İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/11/2025 Mahkememizden verilen 10/10/2024 Tarih 2021/853 E. , 2024/1454 K. sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/06/2025 tarih ve 2024/6584 Esas 2025/4339 sayılı ilamı ile bozulmakla, dosyanın Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp duruşmalı olarak yapılan incelemesi sonucunda dosya ele alındı. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı şirketin 20/09/2019 tarihli 2016-2017-2018 yılları …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1230 KARAR NO : 2025/1577 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 22/10/2020 NUMARASI : 2019/623 Esas - 2020/517 Karar DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/11/2025 Mahkememizden verilen 10/10/2024 Tarih 2021/853 E. , 2024/1454 K. sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/06/2025 tarih ve 2024/6584 Esas 2025/4339 sayılı ilamı ile bozulmakla, dosyanın Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp duruşmalı olarak yapılan incelemesi sonucunda dosya ele alındı. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davalı şirketin 20/09/2019 tarihli 2016-2017-2018 yılları olağan genel kurul toplantısına davetin usulüne uygun yapılmadığını, toplantının usule aykırı şekilde gizli yapılmadığını, şirketin yönetim kurulu başkanı olarak tüm yetkilerle donatılmış olan davalı ...'in aynı zamanda şirketin 50.000 hisse üzerinden 41.500 hisseye sahip kurucu ortak olduğunu, şirketin kuruluşundan beri yönetim kurulu başkanı olduğunu, toplantının 4. gündem maddesinin 2016-2017-2018 yılları çalışmalarından dolayı yönetim kurulu ibrasına ilişkin olduğunu davalının bu maddenin oylanmasında TTK 436 maddesi gereğince oy kullanmasının yasak olduğunu, bu nedenle 2,3 ve 4 gündem maddelerinde kararların iptali gerektiğini, yine 5. ve 7. gündem maddelerinde de davalı yönetim kurulu başkanının oy yoksunluğu olmasına rağmen oy kullanması nedeniyle 5 ve 7. maddelerin de iptali gerektiğini ayrıca yönetim kurulu üyelerinin sadakat yükümlülüğü ve dürüstlük kuralına aykırı davranışları nedeniyle davalı şirket yönetimine kayyım atanmasına karar verilmesini, davalı şirketin 20/09/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısını yokluk ile malul olduğunun tespiti, olmadığı takdirde 2,3,4,5 ve 7 numaralı gündem maddelerinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı tarafın 20.09.2019 tarihli olağan genel kurul toplantısının ve gündem maddelerinin iptali taleplerinin reddi gerektiğini, 2016-2017-2018 yılları olağan genel kurul toplantısının 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ve şirket esas sözleşmesi hükümlerine uygun olarak yapıldığını, davacının öne sürdüğü iddialardan hiçbiri genel kurul toplantısının ve gündem maddelerinin iptalini gerektirecek nitelikte olmadığını, tüm işlemlerin usul ve yasaya uygun şekilde gerçekleştirildiğini, 2016-2017-2018 yılları olağan genel kurul toplantısına davetin usulüne uygun olarak yapıldığını, davacıların bilgi edinme haklarının engellenmeye çalışıldığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkil şirketin 20.09.2019 tarihli olağan genel kurul toplantısının gizli yapılmaması ve yetkisiz kişilerin katılmasının söz konusu olmadığını, davacı tarafın müvekkil şirkete kayyum atanması yönündeki taleplerinin de kabulünün mümkün olmadığını, davacıların hissedarları oldukları müvekkil şirkete karşı nitelikli dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarını işlemeleri nedeniyle; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2019/73388 sayılı soruşturma dosyası üzerinden suç duyurusunda bulunulduğunu, tüm bu nedenlerle; sadakat yükümlülüğüne ve dürüstlük kurallarına aykırı davranan davacı şirket ortaklarının haksız olarak açmış oldukları işbu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Bu haliyle davalı şirketin esas sözleşmesi, dosya kapsamında bulunan tüm belgeler, dava konusu 20/09/2019 tarihli genel kurul toplantı tutanağı birlikte