında eksik kaldığına ilişkindir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, ilamsız icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Dava konusu icra takibinde davalı tarafça alacağın kaynağı, "ortaklıktan doğan alacak" olarak gösterilmiş, davacı taraf dava dilekçesinde, davalı ile arasında ortaklık ilişkisi olmadığını ve davalının herhangi bir alacağının bulunmadığını iddia etmiş, davalı taraf cevap dilekçesinde, davacı şirketin kendisine hisse devri yapmayı taahhüt ettiğini, limited şirkette hisse devrinin resmi şekle tabi olduğunu, davacı şirket tarafından bu şekilde bir hisse devri yapılmadığını, davacı şirket yetkilisine hisse devri karşılığı olarak toplam dört kez banka havalesi ile ödeme yaptığını, ayrıca 1.000 TL kabin perdesi ve 6.000 TL reklam ödemesi yaptığını, bunların da hisse devri karşılığı olarak kabul edildiğini, yine dava dışı ... ile yapılan işten elde edilen gelirin de hisse devri karşılığı olarak davacı şirket yetkilisi tarafından kabul edildiğini beyan etmiş, bu şekilde takip konusu alacağın tamamının, davacı şirketin gerçekleştirmediği hisse devri karşılığı ödenen bedel olduğunu savunmuştur. Mahkemece, davacı şirketin sicil dosyası, davalı tarafından gönderilen banka havalelerine ilişkin dekontlar celp edilmiş, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmış ve davalı tarafça sunulan yemin metni davacı şirket yetkilisine gönderilerek eda ettirilmiş, davacı şirket yetkilisi beyanında; davalıya, şube ortaklığı için teklifte bulunduğunu, davalının kendisine bir kısım ödeme yaptığını, davacının işyeri için yaptığı masrafların yarısından kendisinin sorumlu olduğunu, yine elde edilen karın yarısının da davacıya ait olduğuna dair yemin etmiş, gerekçeli kararda davalının alacağının dayanağı, davacı şirket yetkilisi ile yapmış olduğu hisse devrine ilişkin anlaşma çerçevesinde gönderdiği paralar, bu amaçla yapılan masraflar ve birlikte organize ettikleri işlerden elde edilen kar payı olarak kabul edilmek suretiyle davacı şirket yetkilisinin yeminli beyanında geçen şirket karının yarısı, masrafların yarısı ve davacının banka havalesi ile gönderdiği paraların toplamının davacıya iadesinin gerektiğinden bahisle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Bir davada, tarafların iddia ve savunmalarına göre hukuki nitelendirme yapma yetkisi mahkemeye ait olup, mahkemece, taraflarca getirilme ilkesi kapsamında, tarafların ileri sürmediği iddiaların re'sen nazara alınması ve yine taleple bağlılık ilkesi gereği talep edilmeyen bir şeye veya talepten fazlasına hükmedilmesi mümkün değildir. Son olarak menfi tespit davalarında ispat yükü, alacaklı olduğunu iddia eden davalıya ait olup, icra takibi üzerine açılmış menfi tespit davalarında davalı tarafından takipte gösterilen alacağın sebebi ve miktarının ispat edilmesi, ayrıca geçerli bir icra takibinin bulunması gerekir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; her ne kadar Mahkemece, davalının alacak talebinin dayanağının, dava dışı şirket ortağı ile yapılmış hisse devrinden doğan alacak, masraf ve birlikte organize edilen işlerden doğan kar payı olduğu kabul edilmiş ise de, davalı tarafça böyle bir iddia ileri sürülmemiş, alacağın dayanağı, davacı şirketin kendisine yapacağı hisse devrine karşılık yapılan ödemeler olarak açıklanmış, Mahkemenin kabulünün aksine, kabin perdesi ve reklam için yapılan ödeme ile dava dışı ... ile yapılan işten elde edilen gelirin de hisse devir bedeli olduğu ve tamamının iadesinin gerektiği iddia edilmiştir. Dosyada mübrez banka dekontlarından davalının tüm ödemeleri davacı şirket yetkilisinin şahsi hesabına yaptığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere limited şirket hisse devrine ilişkin sözleşmelerin TTK'nın 595. maddesinde düzenlenen şekilde yapılması gerekir. Bu şekil şartına uygun olarak yapılmayan sözleşmeler geçersiz olup, böyle bir sözleşme uyarınca tarafların, sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca verdiklerinin iadesini talep etmeleri mümkündür. Bir şirket hissesinin devrine ilişkin sözleşme ancak o hissenin maliki tarafından yapılabilir. Yani hisse devrine ilişkin sözleşmenin devreden tarafında şirketin ortağı olan gerçek veya tüzel kişi yer alır. Buna göre davalının tek ortaklı olan davacı şirketin hisselerini devralmak üzere yaptığını iddia ettiği sözleşmenin tarafının davacı şirket olması mümkün olmayıp, şirketin tek hissedarı olan ...olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece davacı şirket yetkilisinin beyanına göre, taraflar arasında bir masraf ve kar ortaklığının bulunduğu kabul edilmiş ise de, bu ortaklığın kimler arasında olduğu ve hukuki niteliğinin ne olduğu açıklanmamıştır. Bu noktada davacı şirket yetkilisinin, kendisi ile davalı arasında bir ortaklık bulunduğu ve bu ortaklıktan doğan karın ve masrafın yarısının davalıya ait olduğuna dair ve davacı şirket ile davalı arasındaki hukuki ilişki konusunda herhangi bir beyan içermeyen yemininin usulüne uygun bir yemin olduğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Bu yeminli beyandan, davacı şirket ile davalı arasında herhangi bir hukuki ilişki olup olmadığı anlaşılmamaktadır. Öte yandan davalı vekili istinaf dilekçesinde, davalının davacıya hisse devri için verdiği tüm para dışında bir de bu vaade güvenerek yaptığı harcamalar olduğunu, yine ... ile yapılan işten elde edilen gerçek karın bilirkişi marifeti ile belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu beyandan da, davalı ile davacı şirket yetkilisi arasında davacı şirketin hisselerinin devri için geçerli olmayan bir sözleşme yapıldığı, devamında kimler arasında olduğu anlaşılmayan fiili olarak bir ortaklık ilişkisine girildiği ve bu ilişkinin bir adi ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilmesinin gerektiği anlaşılmaktadır.Buna göre Mahkemece, davacı şirket yetkilisinin, yeminli beyanında geçen açıklamalarının şirket adına yapılıp yapılmadığı, davalı ile adi ortaklık ilişkisinin şirket adına kurulup kurulmadığı ve şirketin hisselerinin devrinden doğan borcun şirket adına üstlenilip üstlenilmediği konusunda beyanı alınarak, davalı ile davacı şirket arasında kurulmuş bir adi ortaklık ilişkisinin bulunup bulunmadığı ve davacı şirket yetkilisinin beyanı ile şirket tarafından, dava dışı ortağın hisse devrinden doğan iade borcunun üstlenilip üstlenilmediğinin değerlendirilmesi, bu halde davalının her iki sebepten doğan alacaklarının ayrı ayrı belirlenmesi, gerekli ise bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılması, aksi halde, yani adi ortaklık ilişkisinin davacı şirket ile kurulmadığı, davacı şirket yetkilisi ile kurulduğu ve hisse devrinden doğan borcun da davacı şirket tarafından üstlenilmediğinin kabulü halinde ise davacı şirketin pasif husumetinin ve geçerli bir icra takibinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜ ile; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/12/2022 tarihli, 2022/68 Esas ve 2022/1193 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran tarafa iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/01/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.