T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1125 Esas KARAR NO: 2026/85 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2022/820 Esas - 2023/261 Karar TARİH: 11/04/2023 DAVA :Menfi Tespit KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyas…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1125 Esas KARAR NO: 2026/85 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2022/820 Esas - 2023/261 Karar TARİH: 11/04/2023 DAVA :Menfi Tespit KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava dışı ... A.Ş ile dava dışı ... arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiğini, genel kredi sözleşmesi kapsamında ..., ..., ... hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, başlatılan takip, davacı hakkında 25.000,00TL kefalet limiti olarak başlatıldığını ve takip öncesi hesap kat edildiğini, kefil olarak takipte yer alan davacının sorumluluğu, kefalet limiti kadar olduğunu, haciz tehdidi altında olan davacının sorumlu olduğu kefalet limiti olan 25.000,00TL de icra dosyasına ödendiğinden davacınını kefalet ilişkisi kapsamında sorumluluğu bulunmadığını, kefil yönünden takip yapılabilecek 10 yıllık hak düşürücü süre dolduğundan öncelikle dava konusu takibin davacı kefil yönünden hal düşürücü süre sonunda takip edilmiş olması nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep ettiklerini, davacı ...mevcut İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ... (yeni esas:...) sayılı icra dosya borcu sebebiyle haciz tehdidi altında olduğunu, İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ... (yeni esas:...) sayılı icra dosyasının tedbiren durdurulmasını ve borçlu olmadığının tespitini, dava konusu tutarın %20'sinden az olmamak üzere davalının kötün niyet tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının alacağın zamanaşımına uğradığı iddiasının hukuka aykırı olduğunu, TBK 598. Maddesi, kefil hakkında takip yapılabilecek maksimum süreyi belirlediğini oysa madde metni açık olup,“… on yıllık süre doluncaya kadar talep edebilir” demek suretiyle kefil hakkında takip başlatma süresinin üst sınırı belirlendiğini, dava konusu uyuşmazlıkta borçlular hakkındaki takip daha 1997 yılında başlatıldığını, aradan geçen süreçte icra dosyasında devamlı olarak borçlular hakkında işlem yapıldığını, aradaki yenilemelerle de zamanaaşımı süresi kesilerek yeniden başladığını, dolayısıyla kanun maddesinde belirtildiği gibi, borçlu hakkında 10 yıl boyunca icrai işlem yapılmamasından kesinlikle söz edilemez bu sebepledir ki, davacı vekilinin hem zamanaşımı hem de hak düşürücü sürelerin geçtiği yönündeki iddiaları asılsız olup yerel mahkemece davanın reddi yönünde verilen iş bu karar yerinde ve hukuka uygun olduğunu, müşterek borçlu ve müteselsil kefil davacı ... kefalet limiti dahilinde kendi temerrrüdünün sonuçlarından sorumlu olduğunu, davacının icra dosyasına sadece kefalet bedeli olan 25.000.-TL'yi yatırmasıyla söz konusu borcun ortadan kalkmasının mümkün olmadığını, davacının takip tarihinden itibaren kefalet limitine işleyen temerrüt faizinden de sorumluluğu bulunduğunu, işbu dava dosyasında ihtiyati tedbir karar verilmesi şartları mevcut olmadığından davacının bu yöndeki haksız talebinin de reddi gerektiğini, yukarıda açıklanan nedenlerle ve her türlü yasal hakkımız saklı kalmak kaydıyla davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının reddini, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin karşı tarafa tahmilini karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 11/04/2023 tarih ve 2022/820 Esas - 2023/261 Karar sayılı kararında; "Taraflar arasında uyuşmazlık bulunan hususların;Dava dışı ... ile devreden ...arasında yapılan genel kredi/ek genel kredi sözleşmelerinin kefil sıfatıyla imzası bulunan davacı hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ... (yeni: ...) esas sayılı dosyasıyla başlatılan takipte borçlu olmadığının tespiti talebine yönelik olduğu tespit edildi.Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava, dava dışı ... ile devreden ...arasında yapılan genel kredi/ek genel kredi sözleşmelerinin kefil sıfatıyla imzası bulunan davacı hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ... (yeni: ...) esas sayılı dosyasıyla başlatılan takipte borçlu olmadığının tespiti talebidir.Davacı, dava dışı ... A.Ş ile dava dışı ... arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiğini, genel kredi sözleşmesi kapsamında ..., davacı ..., ... hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, başlatılan takip, davacı hakkında 25.000,00TL kefalet limiti olarak başlatıldığını ve takip öncesi hesap kat edildiğini, kefil olarak takipte yer alan davacının sorumluluğu, kefalet limiti kadar olduğunu, haciz tehdidi altında olan davacının sorumlu olduğu kefalet limiti olan 25.000,00TL de icra dosyasına ödendiğinden davacınını kefalet ilişkisi kapsamında sorumluluğu bulunmadığını, kefil yönünden takip yapılabilecek 10 yıllık hak düşürücü süre dolduğundan öncelikle dava konusu takibin davacı kefil yönünden hal düşürücü süre sonunda takip edilmiş olması nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.Davalı taraf, davanın reddini talep etmiştir.19/01/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle;Dava dışı ...’nun müşteri sıfatı ile imzalamış olduğu 05.02.1997 tarihli “Genel Kredi Sözleşmesi gereği, dava dışı ... A.Ş.’nin asıl borçluya Ticari Kredi kullandırdığı anlaşılmış ve aynı sözleşmeyi davacı ... ile dava dışı ...’nın 5.000.00 TL. (5.000.000.000.- ETL.) limit ile “Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil “ sıfatı ile imzaladıkları görülmüştür. Akabinde tarafların imzalamış oldukları Ek Genel Kredi Sözleşmeleri gereği, sözleşme ve kefalet limitinin 25.000.00 TL.’sına yükseltildiği, dava konusu davacı kefil olarak imzalamış olduğu Genel Kredi Sözleşmesi Ticaret Hukuku hükümlerine içermekte, 6502 Sayılı Yasa Hükümlerini içermemekte olup, ... A.Ş. tarafından asıl borçluya Ticari Kredi kullandırdığı anlaşıldığı, Borçlar Kanunu 490. ve TBK. 589. Maddeleri gereği; Kefilin kendi temerrüdünün sonuçlarından, asıl borçlunun borcundan dolayı, temerrüt tarihinden itibaren kefalet limiti ile sorumlu tutulmasının gerektiği, prensibine göre, davalının 12.11.1997 temerrüt tarihinden itibaren asıl borçlunun borcundan dolayı 25.000.00 TL. kefalet limit tutarı üzerinden sorumlu tutulmasının gerektiği, davacının, 14.08.2018 tarihinde İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ...sayılı dosyasına 25.000.00 TL. yatırdığı ve davacı vekillerinin İcra Müdürlüğünden dosya borcun kapatılması ve davacı hakkında konulmuş olan hacizler var ise kaldırılması talep edişmişse de İcra Müdürlüğünün 15.08.2018 tarihli kararı ile taleplerinin reddine karar verilmesi üzerine İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün ...sayılı takibin zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden geri bırakılması ve kapatılması şikayeti ile T.C. İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesinde “Şikayet “ davası açılmış ve T.C. İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 2018/1002 E. 12.04.2019 tarih ve 2019/401 K. sayılı Kararında; şikayet yerinde olmadığı kararını verdiği, davacı vekillerinin İstinaf talepleri üzerine; T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 2019/2639 E. 22.10.2020 Tarih ve 2020/2298 K. sayılı İstinaf Kararında; davacının istinaf başvurusunun reddine kararı verildiği, davacının, 14.08.2018 tarihi itibariyle 1.386.370.36 TL. ve 31.03.2021 