T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/557 Esas KARAR NO : 2025/1923 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/848 Esas - 2023/29 Karar TARİH: 11/01/2023 DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/557 Esas KARAR NO : 2025/1923 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/848 Esas - 2023/29 Karar TARİH: 11/01/2023 DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 30.04.2018 tarihinde varlık devir sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye göre Antalya Muratpaşa ilçesi Rauf Denktaş Caddesi ...de bulunan ... işletmesinin stoklarının, demirbaşlarının, işletmenin ve bu işletmeye ait idari izinlerin davalı şirketten alınması konusunda 425.000,00 Euro bedelden anlaştıkları halde davalı şirketin üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek kendilerine borçlandığını ödeme yaptıkları halde devrin gerçekleşmediğini ve ödemenin iade edilmediğini, önce 50.000 Euro avans ödediklerini fakat sadece 27.000 euro iade ettiklerini TBK nun 112,118 ve 125. maddesine göre haklı olduklarını, Yargıtay'ın da bu görüşte olduğunu ileri sürerek şimdilik 1000 Euronun yabancı paralara uygulanan en yüksek faiz oranı ile beraber davacıya iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Olayda zaman aşımı gerçekleştiğini, davalının sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirdiğini, imzaladıkları sözleşmeye göre ... tarafından lisans sözleşmesi imzalanmasına dair ön önayın gönderilmesinden itibaren en geç 7 gün içinde sözleşme bedelini ödemesi gerektiğini, ancak davacının ... isimli firmaya başvuruda dahi bulunmadığını, bunun üzerine davacı firma ile yapılan görüşmelerde ödenen meblağın cayma bedeli olarak kabulünü istediğini ve kendilerine 27.000 euro ödenerek helalleşilmiş olup bu davayı açmasının kötü niyet olduğunu, davacının kendi edimini yerine getirmeden bu istekte bulunduğunu ileri sürerek davanı reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/01/2023 tarih ve 2021/848 Esas - 2023/29 Karar sayılı kararında;"Dava, taraflar arasında yapılan Varlık Devir-Satış Sözleşmesinin uygulanamadığından bahisle davalı yana ödenen 23.000 Euro'nun 30.12.2021 dava tarihinden itibaren faiziyle tahsili istemine ilişkindir.Davacı vekili, davacı tarafından ...'a lisans sözleşmesinin yapılacağı bir şirket bulunamamış olması nedeniyle ön onayın davalı yana gönderilemediğini belirterek sözleşmenin 8. maddesine ve gabin hükümlerine dayanarak iade talep etmiş olup, davalı vekili gönderilen paranın cayma bedeli olduğunu ve whatsapp yazışması ile tarafların helalleştiğini savunmuştur.Somut olayda, davacı ile davalı arasında Varlık Devir-Satış Sözleşmesi imzalandığı, davacının avans olarak davalıya 50.000 euro gönderdiği, bunun 27.000 eurosunun iade edildiği, sözleşmenin 5/8 maddesi uyarınca ...'a lisans sözleşmesinin yapılacağı bir şirket bulunamamış olması nedeniyle ön onayın davalı yana gönderilemediği bu nedenle sözleşmenin fiilen uygulanamadığı hususlarında taraflar arasında uyuşmazlık yoktur.Taraflar arasındaki uyuşamazlık, davalı yana gönderilen paranın pey akçesi mi cayma parası mı olduğu ve davacının davalıyı ibra edip etmediği noktasında toplanmaktadır. TBK’nın 177/1. maddesi uyarınca, sözleşme yapılırken alıcının verdiği para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır ve aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür. Taraflar arasındaki satış sözleşmesi kapsamında, verilen paranın cayma parası olduğuna dair bir hüküm bulunmadığına göre davacı tarafından davalıya