İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/02/2026 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, kumaş başta olmak üzere çeşitli…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/184 KARAR NO : 2026/203 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 09/12/2025 NUMARASI : 2025/752 Esas - 2025/1151 Karar DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/02/2026 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, kumaş başta olmak üzere çeşitli tekstil emtialarının yurt içi ve yurt dışına satışı alanlarında faaliyet gösteren köklü ve kurumsal bir şirket olduğunu, davacı ile davalı arasında da, çeşitli tekstil emtialarının alım-satımını konu alan ticari bir ilişki mevcut bulunduğunu, süregelen işbu ticari ilişki kapsamında, davacı tarafından birçok tekstil emtiasının davalıya satılmış ve teslimi gerçekleştirilmiş olduğunu, satışı gerçekleştirilerek davalıya teslim edilen ürünlerin tamamının, taraflar arasındaki anlaşmaya ve tekstil sektörünün gerekliliklerine uygun olmasına rağmen davalı tarafından satış bedelini ödeme borcuna riayet edilmemiş olduğunu, davalının takip tarihi itibariyle davacı şirkete 4.076,16 Amerikan Doları borcu bulunmakta olup taraflarınca Bakırköy 14. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası kapsamında davalı aleyhine icra takibi başlatılarak satış ve teslimi gerçekleştirilen tekstil emtialarından kaynaklanan alacağın tahsilinin talep edilmiş olduğunu, ancak davalı tarafından anılan icra takibine karşı haksız, hukuka aykırı ve kötü niyetli olarak itiraz edilmiş olup işbu itirazın, alacağı sürüncemede bırakma maksadıyla gerçekleştirilmiş olduğunu, taraflar arasında ticari alım satım ilişkisine konu tekstil emtialarının bedelinin döviz karşılığı üzerinden ödeneceği hususunda anlaşma bulunduğunu, yine davacının ticari ilişkinin başından itibaren düzenlemiş olduğu satış faturalarının tamamının, döviz karşılığı olacak şekilde tanzim edilmiş olduğunu, bahse konu faturalarda, fatura tarihi itibariyle döviz kurunun Türk Lirası karşılığına yer verilmiş, Türk Lirası üzerinden yapılan ödemelerde ödeme günü saat 13:00'de açıklanan saatlik Merkez Bankası kuru baz alınarak alacağın tahsil olacağı açıklamasına yer verilmiş olduğunu, basiretli bir tacir gibi hareket etme yükümlülüğü bulunan davalının, anılan faturalar kendisine ulaşmasına rağmen ticari ilişkinin başından sonuna kadar hiçbir zaman anılan satış faturalarına ya da fatura içeriğine itiraz etmemiş ve ticari defterlerine işlemiş olduğunu, TTK md.21/2 hükmünün açık olup; bahse konu satış faturalarına ya da fatura içeriğine itiraz etmeyen davalının, ticari alım satım ilişkisine konu tekstil emtialarının bedelini döviz karşılığı üzerinden ödeyeceğini kabul ettiğinin ortada olduğunu, ayrıca 2008 tarihli, 32/34 Numaralı, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in 8.maddesinin 9.fıkrasında menkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedelinin dövize endeksli olarak belirlenebileceğinin düzenlenmiş olduğunu, ancak mezkur Tebliğ'in aynı maddesinde 06.03.2025 tarihinde değişiklik yapılıncaya kadar, ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesinin ve kabul edilmesinin zorunluğu olduğunun düzenlenmiş olduğunu, anılan Tebliğ hükmü gereği davalı tarafından Türk Lirası üzerinden ödemeler yapılmış ve davacı tarafından kabul edilmek zorunda kalınmış olduğunu, ancak davacının yine de buna karşın, dilekçenin EK-1 başlığı altında sunulan belgelerden görüleceği üzere kur farkına ilişkin faturalar düzenlemiş