değerlendirildiğinde, düzenlenen bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunması nedeniyle bilirkişi raporuna itibar edilerek yukarıda bahsedilen yasal düzenlemeler kapsamında davalı şirketin 20/09/2019 tarihli genel kurul toplantısında alınan 2,3,4,5,7 numaralı kararların yasaya ve hukuka aykırı olmasından dolayı iptallerine karar verilmiş, davacı tarafın davalı şirkete kayyım atanmasına yönelik talebine ilişkin davalı şirket yönetim kurulu başkanının sadakat yükümlülüğüne ve dürüstlük kuralına aykırı hareket etmesi gerekçe gösterilmişse de bu hususu ispatlar nitelikte somut ispat olmaması ve sırf bu gerekçeyle davalı şirkete kayyım atanmasının mümkün olmaması, kayyım atanması için şirkette yönetim boşluğu olması gerektiği, mevcut duruma göre daha önce seçilen yönetimin görevinin devam etmesi ve davalı şirkette yönetim boşluğu olmaması nedeniyle davacı tarafın davalı şirkete kayyım atanması talebinin reddine karar verilmiş, davacı tarafça davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olan ... aleyhine de dava açılmış ise de genel kurul kararının iptali davalarında husumetin şirkete yöneltilmesi gerekmekte olup, şirket ortağına veya yöneticisine husumet yöneltilmesi mümkün olmadığından davalı ... yönünden açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine," karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; 2016 tarihinde kurulan Zincirlikuyu şirketinin 3 yıl içerisinde herhangi bir faaliyeti olmadığını, yönetim olarak kötü yönetildiğini, geçen 3 yıllık döneme ilişkin olarak şirketin zararda olduğunu, şirket hesabında bulunan 8.000.000,00 TL paranın hesaptan çekildiğini ancak buna ilişkin olarak harcanan paranın akıbetinin ne olduğunun açıklamasının yapılmadığını, 2016-2017-2018 yılları arasında şirketi Olağan Genel Kurul Toplantısına çağırmadığını, 20.09.2019 tarihinde Olağan Genel Kurul toplantısını da yapma amacının sadece kendisini aklama çabası içerisinde yapılma gayesiyle yapıldığını, ancak bu toplantının çağrı usullerine riayet edilmediğini, Olağan Genel Kurul Toplantısında TTK hükümlerine aykırı şekilde karar alınmaya çalışıldığını, TTK md. 395-396 hükümlerine aykırı şekilde yönetim kurulu üyeleri tarafından rekabet yasağı engelinin kaldırılmaya çalışılmasının şirket ortakları arasındaki güven ilişkisini kırdığını ve yönetim kurulu üyelerinin sadakat yükümlülüğüne ve TMK md. 2 kapsamında dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil etmesinden dolayı şirket yönetimine kayyum atanmasını talep ettiklerini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; 20.09.2019 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısının ve gündem maddelerinin iptaline ilişkin verilen kararın kaldırılması gerektiğini, 2016-2017-2018 yılları Olağan Genel Kurul Toplantısının, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve şirket esas sözleşmesi hükümlerine uygun olarak yapıldığını, davacının öne sürdüğü iddialardan hiçbirinin genel kurul toplantısının ve gündem maddelerinin iptalini gerektirecek nitelikte olmadığını, işlemlerin usul ve yasaya uygun şekilde gerçekleştirildiğini, Yerel Mahkemenin haklı ve hukuka uygun olarak davacı tarafın davalı şirkete kayyım atanması taleplerini reddettiğini, davacıların açmış oldukları davalar ile davalı şirkete ait olan sözleşme haklarını gasp ederek kendilerine çıkar sağlamaya ve hissedarı oldukları şirketin zararına işlemler yaparak soyut iddialar ile faaliyetlerini engellemeye çalışmakta olduğunu, davacıların hissedarları oldukları davalı şirkete karşı nitelikli dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarını işlemeleri nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2019/73388 S. Sayılı dosyası üzerinden suç duyurusunda bulunulduğunu, sadakat yükümlülüğüne ve dürüstlük kurallarına aykırı davranan davacıların tek amacının, hissedarı oldukları şirketin çalışmalarını engellemek ve şirket üzerinden haksız kazanç elde etmek olduğunu, davalı şirketin 20.09.2019 tarihli Genel