gönderilen paranın TBK’nın 177. maddesinde düzenlenen bağlanma parası olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Whatsapp yazışmasında da alınan paranın kaparo olduğu belirtilmiş olup, davalı yan alınan paranın cayma parası olduğunu ispat edememiştir. Davalı, bağlanma parasını iade etmeme nedeni olarak zarara uğradığını, ibra edildiklerini helalleştiklerini olarak belirtilmiştir. Somut olayda davacının sözleşmeden döndüğü dikkate alındığında, davalı zararı bulunduğu yönündeki iddiasını da ispatlayamamıştır. Davalı şirketin mali müşaviri ... ile davacının Whatsapp yazışması ve Serkan'ın tanık olarak verdiği beyanı incelendiğinde; davacının ekonomik olarak zor durumda olduğunun anlaşıldığı, davacıya 15.000 euro helalleşme teklifi sunulduğunun yazıldığı, davacının 18.000 euro istediği, mali müşavirin "hakkını helal et" yazması üzerine davacının " helal olsun hepimiz zor durumda olmasak problem olacak rakamlar değil bunlar " yazdığı, bu yazının davacının ibra iradesinde bulunduğu anlamına gelmeyeceği, hâl böyle olunca, sözleşmeden dönme nedeniyle davacının ödediği bağlanma parasının iade edilmesi gerektiği anlaşıldığından, davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, ''1-Davanın KABULÜ ile 23.000 Euro'nun 30.12.2021 dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni faiz ve temerrüt faizi hakkında kanunun 4/A maddesi uyarınca kamu bankalarınca bu yabancı para borçlarına uygulanan en yüksek faizi oranında faiz uygulanarak davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararı kanaatlerince eksik incelemeyle hazırlanmış olup aleyhe hususlarına itirazda bulundukları bilirkişi raporunun lehe hususlarının hükme esas alınmadığını; yerel mahkeme kararını öncelikle bu yönüyle kabul etmediklerini, kaldırılmasını dilediklerini, Davacı tarafça müvekkili davalı ile yapılan varlık devir sözleşmesinin uygulanamadığından bahisle taraflarına ödenen bedelin faiziyle tahsiline ilişkin haksız dava açtığını; konuya ilişkin taraflar arasındaki mesajlaşmalar ve yazışmalar sunularak taraflarınca davacıya mutabık kalınan bedelin ödendiği, başkaca ödemesi gereken bir bedel bulunmadığı, tarafların iade edilecek bedel konusunda mutabık kalındığına dair Whatsapp yazışmalarını dosyaya sunduklarını; (İlgili yazışmada davacı kendisine gönderilen son dekontla gönderilen 15.000 euro bedelde ve o zamana kadar gönderilen bedellerde mutabık kaldığını ve ticari teamülde yer alan usule uygun biçimde karşılıklı helalleştiğini belirttiğini) Yerel mahkemece konuya ilişkin dosya bilirkişiye tevdi edilmiş aleyhe hususlarına itirazda bulundukları raporun dava konusu dosyadaki haklılıklarını ortaya koyduğunu fakat yerel mahkemece aleyhe hususlarına itiraz ettikleri ve hükme esas alınmaya muktedir rapora itibar edilmediği görülmüş olup yerel mahkeme kararının öncelikle bu yönüyle kaldırılması gerektiğini, Bilirkişinin “Davacı firma vekili 04.04.2022 tarihli dilekçesinde davacı şirketin ...’a lisans sözleşmesi yapılacak bir şirket bulunmaması sebebiyle ön onayın davalı şirkete gönderilmediğini beyan etmektedir. Bu durumda davalı şirkete gönderdiği bir mektup veya ihtarname ibraz edilmediği gibi, ibraz edilen Whatsapp yazışmalarında davalı şirketin de bu sözleşmeden zarar ettiğinin ve ancak iade edilecek meblağın toplam 27.000 euro alarak tespit edildiği pazarlığın bu şekilde sonuçlandığı ve paranın da 27.000 euro(tüm dekontlar toplamı) olarak geri ödendiği görülmekle olduğundan davacının başkaca bir alacak talep edemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Ayrıca