Hukuk Genel Kurulu 2025/520 E. , 2025/769 K. "" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi SAYISI : 2024/263 E., 2024/454 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2024 tarihli ve 2023/8852 Esas, 2024/754 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki yargılamanın iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 7. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma karar…
Hukuk Genel Kurulu 2025/520 E. , 2025/769 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi SAYISI : 2024/263 E., 2024/454 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2024 tarihli ve 2023/8852 Esas, 2024/754 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki yargılamanın iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 7. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların boşanmasına ilişkin kararın 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının evlilik birliği resmen devam ederken sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşlerin 05.08.2012 tarihinden itibaren bir araya gelmedikleri hâlde davalının 20.07.2013 tarihinde ... Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, dolayısıyla henüz boşanma kararı dahi verilmemişken davalının eşini aldattığını ileri sürerek tarafların boşanmasına ilişkin yargılamanın yenilenmesi talebi ile tarafların boşanmalarına, davalı yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına, müvekkili yararına 20.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin davalı yararına hükmettiği tazminat ve nafakaların boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlara göre belirlendiğini, davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde yer almayan bir iddianın bu aşamada ileri sürülemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı 6. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/813 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararı ile; tarafların boşanmalarına ilişkin dosya incelendiğinde boşanma kararının temyiz edilmeyerek 16.12.2013, nafaka ve tazminatlar yönünden ise karar düzeltme talebinin reddiyle 09.02.2015 tarihinde kesinleştiği, davacının süresi içerisinde ileri sürdüğü yargılamanın iadesi nedeninin yasada sayılan nedenlerden olduğu, ... Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısı ile 20.07.2013 tarihinde davalının gebeliğinin kürtaj yoluyla sonlandırıldığı ve 21.07.2013 tarihinde taburcu edildiğinin anlaşıldığı, böyle olunca davalının boşanma davası devam ettiği sırada başka biri ile birlikte olduğu ve bu kişiden hamile kaldığı, böylece evliliğin bu hâle gelmesine erkeğin kadını evden atması ve yüksek sesle konuşması karşısında kadının da birlik görevlerini ihmâl ederek ve ayrı kalınan dönemde de olsa başka birisi ile ilişkiye girerek sadakat yükümlülüğünün ihlâl ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının erkeğe nazaran ağır kusurlu olduğu, ağır kusurlu eş yararına nafaka ve tazminatlara hükmedilemeyeceği gerekçesiyle yargılamanın iadesi tabinin kabulü ile 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 Esas, 2013/706 Karar sayılı kararı ile kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 Esas, 2017/12424 Karar sayılı kararı ile; “…Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000TL manevi ve 5.000TL maddi tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05.08.2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile bir araya gelmedikleri halde davalı kadının 20.07.2013 tarihinde ... Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09.08.2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Birinci Direnme Kararı 9. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/72 Esas, 2019/182 Karar sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; davacı tarafından ileri sürülen yargılamanın yenilenmesi talebi sonucu yapılan incelemede daha önce verilen kararın kesinleştiği, süresinde yargılama iadesi talebinde bulunulduğu ve yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülen hususun yasada sayılan nedenlerden olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı 10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararı ile; “…Özel Daire bozma kararı sonrasında usule uygun karar oluşturulmamış, direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarihli, 2018/1563-14006 E.K sayılı ilamı ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı önceki kararımızın maddi manevi tazminat ve nafaka davaları yönünden yargılama yenilenmesi yönündeki şartlar oluştuğu anlaşıldığından önceki kararımızda direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmamıştır...” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur. Mahkemenin Üçüncü Kararı 12. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 06.07.2023 tarihli ve 2022/709 Esas, 2023/554 Karar sayılı kararı ile; mahkemece verilen direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca usulden bozulduğu, belirtilen usulden bozma kararı öncesinde verilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu, önceki hâkim tarafından direnme kararı verilse de mahkemece yargılamanın iadesi şartlarının oluşmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 14. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2024 tarihli ve 2023/8852 Esas, 2024/754 Karar sayılı kararı ile; “…Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu kararın esas yönünden bozulmasına ilişkin Hukuk Genel Kurulunca verilmiş bir karar bulunmadığı sürece başkaca bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmaksızın usul yönünden bozma kararı verildiği hususu göz önüne alındığında, Mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarih ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı bozma kararında açıklandığı şekilde usulüne uygun bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile önceki direnme kararının davacı lehine usulî kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmeksizin direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur. Direnme Kararı 15. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 28.05.2024 tarihli ve 2024/263 Esas, 2024/454 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar 6100 sayılı Kanun’un 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin tahdidi olarak sayılıp kesinleşmiş olan hükümlere karşı başvurulan istisnai ve olağanüstü bir kanun yolu olsa da tarafların boşanmasına ilişkin 13.03.2015 tarihli kesinleşen mahkeme ilâmının bulunduğu, davalının boşanma aşamasında ... Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısı ile “erken gebelikte vajinal kanama rahatsızlığı sebebiyle gebeliğinin kürtajla” sonlandırıldığının belirtildiği, böyle olunca davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü gerektiği gerekçesiyle davacının yargılamanın iadesi talebinin kabulü ile Bursa 7. Aile Mahkemesinin 2012/2 70... /706 karar sayılı boşanma ilâmının hüküm kısmının 2. paragrafı ile davalı kadın için verilen aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile aynı ilamın hüküm kısmının 3. paragrafı ile davalı kadın lehine verilen 5.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaldırılmasına dair direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 16. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 17. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkin eldeki davada; 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendinde hüküm altına alınan iade sebebinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 18. Uyuşmazlığın çözümü için yargılamanın iadesi kavramının açıklanmasında yarar vardır. 19. Bilindiği üzere bir uyuşmazlık karara bağlanıp verilen hükmün kesinleşmesinden sonra aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir yargılama yapılamaz. Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya bakılamayacağına ilişkin kuralın en önemli istisnası yargılamanın iadesi yoludur. 20. Yargılamanın iadesi; bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul-2001, Cilt V, s. 5165). Zira karar kesinleşmiş olsa dahi bazı yargısal hatalar çok ağır olabilir. Bu ağır ve kabulü zor hataların, kararın kesinleşmesinden sonra anlaşılması hâlinde dahi kararı ayakta tutmaya çalışmak; toplum vicdanını derin bir şekilde zedelediği gibi hukuk düzenine duyulan güveni ortadan kaldırabilir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 4123). 21. Bu yol her ne kadar 6100 sayılı Kanun sistematiği içerisinde kanun yolları arasında düzenlenmiş olsa da; konuyla ilgili 31.03.1937 tarihli ve 1/ 13... .05.1956 tarihli 8/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği ve doktrinde de benimsendiği üzere daha çok bir dava olarak kabul edilmektedir. Yargılamanın iadesi yolu esasen; kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olan hukuk ve ceza mahkemesi kararları ile Danıştay ve başkaca özel mahkeme kararlarının yasada belirtilen özel nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde, aynı yargı yerinde yeniden incelenmesine, yargılama yapılmasına ve karar verilmesine olanak sağlayan olağanüstü yargılama yöntemi şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara-2021, C. I, s. 1201). 22. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 374. maddesi ile maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini sağlamak amacıyla öngörülen yargılamanın iadesi; kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı istenebilir (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2022, C. II, s. 142). Dolayısıyla yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulan istisnai bir yoldur. Eğer ki mahkemenin kararı şeklen kesinleşmemişse veya şeklen kesinleşmiş olsa dahi maddi anlamda kesin hüküm oluşturmuyorsa yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. Dolayısıyla ortada henüz kesinleşmiş bir karar yoksa, başvuru imkânları tüketilmemişse veya karar kesinleşmiş görünse dahi hükmün başka şekillerde yeniden ele alınıp incelenmesi mümkün ise yargılamanın iadesi talebi hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2003 tarihli ve 2003/6-169 Esas, 2003/183 Karar sayılı kararında bu hususa işaret edilerek, usulsüz tebligatın yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü sonucu doğurmayacağı, zira usulsüz olarak tebliğ edilen bir kararın zaten kesinleşmiş bir karar olmadığı, şeklen kesinleştirme yapılmış olmasının da sonuca etkili olmayacağı açıklanmıştır. 23. Yargılamanın iadesi sebepleri, 6100 sayılı Kanun'un 375. maddesinde on iki bent hâlinde sayılmış, ayrıca 376. maddesinde taraflar dışında üçüncü kişilerin yargılamanın iadesini istemesi durumu düzenlenmiştir. Kanunla belirtilen yargılamanın iadesi sebepleri sınırlı sayıda sayılmış olup gösterilen sebepler dışında, yargılama hatası ne kadar ağır olursa olsun yargılamanın iadesi istenemez. Yargılamanın iadesi: “a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması. b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hakimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması. c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması. ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması. d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmi makam önünde ikrar edilmiş olması. e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması. f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması. g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması. ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması. h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması. ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması. i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması (Eklenmiş ibare RGT: 31.07.2018 RG No: 30495 Kanun No: 7145/19) veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” sebeplerinden ibarettir. 