6. Ceza Dairesi 2023/19629 E. , 2025/5596 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/423 E., 2023/407 K. SUÇLAR : Birden fazla kişi ile birlikte konutta geceleyin yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı, temyiz isteminin reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile ek kararın ve asıl kararın onanması I. Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin reddi
**6. Ceza Dairesi 2023/19629 E. , 2025/5596 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/423 E., 2023/407 K. SUÇLAR : Birden fazla kişi ile birlikte konutta geceleyin yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı, temyiz isteminin reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile ek kararın ve asıl kararın onanması I. Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin reddi kararının yapılan incelemesinde; Hükmolunan cezanın miktarı ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-a maddesi uyarınca, İlk Derece Mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, Bölge Adliye mahkemesince verilen temyiz isteminin reddine ilişkin 28.03.2023 tarihli, 2022/423 (E) - 2023/407 (K) sayılı ek kararda bir isabetsizlik görülmediğinden, bu karara yönelik sanık ... ve sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazlarının reddiyle, temyiz istemlerinin reddine dair ek kararın tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, II. Sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelemesine gelince; İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ... ve sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Malı almaya yönelik tehdit ve cebir eylemi yağmaya dönüştürür. Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. 148. madde gerekçesinde "... Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir..." şeklinde açıklaması yapılmıştır. Hırsızlık suçunun başlangıcından tamamlanıncaya kadar, zilyedin tasarruf olanağının kalkmasına kadar ki aşamada kullanılan cebir veya tehdit hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Tehdit ve cebrin malı şikayetçinin hakimiyet alanından çıkarmaya yönelik olması gerekir, sonra gerçekleşen cebir ve tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez. Cebir ve tehdit malın kendisine teslimine yada geri alınmasını engellemeye yönelik ise eylem yağmaya dönüşecek, tamamlandıktan sonra kendini kurtarmaya, olay yerinden kaçmaya yönelik ise tamamlanan hırsızlık ayrıca tehdit veya müessir fiil suçlarından ceza verilecektir. Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Dolayısıyla yağma suçunda mağdur, cebir veya tehdit kullanılması ve bunun sonucunda malın alınması, teslimi ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılmaktadır. Cebir veya tehdit bir kimseyi malını teslim etmeye veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak için yapılmalıdır. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir. Tehdit, malı teslime zorlamaya veya iade edilmesini istemekten vazgeçirmeye elverişli olmalıdır. Yani objektif ve orta seviyedeki herkes bu hareketi tehdit olarak anlayacak ve etkilenebilecek olmalıdır. Mağdurun aşırı korkaklığı ya da evhamları nedeniyle korkuya kapılıp eşyayı tesliminde yağma oluşmaz, hırsızlık oluşacaktır. 5237 sayılı Kanun'un temel yağmayı düzenleyen 148/1 fıkrası, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 495/1. fıkrasını özünde aynen aktarmasına rağmen 495/2. fıkrasında düzenlenen "Dolaylı yağma" yada "yağmaya dönüşen hırsızlık" denilen hususlara yer vermemiştir. 5237 sayılı Kanun'un 148 inci madde de düzenlemeye göre, mal alma işlemi tamamlanıncaya kadar uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmektedir. Malını hırsızlık suçunun tamamlanmasından sonra geri almak isteyen kişiye (mağdura) karşı başvurulan cebir veya tehdit, yağma suçunu oluşturmaz. Bu husus madde gerekçesinde de “Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir" şeklinde açıkça gösterilmiştir. Kısaca özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez. Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan "sahip olma teorisi"nin savunduğu gibi mağdurun hakimiyet alanından çıkması ile eylem tamamlanır. Hakimiyet alanıda fiziki sınırlardır. Fiziki sınırları belli olan dairenin veya binanın dışına sıcak takip olmaksızın çıkılması ile hırsızlık tamamlanacaktır. Ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765. sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. (... Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma syf 925) Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. (Çevik age s. 925) Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. (Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461, Çevik age s. 925) Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Oluş ve dosya içeriğine göre; İşletmeciliğini sanıklardan ...'nın yaptığı "... Bar'" adlı kulübe eğlenmek amacıyla şikâyetçi ...'