T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/9 KARAR NO : 2026/70 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2017/969 KARAR NO : 2021/449 KARAR TARİHİ: 14/04/2021 DAVA TARİHİ: 25/10/2017 DAVANIN KONUSU: Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 14/01/2026 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜ…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/9 KARAR NO : 2026/70 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2017/969 KARAR NO : 2021/449 KARAR TARİHİ: 14/04/2021 DAVA TARİHİ: 25/10/2017 DAVANIN KONUSU: Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 14/01/2026 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; Tarafların 08/03/2017 tarihinde kullanım hakkı ve hizmet sözleşmesinin imzalandığını, işbu sözleşme ile davalı tarafın aylık 550 TL + KDV yi sabit hizmet bedelini müvekkile ödemeyi kabul ettiğini ve sözleşmeyi imzalamasından sonra davacıya dört ay ödeme yaptığını, ancak davalı şirketin 12 haziran 2017 ve 22 haziran 2017 tarihlerinde davacıya gönderdiği bildirimler ile sözleşmeyi haksız şekilde tek taraflı olarak feshettiğini ihbar ettiğini, davalının davaya konu sözleşmeye göre sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkı olmadığı gibi davalının fesih bildiriminde fesih nedeni olarak ileri sürdüğü iddiaların da haksız ve mesnetsiz olduğunu, 08/03/2017 tarihli kullanım hakkı ve hizmet sözleşmesinin 23. Maddesi uyarınca davalı tarafın sözleşmeyi feshettiği tarih olan Haziran 2017 tarihinden itibaren sözleşmenin bitimine kadar olan 33 aylık hizmet bedeli karşılığı ceza-i şartın, yani 649,00 TL * 33 ay = 21.417,00 TL nin dava tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile davacıya ödemesi gerektiğini, davalı şirketin menkul, gayrimenkulleri ve 3.şahıslardaki hak ve alacaklarının teminatsız ve yahut uygun bir teminat karşılığı ihtiyaten haczine karar verilmesi gerektiğini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesin talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın davasını dayandırdığı sözleşmeyi ibraz etmediğini ve taraflarına tebliğ edilmediğini, davalının elinde de böyle bir sözleşme olmadığını, usul eksikliği nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, davalıya atfedilen imzayı kabul etmediklerini, davanın dayandırıldığı sözleşmenin 1+3 yıl süreli olup bir yılın dolmasından sonra tarafların fesih bildiriminde bulunmadığı taktirde 3 yıllığına yenilenmiş sayılacağını, davacı tarafın beyanına göre sözleşmenin ilk 1 yılı dahi dolmadan fesihin gerçekleştiğini, davacı tarafın davalıya vermiş olduğu hizmetin bedelini hizmet süresi içerisinde tamamıyla tahsil ettiğini, dava konusu rakamın düşük bir tutar olması ve müvekkil şirketin büyüklüğü karşısında ihtiyati haciz talebinin yersiz ve haksız olduğunun açık olduğunu, kaçması veya mal kaçırması iddialarının söz konusu dahi olmadığını, bu nedenlerle davanın usulden ve esastan reddine, ihtiyati haciz talebinin reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince''... Taraflar tanık deliline dayanmış, tanıkları dinlenmiştir. Davacı tanığı ...beyanında; "Davalı ile yaptığımız hizmet sözleşmesinde kendilerine fotokopi makineleri kiraladık biz bu kiralamada periyodik bakımlarınıda yaptık. 