olduğunu, davalının ticari ilişkinin başından itibaren tanzim edilen döviz kuru bedelli faturalara TTK md.21/2 hükmü gereği herhangi bir itirazı bulunmadığı, faturaların açıklamasında açıkça tahsilatın dövize endeksli gerçekleştirileceği yönünde ibarelere yer verildiği, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ hükümleri uyarınca Türk Lirası üzerinden ödeme gerçekleştirilmesi ve kabul edilmesi zorunlu olmasına rağmen davacı tarafından kur farkı faturaları düzenlendiği göz önüne alındığında; davalının ticari ilişki kapsamında doğmuş döviz alacaklarından sorumlu olduğu ve kötü niyetli bir şekilde ödeme yapmadığının ortada olduğunu, davaya konu tekstil emtialarının, davacı tarafından davalıya teslim edilerek bu yöndeki yükümlülüğün de yerine getirildiğinin dilekçe ekinde sunulan e-irsaliyeler ile sabit olduğunu, davalının bugüne kadar, ilgili mevzuat ile kendisine tanınan imkana rağmen e-irsaliyelere ilişkin de herhangi bir itirazda bulunmamış olduğunu, taraflar arasında mevcut ticari ilişki kapsamında; Döviz borçlarının ödenmesinde Türk Lirası ile yapılan ödemeler için kur farkı uygulamasının taraflar arasında mevcut olmasına, birçok tekstil emtiasının davalıya satılıp teslim edilmesine, bu hususta düzenlenen faturalara ve e-irsaliyelere itiraz edilmemesine ve satış bedellerinin ödenmemesine rağmen davaya konu icra takibine karşı itiraz eden davalının, kötü niyetle ve alacağın tahsilini sürüncemede bırakma amacıyla hareket ettiğinin açık olduğunu, davalı tarafın icra dosyasına sunmuş olduğu borca itiraz dilekçesinde yetkiye de itiraz etmiş, ancak icra dosyasına konu alacak para alacağı olduğundan ve para alacakları bakımından alacaklının yerleşim yeri yetkili olduğundan, davalının yetki itirazının da haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının, huzurdaki davaya konu uyuşmazlığa ilişkin olarak ara buluculuk yoluna başvurmuş olup tarafların uyuşmazlığın çözümü hususunda anlaşma sağlayamamış olduklarını beyanla; davanın kabulü ile, davalının Bakırköy 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takip dosyasındaki haksız ve hukuka aykırı borca ve yetkiye itirazının iptali ile takibin devamına, haksız, hukuka aykırı ve kötü niyetli itiraz ile takibin gecikmesine ve alacağın tahsilinin sürüncemede kalmasına sebebiyet veren davalı aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın "kur farkı" alacağı iddiası ile Bakırköy 14. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatmış, haklı itirazları üzerine de icra takibinin durmuş olduğunu, iş bu itirazın iptali istemi ile açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, davacı karşı yan şirketle davalının şirket arasında süregelen ticari alışveriş/ilişkide satın alınan emtianın (kumaş ve çeşitli tekstil emtiaları) bedelinin ödenmesi aşamasında kur farkı ödeneceğine dair herhangi sözleşme akdedilmemiş olduğunu, bu sebeple davacı yan tarafından düzenlenerek davalı şirketten alacak iddiasına sebep olan, 25-05-2023 tarihli, ... numaralı, 104.460,78-TL bedelli, 19.04.2023 tarihli, ... numaralı, 105.912,04-TL bedelli, 11.05.2023 tarihli, ... numaralı, 88.622,88-TL bedelli kur farkı faturalarının yasal ve fiili dayanağı olmadığından bu faturalara istinaden davacı şirketin herhangi bir alacak iddiasında bulunabilmesinin mümkün olmadığını, zira belirttikleri üzere davacı yan şirket ile davalı şirket arasındaki ticari münasebette kur farkı ödeneceğine dair sözleşme olmaması sebebi ile salt alacak oluşturma ve davalı şirkete olan borçlarını ödememe amacına matuf