ın geldiği, oturduğu masasına içki ve meze, masasına gelen konsomatrislere bira, mekan sahibi sanık ...'ye de iki duble rakı ısmarladığı, sahneye çıkıp dans ettiği, kulüpten ayrılmak için hesabı istediği, 750-800 TL tutarında hesap beklerken, 5.200 TL hesap geldiği, şikâyetçinin hesabın 800 TL'lik bölümünü kardeşi ... 'a ait İş Bankası kartı ile ödediği, yüksek hesabın diğer bölümüne itiraz ederek hesabı ödeyemeyeceğini bildirmesi üzerine, kulüpte çalışan sanık ...'nın "hesabı ödeyeceksin a..na koyduğumun oğlu" diyerek tokat attığı, sanık ... ve ...'nın kendisini dövdükleri ve işyerinde kendisini zorla alıkoydukları şikâyetçinin araba ve evinin anahtarlarını, cep telefonu ile cebindeki 600 TL civarında nakit parayı aldıkları, 4000 TL tutarlı iki adet senedi zorla düzenlettirdiklerinin iddia edildiği olayda; şikâyetçinin özetle; şikâyetçinin hesabı kardeşi ... 'a ait İş Bankası hesap kartı ile şifre girerek 800 TL'sini ödediği, ilk kolluk beyanında da sadece sanık ... ile ...'nın kendisini dövdükleri, anahtarlar, cep telefonu, 600 TL nakit parayı aldıkları ve 4.000 TL tutarında 2 adet senet imzalattıkları iddiası dikkate alındığında; 1-Yukarıda açıklanan dosyada eksik kalan hususlar araştırılıp sunulan hizmet bedeli ile şikâyetçiden tahsil edilmek istenilen para miktarı arasında bir nispetsizlik bulunup bulunmadığı, taşkın kapsamında olup olmadığı ve banka hesap kartı ile ödendiği iddia edilen 800 TL'ye ilişkin ilgili yerlerden belge ve kayıtlar getirtilerek sonucuna göre; delillerin bir bütün halinde takdiri ile sanıkların eyleminin, 5237 sayılı Kanun'da düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalıp kalmadığı hususu tartışılmadan eksik tahkikat ile yetinilip yargılamaya devamla yerinde yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, 2-Sanık ...'ın şikâyetçiye yönelik eyleminin yağma suçunun cebir ve/veya tehdit unsurunun ne şekilde gerçekleştiği ve/veya nelerden ibaret olduğunun karar yerinde tartışılmaması, 3-Sanık ... yönünden olay yerinde şikâyetçiye yönelik tehdit ve cebir eyleminin bulunmadığı, şikâyetçi tarafından imzalatılan senedin alınıp bulunduğu yerden çıkması şeklindeki iddianın senedin zorla alınmasına iştirak etmediğinin anlaşıldığı, kovuşturma aşamasında şikâyetçinin cep telefonunun kendisine diğer sanık ... tarafından satıldığı ve sonra kendisinin de bunu 2. el olarak satıp paraya çevirdiğinin savunulması karşısında 5237 sayılı Kanun'un 165. maddesinde tanımlanan suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunu oluşturacağının gözetilmemesi hususları hukuka aykırı bulunmuştur. Açıklanan nedenle, sanık ... ve sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 20.02.2023 tarihli ve 2022/423 Esas, 2023/407 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 21.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Oluş ve dosya içeriğine göre; şikâyetçinin sanık ...'ya ait "... Bar'" adlı kulübe eğlenmek amacıyla gittiği, bir müddet burada eğlendiği, alkol aldığı, şikâyetçinin söz konusu barda bulunduğu sırada burada çalışan kadınların da belli bir süre eşlik ettikleri, şikâyetçinin hesap istediği, hesabın 5.200,00 TL geldiği, şikâyetçinin hesabın beklediğinin çok üstünde bir tutar olması nedeniyle hesaba itiraz ettiği, ancak 800,00 TL'lik bölümünü kardeşine ait kredi kartı ile ödediği, kalan kısmını ödemeyeceğini bildirmesi nedeniyle sanık ...'nın "hesabı ödeyeceksin a..na koyduğumun oğlu" diyerek tokat attığı, sonrasında sanıklar ... ve ...'nın şikâyetçiyi dövdükleri ve işyerinde zorla alıkoydukları, şikâyetçinin araba ve evinin anahtarlarını, cep telefonu ile cebindeki 600,00 TL civarında nakit parasını aldıkları, ayrıca sanık ...'nın şikâyetçiye zorla 4.000,00 TL tutarlı iki adet senedi imzalattığı ve suça konu cep telefonunu 2. el olarak sattığı olayda, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, bununla birlikte şikâyetçinin suç tarihi itibariyle barda eğlendiği sırada tükettiği içki ve mezelerin fiyatlarının çok üzerinde bir hesabın istendiği, ayrıca şikâyetçiye ait cep telefonu, evin ve otomobilinin anahtarının da alınması, 800,00 TL ödemesine rağmen şikâyetçinin üzerinde bulunan 600,00 TL'nin alınması ve ayrıca 2 adet senet imzalatılması nazara alındığında hesaba ilişkin adisyon veya diğer kayıtların getirtilerek inceleme yapılmasının yargılamaya katkı sağlamayacağı düşüncesinde olduğumdan sanıkların yağma suçundan mahkûmiyetine ilişkin ilk derece mahkemesini kararının esastan reddine dair istinaf mahkemesi kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma ilâmına iştirak etmiyorum.