T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/95 - 2025/2885 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/95 KARAR NO : 2025/2885 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I Başkan : Üye : Üye : Katip : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MERSİN 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/09/2023 NUMARASI : 2020/... Esas, 2023/... Karar DAVACI : ... - VEKİLİ : Av. DAVALI : ... HESABI VEKİLİ : Av. İHBAR OLUNAN : 1- ... …
T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/95 - 2025/2885 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/95 KARAR NO : 2025/2885 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I Başkan : Üye : Üye : Katip : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MERSİN 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/09/2023 NUMARASI : 2020/... Esas, 2023/... Karar DAVACI : ... - VEKİLİ : Av. DAVALI : ... HESABI VEKİLİ : Av. İHBAR OLUNAN : 1- ... - VEKİLİ : Av. İHBAR OLUNAN : 2- ... - DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan) KARAR TARİHİ : 22/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/12/2025 Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.09.2023 tarih 2020/... Esas 2023/... Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların iddia ve savunmalarının özeti: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 22/05/2018 tarihinde dava dışı ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın davacı ...'nın sevk ve idaresindeki ... plakalı motorsiklet ve ... plakalı aracın çarpışması sonucu yaralamalı ve maddi hasarlı kaza meydana geldiği, kaza sonrası müvekkilin BTM ile giderilemeyecek şekilde ağır yaralandığı, tedavi gördüğü Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Engelli Sağlık Kurulunca %10 maluliyete ilişkin rapor verildiği, ancak raporun eksik incelemeye dayandığı, kaza tespit tutanağına göre olayda asli ve tam kusurlu olan ... plakalı aracın ZMMS poliçesi bulunmadığı, müvekkilin kazada kusuru olmadığı, KTK uyarınca PTT kanalıyla Genel Şartlarda belirtilen belgelerle 10/09/2018 tarihinde başvuru yapıldığı, hasar dosyası oluşturulduğu ve 17/10/2018 tarihinde asıl alacak olarak 65.276.00 TL ödendiği, gerçek zararın tespiti için 30/01/2020 tarihinde Gaziantep Arabuluculuk Bürosuna başvurulduğu ve taraflarca anlaşılamadığı, bu nedenle gerçek zararın hesaplanarak şimdilik 7.000.00TL geçici ve sürekli döneme ilişkin tazminatın davalı kuruma ilk başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki ve görev itirazı ile zamanaşımı def'inde bulunarak, davaya ilişkin delillerin tebliğ edilmediği, karşı tarafın başvuru şartının yasanın aradığı şekliyle gerçekleşmediği, müvekkil kurumca 65.276,00 TL ödendiği ve davacının kurumu ibra ettiği, makbuz, ibraname ve ödeme dekontundan anlaşılacağı üzere davanın konusuz kaldığı, aktüer raporu ile gerçek zararın belirlendiği ve hesaplanan tazminatın ödendiği, müvekkil kurumun sorumluluğunu yerine getirdiği, aktüer rapor alınacak ise ödeme yapılan tarihin hesaplamada esas alınması gerektiği, davacının maluliyet oranı ve kazaya karışan araçların kusuru ile zarar arasındaki nedensellik bağının tespit edilmesi gerektiği, ayrıca müterafik kusurun dikkate alınması gerektiği, müvekkilin sorumluluğuna teminat limiti ve kusur oranıyla sınırlı gidilebileceği, müvekkili temerrüde düşmediğinden faizin ancak dava tarihinden itibaren yürütülebileceği, KTK 90. maddesinin değiştirildiği, 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren Sigorta Genel Şartları uyarınca hesaplama yapılması gerektiği gerekçesiyle davanın reddi ile rücu hakkı nedeniyle davanın ... ve ...'a ihbarına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. İhbar olunan ... vekili cevap dilekçesinde özetle; husumet itirazı ile zamanaşımı def 'inde bulunarak, davalı tarafından müvekkile Mersin 4.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2020/... E. sayılı dosyasında rücu davası açıldığı, bu dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiği, malik olan müvekkilin aracı sürücü ...'e kazadan aylar önce uzun süreli kiraladığı, kira sözleşmesi ve alıntılanan Yargıtay kararları uyarınca işleten sıfatı bulunmadığından sorumluluğuna gidilemeyeceği, ayrıca araç teslim tutanağı ile teslim olgusunun gerçekleştiği, kira bedeline ilişkin senetler ile ödemenin ispatlandığı, kazanın araç park halinde işletilmiyorken gerçekleşmesi karşısında rücunun imkansız olduğu, zarar görenin kazanın oluşumunda işletenin kusurunu kanıtlaması ve zarar ile kaza arasında uyguün illiyet bağının belirlenmesi gerektiği, trafik sigortası yaptırma yükümlülüğünün kiracıya devredildiği, bu nedenle müvekkile kusur yüklenemeyeceği, davacının talep ettiği bedelin fahiş olduğu, ... Hesabının yalnızca bedensel zararı tazmin edebileceği, hesaplamanın yargıda geçerli yöntemlerce yapılması gerektiği, davacının ağır kusuru bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isteminde bulunmuştur. ISLAH: Davacı vekili 88.271,28 TL olarak talep etmiş oldukları miktarı 02.03.