3 yıl kadar belki daha da fazla aramızdaki sözleşme ayakta kaldı. Bir gün davalı şirketin bilgi işlem departmanından ... bey den mail aldık. Sözleşmenin fesih edileceğini makineleri geri almamızı istedi. Bizde bunun üzerine ziyaretlerine gittik kendilerine nedenlerini sorduk. Fiyatların yüksek olduğunu beyan ettiler kendilerine indirim yapabileceğimizi söyledik. Bize geri dönüş sağlayacaklarını söylediler ayrıldık. Daha sonra bizimle makinelerinizi gelip alın. Sözleşmeyi fesh ediyoruz. Dediler bu sözleşme nedeniyle zarara ve haksızlığa uğradık. Makinelerle ilgili herhangi bir kullanımdan kaynaklı şikayetleri olmamıştır. Kendileri makine değişimi talep etmişlerdir. Alt kattaki makineleri başka modellerle değiştirilmiştir. Sözleşme değiştirilerek yenilenmiştir. Ayrıca yapılan ödemelerde yeni sözleşme tutarına göre yapılmıştır" Demiştir. Davacı tanığı beyanında; "ben davacı şirkette teknisyenim. Davalı şirkete 2016 mayısta 2017 yılı sonuna kadar verilen makinelerle ilgili kontrollere gittim. Makineler arıza yaptığında eş değer makineler taktım. Davalı şirkete hizmette hiçbir sıkıntı yaratmadık. Cumartesi bile hizmet verdiğimiz oldu. Fakat bir kaç kez gittiğimde Davalı çalışanı ... bey bize fiyatlarınız pahalı biz başka firmalarla çalışacağız gibi sözler söyledi. Bizim hizmetimiz konusunda fiyatlarımızda makuldür. En son makineleri almaya da ben gittim. Başka makineler kurulmuş. Bizim makineleri de bir kenara koymuşlardı.2016 yılından önce şirket çalışanlarından ... Bey, ... bey ve ... bey' in davalıya hizmet verdiğini hatırlıyorum. Ayrıca bize herhanggi bir haber verilmeden aniden gelin makinelerinizi alın dediler. Makineleri geri aldığımızda herhangi bir sorun yoktu." demiştir.Davalı tanığı ... beyanında; " Davacı şirket ile yapılan sözleşmenin bir örneği bize sunulmamıştır, kendilerinden toner ve yazıcı hizmeti alıyorduk, aylık çalışıyorduk, bunuda ay sonunda davacı firma faturasını kestiğinde ödemesini yapıyorduk, 4-5 sene civarında bu firma ile çalıştık, çok eski bir sözleşme var, bu sözleşmeniin süresi bittikten sonra fatura usulüne döndük, son 3 ayda da hizmetlerini aksatmaya başladılar, bunu mail yoluyla ihtar ettik, uyardık, düzelme olmadı, bizde başka bir mail ile çalışmayacağımızı bildirdik, hizmet aksamasından kaynaklı olarak firmamızın zararı olmuştur, maddi zarardan çok iş işleyişimizde zarar gördük" demiştir.Davalı tanığı ... beyanında; Biz davacı şirketle 2014 yılında 1+4 yıllık sözleşme imzaladık 2017 yılının başında büyük bir fotokopi makinamz arıza yapmaya başladı. Arızayı davacıya bildirdik. Davacı bu makineye geldi baktı tamir olamayacağını masrafının çok olacağını söyledi ve bize yeni bir makine sözü verip gittiler. Daha sonra yeni bir makine verildi. Bu kez sözleşme yenilendi sözleşme 1+3 yıllık oldu fakat bu makina da arıza yaptı, yerine yeniden yeni makine vereceklerini söyleyerek bize idare edin dediler. Biz 2 ay kadar idare ettik fakat bu makine yüzünden işler çok aksadı. Makineyi değiştirmeleri konusunda... bey ile görüştük. Değiştireceklerini söyledi. Fakat bir türlü yeni makine gelmedi. Gelen makineler eski makine oldu. Yeni makine gelmeyince sözleşmeyi feshetmek zorunda kaldık. Bu olaydan önce bir itilaf yoktu. 08/03/2017 tarihli sözleşmeyi imzalayan kişi benim." demiştir. Tarafların delilleri toplanarak, dosyadaki bilgi ve belgeler, tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sunulan sözleşme değerlendirilmesi için sözleşme hukukunda uzman bilirkişi ile SMM bilirkişiden heyet oluşturularak teknik ayrıntıları gösterilen dosyada mübrez bilirkişi raporu tanzim ettirilmiştir.Dosyada mübrez bilirkişi raporunda özetle; davacı ve davalı şirkete ait 2017 yılı ticari defterlerinin lehlerine delil olduğu taraflar arasında alacak borç yönünden herhangi bir ithilafın olmadığı , gerek tanık ifadelerinden gerekse dosyaya sunulu e posta yazışmalarından taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin 2014 yılından beri devam ettiği, davalı tarafça fesih gerekçelerinin somut delillerle ortaya konulamadığı, taraflar arasındaki sözleşmede cezai şart bedeli olarak 