T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1478 KARAR NO : 2026/186 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 08/03/2022 NUMARASI : 2021/513 Esas 2022/168 Karar DAVA: İtirazın İptali (Şirket ortaklığından kaynaklanan) Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulün…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1478 KARAR NO : 2026/186 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 08/03/2022 NUMARASI : 2021/513 Esas 2022/168 Karar DAVA: İtirazın İptali (Şirket ortaklığından kaynaklanan) Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tarafça istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Tasfiye halinde ... Limited Şirketi'nden kaynaklı vergi borcunun müvekkili tarafından davalı tarafa rücu edilmek üzere ödendiğini, iş bu şirketteki davalı tarafın ortaklı payının %90 olduğunu, bahse konu davalı hissesine tekabül eden ve hali hazırda ödenen bakiye 78.298,44 TL borcun tahsili talebi ile İstanbul 29. İcra Müdürlüğünün ... E.(Gaziosmanpaşa 6.İcra Müdürlüğü'nün ...E.) sayılı dosyasında takip yapıldığını, bunun üzerine bahse konu takipteki borca haksız ve hukuka aykırı bir şekilde itiraz edildiğini, Zincirlikuyu Vegi Dairesi Müdürlüğüne yapılan ödemelere dair makbuz suretlerinin dilekçe ekinde sunulduğunu, makbuzu düzenleyen vergi memurunun makbuzun arkasına bahse konu ödemelerin müvekkili tarafından yapıldığını açıkça yazdığını, müvekkilinin bahse konu ödemelerin bir kısmını nakden vergi dairesinde ve 10.284,21 TL'lik kısmını ise kızı ...'ün ... Bankası TAO ... şubesi aracılığı ile ödediğini beyan ederek; davacı müvekkilinin alacaklı olduğu İstanbul 29. İcra Müdürlüğü'nün ... E.(Gaziosmanpaşa 6. İcra ... E.) sayılı dosyasında davalı tarafça yapılan itirazın iptal edilmesine ve takibin devamına, asıl alacağın %40'ından az olmamak kaydı ile icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; Mahkemenin görevsiz olduğunu, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, davacı tarafın vergi borcunu ödediğinden bahisle rücuen tazminat talep ettiği şirketin, müvekkili ... ve dayısı ...'ün ortak olduğu bir limited şirketi olduğunu, şirketin idaresinin 12 Mart 2008 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği üzere müdür olarak tayin edilen ... tarafından yürütüldüğünü, davacı vekilinin davasına dayanak olarak göstermiş olduğu 6183 Sayılı Kanunun 35/1 maddesinde "Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar." şeklinde düzenleme yapıldığını, 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinde ortaklara payları oranında başvurma hakkının yalnızca amme alacağının tahsilini gerçekleştirecek olan idareye verildiğini, davacının rücuen ödeme talep etme hakkının bulunmadığını, ayrıca dava ile rücuen ödemesi talep edilen vergi borcundan şirketin münferiden müdürü olan ...’ün şahsi olarak sorumlu olduğunu, hem müdür hem de şirket ortağı olarak kendi sorumluluğu dâhilinde yapmış olduğu ödemeyi rücuen talep etmesinin mümkün olmadığını beyan ederek; davanın usul ve esas bakımlarından reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olduğundan, takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tarafların ortağı oldukları tasfiye halindeki ... . Ltd. Şti isimli şirketin 2016-2020 vergi dönemine ilişkin vergi borçlarının davacının kendi hesabından şirket adına vergi dairesine ödendiğinin vergi kayıtları ve sunulan ödeme makbuzlarından tespit edildiği alınan bilirkişi raporunda davacı tarafından ödenen vergi borçlarının 78.298,39 TL olduğu, tarafların ortağı olduğu tasfiye halindeki şirketin 17/01/2015 tarihinde tasfiye sonu beyan edildiği, her ne kadar bilirkişi raporunda dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtları incelenmediğinden şirketin ödeme gücünün olduğu ya da olmadığının defter üzerinden tespitinin mümkün olmadığı belirtilmişse de dava dışı şirketin tasfiye sonu beyanında “şirketin aktif ve pasifinin olmadığı, alacak ve borcunun