müdebbir bir tacir olarak davacı firmanın her türlü ihtimali göz önünde bulundurması gerekmektedir.”yönlü belirlemede bulunduğu görülmüş olup aleyhe hususları kabul anlamına gelmemek kaydıyla bu belirlemenin yerinde olduğunu, Yerel mahkemece değerlendirmeye alınmayan bir diğer hususun Whatsapp mesaj içeriğindeki lehlerine kısımlar ve taraflar arasındaki helalleşme (ibra) olgusu olduğunu; yerel mahkeme kararını bu yönüyle de kabul etmediklerini, kaldırılmasını dilediklerini, Somut dosya içeriğine bakıldığında Whatsap yazışmaları neticesi tarafların sözleşmenin nasıl tasfiye edileceği hususunda mutabık kaldıkları, bu mutabakatın 2019 yılında yapıldığı, varılan mutabakat ışığında davacının başka bir talebi olmadığını beyan ettiği, yani taraflar arasında ki mutabakatın bir fiil taraflarca uygulandığı, akabinde aradan 2 yıldan fazla zaman geçtikten sonra davacının varılan mutabakata aykırı şekilde iş bu davayı ikame ettiğinin anlaşılmakta olduğunu; davacının varılan mutabakata aykırı tavrının hukuk önünde korunmasının mümkün olmadığını; taraflar arasında varılan mutabakatın uygulandığını; Whatsap yazışmaları gerçektir .Whatsap yazışmalarına davacı müvekkili ile helalleştiğini, alacağı olmadığını beyan ettiğini ve müvekkili ibra ettiğini; bu durum ışığında artık sözleşmenin neden fesh edildiğinin, müvekkilin bir zararı olup olmadığının da aslında bir önemi kalmadığını çünkü taraflar arasında sözleşmenin nasıl tasfiye edileceği hususunda varılan mutabakat yeni bir sözleşme niteliğinde olup o sözleşmede ifa edildiğini; dolayısıyla ifa edilen bu sözleşme ışığında, davacının sözleşmeyi yazışmalarla, davaya verdiği dilekçelerle, bizatihi kendi duruşmadaki beyanı ile kabulü de ortada iken aksi yönlü tesis edilen kararın kanaatlerince hak ve nisfetle bağdaşmamakta olduğunu. Ayrıca davacı asilsı hem mahkemedeki beyanlarında hem de mahkemeye verdiği dilekçede taraflar arasında ibra hususunda bir mutabakat olduğunu tevil yollu ikrar ettiğini ancak mutabakatın ve ibranın kendisini bağlamadığını ileri sürdüğünü; davacı ibranın kendisini bağlamama hususunu da ibra için ödenen bedele ihtiyaç duyması nedeniyle kabul etmek zorunda kaldığına ilişkin bir beyana dayandırdığını; davacının ibranın geçersizliği için ileri sürdüğü beyanın hukuksal bir dayanağı olmadığını; dosyada taraflar arası mutabakatın ve ibranın davacıyı bağlamadığına ilişkin bir delilde olmadığını; davacı kendi ikrarı ile taraflar arasında ki ilişkinin ibra ve mutabakat ile sonlandığını kabul ettiğini; davacı sözleşmenin uygulanabilmesi için gereken izni yine kendisinin almadığını, sonra taraflar arasında davacıya iade edilecek bedel hususunda bir mutabakat yapıldığını, davacı iade edilecek bedeli kabul ve müvekkili yazışmaları ile ibra ettiğini, bu durumu bizatihi davanın tarafı olmayan ve yazışmaları yapan şahıs ile davacı asil mahkeme huzurunda teyit ettiklerini; davacının kendi iç sebebinin (kendi açıklamasına göre paraya ihtiyacı olduğu için ibralaşmayı kabul etmesi) taraflar arasında varılan mutabakatı ve fiilen uygulanarak ifa edilen sözleşmenin sonlandırılması sözleşmesini hükümsüz kılmasının mümkün olmadığını; Türkiye de her ne nerede ifade edilirse edilsin sana şu rakamı göndereceğim hakkını helal et dedikten sonra karşı yanın helal olsun şeklinde ki beyanının karşılıklı mutabakat anlamı taşıdığı ve taşıyacağını; yerel mahkemenin bu mutakabat beyanı bilahare ödenen bedelin davacı tarafından kabul edilmesi ve davacı tarafından mutabakatın üzerinden iki yıl geçtikten sonra kendinden