550 TL ifadesinin yer aldığı, sözleşmenin feshedildiği 22/06/2017 tarihi itibariyle davacının 33 aylık süre için cezai şart bedeli isteyebileceği bunun 18.150,00 TL olduğu faizinin de 7.148,49 TL olduğu mahkememizce bu kabul edilmediği taktirde 8 aylık cezai şart bedelinin 4.400,00 TL olduğu, faizinin 1.732,97 TL olarak hesaplandığı tespitlerine yer verilmiştir. Taraf itirazları üzerine sözleşme hukukunda uzman bilirkişiden ek rapor alınmış, görüşünü korumuştur.Mahkememizce bilirkişi raporu hükme esas alınmamıştır. Bilirkişi delili HMK içerisinde takdiri deliller arasında yer alıp mahkememiz bu hususu serbetçe değerlendirmiştir. Yapılan yargılama sonunda toplanan tüm deliller ile denetlenip benimsenen ve somut olaya uygun görülen bilirkişi raporundaki gerekçeler ve hesaplamalara göre; taraflar arasında yazıcı kullanım hakkı ve hizmeti konusunda hizmet sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin davalı tarafından fesih edildiği uyuşmazlık konusu değildir. Eser sözleşmesi hangi nedenle feshedilirse edilsin taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi sona erecektir, bu durumda ise yüklenicinin yaptığı iş bedelinin hesaplanmasının sözleşmenin feshi nedeni ile hangi tarafın kusurlu olduğunun önemi yoktur, fakat davacı davalıdan cezai şart isteminde bulunmuştur, Cezai şart, sözleşme hükümlerine aykırı davranılması halinde, aykırı davranan tarafın, ana sözleşmede yer alan bir ceza hükmü veya bağımsız bir ceza sözleşmesiyle diğer tarafa ödemeyi üstlendiği fer’i nitelikte bir edim borcudur. Sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın istenebilmesi için borçlunun kusurlu bulunması gerekir. Sözleşmeye aykırı davranan borçlu, sözleşme serbestliği çerçevesinde düzenlenen cezadan sorumlu olur. Ancak alacaklı tarafın da kusurlu bulunmaması zorunludur. Yani lehine ceza öngörülen yararına cezaya hükmedilebilmesi için kusurlu bulunmaması genel hukuk prensiplerindendir. Bu nedenle eldeki davada tarafların kusur durumu irdelenmelidir. Sözleşmenin, her iki tarafın ortak kusuru ile sona erdiği durumda taraflar birbirlerinden cezai şart isteyemez. Somut olayda davalı taraf davacıya e- mailler yoluyla şikayetlerini dile getirerek düzeltme istemlerine rağmen düzeltme yapılmaması nedeniyle sözleşmeyi feshetmiştir. Bu konuda tanıkta dinleterek savunmasını desteklemiştir. E maillere cevap vermeyen davacı tarafça davalının bu feshinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Davacının sözleşme gereği üzerine düşen edimleri gereği gibi yerine getirdiğine dair dosyada bu iddiasını teyid eden herhangi bir bilgi ve belge yoktur. Davacı tanıkları feshe dönük değil hizmetin işleyişine ilişkin beyanda bulunmuşlardır. Mahkememizce sözleşmenin her iki tarafın ortak kusuru ile sona erdiği kanaati oluşmakla davanın reddine" dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili tarafından süresinde sunulan istinaf dilekçesinde özetle, davalı tarafın feshin haksız olmadığı yönündeki iddiasını ispatla yükümlü olduğu, sözleşmenin 23. Maddesi uyarınca kararlaştırılan cezai şartın taraflardan birinin sözleşmeyi haksız olarak feshetmesi halinde cezai şartın talep edilebileceği, sözleşmeden kararlaştırılan cezai şart - müspet zararın tazminin talep edildiği ve davanın kabulüne dair karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nin 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava cezai şart istemine ilişkindir.Taraflar arasında düzenlenen ''kullanım hakkı ve hizmet sözleşmesi''nin incelenmesinde, davacının hizmet sunan, davalının ise hizmet alan (müşteri) sıfatıyla yer aldığı, şirketin müşteriye sözleşme süresi dahilinde tatminkar kopya kalitesi vermeyi