Dava tarihi itibariyle 1.561.188.06 TL. borçlu olduğu belirtilmiştir.Yapılan yargılama toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davasının reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. "gerekçesi ile, ''1-Davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kefil yönünden takip yapılabilecek 10 yıllık hak düşürücü süre dolduğundan öncelikle dava konusu takibin müvekkilİ kefil yönünden hal düşürücü süre sonunda takip edilmiş olması nedeniyle borçlu olmadığının tespitinin zaruri olduğunu; bu hususta Türk Borçlar Kanunu m.598/3; "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar." hükmü amir olduğunu, madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere maddede öngörülen on yıllık süre hak düşürücü süre olup hak düşürücü sürenin kesilmesi yahut durması da söz konusu olmadığını; açıklanan nedenle borcu kabul etmemelerinin yanı sıra, müvekkili yönünden hak düşürücü sürenin geçtiği hususunun da göz önüne alınarak müvekkilin borçlu olmadığının tespitine karar verilmemiş olması kararın kaldırılması sebebi olduğunu, 03.04.1997 tarihli Genel Kredi Sözleşmesine dayanılarak başlatılmış olan takip dosyasının işlemsiz bırakılarak düşürüldüğünü ve aradan 10 yıllık süre geçtikten sonra 2007/240 Esas, 2012/27781 Esas ve son olarak ... Esas olarak yenilendiğini; anılan takip Genel Kredi Sözleşmesine dayalı olarak başlatıldığını; işbu sözleşmeden doğan alacakların on yıllık zamanaşımına tabi tutulduğunu, alacaklı tarafından icra takibi başlatılmış olması her ne kadar zamanaşımını kesen sebeplerden olarak sayılsa da, alacaklının fiili halini düzenleyen Türk Borçlar Kanunu m.157 uyarınca da zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine ilişkin alacaklının her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar. İcra takibinin başlatılması ile yenilenmesi arasında 10 yıldan fazla bir süre geçmiş olup alacak zamanaşımına da uğradığını; yerel mahkeme tarafından zamanaşımı itirazları değerlendirilmeden davanın kabulüne gidilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, Hükme esas teşkil eden bilirkişi raporu eksik incelemeleri haiz olup; bilirkişi raporuna karşı yasal süresi içinde itirazları ibraz edilmişse de, mahkeme tarafından hiçbir itirazları değerlendirilmeden ve ek rapor alınmadan davanın reddine karar verildiğini; karara esas teşkil eden 19.01.2022 tarihli bilirkişi raporunun Sonuç başlıklı kısmında; "Dava konusu davacı kefil olarak imzalamış olduğu Genel Kredi Sözleşmesi Ticaret Hukuku hükümlerine içermekte, 6502 Sayılı Yasa Hükümlerini içermemekte olup, ... A.Ş. tarafından asıl borçluya Ticari Kredi kullandırdığı anlaşıldığı, buna rağmen; Takdiri Sayın Mahkemeye Ait Olmak Üzere; inceleme ve hesaplamalarımızın yapıldığı, Borçlar Kanunu 490. ve TBK. 589. Maddeleri gereği; Kefilin kendi temerrüdünün sonuçlarından, asıl borçlunun borcundan dolayı, temerrüt tarihinden itibaren kefalet limiti ile sorumlu tutulmasının gerektiği, prensibine göre, davalının 12.11.1997 temerrüt tarihinden itibaren asıl borçlunun borcundan dolayı 25.000.00 TL. kefalet limit tutarı üzerinden sorumlu tutulmasının gerektiği anlaşılmıştır. (...)Davacının, 14.08.2018 tarihi itibariyle 1.386.370.36 TL. Ve 31.03.2021 Dava tarihi itibariyle 1.561.188.06 TL. BORÇLU OLDUĞU, " yönünde tespitlere yer verildiğini, bilirkişi raporunun, dava dilekçelerinde belirtilen kefalet limiti yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın hazırlandığını; ana borç tutarını ödeyerek kefil sıfatıyla sorumluluğunu yerine getiren müvekkili yönünden yeniden inceleme yapılmamış olmasının hukuka aykırı olduğunu, icra borcunu kabul etmemekle birlikte haciz tehdidi altında müvekkilin sorumlu olduğu kefalet limiti olan 25.000,00-TL de icra dosyasına