24. Somut olayda davacı; boşanmaya sebep olan olaylarda her ne kadar ağır kusurlu olduğunun kabulü ile aleyhine nafaka ve tazminat ödenmesine karar verilmişse de, boşanma davası devam ederken kadının sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğini, buna ilişkin hastane kaydının aleyhine hüküm verildikten sonra ele geçirdiğini ileri sürerek, 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendi uyarınca kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ç bendine göre, yargılama sırasında aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması yargılamanın yenilenmesi sebebidir. Sözü edilen yargılamanın iadesi sebebinin işlerlik kazanabilmesi için; belgenin davanın bakıldığı sırada mevcut olması, hükmü etkileyecek nitelikte olması, belgenin hükmün kesinleşmesinden sonra ele geçirilmesi, belgenin yargılama sırasında bir mücbir sebepten veya lehine hüküm verilen tarafın eyleminden dolayı elde edilememiş olması gerekir. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki “elde olmayan sebepler” kavramının çok teknik bir nitelik taşıyan mücbir sebep kavramına nazaran, daha geniş bir içeriğe sahip olduğuna ve daha esnek bir kavram konumunda bulunduğuna vurgu yapmakta yarar vardır. Sözü edilen kavramın kapsamına, mücbir sebepler ile beklenmeyin hâllerin yanı sıra, lehine hüküm verilmiş olan tarafın gizleme veya saklama gibi eylemleri dâhil, aleyhine hüküm verilmiş olan tarafın iradesi dışında gelişen her türlü durum girer (Tanrıver, s. 154-156). 26. Anılan sebep çerçevesinde belirtilmesi gereken bir diğer önemli husus da, yeni vakıaların elde edilmesine ilişkindir. 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendinde yalnızca “belge” ibaresi yer aldığından, gerek dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıalar, gerekse dava tarihinden önce gerçekleşmesine rağmen ileri sürülmeyen vakıalara dayanılarak yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi mümkün değildir (Abdurrahman Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku, İstanbul-2011, s. 661). 27. Yargılamanın iadesi; 6100 sayılı Kanun’un 377. maddesi ile her bir yargılamanın iadesi sebebine göre başlangıç tarihi değişen hak düşürücü süreler ile sınırlandırılmış olup bu süre kural olarak üç ay ve her hâlde yenileme talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır (Özekes/Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 4162). 28. Hak düşürücü süre; bir hakkın kullanılmasına ilişkin olarak, yasayla, sözleşmeyle ya da mahkeme kararıyla kesin olarak belirlenen ve bu süre içinde kullanılmadığında hakkın varlığını sona erdiren süredir. Hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkindir; süreyi belirleyen kurallar buyurucu niteliktedir. Bunun sonucu olarak yargıç ya da diğer yetkililerce kendiliğinden gözetilir. Sürenin geçirilmesi nedeniyle varlığı sona eren hakkı taraflar anlaşarak yeniden canlandıramazlar (Türk Hukuk Lügatı, s. 450). Başka bir anlatımla hak düşürücü süre, hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada “itiraz” olarak başvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi “kesme” ve “durma” hükümlerine bağlı olmayan, uyulmama hâlinde “hakkın” kaybına yol açan, diğer bir ifade ile hakkın özünü ortadan kaldıran süredir. 29. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ç bendinde belirtilen belgenin ele geçirilmiş olması hâlinde yargılamanın iadesini isteme süresi, belgenin elde edildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde yargılamanın iadesi talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır (6100 sayılı Kanun md. 377/1-c). Üç aylık süre; belgenin varlığının öğrenildiği tarihten itibaren değil, 6100 sayılı Kanun’un 377/1-c bendinde açıkça yazılı olduğu üzere belgenin yargılamanın iadesini isteyen tarafça elde edildiği tarihten itibaren başlar. Belge hüküm kesinleşmeden elde edilmiş ise, hüküm kesinleşmedikçe yargılamanın iadesi yoluna başvurulması mümkün olmadığından, hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlar (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara-2020, C. II, s. 1537-1538). 30. Tüm bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; tarafların 21.09.2011 tarihinde evlendikleri, erkeğin 09.08.2012 tarihinde evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma davası açtığı, Mahkemece 19.09.2013 tarihli karar ile boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına ve kadın yararına yoksulluk nafakası ile maddi-manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, hükmün erkek eş tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin onama kararı verdiği, erkeğin karar düzeltme talebinin 09.02.2015 tarihinde reddedilerek hükmün kesinleştiği, kesinleşen karara karşı erkeğin 31.07.2015 tarihinde yargılamanın iadesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelere bakıldığında ise dosya karar düzeltme aşamasında iken erkeğin 27.01.2015 tarihli dilekçesi ile 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesine konu ettiği “kadının hastane kayıtlarına ilişkin” belgeyi elde ederek, Özel Dairece yapılacak olan incelemede dikkate alınmasını talep ettiği görülmüştür. Öyleyse davacı erkeğin; en geç 27.01.2015 tarihinde, yargılamanın iadesine konu tüm belgelere ulaşmış olduğunun kabulü gerekir. 31. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 377/1-c bendi uyarınca yargılamanın iadesi talebi için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre; belgenin yargılamanın iadesini isteyen tarafça elde edildiği tarihten itibaren başlayacak ise de; belge hüküm kesinleşmeden önce elde edilmiş ise hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı yukarıda 29. paragrafta açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla davacının 27.01.2015 tarihli dilekçesi ile elde etmiş olduğu anlaşılan belgeye dayalı yargılamanın iadesi talebi için üç aylık hak düşürücü süre Özel Dairenin 09.02.2015 tarihli karar düzeltme talebinin reddi ile başlamış ve eldeki dava tarihinden önce 09.05.2015 tarihinde düşmüş olup davacının yargılamanın iadesine yönelik hak düşürücü süre dolduktan sonra, 31.07.2015 tarihinde açılan eldeki davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmelidir. 32. Böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.