düzenlenerek ticari defter ve kayıtlarına işledikleri faturalara istinaden alacak talebinin hukuki dayanağı bulunmadığını, VUK’un 231/5. maddesinde faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağının hüküm altına alınmış olduğunu, madde hükmünde yer alan “azami” ifadesi ile, faturanın mutlaka bu süre içerisinde düzenlenmesi gerektiğinin ifade edilmekte olduğunu, bu sürenin mutlak bir süre olmayıp, faturanın 7 günlük bu süre beklenilmeden düzenlenmesinin de mümkün bulunduğunu, ancak bu süreden sonra düzenlenecek faturaların hiç düzenlenmemiş addedileceğinden süre geçtikten sonra düzenlenen faturalara dayanılarak alacak talebinin bu yön itibari ile de mümkün olmadığını, bu sebeple emtia tesliminden çok sonra kesilen faturaların (özellikle kur farkına ilişkin faturanın) herhangi bir yasal dayanağı olmadığından bu faturaların geçerli kabul edilebilmesinin de mümkün olmadığını, davacı şirket ile davalı şirket arasında güvene dayalı ve uzunca bir süredir devam edegelen ticari münasebet söz konusu olduğunu, teslim alınan emtianın bedelinin muntazaman ödenmiş, hiçbir borçları kalmamış ve alacaklı karşı yan gibi başkaca diğer firmalar ile de herhangi bir sorun yaşamamış olduğunu, karşılık güvenin esas alınarak devam eden ilişki sebebi ile davacı yanın teslim ettiği emtianın (kumaş ve çeşitli tekstil emtiaları) bedelinden fazlaca ödeme yapıldığı, bu anlamda ileride teslim edilecek emtia bedellerine mahsup edileceği de varsayılmış ve buna göre hareket edilmiş olduğunu, ancak davacı şirketin kur farkı faturaları düzenleyerek (özellikle son fatura) davalı şirketi haksız ve hukuka aykırı olarak borçlandırmaya çalışmış olduğunu, söz konusu "kur farkı faturalarının" davalı şirket çalışanlarınca sehven alınarak ticari kayıtlara işlenmesini öğrenmeleri ve bunu fırsata çevirme yönünde bu şekilde söz de alacak oluşturma gayretlerine girmiş olduklarını, ancak davacı yanın alacak iddiasına Bakırköy 14. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile başlatılan icra takibi ile vakıf olunduğunu, üstelik davacı yanın açtığı mezkur icra takibinde hiçbir delil ve dayanak sunamamış olup kötü niyet ile alacak oluşturmaya çalıştığını, burada davacı şirket tarafından düzenlenen faturalarda kur farkı talep edilebileceğine dair ifadelerin bulunmasının, karşı yanın davalı şirketten kur farkı alacak talebini haklı kılmayacağını, zira faturaların zaruri münderacaatının mevzuat ile düzenlenmiş olduğunu, zorunlu içerikten olmayan ibare ve ifadelerin fatura içliklerine eklenmesinin bir şeyi değiştirmeyeceğini, zira, faturada bulunması gereken bilgilerin; "fatura ibaresi, faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası, Maliye Bakanlığı ibaresi veya noter tasdik mührü şekli, faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası, alıcının (müşterinin) adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası, malın ve hizmetin türü, miktarı, birim fiyatı ve tutarı, satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası, kaşe ve imza" şeklinde olup bunun haricinde, temerrüt halinde faiz oranına, vadeye, kur/vade farkına ve sair hususlarda tek yönlü, içerikten olmayan ve ayrıca bir sözleşmeye bağlanmayan ibare ve hükümlerin herhangi bir geçerliliği bulunmadığın, bu sebeple davacı yan şirket tarafından alacak taleplerine ilişkin kur farkı taleplerinin yasal ve fiili dayanağı olmadığından haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep ediyor olduklarını, davalı şirketin davacı karşı yana herhangi bir borcu olmadığı gibi aksine alacağı mevcut