11. Hukuk Dairesi 2010/3663 E. , 2010/10285 K. MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12.11.2009 tarih ve 2008/189-2009/698 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.10.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avuka…
**11. Hukuk Dairesi 2010/3663 E. , 2010/10285 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12.11.2009 tarih ve 2008/189-2009/698 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.10.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkilinin eşi ve iki küçük çocuğunun babası ... Özler' in öldürülmeden kısa bir süre önce 10.06.1999 tarihli sözleşmeyle davalıların ...Mensucat A.Ş.' ye ait payları toplam (1.407.306) DM bedelle satın aldığının davalılarca açılan İstanbul 5.Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2000/136 E. sayısında kayıtlı alacak davası vesilesiyle öğrenildiğini, bu sözleşmenin son paragrafında sektörel, genel ekonomik kriz veya doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesi ve A.Ş. yönetim kurulunun onayı halinde geçerlilik kazanacağının öngörüldüğünü, bu hallerin tamamının gerçekleştiğini, esasen sözleşmenin davacılar murisince imzalandığının da kuşkulu olduğunu ileri sürerek, anılan anlaşma senedi ve 05.08.1999 tarihli üç adet hisse devir ve ferağ kabul beyannamesinin iptalini, şirket hisselerinin eski hale getirilmesini veya beyannamelerde belirtilen ödeme esaslarının yeniden düzenlenerek uyarlanmasını talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, asliye hukuk mahkemelerinde görülebileceğini, diğer derdest davada imzanın murise aidiyetinin saptandığını, 10.06.1999 tarihli sözleşmenin gerçek ve geçerli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 20.09.2007 gün ve 2006/3253 E, 2007/11565 K sayılı kararında yazılı gerekçeyle davalılar yararına bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacıların kök murisi ... Özler’in hisse devir anlaşmasını yaptığı tarih olan 05.08.1999 tarihinden çok kısa bir süre önce henüz peşinat verildikten ve taksit ödemeleri başlamadan önce 13.01.2000 tarihinde faili meçhul kişi/kişilerce öldürüldüğü, ödeme tablosunun sözleşmeye göre 31.01.2000 ila 31.12.2000 tarihleri arasında belirlendiği, 1999 yılında bütün ülkeyi sarsan İstanbul ve İzmit depreminin olması, arkasından 2001 yılında yine Türkiye’yi derinden sarsan ekonomik krizin ortaya çıkması ve halen de etkisinin devam ediyor olması, ayrıca şirketin faaliyet alanına göre tekstil sektörünün bu krizden en çok etkilenen sektör olması ve bir çok işyerinin kapanmasına ve şirketlerin iflasına yol açması, zaten hisse devir anlaşmasında devir bedelinin şirketin esas sermayesine göre 5 kat yüksek belirlenmiş olması nedeniyle devir bedelinin döviz olarak kararlaştırılması ve döviz fiyatlarındaki olağan dışı artış göz önüne alındığında, davacıların sözleşmenin yapıldığı tarihteki hükümlerle bağlı kılmanın hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, artık sözleşmeyi yeni duruma uyarlamanın adalet ve hakkaniyet gereği olduğu sonucuna varılarak, davaya konu 10.06.1999 tarihli sözleşme ve buna dayalı 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağ kabul beyannamesinin geçerli olmadığından bahisle iptali isteminin reddine, ancak hisse devir bedellerinin söz konusu devir tarihindeki dava dışı şirketin öz varlığına uygun düşmediği ve uyarlama koşulları bulunduğunun kabulü ile 10.06.1999 tarihli anlaşmaya dayalı düzenlenen 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağı kabul beyannamelerinde belirtilen şirket hisse devir bedellerinden davalı ...’in hisse bedelinin 117.268,20 Euro, ...’a devre yönelik hisse bedelinin 123.364,08 Euro, ...’a yönelik hisse bedelinin 122.877,00 Euro olarak davacılara ödeme esasları yönünden taksitlendirme koşulunun da hüküm tarihinden başlayarak 9 aylık eşit taksitler halinde davalılara ödenmesi biçiminde tespitine ve uyarlanmasına karar verilmiştir. Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1- Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ... ...ile davalılar arasındaki anlaşma senedi ve 05.08.1999 tarihli hisse devir sözleşmesinde yazılı ödeme esaslarının yeniden düzenlenerek uyarlanmasını istemiştir. Dava dilekçesinde muris tarafından hissesi devredilen anonim şirketin devir tarihinde malvarlığı toplamının sözleşmede yazılı olduğu kadar olmadığı, şirketin malvarlığına yaklaşık 1.000.000 DM daha fazla bedel takdir edildiği, sözleşme tarihinde psikolojik tedavi görev murisin basiretli bir iş adamı olarak hareket etmesinin beklenilemeyeceği, 2000-2001 yıllarında yaşanan ekonomik kriz ve sözleşmeden sonra meydana gelen deprem gibi nedenler ileri sürülerek, sözleşme tarihindeki şirketin malvarlıkları nazara alınarak ödeme esaslarının uyarlanması istenilmiştir. Mahkemece 1999 yılında İzmit ve İstanbul’da meydana gelen deprem ile ekonomik kriz nedeniyle sözleşmenin uyarlanmasına karar verilmiştir. Dava dilekçesinde ileri sürülen maddi olgular yanında davacının dayandığı hukuki nedenlerin mahkemece belirlenmesi ve uygulanması gerekmektedir. Davacılar tarafından sözleşme tarihinde hissesi devredilen anonim şirketin malvarlığının gerçek değerinin hatalı bir şekilde ve gerçeğinden fazla belirlendiğinin mi iddia edildiği, bu iddianın BK’nun 23 ve devam eden maddelerinde yazılı “hata, hile vs” gibi iradeyi fesada uğratan hangi hukuki nedene dayanıldığı hususların mahkemece öncelikle açıklığa kavuşturulması ve BK’nun 31.maddesi hükmü de dikkate alınarak tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Şayet, davacı tarafın hata, hile gibi bir nedene değil de, sözleşmenin imzalanmasından sonraki gelişmelerin davacılar aleyhine olup, edimler arasındaki dengenin davacılar aleyhine bozulduğu iddiasına dayanılması halinde, sözleşmede yazılı bedelin uyarlanması şartlarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekir. Öncelikle Dairemiz`in yerleşik uygulamasına göre, sözleşmenin uyarlanmasının istenebilmesi için sözleşmenin sona ermemiş olması, diğer anlatımla borçlunun temerrüde düşmemiş bulunması gerekmektedir. Öte yandan, davacıların murisi ... ile davalılar arasındaki sözleşme sonrasında davalılar tarafından ayrı ayrı imzalanan beyannamelerde “gerek sektörel, gerekse genel ekonomik kriz veya tabii afetler sonucu ortaya çıkacak ödeme güçlüğü halinde tarafların ödeme esaslarını yeniden düzenlemesi muvafakatine tabi olmak kaydıyla ve anonim şirket yönetim kurulunun tasvibinden sonra geçerli olacağı” beyan edilmiştir. Görüldüğü üzere, muris ...’un isteği üzerine ödeme planında kendiliğinden değişiklik yapılamayacak, bunun için tarafların karşılıklı rızası ve şirket yönetim kurulunun onayı halinde ödeme planında değişiklik mümkün olabilecektir. Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ( Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda ) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekte de, sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet ( MK. md. 4, 2 ) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık ( Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması, borcun ifasını güçleştirmesi durumunda "İŞLEM TEMELİNİN ÇÖKMESİ" gündeme gelir. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yaranına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Uyarlama daha çok ve önemli ölçüde uzun ve sürekli borç ilişkilerinde söz konusu olur. Her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade özgürlüğü" "sözleşme serbestisi" ve "sözleşmeye bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali ( ikinci derecede ) yardımcı niteliktedir. Sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. Yine değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olması şarttır. Uyarlama isteyen davacı fevkalade hal ve şartların çıkmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermemelidir. Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden öngörülebilir; beklenebilir; olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir. Mahkemece tüm bu açıklamalar gözetilerek, davacı tarafın hangi hukuki nedene dayandığı açıklığa kavuşturulduktan sonra iddia ve savunmaların değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, soyut nedenlerle uyarlama kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir. 2- Davacılar vekilinin temyizine gelince; Bozma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 750,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 14.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.