taahhüt ettiği, şirketin müşterinin talebi üzerine normal iş saatlerinde gerekli teknik servis , sarf malzemeyi vermeyi yedek parça değişimini ayrıca ücret talep etmeden hizmet bedeli bölümünde belirtilen husular çerçevesinde sağlayacağı, belirtilmiştir.Sözleşmede ''KULLANIM HAKKI VE HİZMET BEDELİ'' bölümünde, aylık sabit kira bedelinin 550 TL+KDV, cezai şart bedelinin 550 TL olduğu, 08/03/2017 tarihli sözleşmede kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 23. Maddesinde '' Müşteri sözleşme maddelerinde belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmediği taktirde ''Hizmet bedeli''kısmında belirtilen cezai şart bedeli ile kalan sürenin çarpımından meydana gelen tutarı , cezai şart bedeli olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Cezai şartın fahiş olduğundan bahisle tenkisini isteyemeyecektir.'Sözleşmenin 25. Maddesinde '' İşbu sözleşme 1+3 sene olarak düzenlenmiş olup, ilk bir yıl sonunda ŞİRKET sözleşmede belirtilen yükümlülükleri eksiksiz olarak yerine getirdiği taktirde kendine otomatik artı 4 yıl yenilecektir'' denilmektedir. Fesih bildirimleri:Davalı tarafça davalıya gönderilen 12 Haziran 2017 ve 22 Haziran 2017 tarihli maillerde, arızalı fotokopilerin onarılmadığı, , fiyatların çok yüksek olduğu belirtilerek çalışmayı iptal etmek istedikleri bildirilmiştir. Bilirkişi raporları: Bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 10704/2020 tarihli raporda, davacı ve davalı şirkete ait 2017 yılı ticari defterlerinin lehlerine delil olduğu taraflar arasında alacak borç yönünden herhangi bir ithilafın olmadığı , gerek tanık ifadelerinden gerekse dosyaya sunulu e- posta yazışmalarından taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin 2014 yılından beri görüşmelerin daha çok telefon aracılığıyla gerçekleştiği, davalı tarafça fesih gerekçelerinin somut delillerle ortaya konulamadığı, davalının feshinin haklı sebeple gerçekleştiğinin ispata yeterli olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede cezai şart bedeli olarak 550 TL ifadesinin yer aldığı, sözleşmenin feshedildiği 22/06/2017 tarihi itibariyle davacının 33 aylık süre için cezai şart bedeli isteyebileceği bunun 18.150,00 TL olduğu faizinin de 7.148,49 TL olduğu, bu kabul edilmediği taktirde 8 aylık cezai şart bedelinin 4.400,00 TL olduğu, faizinin 1.732,97 TL olmak üzere toplamda 6.132,97 TL olarak hesaplandığı belirtilmiştir. Bilirkişi ... tarafından düzenlenen 24/03/2021 tarihli ek raporda, cezai şarta ilişkin olarak kök raporda değerlendirmelerin yapılmış olduğu belirtilmiştir.Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda davacının kusurlu olduğu ve iş bu nedenle cezai şart isteminde bulunamayacağı belirtilerek davanın reddine dair karar verilmiş, davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Sunulan istinaf sebeplerinin incelenmesi:Sunulan istinaf yasa yolu başvuru dilekçesinde cezai şart ile birlikte müspet zararında tazmininin talep edildiği belirtilmiş ise de, sunulan dava dilekçesinde 33 aylık hizmet bedeli karşılığı cezai şart bedeli olan 21.417,00 TL' nin tahsilini talep ettiği belirtildiğinden, cezai şart istemine ilişkin sunulan itirazlar incelenmiştir. -Mahkeme kararının incelenmesinde ve itirazların değerlendirilmesinde, sözleşmenin feshinden dolayı sözleşme maddeleri uyarınca kararlaştırılan cezai şart hükümleri yönünden tazminat talebinde bulunabilmek ve cezai şart bedeline hak kazanabilmek için kusursuz olunmasının gerekip/gerekmediği incelenmiştir. Ceza koşulu, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi üstlendiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Ceza koşulu zararı tazmin amacı değil, sözleşmeden