olduğunu, zaten ihtilafın ve karşı yanın alacak talep iddiasının sebebinin de davalı şirketin işbu alacağının oluşturmakta olduğunu, bu alacak taleplerinin, karşı yan şirketin kur farkı faturası kesmesine sebep olduğunu, bu alacak mukabili emtia (kumaş ve çeşitli tekstil emtiaları) tesliminin yerine aylar sonra sözde kur farkı alacakları için fatura kesilmesinin yasaya, usule, Yargıtay yerleşik içtihatlarına ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla; alacak hakları saklı kalmak kaydı ile; haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davacı yanın %20'den aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Somut olayda; davacı taraf, davalı ile araların yer alan cari hesap ilişkisi gereği kur farkından kaynaklı fatura nedeni ile alacaklı olduğunu iddia etmiş olup davalı ise araların kur farkı ödeneceğine dair herhangi bir sözleşme bulunmadığı savunmasında bulunmuştur. Kur farkı alacağı yabancı para alacağı (döviz) üzerinden düzenlenen faturanın düzenlediği tarihin kuru ile faturanın tahsil edildiği tarihin kuru arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacaktır. Kur farkı düzenlenen temel ilişkide asıl alacak miktarı döviz olarak aynı kalmaktadır. Kur farkı alacağı ise döviz olarak istenmesi mümkün olmayıp, TL olarak talep edilebilecek bir alacaktır. Türk Kanunları’na göre döviz alacağının TL olarak istenmesi mümkün ise de, TL olarak doğan alacağın dövize çevrilerek istenmesi mümkün değildir. (Yargıtay 11 HD'nin 26/05/2022 tarih ve esas 2020/6941 -karar 2022/4076 sayılı ilamı ).Davacının takipte yer alan 4.076,16 USD alacağının davalı hakkında düzenlenen kur farkı faturasından kaynaklandığı, düzenlenen faturaların TL karşılığı gösterilmek sureti ile yabancı para cinsinden düzenlendiği, ne var ki TL olarak doğan borcun yabancı para olarak istenilmesi mümkün olmadığı, kural olarak kur farkı alacağı varsa ancak TL cinsinden istenebileceği sonucuna varıldığından davacının davalı hakkında başlatmış olduğu takibin usulüne uygun olmadığı anlaşılmakla açılan davanın usulüne uygun takip dava şartı yokluğu nedeni ile reddine, davalı hakkında başlatılan takibin açıkça kötü niyetli başlatılmış olduğu ispatlanamadığından davalı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin şartlar oluşmadığından reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı şirket alacağının TBK 99 kapsamında talep edildiğini, döviz karşılığı olarak takip açılmasında isabetsizlik bulunmadığını, taraflar arasında ticari alım satım ilişkisine konu tekstil emtialarının bedelinin döviz karşılığı üzerinden ödeneceği hususunda anlaşma bulunduğunu, yapılan ödemelerin yasal zorunluluktan dolayı TL olarak gerçekleştirildiğini, ödeme tutarlarının dolar karşılığı esas alınarak belirlendiğini, alacak döviz alacağı olup bu yönde düzenlenen ve içeriğinde hem amerikan doları hem de mevzuat gereği Türk Lirası karşılığı olan faturalar da davalı şirket tarafından kabul edilmiş ve bu faturaların ticari defterlere de işlendiğini, davalının taraflar arasında döviz ile satış yapılmadığına, alışverişin Türk Lirası üzerinden yapıldığına ilişkin bir itirazı ya da iddiası da bulunmadığını, kur farkı alacağının bizzat borçlunun borcunu ödediği andaki bir hesap olduğunu, ancak tarafların "borcun döviz borcu olduğunu ve fiili ödeme günündeki kur üzerinden ödenecek olduğunu" kararlaştırdığının, davalı ticari defterlerine kaydedilen faturalar üzerinde yer alan ifadelerle sabit olduğunu, taraflar arasındaki açık anlaşmanın göz ardı edilse dahi, davacının TBK md.99/3'te izah edilen seçimlik haklarını kullanabileceğini, işin esasına girilmeden verilen kararın hatalı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava, açık hesaptan kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile kur farkı talebine dair başlatılan icra takibinin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça istinaf isteminde bulunulmuştur. Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, Bakırköy 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "borçluya satılıp telim edilen tekstil kumaşlarından ve emtialardan kaynaklı alacak 4.076,16 USD" borcun sebebi gösterilerek 4.076,16 USD (136.786,14 TL harca esas değer bildirilerek) alacağın tahsili istemiyle ilamsız takip başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı görülmektedir. Konunu anlaşılması bakımında yabancı para borçlarının çeşitleri ve ifası üzerinde durmak gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 99. Maddesi- "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." düzenlemesini içermektedir. Yabancı para borçları, yabancı paranın mutlaka yabancı para birimiyle ödenmesinin gerekli olup olmadığına göre gerçek – gerçek olmayan yabancı para borçları olarak ikiye ayrılmaktadır. Buna göre yabancı para borçlarında borçlu kural olarak, borcunu borçlandığı yabancı para birimiyle değil, bunun TL karşılığını ödeyerek de borcundan kurtulabilir. Bu hususta bütün ülkelerin iç hukuklarında bu yönde düzenlemeler bulunmaktadır. Fakat borçluya verilen, yabancı para borcunu isterse ifa yerinin milli para birimiyle ödeme biçimindeki seçimlik yetki, emredici bir nitelik taşımaz. Taraflar dilerse, borcun mutlaka kararlaştırılan yabancı para birimiyle ifa edilmesi gerektiğini de kararlaştırabilirler. Mutlaka yabancı para birimiyle ifası gereken, borçlunun ifa yeri milli para birimiyle ödeme yapma yetkisinin bulunmadığı yabancı para borçları, gerçek, efektif yabancı para borçları olarak anılmaktadır. Borçlar Kanununun 99/II hükmünden, yabancı para borcunun, gerçek yabancı para borcu olarak kararlaştırılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. Bu tip yabancı para borçlarında borçlunun TL üzerinden ödeme teklifinde bulunması karşısında, alacaklının bu teklifi reddetmesi, bu davranışın dürüstlük kurallarına aykırı olmadığı sürece onu alacaklı temerrüdüne düşürmez.Gerçek olmayan bir başka anlatımla mutlaka yabancı para birimiyle ifası gerekmeyen yabancı para borçları yönünden ise ifa 2. ve 3. Fıkralarda düzenlenmiştir. Öncelikle maddenin 2. Fıkrasında geçen "ödeme günü" borcun fiilen ödendiği günü değil, borcun vadesini yani muaccel olduğu günü ifade etmektedir. 2. Fıkra hüküm borçluya, yabancı para borcunu “ödeme günündeki” TL karşılığı üzerinden ödeme biçiminde bir seçimlik yetki vermektedir. Buna göre, borçlu kural olarak yabancı para borcunu dilerse aynen (yabancı para birimiyle), dilerse vade/ muacceliyet tarihi / ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden ödeyebilir. Alacaklının bu aşamada borçlunun bu kararına karşı çıkma imkanı yoktur. Borçlunun TL ödeme teklifinin alacaklı tarafından reddi, alacaklıyı alacaklı temerrütüne düşürür. Alacaklının, borcun yabancı parayla ödemesini isteme hakkı ise yoktur. 