T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/413 - 2026/706 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/413 KARAR NO : 2026/706 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 06/10/2023 NUMARASI : 2022/403 E. - 2023/420 K. DAVACI : VEKİLLERİ : DAVA KONUSUNU DEVREDEN DAVALI : VEKİLLERİ : DAVA KONUSUNU DEVRALAN DA…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/413 - 2026/706 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/413 KARAR NO : 2026/706 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 06/10/2023 NUMARASI : 2022/403 E. - 2023/420 K. DAVACI : VEKİLLERİ : DAVA KONUSUNU DEVREDEN DAVALI : VEKİLLERİ : DAVA KONUSUNU DEVRALAN DAVALI : VEKİLLERİ : DAVALI : 2 - VEKİLİ : DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/10/2023 tarih ve 2022/403 E. - 2023/420 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin “...” ve "şekil" esas unsurlu 200’e yakın markanın sahibi olduğu, müvekkilinin tanınmış markasının aynısının davalı yan tarafından kullanılmasının müvekkilinin markalarının sulandırılması da dâhil birtakım olumsuzluklara yol açacağını, davalı markasının, müvekkili şirketin faaliyet alanı ve markalarının kapsamı ile örtüşen/bağlantılı mallar üzerinde başvurulduğunu, davalı şirketin marka başvurusunun müvekkilinin seri “...” markaları nedeniyle de tescilinin mümkün olmadığını, müvekkilinin tanınmışlığı göz önünde bulundurulduğunda davalının müvekkilinden haberdar olmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, taraf markaları arasında benzerlik bulunduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu ve davalının kötüniyetli olduğunu, ayrıca başvurunun SMK'nın 5/1-c,e ve f bentlerine aykırı bulunduğunu ileri sürerek Türk Patent ve Marka Kurumunun 2022-M-11454 sayılı YİDK kararının iptaline ve 2021/024580 sayılı “... TADINDA” ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, başvuru markası ile davacı markasının ilk bakışta 29. Sınıf bakımından benzer tescil sınıfına sahip olduğu görülse de dava konusu başvuru markası kapsamında;“Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil). Biralar; bira yapımında kullanılan preparatlar. Maden suları, kaynak suları, sofra suları, sodalar. Sebze ve meyve suları, bunların konsantreleri ve özleri, meşrubatlar.” mallarının yer aldığını, davacı tarafın itiraza mesnet markası kapsamında ise “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri.” mallarının yer aldığını, davacı markasının kapsamında yer alan mallar ile aynı, benzer türden malların başvuru kapsamında yer almadığı, bu nedenle başvuru markasının kapsamında yer alan mallar açısından markalar arasında ilişkilendirme/karıştırılma ihtimali bulunmadığı, başvuru konusu marka, davacıya ait markalarla benzer olmadığından, tanınmışlığın huzurdaki davaya etkili olmadığı, tanınmış marka gerekçe gösterilerek başvurunun reddedilebilmesi için; 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde sayılan olasılıklardan birinin ortaya çıkma riskinin mümkün olup olmadığı ve bu risklerin varlığının davacı tarafından ispatı gerektiği, bu durumu ispatlayacak bir delilin mevcut davada bulunmadığı, davacı tarafından davaya konu edilen marka başvurusunun kötüniyetli olarak yapıldığı iddiasında bulunulmuş olmakla birlikte kötü niyete ilişkin iddiaların ispatı için yeterli derecede somut ve inandırıcı delil sunulmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Dava konusunu devreden davalı ... AŞ vekili, davacı tarafın "a ... ... tadı" markası ile müvekkili şirketin "... tadında" markasının ne görsel, ne işitsel ne de kavramsal olarak aynı marka olmadığını ve karıştırılma ihtimali olmadığını, "... tadında" ibaresinin sektör bakımından herhangi bir ayırt edici unsur taşımadığı gibi tarafların portföyünün aynı tür malları da kapsamadığını, davacı markasında kullanılan yazı stili, kullanılan renkler ile farklı kelime unsurlarının bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim ve kompozisyon itibariyle davalı markasından tamamen farklı olduğunu, davacı markası ile ortak unsur olduğu ileri sürülen “... tadında” ibaresinin davalı markasında esas unsur olarak yer aldığını, davacı markasında ise esas unsurun “...” ibaresi olduğunu, “... tadı” ibaresinin ise tali unsur olarak geri planda kaldığını, müvekkili şirketin başvurusunda kötü niyetli olduğu iddiasının kabul edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Dava konusunu devralan davalı ... ... Süt Ürünleri AŞ vekili, dava konusu markayı müvekkilinin devraldığını, iptali talep edilen YİDK kararının hukuka uygun olduğunu, müvekkiline ait marka ile davacıya ait mesnet markanın farklı emtiayı içerdiğini, markalar arasında SMK m.6/1 hükmü koşulunun oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin hükümsüzlük talebine gerekçe markalardan 2005/57812, 2005/53842, 2005/33501, 2005/29361 sayılı markaların sicilde hükümsüz durumda olduğundan inceleme kapsamına alınmadığı, bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; davacı şirketin sadece hükümsüzlük talebine gerekçe olan ve bilirkişi raporunda Tablo.4’te yer alan markalarının, davaya konu marka başvurusu ile ortak bir kelime veya şekil unsuru içermediğinden söz konusu markalar bakımından mal ve hizmet benzerliği yapılmasına yer olmadığı, YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük talebi bakımından yapılan incelemede, davaya konu marka başvurusu kapsamında; 