menkul sebeblerle dava açılmasına rağmen bu yazışmalara ibra iradesini ortaya koymaz diyerek verdiği davanın kabulü kararı hak ve nisfetle bağdaşmadığı gibi hukuksal dayanaktanda yoksun olduğunu; aksini düşünmek taraflarca varılan ve üzerinde mutabık kalınarak ifa edilen tüm mutabakatlar ve sözleşmelerden dönülebileceği anlamını taşıyacağını; bunun kabulünün mümkün olmadığının izahtan vareste olduğunu; ülke kültürümüzde helalleşmek kavramının ne anlama geldiğinin herkesce bilinmekte olduğunu; davacınında aklı baliğ eğitimli bir birey olduğunu: tarafların davacının kusuru ile ifa edilemeyen sözleşme nedeniyle görüştüklerini, sözleşmenin tasfiyesi hususunda anlaştıklarını; akabinde bu anlaşmaya göre müvekkilinin ödemesini yaptığını, aradan iki yıl geçtikten sonra davacının dava açtığını, yerel mahkeme herkesce ne anlama geldiği bilinen helalleşmenin ibra etme anlamı taşımayacağını neye dayandığı belli olmadan gerekçeli kararına yazarak haksız ve hukuki mesnedden yoksun bir karar kılarak davayı kabul ettiğini; yerel mahkeme hükmünün istinaf talepleri kabul edilerek kaldırılması gerektiğini, Alacak ve sair davalarda WhatsApp vb. elektronik ortamdaki yazışmaların belge ve delil niteliğinde olduğunu, (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2017/1014 E. 2020/4488 K.) Cevap dilekçelerini ve önceki beyanlarını tekrarla davacı şirketin müvekkili şirkete ödemesi gereken hiçbir bedel bulunmamakta olduğunu; müvekkili şirket ilgilisi arasında yapılan whatsup görüşmelerinin 6100 Sayılı Yasanın 199. Maddesinde vücut bulan tanımı ile belge niteliğinde olduğu nitekim Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin ve farklı dairelerin emsal kararları ile mail, sms, whatsap yazışması gibi belgelerin delil kıymetine haiz olduğu, özellikle yazışmaları yapanın bu hususu teyit etmesi ve tarafların yazışmaların içeriğine bir müddet uygun davranması halinde yazılı delil başlangıcı niteliğinde olan bu yazışmaların davalarda kabul göreceği ve ispat vasıtası olacağının izahtan vareste olduğunu, (Bu husustaki emsal kararları dilekçeleri ekinde mahkemeye sunduklarını) bu nedenle yerel mahkemenin sözde dava konusu olaydaki whatsapp yazışmalarına ve taraflar arasında ticari teamüllere uygun biçimde yaşandığı açık olan ibra olgusuna itibar etmeden geçerli bir ibra olmadığı yönlü belirlemesinde bulunduğu yerel mahkeme kararını kabul etmemekte kaldırılmasını dilediklerini, Daha öncede arz ettikleri veçhile davada tartışılması gereken hususun davacının ikrarına göre davacının kendi kusuru ile sözleşmeyi uygulamadıktan sonra sözleşme nedeniyle ifa edilen edimlerin nasıl tasfiye edileceği hususunda tarafların bir anlaşması olup olmadığı hususu olduğunu; cevap dilekçesinde arz ettiklerini, tarafların bu hususta bir anlaşması olduğunu; bu hususu bizatihi davacı asil şifaen, davacı vekili mahkemeye verdiği dilekçe ile tanık ise yazışmalar ışığındaki beyanı ile teyit etmekte olduğunu; diğer bir anlatımla bahsettikleri tüm bu hususların sözleşmenin davacının kusuru ile uygulanmaması üzerine sözleşme nedeniyle ifa edilen edimlerin tasfiyesi hususunda tarafların mutabık kaldığını ve anlaştığını göstermekte olduğunu fakat yerel mahkemece bu hususların da hüküm tesis edilirken dikkate alınmadığı görülmüş olup kararın bu yönüyle de kaldırılması gerektiğini, Cevap dilekçesinde de zikredildiği veçhile; davacı tarafın müvekkil şirketi oyalayıp sözleşme için ilgili başvuruları yapmadığını, sözleşme ile yüklendiği edimleri ve ödemeleri yerine getirmeyince davacı ile telefonda