T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1774 - 2025/2024 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1774 KARAR NO : 2025/2024 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 01/11/2022 NUMARASI : 2021/364 E. - 2022/331 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1774 - 2025/2024 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1774 KARAR NO : 2025/2024 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 01/11/2022 NUMARASI : 2021/364 E. - 2022/331 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 01/11/2022 tarih ve 2021/364 E. - 2022/331 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin "..." ibaresini taşıyan çok sayıda tescilli markasının bulunduğunu, davalı gerçek kişinin ise 2020/40006 sayılı "..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, alınan kararın doğru olmadığını, davalı başvurusunda yer alan "..." kelimesinin anlamı itibariyle ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu ve başvurudaki "..." ibaresini nitelediğini, bu ibarenin müvekkili markalarının asli unsurunu oluşturduğunu ve ayırt ediciliğinin de zayıf olmadığını, bu haliyle dava konusu başvurunun, müvekkili markalarıyla karıştırılmaya yol açacağını ve müvekkili markalarının devamı, serisi olarak algılanacağını, başvuru kapsamındaki 41. sınıf hizmetler ile müvekkili markalarının kapsamındaki 41. sınıf hizmetlerin ortak olduğunu, yine başvuru kapsamında yer alan 45. sınıftaki "Sosyal ağ oluşturma hizmetleri" ile müvekkili markalarının kapsamlarında yer alan 38. sınıftaki "İnternet servisi sağlama hizmetleri" arasında benzerlik bulunduğunu, davalının fiili kullanımlarında "..." ibaresini ön plana çıkarttığını ve kötü niyetli olduğunu, davalı başvurusunun müvekkili markaları ile haksız rekabete yol açacağını, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, dava konusu başvurunun tesciline karar verilmesi halinde davalı marka sahibinin, müvekkilinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacağını ileri sürerek, YİDK'in 2021-M-5876 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, davacının marka başvurusuna itiraz aşamasında dayanmadığı delillere bu aşamada dayanamayacağını, müvekkilinin fiili kullanımlarına ilişkin davacı iddialarının da işbu davanın konusu olmadığını, müvekkili başvurusu ile davacı markaları markaları arasında iltibasa sebebiyet verecek derecede benzerlik bulunmadığını, "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, kendilerine zayıf bir markayı seçen kişilerin, bu ibarenin başkaları tarafından kullanılmasına engel olamayacaklarını, kaldı ki müvekkili markasındaki şekil unsurunun ayırt ediciliğe etkisinin yüksek olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu marka bütün olarak ele alındığında, hakim unsurunun esasen bir kuş figüründen oluşan şekil unsuru olduğu, "..." ibaresinin oldukça küçük bir şekilde bütün içerisinde konumlandırıldığı, bu konumlandırmada ise "..." ibaresinin herhangi bir şekilde farklı renk, farklı boyut, özgün yazım biçimi gibi özellikleri değiştirilerek vurgulanmadığı, başka bir ifadeyle ön plana çıkartılmadığı, sekiz harfli bir kelimenin son üç harfini oluşturacak şekilde kullanıldığı, tüketicinin uyuşmazlık konusu hizmetler açısından esasen ayırt edici vasfı son derece zayıf olan, sektör firmaları tarafından yaygın kullanıma konu edildiği bilinen ve tespit edilen "..." ibaresi üzerinde bu yönde güçlü bir algı edinmesinin de mümkün olmayacağı, taraf markalarındaki ortak unsur olan "..." ibaresinin, uyuşmazlık konusu hizmetleri de kapsayan alanlarda ".../..." kelimelerinin doğrudan kısaltması olarak ortaya konulan dijital ya da basılı dergilerde, sosyal mecra ortamları üzerinden gerçekleştirilen benzeri etkinlik ve yayınlarda esasen yaygın olarak kullanılan, yaratılmış ya özgün niteliği bulunmayan, bu anlamda ayırt edici gücü oldukça zayıf bir unsur olduğu, bu ibareyi içerecek şekilde yaratılan markalarda, tüketicinin, her hal ve koşulda, tek başına "..." ibaresini marka içerisinden çekip alarak yanılgı yaşamasının mümkün bulunmadığı, dolayısıyla tüketicinin markaları bir bütün olarak yorumlayacakları ve bu algıya göre tercihlerini somutlaştıracakları, neticeten davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "...+şekil" ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik olmadığı, SMK'nın 6/5 fıkrası koşullarının da somut olayda bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dosyada mevcut tek bilirkişi raporuna yaptıkları itirazların, mahkemece herhangi bir ek rapor veya yeni bilirkişi heyetinden rapor alınmaksızın reddedildiğini ve denetime elverişsiz bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda isabetli bir şekilde taraf markalarının kapsamlarındaki hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu açıklanmasına rağmen markalar arasında SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında karıştırılma ihtimali bulunmadığı yönünde değerlendirmede bulunulmasının, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkili markasının düşük ayırt edici olduğunu kabul anlamına gelmemekle beraber, markaların ayırt edici karakterinin zayıf olduğu sonucuna ulaşılmasının, markalar arası iltibas tehlikesini ortadan kaldırmadığını, zira tüketicilerin genelinin değil bir kısmının dahi markaları karıştırmasının, iltibas tehlikesinin kabulü için yeterli olduğunu, müvekkili markaları ile aynı sektörde tescili istenen ve her anlamda müvekkili markalarının çok benzeri olan davalı markasının birlikte kullanımının, her iki markanın ayırt edici niteliğinden bağımsız, iltibas tehlikesini yaratacağını, müvekkilinin seri markalarında yer alan "..." ibaresinin, magazin anlamına geldiği varsayımıyla müvekkili markasının düşük ayırt edici olduğuna yönelik değerlendirmenin hatalı bulunduğunu, müvekkilinin söz konusu ibarenin ayırt ediciliğini artırdığını, ayrıca dava konusu başvuruda farklı olarak yer verilen "..." ibaresinin, olay, etkinlik anlamlarına geldiğini ve herhangi bir ayırt edicilik taşımadığını, bu nedenle müvekkili markasının ayırt ediciliği düşük olsa bile davalı markasının, müvekkili markasından yeterince uzaklaşmadığını, davalı yan başvurusunun kapsamında bulunan hizmetlerin alıcısının düşük düzeyde dikkat seviyesine sahip tüketici olduğunu ve mahkeme kararının aksine tüketici nezdinde taraf markalarının karıştırılacağını, davalının marka başvurusunun, müvekkili markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlamak amacıyla oluşturulduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olmadığı, zira Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26.02.2020 tarih, 2019/3856 E., 2020/2072 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere taraf markalarında ortak olarak yer verilen ve magazin ibaresinden türetilmiş "..." ibaresinin, dava konusu başvuru kapsamındaki hizmetler yönünden ayırt ediciliğinin düşük olduğu, öte yandan karıştırılma ihtimalinin tespitinde markaların hecelerine ayrılmaksızın bir bütün olarak karşılaştırılması gerektiği, davalının marka başvurusunda bu ibareye ayrıca bir ön ek alınarak "..." ibaresinden tamamen farklı "..." ibaresi ile oluşturulduğu, ayrıca dava konusu başvuruda ayırt ediciliği haiz bir şekil unsuruna da yer verildiği, bu itibarla taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesinin bulunmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve 2014/11 E., 2016/778 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi iltibas değerlendirmesi, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümleneceğinden, davacı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik itirazları doğrultusunda yeni bir rapor alınmadığı yönündeki istinaf itirazının yerinde olmadığı, her ne kadar dava konusu başvurunun, davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlamak amacıyla oluşturulduğu ileri sürülmüş ise de taraf marka işaretleri arasında benzerlik görülmediğinden, davacının bu yöndeki iddialarının da yerinde bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/10/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/10/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.