doğan borcun ifasını sağlama amacı güder. Ceza koşulu, borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi hali için kararlaştırılır. Bu bakımdan ceza koşulu, koşula bağlı bir edim taahhüdüdür. Burada geciktirici koşul söz konusudur. Şart, muaccel bir asli edimin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesidir. Bu nedenle, asıl edim hiç veya gereği gibi ifa edilmediği takdirde koşul gerçekleşir ve kararlaştırılan ceza koşulu, yani yan edim (fer'i borç) muaccel hale gelir. Ceza koşulunun yan borç niteliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder; ceza koşulu muaccel olduktan sonra bağımsız bir alacak niteliği kazanır. (Prof. Dr. Fikret Eren, Dr. Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Ankara 2022, Cilt III, s..2857, 2861). Cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri de, borcun ifa edilmemesinden doğacak zararı önceden ve götürü şekilde tespit etmektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Köksal Kocaağa, Türk Özel Hukukunda Cezai Şart (BK. m. 158-161), Ankara 2003, s. 40-42).6098 sayılı TBK'nın 179. maddesinde cezai şartın türleri seçimlik cezai şart (TBK 179/1), ifaya eklenen cezai şart (TBK 179/2) ve ifa yerine cezai şart yani dönme cezası (TBK 179/3) olarak düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 179/1 hükmüne göre; "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir." Borçlu, borca uygun hareketle yükümlü olup, bu hükme göre taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesini ya da ceza koşulunu ödenmesini kararlaştırmış olabilirler ancak bu durumda seçim hakkı alacaklıya tanınmıştır. Alacaklı borcun aynen ifasını talep edebileceği gibi bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini de talep edebilir. Şart gerçekleştiği, yani asıl edim hiç yada gereği gibi ifa edilmediği takdirde, alacaklının seçimlik yetkisi doğar. Ne var ki, bu yetki ne tam anlamıyla seçimlik bir yetki ne de gerçek anlamda seçimlik bir borçtur. Ancak hakim görüş bu yetkiye kıyas yoluyla seçimlik borç hakkındaki hükümleri uygulamaktadır. Buna göre alacaklı ceza koşulu muaccel olunca seçimlik bir hakka sahip olmaktadır. Bu hak niteliği itibariyle değiştirici yenilik doğuran bir haktır. Her yenilik doğuran hak gibi kullanıldıktan sonra bundan da dönülemez. Bu itibarla alacaklı seçim hakkını kullandığı zaman, seçmiş olduğu borç kesin borç haline dönüşür ve artık bundan dönemez, bunu geri alamaz. (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s.2864).6098 sayılı TBK'nın 179/2 hükmüne göre; "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir." Bu hükme göre, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir.6098 sayılı TBK'nın 179/3 hükmüne göre; "Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır." Burada borçlu, borcu ifa yerine bizzat ceza koşulu ödemek suretiyle borçtan kurtulma olanağına sahiptir. Yani ceza koşulu ifanın yerini aldığı için borçlu borca aykırı davranmamakta, borcu ifa yerine ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeden dönebilmektedir. Cezai şart ile borçlunun kusuru ve alacaklının zararı arasındaki ilişki ise TBK'nın 180.maddesinde; "Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir. Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez." düzenlemesi yer almaktadır. ''.... Burada cezanın ödenmesi için borçlunun kusurunun bir koşul olarak gerekli olup olmadığı doktrinde tartışmalıdır. Bir görüşe göre, TBK m. 180/I de kusurdan söz edilmediği için borçlu ister kusurlu ister kusursuz olsun, alacaklı ister zarar görsün ister görmesin kararlaştırılan ceza ilke olarak ödenir.......Buna karşılık bir görüşe göre ceza koşulunun gerçekleşmesi için bor.lunun kusurlu olması şarttır. Ancak, TBK m. 112'de olduğu gibi burada da borçlu kusursuz olduğunu ispat ederek ceza koşulu ödeme sorumluluğundan kurtulabilir. '' (bkz. Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler s:1344) Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2021/6625 E 2022/2797 K. Sayılı ilamında ''...Cezai şart, asıl borca ilişkin olarak yapılan ek bir anlaşmadır. Bu anlaşma ile borçlu, BK.'nun 96.maddesinde (TBK.'nun 112.maddesi) belirtildiği gibi, borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemiş olması halinde alacaklıya karşı teminat niteliğinde bir edimi yerine getireceği taahhüdünde bulunmaktadır. Ayrıca, cezai şart müspet zararı temsil etmektedir. Müspet (olumlu) zararın tazmininde; tazminat isteyen kişi hem sözleşmeden dönen taraf olmamalı ve hem de kusuru bulunmamalıdır. Aksi halde sadece, karşı tarafa kazandırdığı yararlı şeylerin iadesini, nedensiz zenginleşme kurallarına göre talep edebilir. Tazminat borcunun doğması için temel koşul "kusur" olduğundan, tazminat isteyen tarafın "kusursuz" olması gerekir. Bir tarafın "az kusurlu", diğer tarafın "çok kusurlu" olmasının bir önemi yoktur. Az kusurlu olan taraf da sözleşmenin bozulmasına kusuruyla sebebiyet vermiş sayılacağından tazminat isteyemez. Bu gibi durumlarda feshe taraflar "ortak kusuru" ile sebebiyet vermiş olacaklarından tazminat istenemez.'' belirtilmektedir. Somut davada, dinlenen tanık beyanları, bilirkişi raporları ve tüm deliller ışığında inceleme yapıldığında, taraflar arasında 08/03/2017 tarihli hizmet sözleşmesinin düzenlendiği, dosyada mübrez taraflar arasındaki yazışmalardan davacının sunduğu hizmete yönelik davalı tarafça hizmetin gereği gibi yapılmadığını ve eksikliklerin giderilmesi talebinde bulunulduğu ve davalı tarafça iş bu hizmet sözleşmesinin ilk 1 yıl dolmadan 22/06/2017 tarihinde davalı tarafça feshedildiği anlaşılmaktadır. Düzenlenen sözleşme uyarınca davacının işyerine fotokopi makinelerinin konulması, kurulumunun yapılması ve bakımının yapılması üstlenilmiş olup, uyuşmazlığa konu davada sözleşmenin davalı tarafça feshi nedeniyle cezai şart isteminde bulunulmuştur. Dosyada yer alan tespitlerden davalı tarafça yapılan fesih bildiriminin haklı nedene dayandığının kabulü gerekmektedir. Nitekim davalının, davacıya gönderdiği maillerde yazılı olan hususların iyileştirildiğine dair somut bir veri veya belge dosya kapsamında yer almamaktadır. Bu haliyle, davacının sunmayı taahhüt ettiği hizmeti gereği gibi yerine getirdiğinden bahsedilemeyecektir. TBK madde 112 'de borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmediği müddetçe, alacaklının zararını gidermekle yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır. Yukarıda yer alan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, 6098 sayılı TBK'nın 179/1 hükmüne göre kararlaştırılan cezai şarttan davalının sorumlu tutulamayacağı açıktır. Nitekim, davacının sözleşmenin bozulmasına kusuruyla sebebiyet vermiş sayılacağından tazminat isteyemeyeceği yukarıda açıklanmış olup, mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair karar verilmesi yerindedir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hizmet sözleşmesi olup, gerekçeli kararda , taraflar arasındaki sözleşmesinin hizmet sözleşmesi olduğu belirtildikten sonra gerekçeli kararın 4. Sayfasında eser sözleşmesi olarak belirtilmesi hatalı olup, bu husus eleştri konusu yapılmıştır. Açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf itirazı yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b.1 gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 672,70 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.14/01/2026