ödendiğinden müvekkilinin kefalet ilişkisi kapsamında sorumluluğu bulunmadığını, ancak bilirkişi raporunda müvekkilinin 25.000-TL'lik kefalet limitini aşan tutar yönünden inceleme yapıldığını; Müvekkilinin dava dışı ... ile Banka arasında belirlenen fahiş faiz oranlarından sorumlu tutulmasının da açıkça hukuka aykırı olduğunu, bir an için müvekkilin asıl alacağa bağlı ferilerden sorumlu tutulabileceği düşünülse dahi bilirkişi raporunda da belirtilen %250 temerrüt faizi oranının fahiş olduğunu ve kötü niyetli olarak bir cezalandırma aracı olarak kullanıldığını, bilirkişi raporunda, %250 temerrüt faizi oranının fahiş olup olmadığı, talep edilebilir olup olmadığı ve yasal dayanağı yönünden inceleme yapılmadığını, bir an için müvekkilinin takibe konu tutardan sorumlu olabileceği düşünülse dahi bahse konu tutarın hakkaniyete uygun şekilde uyarlanması gerektiğini; müvekkili tarafından imzalanan sözleşme ile yalnızca 25.000-TL yönünden limitli olarak sorumluluk yüklenildiğinden bu tutarın oldukça üzerinde olan 1.561.188.06-TL tutarından müvekkilin sorumlu tutulalamayacğını (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 20.01.2010 tarihli 2009/2902 E. 2010/284 K. sayılı kararı; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E. 2006/769 E. 2006/2352 K. Sayılı ve09.03.2006 tarihli kararı)İleri sürerek, kukarıda sayılan ve resen gözetilecek sair nedenlerle; istinaf başvurularının kabulü ile, yerel mahkemenin davanın reddi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davacı aleyhine genel kredi ve kefalet sözleşmesine dayalı olarak başlatılmış takipten ötürü borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan, davalının kefili olduğu 1997 yılında bağıtlanmış genel kredi sözleşmesi kapsamında davalı aleyhine ilamsız takip başlatıldığını, kefalet limiti olan 25.000,00-TL'nin haciz tehdidi altında 2018 yılında ödendiğini, dosyanın davacı yönünden kapatılması talebinin icra müdürlüğünce reddedildiğini, yapılan şikayetin de icra hukuk mahkemesince reddedildiğini, kefilin sorumluluğuna ilişkin on yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, ayrıca alacağın zamanaşımına uğradığını, öte yandan kefilin sorumluluğu kefalet limiti ile sınırlı olduğundan bu limiti aşan tutardan ötürü davalı aleyhine takip yapılamayacağını ileri sürerek, anılan takipten ötürü borçlu olunmadığının tespitini talep etmiştir. Davanın önce İstanbul 3 Tüketici Mahkemesi'nin 2021/144 esas sayılı dosyası nezdinde ikame edildiği, bu mahkeme tarafından, icra dosyasının, İstanbul 8 İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/1002 esas, 2019/401 karar sayılı dosyasının, genel kredi sözleşmesi, limit arttırımına ilişkin ek sözleşmeler ve kat ihtarı ile tebliğ şerhlerinin dosya arasına alındığı, dosyanın bilirkişiye tevdii edildiği, akabinde dava konusu kredinin ticari krei olması nedeniyle görevsizlik kararı verildiği, dosyanın önce İstanbul 11 Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevzii edildiği, bu mahkemenin 2022/453 esas, 2022/1048 karar sayılı kararı ile dosyanın ihtisas mahkemesi olan İstanbul 6, 7, 8, 9 Asliye Ticaret Mahkemeleri'nden birine tevzii edilmek üzere tevzii bürosuna gönderilmesine karar verildiği, bunun üzerine dosyanın İstanbul 7 Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevzii edilerek yukarıdaki esası aldığı, mahkemece ilk celse yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Dava konusu takip dosyası incelendiğinde, dava dışı ... A.