Kurul Toplantısında alınan gündem maddelerine ilişkin 2,3,4,5 ve 7 numaralı kararların iptallerine ilişkin kararın kaldırılmasını ve davacı tarafın davalı şirkete yönelik kayyım atanması talebinin reddine karar verilmesi talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava, davalı şirketin 20/09/2019 tarihinde yapılan 2016-2017-2018 yılı olağan genel kurulunda alınan 2,3, 4, 5 ve 7 nolu kararların iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dairemizin 10/10/2024 Tarih 2021/853 E. , 2024/1454 K. sayılı kararı ile; davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-(b)/1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı taraf vekilleri tarafından temyiz yasa yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/06/2025 tarih ve 2024/6584 Esas 2025/4339 sayılı bozma ilamı ile; "Davalı vekili 22.04.2021 tarihli istinaf dilekçesinde; “20.09.2019 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısının ve gündem maddelerinin iptaline ilişkin verilen kararın kaldırılması gerektiğini, 2016-2017-2018 yılları Olağan Genel Kurul Toplantısının, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve şirket esas sözleşmesi hükümlerine uygun olarak yapıldığını, davacının öne sürdüğü iddialardan hiçbirinin genel kurul toplantısının ve gündem maddelerinin iptalini gerektirecek nitelikte olmadığını, işlemlerin usul ve yasaya uygun şekilde gerçekleştirildiğini” ileri sürerek istinaf isteminde bulunmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 355. maddesinde "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re'sen gözetir." hükmünde yazılı bulunan sebeple bağlılık hususu bakımından, davalı vekilinin istinaf dilekçesinde istinaf başvuru nedenlerini ileri sürdüğünden, istinaf nedenlerinin gösterilmediği gerekçesiyle HMK'nın 355. maddesi hatalı yorumlanarak sadece kamu düzeni ile sınırlı olarak inceleme yapılmak suretiyle istemin esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. .. davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasına, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına," gerekçesi ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay bozma ilamı üzerine Dairemizce HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşma açılarak taraf beyanları alınmış, usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.Yargıtay bozma kararına uyulması halinde, bozma ilamı kapsamında inceleme yapılması ve karar verilmesi gerekir.İstinaf incelemesi bakımından uyuşmazlık, 20/09/2019 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptalinin gerekip gerekmediği, şirkete kayyım atanması şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır. TTK'nun 445.maddesinde toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten kişilerin, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabileceği düzenlenmiştir. İptal davası açabilecek kişiler başlıklı TTK. 446. Maddesi "1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c) Yönetim kurulu, d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir." şeklindedir.Genel kurul kararlarının yasa, anasözleşme ve afaki iyiniyet kurallarına aykırılık halleri ileri sürülerek iptalleri isteminde bulunabilmek için 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesi uyarınca, toplantıya katılan üyenin karara ret oyu kullanarak muhalif kalması ve bu keyfiyeti zapta geçirtmesi gerekir, oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesi veya ret oyu kullanılması alınan karara muhalif olunduğu anlamını taşımaz. (Yargıtay 11. HD, 08.12.2015 tarih, 2014/18887; 2015/13122 E.K sayılı emsal ilamı) TTK 447 maddesi uyarınca Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlar batıldır. Nispi emredici kuralların genel ve sürekli şekilde ihlaline ilişkin olmadığı sürece bir defalık ihlal eden genel kurul kararları da iptal edilebilir kararlardandır. (Prof.Dr.Erdoğan Moroğlu -Anonim Ortaklıkta GK Kararlarının Hükümsüzlüğü ,Güncellenmiş ve Genişletilmiş 7.Baskı, 2014 -sayfa 154).Doktrinde