6098 sayılı yeni Borçlar Kanununun 99/III hükmü gereğince ise “borcun ödeme gününde ödenmemesi” üzerine alacaklının bazı seçimlik hakları ortaya çıkmaktadır. TBK 99/3. Fıkrasında geçen "Borcun ödeme gününde ödenmemesi"nin anlamı üzerinde de durmak gerekmektedir. Doktrinde 818 sayılı Kanunun 83/III hükmünde geçen vadede ödenmeme ifadesi, muacceliyeti değil, temerrütü ifade eder. Buna göre, alacaklının seçimlik hakkının doğması için, borcun muaccel olması yeterli değildir, aynı zamanda borçlunun temerrütünün de oluşması gerekir. Zira borcun muaccel olması üzerine ihtarda bulunmadığı için temerrütün doğumunu sağlamayan alacaklıya, BK. m.83/III’deki ek olanaklarının tanınması gereksizdir. Bu nedenle temerrüt oluşmadığı sürece borçlu, gerçek olmayan yabancı para borcunu muacceliyet tarihindeki kur üzerinden ödeme yetkisini korur. Fakat ihtara gerek olmaksızın temerrütün oluşacağı durumlarda, diğer koşulları da varsa muacceliyet ile temerrüt aynı tarihte ortaya çıkacaktır. (Yrd. Doç. Dr. Serkan AYAN, Yabancı Para Borçlarının İfası) şu haliyle borçlunun temerrütü halinde artık TBK 99/3 maddesindeki seçimlik yetkiler alacaklıya geçmektedir. Sonuç olarak Her ne kadar TBK 99 hükmü değişik ve birbiri ile çelişkili anlamalara müsait ise de 2, fıkradaki "ödeme günü" vade/muacceliyet tarihini, 3. Fıkradaki “borcun ödeme gününde ödenmemesi" kavramı ise borçlunun temerrüte düşmesini karşıladığı kabul edilmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 215. Maddesi "1. Bu Kanuna göre tutulacak defter ve kayıtların Türkçe tutulması zorunludur. Ancak, Türkçe kayıtlar bulunmak kaydıyla defterlerde başka dilden kayıt da yapılabilir. Bu kayıtlar vergi matrahını değiştirmeyecek şekilde tasdik ettirilecek diğer defterlere de yapılabilir. 2. a) Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz." düzenlemesini içermektedir. Bu durumda Türk parası karşılığını göstermek şartıyla yabancı para biriminde göre fatura düzenlenmesinde herhangi bir usulsüzlük ve mevzuata aykırılık yoktur. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Kur farkı alacağının istenebilmesi için, taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin veya dövize endeksli bir ticari ilişkinin bulunması gerekir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2008/6163 E-2008/7544 K sayılı kararı) Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak Türk Lirası olarak istenebilir. Kur farkı düzenlenen temel ilişkide ise asıl alacak miktarı döviz olarak aynı kalmaktadır. Yabancı para cinsinden olan borcun, TL üzerinden düzenlenen çek ile ödenmesi halinde ise kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edileceğinden alacaklı artık kur farkı isteminde bulunamayacaktır. Ancak taraflar arasında kur farkının ödeneceğine yönelik oluşan teamül gereği kur farkı istenebilir. Bu genel açıklamalardan sonra davacı ile davalı arasında ticari ilişki bulunduğu, davacının davalı adına 22/11/2023 tarihli 4.076,16 USD bedelli 109.457,53 TL karşılığı da gösterilerek düzenlenen Kur farkı açıklamalı temel fatura düzenlediği, mahkemece davacı vekiline beyanda bulunmasının istenilmesi üzerine davacı vekilince de 24/11/2025 tarihli beyan dilekçesi ile taleplerinin kur farkına ilişkin olduğunun beyan edildiği anlaşılmaktadır.Davacının alacak talebi kur farkı istemine ilişkin olup, davalı hakkında USD cinsinden takip yapılmış olması dikkate alındığında TL olarak doğan borcun yabancı para olarak istenilmesi mümkün değildir. Davacı tarafından usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinden bahsedilemeyeceğinden davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilesinde bir isabetsizlik yoktur. ( Emsal Yargıtay 11. HD'nin 26.05.2022 tarih, 2020-6941 esas ve 2022-4076 karar sayılı ilamı)HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 116,60 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.