defalarca görüşüldüğünü, bizatihi davacının kendisi (hali hazırda davadada ikrar ettiğini) sözleşmeyi uygulamayacağını ve geri isteyemeyeceğini ifade ettiğini; daha sonra davacı işlerinin kötü gittiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu ileri sürüp bizatihi kendisinin bedelinin ilgili kısmının iadesini istediğini, Davacı asil ile bu hususlarda görüşme yapan müvekkili şirket ilgilisi ...’in yapmış olduğu whatsap yazışmaları neticesinde müvekkili şirketin iade ettiği toplam 27.000-EURO dan sonra taraflar karşılıklı helalleştiklerini belirttiklerini; ve davacının bu yazışmalarda başka bir talebi olmadığı bu hususta tarafların mutabık olduğunu ikrar ettiğini; bu durumun sözleşmenin davacının kusuru ile uygulanmaması üzerine sözleşme nedeniyle ifa edilen edimlerin tasfiyesi hususunda tarafların mutabık kaldığını ve anlaştığını göstermekte olduğunu; dolayısıyla davacının her ne olursa olsun kalan bakiye bedelin iade edilmesi gerektiği yollu davada ileri sürdüğü iddia ve beyanların kabulünün mümkün olmadığını; davacının ibra ettikten ve mutabık kaldıktan çok sonra açtığı iş bu kötü niyetli davanın reddi gerektiğini fakat mahkemece eksik incelemeyle aksi yönlü karar tesis edildiği görülmüş olup, tesis edilen kararı kabul etmemekte, kaldırılmasını dilemekte olduklarını, Mahkemece taraflarınca davacı yana gönderilen paranın niteliği hususunda hatalı belirleme yapılmış olup karara bu yönüyle de itiraz ettiklerini; yerel mahkeme kanaatinin aksine alınan para bağlanma değil “cayma parası” olduğunu; bir an için bu bedelin bağlanma parası olarak kabul edilmesi halinde dahi sözleşmeyi haksız ve gerekçesiz biçimde fiilen uygulamayan davacı tarafın tavrı sebebiyle maddi ve manevi zarara uğrayan müvekkili şirketin bu bedeli iade etmemesi gerektiğini fakat müvekkili şirketçe davacı şirketin zor durumda olduğu yönlü beyanlarına itibar edildiğini, bu bedelin davacıya ödendiğini ve rakam üzerinde karşılıklı mutabakat sağlanmış olmasına rağmen davacı yanın işbu haksız davayı ikame ettiği görülmüş olup davanın reddine karar verilmesi gerekir iken aksi yönlü karar veren yerel mahkeme kararını kabul etmediklerini, kaldırılmasını dilediklerini, Cevap dilekçelerini tekrarla müvekkili şirket taraflar arasında akdedilen varlık devir -satış sözleşmesine göre kendisine düşen tüm edim ve yükümlülükleri yerine getirmiş olmasına rağmen davacı tarafın ilgili sözleşmeyi haksız ve gerekçesiz olarak kendisi fiilen uygulamamıştır. İlgili sözleşmeye göre davacı tarafın ... tarafından lisans sözleşmesi imzalanmasına dair ön onayın gönderilmesinden itibaren en geç 7 gün içinde sözleşmede kararlaştırılan bedeli müvekkili firmaya ödemesi gerektiğini ancak davacı tarafın müvekkili şirketi devamlı oyaladığını ve ... isimli firmaya sözleşmenin uygulanması amacıyla başvuruda dahi bulunmadığını; bu konuda mahkemece ilgili ... firmasının Türkiyenin bağlı bulunduğu ve Türkiye ye lisans veren ilgili birimine yazı yazıldığında haklılıklarının ortaya çıkacağını fakat mahkemece bu hususun da araştırılmadığı görülmüş olup tesis edilen kararı bu yönüyle de kabul etmediklerini, Davalı tarafın müvekkili şirketi oyalayıp ilgili başvuruları yapmatığını ve sözleşme ile yüklendiği edimleri – ödemeleri yerine getirmeyince davacı yanla defalarca görüşülmüş bizatihi davacının kendisi sözleşmeyi uygulamayacağını ve ödediği bedelin cayma bedeli olduğunu ve geri istemeyeceğini ifade ettiğini; daha sonra davacı işlerinin kötü gittiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu ileri sürüp