emredici hukuk kuralının koruduğu menfaate göre bir ayrım yapılarak bir sonuca varılması baskın olarak kabul edilmektedir. Buna göre; eğer emredici kanun hükmü kamu düzenine ilişkinse burada bir yokluk ya da butlan hali bulunacak; ancak kanun hükmü pay sahibinin menfaati korumaya yönelikse iptal edilebilirlik gündeme gelecektir. Doktrinde bazı yazarlar tarafından, kamu düzenine ilişkin olan emredici hükümler mutlak emredici hükümler, pay sahiplerinin çıkarlarına yönelik hükümlerse nispî emredici hükümler olarak tanımlanmaktadır. Bu yazarlara göre, nisbî emredici hükümlere aykırılık iptal sebebi oluşturacaktır.Genel Kurul kararlarının meydana gelişlerinde kurucu unsurlardan birinin olmaması veya konuları bakımından emredici hükümlere aykırı olan genel kurul kararları ise yokluk müeyyidesine tabidir. Genel kurul kararlarının Yokluk ile Butlan sebepleri birbirinden farklı olmakla birlikte müeyyidesi bakımından bir farklılık yoktur. Her iki sebebe dayanan tespit istemleri zaman aşımı ve hak düşürücü süreye tabi olmadan ilgili herkes tarafından ileri sürülebilir. Genel kurul kararlarının butlanı yada yokluğunun tespiti istemi kural olarak herhangi bir süreye tabi değilse de bu hak hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmayacak şekilde dürüstlük kuralı çerçevesinde kullanılmaldır. İptal davasından farklı olarak genel kurul kararlarının butlanı yada yokluk ile malul olduğu hususunu ileri sürebilmek için toplantıya katılan üyenin karara karşı ret oyu kullanması ve muhalif kalması ve bu keyfiyeti zapta geçirtmesi geçirmesi şartı da aranmamaktadır.Genel kurulun kararlarının iptali istemine ilişkin davalarda mahkemece resen öncelikle alınan kararların yokluk veya TTK 447. maddesi kapsamında butlan yaptırımına tabi olacak nitelikte kararlardan olup olmadığı değerlendirildikten sonra iptal davasının koşullları değerlendirilmelidir. Davalı şirketin 26/02/2016 yılında tescil ile kurulduğu, şirketin toplam sermayesinin 50.000,00 TL ve pay adedinin 50.000 olduğu, davacı ... ve Murat Zorkul'un %2,5 hisse ile diğer davacı ... Zorkul'un % 12 hisse ile davalı şirkete ortak olduğu, davalı ...'in hisse payının ise % 83 olduğu, davaya konu 20/09/2019 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısının 2 nolu maddesinde 2016-2017 ve 2018 yıllarına ait faaliyet raporlarının okunduğu ve müzakeresine geçildiği hususunun yazılı olduğu, herhangi bir karar alınmadığı, 3 nolu maddesinde 2016-2017 ve 2018 dönemlerine ait Finansal Tablolarının (Bilanço ve gelir tablosu)onaylanması, 4 nolu maddesinde yönetim kurulu üyelerinin ibrası, 5 nolu maddesinde Yönetim kurulu üyeliğinin seçilmesi ve 7 nolu maddesinde ise TTK'nın 395 ve 396. Maddeleri gereğince yönetim kurulu üyelerine şirket konusuna giren işleri bizzat veya başkaları adına ve bu nevi işleri yapan şirketlerde ortak olabilmeleri ve diğer işlemler hususunda izin verilmesi hususlarının görüşüldüğü, kararların 8.500 muhalefet oyuna karşın 41.500 olumlu oy ile oy çokluğu ile alındığı anlaşılmaktadır. Davanın, iptal davası için aranan üç aylık hak düşürücü süre içinde 30/09/2019 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.Davacılar vekilinin davaya konu genel kurul toplantısına katılıp tüm maddelerde olumsuz oy kullandığı ve ayrıca 8. maddenin görüşülmesinden sonra da toplantıda alınan kararların şirket esas sözleşmesindeki oy şartlarını sağlaması halinde kabul edildiği aksi halde kabul rızalarının bulunmadığına dair muhalefet şerhi olduğu görülmüştür.TTK'nın 416/1. Maddesinde, bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilecekleri ve bu toplantı nisabı var olduğu sürece karar alabilecekleri düzenlenmiştir. Diğer bir anlatımla, anılan yasa hükmünden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu çağrısız bir genel kurulun var sayılmasını, bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunmaları ve pay sahiplerinin bu toplantı şekline itiraz etmemiş bulunmaları şartlarının gerçekleşmesi durumunda kabul etmektedir. Çağrının usulüne uygun yapılmaması çağrıya dair bir eksiklik olup, pay sahibi davacıya iptal davası açma hakkı vermekle birlikte tek başına bu aykırılık genel kurul toplantının iptali sonucunu doğurmaz.