29. Sınıfta yer alan “Hayvansal kaynaklı sütler; bitkisel kaynaklı sütler; süt ürünleri (tereyağı dahil).” malları ve 32. Sınıfta yer alan mallar ile davacı şirkete ait 2018/67435 sayılı markanın tescil kapsamında yer alan “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri.” malları karşılaştırıldığında; söz konusu malların genel olarak gıda ürünleri kapsamında yer almalarına ve marketlerde satılıyor olmalarına rağmen birbirini tamamlama, birbiri yerine ikame edilme, benzer ihtiyaçları karşılama gibi ortak özelliklere sahip olmamaları nedeniyle benzer olmadıkları, dava konusu marka başvurusunun; "Şekil+... Tadında" ibaresinden oluştuğu, davacıya ait 2018/67435 sayılı markanın ise; "Şekil+... ... TADINDA" ibaresinden oluştuğu, taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; salt hükümsüzlüğe mesnet gösterilen davacı markaları ile dava konusu marka arasında herhangi bir benzerlik bulunmadığı, YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük iddiasına mesnet gösterilen davacıya ait 2018/67435 sayılı marka ile dava konusu marka arasında; "... Tadında/... TADI" ibarelerinden kaynaklı olarak benzerlik bulunsa da, bu markaların kapsadığı mallar arasında benzerlik olmadığı ve "... .../... TADI" ibarelerinin gıda sektörü bakımından ayırt ediciliği düşük zayıf karakterli söz dizileri oldukları, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 12.10.2020 tarih 2020/92 E 2020/3984 K sayılı kararında belirtildiği üzere; zayıf markaların koruma kapsamı değerlendirilirken iltibas tehlikesinin yapılacak küçük bir değişiklik ile dahi bertaraf edilebileceğinin göz önüne alınması gerektiği, yine; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.12.2018 tarih 2017/11-114 Esas 2018/1995 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; lider marka yanına eklenen unsurların ayırt edici niteliğinin zayıf bulunması halinde, her halükarda lider markanın ayırt edicilik incelemesinde dikkate alınmayacağı iddiasının kabul görmeyeceği, zira önemli olanın karşılaştırılan markaların hitap ettiği ilgili tüketici kesiminin, markaların ticari kaynağı noktasında yanılgıya düşme ihtimallerinin olup olmadığı hususu olduğu, somut olayda da; davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markada yer alan "..." sözcüğünün çatı marka vasfı bulunsa da, "... TADI" ibaresinin, davaya konu emtialar bakımından ayırt ediciliğinin düşük olduğu dikkate alındığında, "..." ibareli çatı markanın da markasal ayırt ediciliğinin bulunduğunun söylenmesi gerektiği, böyle bir durumda ise; umumi intiba olarak, dava konusu markanın, davacıya ait söz konusu markadan farklılaştığı, dolayısıyla; karşılaştırılan markalar arasında, ortalama tüketici kesimi nezdinde, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunmadığı, davacı şirketin, "... ... TADI" ibareli markasının tanınmışlığını destekler veya 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde aranan şartların sağlandığını kanıtlar herhangi bir delil sunmadığı anlaşıldığından, SMK m.6/5 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleşmediği, davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde dava konusu marka başvuru sahibinin kötüniyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötüniyet iddiasına dayalı istemlerin yerinde bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalının “... ...” ibaresini tek başına kendi adına tescil edip piyasada tekel oluşturmasının SMK 5/1-c maddesine tümüyle aykırı olduğunu, bir diğer deyişle “... tadı” ibaresinin yerel mahkeme kararına göre de “tanımlayıcı” bir marka olduğunu, mahkemenin kararı hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte, tanımlayıcı ve ayırt ediciliği düşük bir markanın, münhasıran bu ibareden oluşacak şekilde, tek başına, davalı adına tesciline karar verilmesi ve SMK 5/1-c açısından da hükümsüzlük talep edilen huzurdaki davada işbu incelemeyi yapmamasının hukuka aykırılık oluşturduğunu, davaya konu marka başvurusunun kapsamında yer alan 29 ve 32. sınıflardaki emtianın, müvekkilinin 29. sınıfta tescilli “a ... ... tadı” markasının tescili kapsamındaki mallar ile doğrudan bağlantılı olduğunu, davalı yanın kötü niyeti olmadığına ilişkin kararının isabetli bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı vekilince dava dilekçesinde, dava konusu markanın SMK 5/1-c “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.”, 5/1-e “Malın doğası gereği ortaya çıkan şeklini ya da başka bir özelliğini veya teknik bir sonucu elde etmek için zorunlu olan veya mala asli değerini veren şeklî ya da başka bir özelliğini münhasıran içeren işaretler.” ve 5/1-f “Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler.” kapsamında tesciline cevaz verilmemesi gerektiği ileri sürülmüş olup, mahkemece bu hususta olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmamış, bu husus davacı tarafça istinaf edilmiştir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, davacının talebi hakkında yapılan bir değerlendirme ve bu talebe yönelik maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle Dairemizce davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/10/2023 gün ve 2022/403 E. - 2023/420 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 269,85-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 03/04/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 06/04/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.