Ş. Tarafından kredi lehdarı ..., dava dışı kefil ... ve davalı kefil ... aleyhine, 39.237.293.333,00-TL alacağın, kefillerin bu tutarın 25.000.000.000,00-TL lik kısmı ile sorumlu olmaları kaydıyla tahsili amacıyla 23/12/1997 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, takip işlemlerinin devam ettiği sırada alacağın 08/04/2002 tarihli temlik sözleşmesi ile ...'ye devredildiği, dosyaya temlik sözleşmesi ve vekaletname sunulduğu, dosya alacağının bu kez 2006 yılında ... tarafından iş bu dosya davalı ile daha sonra birleşen ... A.Ş.'ye temlik edildiği, ... Şirketi tarafından sunulan 16/01/2007 tarihli yenileme talebi üzerinde dosyanın TL'den altı sıfır atılması nedeniyle 39.238,00-TL borç üzerinden yenilenerek 2007/240 esasını aldığı, dosyada alacaklı vekilinin 27/07/2009 tarihinde yaptığı son işlemden sonra 2012 yılında yenileme talep ettiği ve 12/12/2012 tarihinde yenilenen dosyanın 2012/27781 esasını aldığı, alacaklı vekilinin 01/06/2016 tarihli yenileme talebi üzerine dosyanın ... esasını aldığı, davalı ... vekili tarafından icra dosyasına 31/07/2018 tarihli dilekçe ile başvurularak kapak hesabı talep edildiği, 14/08/2018 tarihli kapak hesabı ile bu davalı yönünden takipte kesinleşen miktarın 25.000,00-TL olduğu, takip tarihi ile kapak hesabı tarihi arasında işlemiş temerrüt faizi ve masraflar da eklendiğinde bakiye borç miktarının 1.382.394,56-TL olarak hesaplandığı, davalı ... tarafından 14/08/2018 tarihinde dosyaya 25.000,00-TL yatırılarak davalı yönünden konulan hacizlerin kaldırılmasının ve davalının takip borçlusu kaydının silinmesinin talep edildiği, İcra Müdürlüğü'nün talebi reddetmesi üzerine davalı tarafından şikayet yoluna başvurulduğu, İstanbul 8 İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/1002 esas, 2019/401 karar sayılı 12/04/2019 tarihli kararı ile şikayetin reddediliği, akabinde davalının 31/03/2021 tarihinde eldeki menfi tespit davasını ikame ettiği tespit edilmiştir. Anılan İcra Hukuk Mahkemesi kararınının istinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek kesinleştiği görülmüştür. 6098 sayılı TBK'nın 598. Maddesinde "Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir." hükmünün düzenlendiği, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 5.maddesinde ise "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz."şeklinde düzenlendiği, söz konusu hükümlere göre, kefaletteki 10 yıllık hak düşürücü süre ilk kez 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesiyle getirilmiş olup, davaya konu genel kredi sözleşmesinin ve kefalet sözleşmesinin 05/02/1997 tarihli olduğu, dava konusu takibin ise 23/12/1997 tarihinde başlatılmış olduğu, bu durumda hak düşürücü sürenin dolduğundan bahsedilemeyeceği, davalının aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. 5020 Sayılı yasanın 27. Maddesi ile mülga 4389 Sayılı Yasaya eklenen Ek Madde 3 ile zamanaşımı Fon alacağına dönüşen alacaklar için zamanaşımı süresi 26/12/2003 tarihinde 20 yıla uzatılmıştır. 5411 Sayılı Kanunun 141. Maddesinde ise bu kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğu düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 16 maddesi ile 141 inci maddede öngörülen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olması sağlanmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarihli ve 2014/85 E. ve 2014/103 K. sayılı kararı ile 5411 Sayılı Kanunun 16'ıncı maddesince yer alan "zamanaşımı ve" ibaresi, ilk kez 4389 Sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile ilk kez 26/12/2003 tarihinde yürürülüğe giren yirmi yıllık zamanaşımı süresinin, bu tarihte mer'i mevzuata göre zamanaşımı süresi dolmuş alacakları da kapsayacak şekilde geriye yürütülmesinin anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile iptal edilmiştir. Bu durumda 4389 sayılı Kanun ile 5411 sayılı Kanun’ndan kaynaklanan Fon alacakları için 26/12/2003 tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmuş ise artık yirmi yıllık zamanaşımı süresi uygulanmayacak ancak anılan tarih