( Yargıtay11. Hukuk Dairesi . 2016/6268 E. 2018/353 K sayılı 17.1.2018 tarihli, 2016/5401 E. 2017/4832 K sayılı 28.9.2017 tarihli kararı) Çağrıdaki usulsüzlüğün yaptırımı, genel kurula katılmayan ortağa kararlara muhalefet şerhi yazdırmadan süresinde dava açma hakkı vermesidir. Bunun dışında alınan kararların kanuna, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı bulunduğunun davacı tarafından ayrıca kanıtlanması gerektiği gibi çağrı usulsüzlüğü nedeniyle toplantıya katılamamanın, kararın neticesine etkili olduğunun saptanması zorunludur.İptali istenen genel kurulun 3 nolu kararı finansal tabloların onaylanmasına ilişkin olup, davacı tarafça davaya konu genel kurul toplantısının yapılacağı adresin farklı adres olarak ilan edilmesinin TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğu, TTK'nın 437/1. maddesi ve Anonim şirketlerin genel kurul toplantılarının usul ve esasları ile bu toplantılarda bulunacak gümrük ve ticaret bakanlığı temsilcileri hakkında yönetmeliğin 11. maddesi gereğince ilan içeriğinde eksiklik bulunduğu ve çağrı usulünde aykırılık olduğundan bilgi edinme hakkının engellendiği, iddiasında bulunulmuştur. Ancak davacı tarafça çağrı evrakı ve eklerinin dosyaya sunulmadığı, davacılar vekilince genel kurul toplantısında iddialarına ilişkin herhangi bir itiraz yada beyanda bulunulmadığı yine şirketin finansal tabloları ve yönetim kurulu faaliyet raporlarının şirket merkezinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulmadığı yada davacının şirket merkezine giderek inceleme talebinin engellendiği yönünde bir iddia yada ispat bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı vekilinin istinaf istemi yönünden ;2 nolu faaliyet raporunun onaylanması ,3 nolu finansal tabloların onaylanması ve 5 nolu YK üyelerinin yeniden seçilmesine ilişkin genel kurul kararları 50.000 adet pay bulunan davalı şirkette davacının 8.500 adet olumsuz oyuna karşılık kalan 41.500 adet payın olumlu oyu ile alınmış olup,TTK 436 maddesi uyarınca anılan genel kurul kararları TTK 436 maddesi uyarınca YK kurulunun şirket ile aralarındaki kişisel işlemler niteliğinde olmadığından YK kurulu üyeleri oydan yoksun olmayıp TTK 418 maddesinde öngörülen nisabın sağlandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece 2, 3 ve 5 nolu kararların YK üyeleri oydan yoksun olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmesi doğru bulunmamıştır 4 nolu Yönetim Kurulu İbrasına ilişkin karar yönünden;TTK 436/2 maddesi uyarınca Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz.Genel kurulda yönetim kurulu üyelerinin, yönetim kurulunun ibrasında oy yasağı bulunmasına rağmen oy kullanmaları ve bu oylar haricinde karar nisabının sağlanamaması karşısında, yok hükmünde olan kararın yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesi gerekir.(Yargıtay 11.H.D'nin 05/02/2024 tarih ve E:2022/4442-K:2024/710). Davalı şirketin toplam 50.000 adet payının 8.500 adet payı davacılara, kalan toplam 41.500 adet payın ise YK başkanına ait olup davaya konu YK üyelerinin ibrasına ilişkin 4 nolu kararda davacıların temsilcisinin olumsuz oyuna karşılık oy çokluğu ile karar alınmıştır. Bu hale göre YK başkanının kendi ibrasında oy kullandığı ve oydan yoksun YK başkanının oyları haricinde kalan oylar ile de ibra için TTK 418 maddesinde öngörülen nisabın sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece ibraya ilişkin 4 nolu kararın yokluk ile malul olduğun tespiti yerine yazılı şekilde 4 nolu kararın iptaline karar verilmesi doğru bulunmamıştır.7 nolu Yönetim Kurulu Üyelerine TTK'nın 395 ve 396. maddelerinde belirtilen izinlerin verilmesine ilişkin karar yönünden;Yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapma ve rekabet yasağı bakımından şunları söylemek