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile 167.067,36 TL'ye çıkararak ıslah etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ 25.09.2023 TARİHLİ KARARI: Yargıtay içtihatları ile belirlendiği üzere davalı ...atarfından davadan önce ödeme yapmış olması nedeni ile yapılan ödeme ile davacının zararının karşılanıp karşılanmadığının tespiti bakımından ödeme tarihindeki veriler kullanılarak hesaplama yapılmış ve ödeme tarihi itibarı ile davacının zararının yapılan ödeme ile karşılandığı anlaşılmakla geçerli ibraname ve tüm dosya kapsamı uyarınca davacının davasının reddine karar vermiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekili; Davacının gerçek zararının tespiti yönünde ilgili raporların alınmamış olduğunu, dava öncesi yapılan kısmi ödeme nedeni ile davacının alacağının karşılandığı iddiası ve bu yönde yüksek mahkeme içtihatları ile de mümkün olmadığını, ıslah dilekçesi ile artırdıkları miktarın taraflarına kısmen ödenene miktar arasındaki fahiş farkın olduğunu, gerçek zararın tespit edilmesi gerektiğini, bu nedenlerle kararın kaldırılmasını talep ettikleri anlaşılmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, trafik kazası sonucunda oluşan cismani zarar nedeniyle kalıcı iş göremezlik ve geçici iş göremezlikten kaynaklı maddi tazminat istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davacı vekili henüz davacının gerçek zararı tespit edilmeden raporlar dahi alınmadan yapılan kısmi ödeme nedeniyle zararın karşılanmış olduğu iddiasının yersiz olduğunu, davanın kabulü gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı tarafça dava konusu trafik kazası nedeniyle davacıya 23/10/2018 tarihinde 65.276,00 TL ödenmiş olduğu, davanın ise 13/04/2020 tarihinde açılmış olduğu anlaşılmıştır. Buna göre, mahkemece hükme esas alınan 30/01/2023 tarihli ek hesap raporunda; Anayasa Mahkemesinin 2019/... E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/... karar sayılı kararları, 2021/... Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiş olup, buna göre eldeki hesap raporunda TRH 2010 ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile asgari ücret baz alınarak, bakiye yaşam sürelerinin ve davacının zararının yerinde belirlendiği, ödeme tarihi verilerine göre hak sahibi kazalının maddi zararları toplamı, dava dışı sürücü kusuru oranında 53.712,49 TL olup sigorta şirketi tarafından kusur indirimi yapılmaksızın hesaplanan ve davacı hesabına ödenen toplam 65.276,00 TL'nin altında olduğunun hesaplandığı, buna göre ödeme ile toplam zararın karşılanmış olduğu anlaşılmakla raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine varılmış, mahkemece davanın reddine yönelik kurulan hükmün yerinde olduğu kabul edilmekle davacı vekilinin istinaf başvurusu reddine karar vermek gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacıların Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olduğu görülmektedir. Bilindiği üzere yabancı uyruklu vatandaşların Türkiye'de dava açabilmesi için bir teminat yatırması gerekmektedir. Şayet, yabancı uyruklu vatandaşın tabi olduğu ülke ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklılık ilişkisi kapsamında bir ikili anlaşma olması halinde ya da bir uluslararası sözleşme bulunması halinde ilgilinin bu teminatı yatırmasına gerek bulunmamaktadır. Bilindiği üzere, ülkemiz ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında henüz teminatın muhaf tutulmasına ilişkin olarak ikili bir anlaşma yapılmamıştır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un Teminat başlıklı 48. Maddesine göre; (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. Bu zorunluluk 6100 sayılı HMK'nın 114/son maddesi çerçevesinde dava şartı niteliğindedir. Ancak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı ... altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir. 2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir. 3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir. Ne varki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma konumunda olmayıp, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası korumu Kanununun 91. md.si gereği “Geçici koruma statüsünde“ (sığınmacı) oldukları, bu statünün geçici nitelikte de olsa taraflara uluslararası kuruma sağladığı, bu yönüyle MÖHUK 48/1.maddesinden doğrudan yararlanmaları değerlendirilebileceği gibi, bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/ Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir. (Anayayasa Mahkemesi 2019/26339 esas sayılı ve 17/5/2023 tarihli, Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem) Davacının kimlik bilgileri araştırıldığında kendisine yabancı kimlik numarası ile geçici koruma statüsü verildiği görülmektedir. Söz konusu yabancı kimlik numarası ülkemize yasal yollardan girmiş olan Suriye uyruklu vatandaşların koruma talebinde bulunmaları üzerine geçici sığınmacı statüsünde bulunan kişilere verilmektedir. Bu kapsamda davacıların Göç İdaresinden almış olduğu yabancı kimlik numarası ile sığınmacı başvurusunda bulunduğu, bu kapsamda ülkemizde yabancı kimlik numarası almak sureti ile geçici koruma statüsünde bulunduğu dolayısı ile AİHM kırılgan grup olarak nitelendirmiş olduğu grup içinde olduğu sabittir. Ülkemizin de taraf olduğu 1951 tarihli Uluslararası Cenevre sözleşmesi'nin 16. maddesine kapsamında, bir ülkede koruma talebi ile bulunmakta olan yabancı uyruklu kişilerin adli makamlara başvuruları sırasında herhangi bir teminat yatırmaları zorunluluğu bulunmamaktadır. Yine 6458 sayılı yasanın 88/1 maddesinde uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin, karşılıklılık şartından muaf olacağı kabul edilmiştir. Buna göre, yukarıda anılan AİHM kararı ile 6458 sayılı yasanın 91/1 maddesi ve 1951 tarihli Uluslararası Cenevre sözleşmesi'nin 16. maddesine kapsamında, ülkemizde yabancı kimlik numarası almak sureti ile geçici koruma statüsünde bulunan davacıların Anayasa'nın 36 maddesi ve AİHS 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının gereği olarak mahkemeye erişim hakkının temini bakımından bu aşamada dava açarken dava şartı niteliğinde olan teminat yatırması zorunluluğu aranmaksızın işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları kapsamında delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi yerinde görülmüştür. İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davanın reddine karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, peşin yatırılan 269,85 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 345,55 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile karar verildi. 22/12/2025 Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.