itibariyle zamanaşımı süresi dolmamış ise zamanaşımı süresi yirmi yıla uzayacaktır. Bu açıklama ışığında somut olaya dönüldüğünde, dava konusu genel kredi ve kefalet sözleşmesinin 05/02/1997 tarihli olduğu, genel kredi ve kefalet sözleşmelerinin limitlerinin arttırılmasına yönelik ek sözleşmelerin ise 03/04/1997 ve 06/05/1997 tarihli oldukları, kredi hesabının 04/11/1997 tarihinde kat edildiği ve alacağın muaccel hale geldiği, bu tarih itibariyle alacağın genel zamanaşımı süresi olan on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, 23/12/1997 tarihinde kredi lehdarı ve kefiller aleyhine ilamsız takip başlatıldığı ve zamanaşımı süresinin kesildiği, alacağın Fon'a devredilerek Fon alacağı haline geldiği 08/04/2002 tarihi itibariyle henüz on yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı gibi, mülga 4389 Sayılı Yasaya eklenen ek madde 3'ün yürürlük tarihi olan 26/12/2003 tarihi itibariyle de on yıllık zamanaşımı süresinin henüz dolmamış bulunduğu, buna göre zamanaşımı süresinin 26/12/2003 tarihi itibariyle yirmi yıla uzamış olduğu, zamanaşımının kesildiği 23/12/1997 tarihinden itibaren hesaplanacak yirmi yıllık zamanaşımı süresinin 23/12/2017 tarihinde dolacağı, ne varki alacaklı vekili tarafından yukarıda izah edildiği üzere dava konusu takip dosyasında yapılan her işlem ile zamanaşımının kesileceği nazara alındığında, henüz zamanaşımı süresi dolmadan 01/06/2016 tarihli son yenileme işlemi ile zamanaşımının tekrar kesildiği, davacının dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğuna yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacının dava dilekçesinde, takipte talep edilen temerrüt faiz oranına yönelik bir talebinin bulunmadığı, sadece davalının kefil sıfatıyla yalnızca kefalet limiti ile sorumlu olabileceğinin ileri sürüldüğü, açıldığı tarih itibariyle basit yargılama usulüne tabi davada iddianın genişletilmesi yasağının dava dilekçesinin ibrazı ile başlayacağı, buna göre davacı tarafından ilk kez bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri sürülen takipte talep edilen faiz oranının fahiş olduğuna yönelik itirazının, karşı tarafın açık muvafakatı bulunmaması ve ıslah yoluna da gidilmemiş olması karşısında dinlenemeyeceği, aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki kefalet sözleşmesinin bağıtlandığı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 Sayılı BK'nun 490 maddesi uyarınca kefilin kefalet limiti ile sorumluluğu asıl borç ile borçlunun kusur ve temerrüdünün yasal neticeleri bakımından geçerli olup, kefilin kendi temerrüdünün hukuki sonuçları doğrudan kefalet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, kefalet limiti ile sınırlı değildir. Dosyaya mübrez kat ihtarı kapsamından, kat ihtarının davalı kefile 10/11/1997 tarihinde tebliğ edildiği, 24 saatlik sürenin dolması ile birlikte davalı kefilin 12/11/1997 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmıştır. Bu durumda davalı kefilin kendi temerrüdünün hukuki sonuçları bakımından sorumluluğu kefalet limiti ile sınırlı olmayıp, kefalet limitinin ödenmesi ile borcun sona ereceğine yönelik istinaf sebebi yerinde bulunmamıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da asıl alacağın davalı kefilin kefalet limiti ile sorumlu olduğu 25.000,00-TL olarak esas alındığı ve temerrüt tarihi 12/11/1997 olarak kabul edilerek, hem davacının kısmi ödeme yaptığı 14/08/2018 tarihi itibariyle, hem de dava tarihi itibariyle faiz ve fer'ilerin hesaplandığı, buna göre davacının hem ödemenin yapıldığı tarih, hem de dava tarihi itibariyle borcunun devam ettiği tespit edilmiş olup, bu saptamalar karşısında mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 22/01/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.