mümkündür. Şirketle işlem ve rekabet yasağının amacı çıkar çatışması halinde şirketi korumaktır. Anılan yasaklar mutlak nitelikte olmayıp genel kurulun izni halinde yönetim kurulu üyeleri bu yasaklardan muaf olurlar. Burada sorun yönetim kurulu üyesinin, ortaklıkla işlem yapmasını ve rekabet etmesini mümkün kılan genel kurul kararına katılabilip katılamayacağı ve kendi lehinde oy kullanabilip kullanamayacağıdır.Bilindiği üzere, şirketle işlem yapma ve şirkete borçlanma yasağı TTK'nun 395, maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin 1, fıkrasına göre"Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz." Rekabet Yasağı ise TTK md. TTK'nun 396 düzenlenmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasına göre;"Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir." Her ne kadar kanunda yönetim kurulu üyesinin, ortaklıkla işlem yapmasını veya rekabet etmesini mümkün kılan genel kurul oylamasına katılabilip katılamayacağı konusu açıkça düzenlenmemişse de, konu öğretide tartışılmış ve olumsuz şekilde cevaplandırılmıştır. Gerçekten Teoman, şirketle işlem yapma ve rekabet yasağının kaldırılmasının yönetim kurulu üyesini bir pay sahibi olarak ilgilendirmediğini, aksine buradaki menfaatin (pay sahipliği sıfatından doğmayan) özel nitelikteki bir menfaat olduğunu ve ilgili kişi ile anonim şirketi karşı karşıya getirdiğini, genel kurulun verdiği izin kararına yönetim kurulu üyesinin oyu ile katılamayacağının kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Ümer Teoman, Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Oy Hakkından Yoksunluğu, İstanbul 1983, s. 109 vd). Yargıtay da bu sorunun olumsuz cevaplanması gerektiğini yani üyelerin yasağı kaldıran oylamada oydan yoksun olduklarını çeşitli kararlarında ortaya koymuştur (Y. 11.HD. 14.3.2011 tarih ve 2009/10138 E, 2011/2606 K. sayılı kararı; Y. 11. HD. 29.11.1994, E. 5250/K. 9136; 11. HD. 5.5.1981 E. 1267/K. 2213). Bu durumda gündemin 7. maddesi yönetim kurulu üyelerinin oydan yoksunluğu dikkate alınarak değerlendirilmelidir.Yargıtay'ın yerleşik uygulaması oydan yoksunluk hâlinde bu kimselerin oyları düşüldükten sonra geriye kalan oyların kararın alınması bakımından yeterli olup olmadığına bakılarak bir sonuca varılması yönünde olup, huzurdaki davada yönetim kurulu üyeleri 7. gündem maddesinin onaylanmasında oy kullanamazlar. TTK işlem yasağının ve rekabet yasağının kaldırılması bakımından ağırlaştırılmış bir nisap öngörmemiştir. Davalı şirketin esas sözleşmesinde de aksi bir düzenleme yoktur. O halde TTK md. 418 (2) gereği kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile verilir. Bu durumda 6102 Sayılı TTK'nm 436/1. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyeleri kendileri ile ilgili rekabet yasağının kaldırılması oylamasında, anılan yetkinin verilmesine ilişkin karar ortak ile şirket arasında şahsi bir işe ilişkin olduğundan, oy yoksunluğu hali uygulanmalıdır. Ancak buradaki oy yoksunluğu yönetim kurulu üyesinin kendisi ile ilgili karara ilişkin olup diğer üyelerin yasaklarının kaldırılmasında yönetim kurulu üyesi oy kullanabilir. Bu hususlar göz önüne alındığında yönetim kurulu başkanının bu oylamada oy kullandığı, oyu düşüldüğünde, yönetim kurulu üyelerinin TTK'nun 395 ve 396. maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin kararın oydan yoksunluk ilkesi gereğince TTK 418 maddesinde öngörülen nisabın sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece 7 nolu kararın yokluk ile malul olduğunun tespiti yerine yazılı şekilde iptaline karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Davacılar vekilinin istinaf istemi yönünden ; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nda, anonim şirketin münfesih olma durumlarının ortaya çıkması halleri dahil şirkete yönetim kayyımı atanmasına ilişkin herhangi bir düzenleme yoktur. Zira şirketin genel kurul tarafından seçilen yönetim kurulu tarafından idare olunması esastır.