bizatihi kendisinin kabul ettiği cayma bedelinin bir kısmının iadesini istediğini; davacı asil ile bu hususlarda görüşme yapan şirket ilgilisi ...'in yapmış olduğu whatsapp yazışmaları neticesinde müvekkili şirketin iade ettiği toplam 27.000,00 euro dan sonra taraflar karşılıklı helalleştiklerini belirttiklerini ve davacı bu yazışmalarda başka bir talebi olmadığını bu hususta tarafların mutabık olduğunu ikrar ettiğini; tüm bu hususlara rağmen davacının haksız ve mesnetsiz iddialarla uzun süre sonra işbu davayı açtığını, Davacının taraflar arasında varılan nihai mutabakattan tek başına dönmesinin müvekkilin kabulü olmadan mümkün olmadığı için davacının davasında haksız olduğunu; davacın iddiası eğer sözleşmenin uygulanmaması nedeniyle uğradığı zararların tahsili ise öncelikle sözleşmeyi kendisinin harfiyen uyguladığını buna rağmen davalı müvekkili tarafından sözleşmede kendisine yüklenen edimlerin ifa edilmediğini ispat etmesi gerektiğini; akabinde davacı tarafın müvekkilin bu tavrından dolayı zarara uğradığını ve uğradığı zararın miktarını ispat etmesi gerektiğini ancak arz edildiği gibi davacının bizatihi sözleşmeyi haksız ve dayanaksız bir biçimde uygulamayan ve yüklendiği edimleri yerine getirmeyen taraf olduğunu ve taraflar arasındaki yazışmalarda da bu hususların davacının kabulünde olduğunu; tüm bu hususları tekrarladıklarını, eksik incelemeyle müvekkili aleyhine hüküm tesis eden yerel mahkeme kararını kabul ettiklerini, Son olarak davacı tarafın sözleşmenin uygulanamama sebebi kendisi olmasına karşın aksi yönlü iddialarda bulunduğunu ve sonrasında haksız biçimde iddiasını genişletme çabasına girdiğini; yerel mahkeme kararını genişletilen iddialara muvafakat edilmesi yönünden de kabul etmediklerini; yargılama esnasında davacının iddialarının genişletilmesine muvafatlerinin olmadığıda yerel mahkemeye arz edildiğini, Davacının dava dilekçesinde davaya konu sözleşme gereği müvekkili şirket tarafından işletme devri yapılmadığından bahisle ödediği bedelin geri verilmesini talep ettiğini; yani davacı davasını açarken müvekkili tarafından işletmenin devir edilmediğini iddia ettiğini; gelinen noktada ise iddiasını genişleterek bunun bir önemi olmadığını her ne sebeple olursa olsun bedelin iade edilmesi gerektiğini nihayetinde kabul anlamına gelmese de müvekkilinin yeni şirket kurmadığından lisans alamadığını yani kusurun kendisinde olduğunu ikrar ettikten sonra yine de bedelin iade edilmesi gerektiğini belirttiğini; görüldüğü üzere davacının bu beyanlarla konuyu esas meseleden uzaklaştırarak Mahkemeyi yanıltma çabasına girdiğini; tüm bu hususların davacı tarafın kötü niyetini göstermekte olup cevaplarının, dosyaya sunmuş oldukları ve sair hususlar ışığında yerel mahkeme hükmünün kaldırılması ve netice itibariyle davanın reddi gerektiğini, İleri sürerek, istinaf taleplerinin kabulü ile yerel mahkemenin yukarıda esas ve karar numarası arz edilen kararının kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine ya da kaldırma neticesi dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere yerel mahkemeye iadesine karar verilmesini vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı yana yükletilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 30/04/2018 tarihli "Varlık Devir-Satış Sözleşmesi" başlıklı işletme devri sözleşmesi kapsamında davalının işletmeyi devretmemesi sebebiyle ödenen bedelin iadesi talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili dava dilekçesinde, taraflar arasında akdedilen işletmenin devri sözleşmesi kapsamında