olmadığı" beyan edildiği böylece 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35. Maddesi gereğince dava dışı şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılmakla amme alacağından sermaye hisseleri oranında ortaklar doğrudan doğruya sorumlu olduğundan; 6183 sayılı yasanın 35. maddesi uyarınca limited şirket ortağı davalının kamu alacağından %90 sermaye hissesi oranında(70.468,55 TL) sorumlu olduğu, bilirkişi raporundaki hesaplama dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olmakla hükme esas alınmış ve davanın kısmen kabulü ile davacı tarafın başlattığı İstanbul 29. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyasında borçlu davalı tarafından 70.468,55 TL alacağa yönelik yapılan itirazın iptaline, takip tarihinde sonra davacı tarafın faiz talebinde bulunduğu ancak hangi tür faiz olduğu konusunda açıklayıcı beyanda bulunulmadığından takibin takip tarihinden itibaren alacağa yasal faiz işletilerek aynen devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine alacak yargılamayı gerektirdiğinden ve likit olmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine... " gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ... Limited Şirketi'nde müvekkili ... ve davacı ... ortak olmakla birlikte, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 12.03.2008 tarihli, 7018 sayılı ilanıyla davacı ...'ün ilk 20 yıl için tek başına müdür olarak seçildiğini ve münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığını, davacı tarafın şirketin kanuni temsilcisi olduğunu, kanuni temsilcinin, şirket ortağına rücu imkanı bulunmadığını, kanunlarda yalnızca asıl borçluya rücu imkânının düzenlendiğini, şirket ortaklarına başvurma imkanının sadece idareye tanındığını, bilirkişi raporunda davacı tarafça söz konusu ödemelerin hangi sıfatla, başka bir anlatımla kanuni temsilci sıfatıyla mı yoksa ortak sıfatıyla mı yapıldığının belirli olmadığının tespit edildiğini, Mahkeme tarafından da vergi dairesinin hangi sıfatla davacı tarafın sorumluluğuna başvurulduğuna dair ödeme emirleri vs. incelenmediğini, bilirkişi raporunda yalnızca dosya içerisinde bulunan makbuzların incelendiğini, makbuz içeriklerinin incelenmediğini, şirket adına düzenlenen vergi cezalarında kanuni temsilcinin bizzat sorumlu olduğunu, gecikme faizi ya da gecikme zammı gibi borçların da rücu imkânı bulunmadığını, sadece makbuzlarda yer alan miktarlar üzerinden hisse miktarları bulunarak sorumluluk oranının tespit edildiğini, Gelir Vergisi Kanunu'nun Mükerrer 120. maddesine göre, mahsup süresi geçen geçici verginin aslının tahsil edilmesi mümkün olmayacağından, rücu etmek suretiyle de müvekkilinden alınamayacağını, davacı tarafça söz konusu ödemelerin kendi servetinden mi yoksa asıl borçlu şirketin varlığından mı ödendiğinin de ayrıştırılmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacı ortak tarafından ödendiği iddia edilen dava dışı şirketin vergi borçlarının (kamu borçlarının) davalı ortaktan rücuen tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davacı ile davalının hissedar oldukları dava dışı Tasfiye Hâlinde ... Limited Şirketi'nin vergi borcunun müvekkili tarafından vergi dairesine ödendiğini, davalı tarafın ortaklı payının %90 olduğunu, bahse konu davalı hissesine tekabül eden ve hâli hazırda ödenen bakiye 78.298,44 TL borcun tahsili talebi için icra takibi başlatıldığını ileri sürmüş, davalı da borçtan sorumlu olmadığını savunmuştur.Dosya kapsamında bulunan İstanbul 29. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 78.298,44 TL asıl alacak yönünden icra takibi başlatıldığı, davalı tarafından itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, ortak olan davalının ortağı bulunduğu şirket adına tahakkuk ettirilen ve davacı diğer ortak tarafından ödenen kamu borçlarından payı oranında sorumlu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.Limited şirket ortaklarının asli borcu, tüzel kişiliğe karşı taahhüt ettikleri sermayeyle sınırlı olup, ortak bu borcu yerine getirmekle sorumluluktan kurtulmuş olur (TTK m.573/2). Bu nedenle, ortağın limited şirketin borçlarından dolayı kural olarak sorumluluğu bulunmamaktadır. Anılan kuralın istisnalarından biri, 6183 sayılı AATUHK'nun 35. maddesinde düzenlenen limited şirketin kamu idaresine karşı ödenmeyen veya ödenmeyeceği anlaşılan borçlarıdır. Ortaklar, bu borçlarından dolayı payları oranında idareye karşı sorumludurlar. Bu sorumluluk, idareye karşı bağımsız bir sorumluluk olup, anılan Kanuna 5766 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle payın devri halinde dahi ortadan kalkmayan bir nitelik kazanmıştır.Kural olarak vergi borcu şirkete aittir bu nedenle bu borcun şirket tarafından ödenmesi gerekir. Ancak VUK'nın 11. maddesi ile 6183 sayılı Yasanın mükerrer 35. maddesine göre limited şirket ortaklarının payları oranında, şirketten tahsil edilemeyen kamu borçlarından sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; dava dışı şirketin sicil kaydının kapalı olduğu, davalı ortağın sermayesinin 90.000,00 TL, davacı ortağın aynı zamanda tasfiye memuru olduğu ve sermayesinin 10.000,00 TL olduğu, 11.03.2016 tarihli TTSG'ndeki ilanda tasfiye sonu 29.02.2016 tarihli ortaklar kurulu kararının 07.03.2016 tarihinde tescil edildiği, ilanda tasfiye sonu beyanda şirketin aktif ve pasifinin olmadığı, alacak ve borcunun olmadığının beyan edildiği tespit edilmiştir.Ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; davacının 06.03.2008 tarihinden 06.03.2028 tarihine kadar şirketin münferit yetkilisi olduğu, dava dışı şirketin 13.12.2012 tarihinde tasfiyeye girdiği, davalının dava dışı şirkete 13.12.2012 tarihinde tasfiye memuru olarak atandığı, tasfiye ile ilgili olarak münferit imzası ile temsil ve ilzam etmesine karar verildiği,bu tarihten itibaren yönetim yetkisinin ve şirket adına ödeme yapma ve ticari defter ve belgeleri saklama yükümlülüğünün davalıda olduğu, şirketin tasfiyesinin sona ererek sicil kaydının terkin edildiği, 11.03.2016 tarihli TTSG ilanında 17.01.2015 tarihli tasfiye sonu beyanında şirketin aktif ve pasifinin olmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu vergi borçlarının ödendiği davalının da kabulündedir.213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun Kanuni Temsilcilerin Ödevi başlıklı 10. maddesi ''...(Ek fıkra:21/3/2018-7103) md.) tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır. (Ek fıkra 21/3/2018-7103/9 md.) Beşinci fıkra kapsamına girmeyen tüzel kişilerin tüzel kişiliklerinin veya tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin sona ermesi halinde sona erme tarihinden önceki dönemlere ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tüzel kişiliği olanların kanuni temsilcilerinden, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler (adi ortaklıklarda ortaklardan herhangi biri) ve varsa bunların temsilcilerinden herhangi biri adına yapılır." hükmünü içermektedir.Somut olayda; davacı tarafından ödemeler Vergi Dairesine 12.06.2013-24.08.2021 tarihleri arasında yani davalının tasfiye memuru olduğu dönemde yapılmıştır. Şirketin yönetimi, temsili ve ilzamı tasfiye memuruna geçmiştir. Müdürün görevi tasfiye işlemleri ile sınırlıdır. Ödemelerin tasfiye kapandıktan sonra dahi yapılması, bu ödemelerin davacının şahsi parasından yapıldığı iddiasını doğrulamaktadır. Davalının tasfiye memuru olarak düzenlediği tasfiye sonu bilançosunda şirket borcunu 0 olarak göstermesi de gerçek duruma uymamaktadır. Bu durumda davacının şahsi varlığından yaptığı ödemeleri davalıdan hissesi oranında talep etmesinde hukuka aykırılık görülmediğinden davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 3.610,26 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 05.02.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. KANUN YOLU : HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca dava konusunun miktarı itibariyle karar kesindir.