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)'nun 427/4. Maddesinde, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa yönetim kayyımı atanacağı düzenlenmiştir. İhtiyati tedbir isteyen tarafça şirketin yönetim kurulu başkan ve üyelerinin görev sürelerinin dolması nedeniyle şirkette organ boşluğu bulunduğu iddia edilmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda öngörülen üç yıllık görev süresinin dolmasına rağmen, yeni yönetim kurulunun seçilememesi durumunda, görev süresi dolan yönetim kurulunun görev ve yetkilerinin devam edip etmediğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Son dönem Yargıtay içtihatları ve bilimsel görüşler görev süresi dolsa dahi yönetim kurulunun yeni yönetim kurlu seçilinceye kadar görevinin devam ettiği ve şirkette organ boşluğunun oluşmayacağı yönündedir. (Emsal Yargıtay 11 HD. 2021/1446 E. 2022/5737 K., 2012/13135 E., 2014/3515 K., ilamları) Sürenin dolmasından sonraki dönem için görevin kapsamı ise tartışmalıdır. (Hasan Pulaşlı şirketler hukuku 2. Cilt sayfa 1278 vd) Yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK' nin sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. (Yargıtay. 11. H.D'nin 08/03/2018 Tarih ve 2016/7714 E-2018/1804 K. sayılı kararı) bu nedenlerle davacı tarafın kayyım atanması talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle HMK 'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine , davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 353(1)b-2 maddesi uyarınca hükmün kaldırılmasına. ve davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulü ile genel kurul kararının 4 ve 7 nolu kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davacının davalı şirkete kayyum atanması talebinin REDDİNE, 2-Davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE, 3-Davanın davalı şirket yönünden KISMEN KABULÜ ile davalı şirketin 20/09/2019 tarihli genel kurul toplantısında alının 4 ve 7 NUMARALI KARARLARIN YOKLUKLA MALUL OLDUĞUNUN TESPİTİNE, FAZLAYA İLİŞKİN İSTEMİN REDDİNE,4- Davacı tarafça yatırılan peşin harcın alınması gereken 615,40-TL karar harcından davanın başında yatırılan 44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 571,00-TL karar harcının davalı şirketten tahsil edilerek hazineye gelir kaydedilmesine,5- Davacı tarafça yargılama sırasında yapılan başvurma harcı 44,40TL, 9 adet tebligat-posta masrafı 61,70-TL, bilirkişi ücreti 2.400,00-TL olmak üzere toplam 2.506,10-TL yargılama giderinin davanın kabul oranına göre takdiren 1.253,05TL'nin davalı şirketten alınarak davacılara verilmesine, bakiye kalan kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, diğer davalı yönünden yapılan yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,6-Davacı tarafça yatırılan 44,40 TL peşin harç giderinin davalı şirketten alınarak davacılara verilmesine,7- Davacılar yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalı şirketten alınarak davacılara verilmesine,8-Davalı şirket yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı şirkete verilmesine, 9-Davalı ... yargılama sırasında kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 3.400,00-TL vekalet ücretinin davacılardan eşit şekilde alınarak davalıya verilmesine,10- Taraflarca yatırılan gider avansının karar tebliğ işlemleri tamamlandıktan ve karar kesinleştikten sonra kullanılmayan kısmının yatıran ilgili tarafa resen iadesine,11-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,b-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,c-Davalı şirket vekilince yatırılan istinaf karar harçlarının istem halinde kendisine iadesine,d-Davalı şirket tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta ve tebligat gideri 377,50 TL olmak üzere toplam 539,60TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,12-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Tarafların yüzüne karşı yasal iki haftalık süre içerisinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesine temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 05/11/2025