davalının işletmeyi devretmediğini ve tarafların şifahi olarak görüşmesi sonrasında sözleşmenin feshedildiğini, davacı tarafından davalıya sözleşme bedelinden akit tarihinde ödenen 50.000,00 Euro'nun iadesinin talep edildiğini, davalının bu bedelin bir kısmını ödediğini, ancak bakiye 23.000 Euro'yu ödemediğini iddia etmiş, yargılama aşamasında ise sözleşmenin 8. Maddesindeki düzenlemeye göre ... tarafından davacının göstereceği şirket ile lisans sözleşmesi imzalanmasına ilişkin ön onay verilmediğinden mücbir sebep ile sözleşmenin feshedildiğini ve verilenlerin geri iadesinin gerektiğini ileri sürmüş, davalı vekili, davacının sözleşmedeki yükümlülüklerini kendisinin yerine getirmediğini, sözleşmeyi davacının feshettiğini, sözleşme sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zarar haklarının saklı olduğunu, davacı ile yapılan şifahi görüşmede gönderilen paranın cayma parası olduğunu ve istemeyeceğini kendilerine ilettiğini, ancak işlerinin kötü gitmesi sebebiyle söz konusu paranın bir kısmının talep edildiğini ve kendileri tarafından 27.000 Euro'nun iade edildiğini, tarafların helalleştiğini, bu durumda bakiye kısmının talebinin mümkün olmadığını savunmuştur. Taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 8. maddesine göre işletmenin devir bedelinin KDV dahil 425.000 Euro olarak ve bu bedelin üç kısım halinde ödeneceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin imza tarihinde davacı tarafından davalıya gönderilen 50.000 Euro paranın sözleşme bedelinin birinci kısmı olduğu, ikinci kısmının ... tarafından davacının göstereceği şirket ile lisans sözleşmesi imzalanmasına ilişkin ön onay verilmesinden sonra ödeneceğinin, üçüncü kısmının ise lisans sözleşmesinin onaylanmasından sonra ödeneceğinin kararlaştırıldığı, Mahkemece de yerinde tespit edildiği üzere davacı tarafından davalıya gönderilen birinci kısım paranın cayma parası olarak kararlaştırıldığına ilişkin bir hüküm olmadığından ve davalı tarafından ispat edilemediğinden sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilen bağlanma parası (kapora) niteliğinde olduğu, whatsapp yazışmalarında da paranın kapora olarak verildiğinin davalı tarafından kabul edildiği, bağlanma parası olarak ödenen bedelin sözleşme davacı alıcının kusuru ile gerçekleşmese dahi bunun geri verilmesi gerektiği, davalı tarafından davacının sözleşme kapsamında üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi sebebiyle maddi ve manevi zarara uğradıkları ve bu haklarının saklı tutulduğu savunulmuş ise de buna ilişkin bu davada bir talepte bulunulmadığı gibi somut bir delil de sunulmadığı, yine whatsapp yazışmalarından davacıya iade edilen bedelde mutabık kalındığı ve bakiye kısım yönünden davalının ibra edildiği ileri sürülmüş ise de, söz konusu yazışmalardan davacının bakiye kısım yönünden alacağından feragat ettiği ve davalıyı ibra ettiğinin açıkça belirtilmediğinden, iş bu davanın açılmasının da feragat edilmediğini gösterdiğinden söz konusu yazışmaların bu kapsamda değerlendirilemeyeceği, whatsapp yazışmalarına ilişkin değerlendirmenin teknik bir konu olmaması ve Mahkemece bilirkişi raporunun serbestçe değerlendirileceği dikkate alınarak bilirkişi raporuna itibar edilmemesinde de usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin aksi istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 30.731,98 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 7.947,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 22.784,98 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.