6. Ceza Dairesi 2025/7010 E. , 2026/1395 K. "" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/294 E., 2025/253 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar haklarında bozma üzerine kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespi…
6. Ceza Dairesi 2025/7010 E. , 2026/1395 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/294 E., 2025/253 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar haklarında bozma üzerine kurulan hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulünde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar iddia etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs. gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtay da yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Ancak kanun metninde Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 6. Ceza Dairesi uygulama birliği sağlama ve kötüye kullanmaların önüne geçmek amacıyla objektif bazı kriterler belirlemiştir. Söz konusu kriterler; 1-Hukuken tahsil edilebilir bir alacak olması, 2-Bunu almak için cebir veya tehdit uygulanması, 3-Talep edilen miktar ilealacak miktarının orantılı olması, 4-Tarafların hukuki ilişki doğduğu anda bu ilişkide taraf sıfatı taşıyan kişilerden olmaları gerektiğidir. Bu doğrultuda; a-Sanığın hukuki ilişki doğduğu anda alacaklı sıfatı taşıması gerektiği, b-Müştekinin bu hukuki ilişki doğduğu anda borçlu sıfatını taşıması gerektiği, c-Borç doğduğu anda taraf sıfatı taşıyan kişilerin yakın akrabaları veya çalışanların yada spontane gelişen olaylarda; kendisi için menfaat amacı gütmeden, arkadaşına yardım ve dayanışma amacıyla bulunan arkadaş ile birlikte eyleme katılmış olmaları halinde; Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesinden yararlanabileceğini kabul etmektedir. Kural olarak borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek senet tahsilatçısı veya mafya bağlantı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hemde ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır. Bazılarını hatırlayacak olursak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.05.2017 tarihli 2017/6-91 Esas ve 2017/291 Karar sayılı "... İnceleme dışı sanık ... ile katılan ... arasında 10... plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen ...'e iade etmemesi üzerine, ...'in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık ...'in ise yanında çalıştığı ...'in katılan ...'dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da TCK'nun 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. ..." şeklindeki kararında çalışanın Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddeden yararlanacağına verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunu'nun 14.01.2020 tarihli ve 2017/6-204 Esas, 2020/5 Karar sayılı "...Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 10.12.2013 tarihli ve 452-612 sayılı kararında kardeşinin hukuki alacağını tahsil amacıyla yağma eylemine katılan sanığın; 23.05.2017 tarihli ve 91-291 sayılı kararında yanında çalıştığı failin hukuki alacağa dayanan yağma suçuna iştirak eden iş yeri arkadaşının da TCK'nın 150. maddesindeki düzenlemeden yararlanacağına karar verirken akrabalık ve geleneksel yakınlık ilişkilerini gözetmiştir..." , " şikâyetçi ...’nın 03.04.2009 tarihinde üzerine kayıtlı dubleks evi sanık ...’ın eşinin üzerine devrettiği olayda; ...’ün hukuki alacağını tahsil etmek amacıyla katılanlara karşı yağma eylemini gerçekleştirdiği sırada muhasebe müdürü olarak on bir yıl yanında çalışmış olan sanık ...’ın da onunla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da TCK'nın 150. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. " şeklindeki kararında çalışanın Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir. Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; Bingöl ilinde bir alışveriş merkezine katılan ... ile sanık ...'in ortak oldukları, katılan ...'ın akrabası olan katılan ....'ın bir dönem nakit paraya ihtiyacı olduğu, bu durumu sanık ...'a iletmeleri üzerine sanık ...'ın, katılan ...'in borca kefil olması şartıyla talebi kabul ettiği, bu anlaşma çerçevesinde tarafların da kabulüne göre sanık ...'tan toplam 2.900.000 TL parayı borç olarak aldıkları, katılan ... ve kardeşi katılan ...'in yaşadıkları maddi zorluk nedeniyle borç ile ilgili öngörülen zaman diliminde geri ödeme yapamadıkları, değişik zamanlarda katılan ...'ten senet ve katılan adına kayıtlı taşınmazları başkasına devretme yetkisi veren, sanık ...'ın kardeşi sanık ...'nın yetkili kılındığına dair vekaletname alındığı, anılan vekalete dayanılarak kısa süre içinde katılan ... adına kayıtlı olan taşınmazlar sanık ... adına tapuda devir ve tescillerin yapıldığı, sanık ...'ın yine de alacağını tamamen tahsil edemediği gerekçesiyle katılan ...'in oğlu katılan ...'i 2008 yılının Eylül ayında telefonla iş yerine çağırıp kardeşleri diğer sanık ... ve temyiz dışı ... olduğu halde katılan ...'in tefeciliğe konu parayı ödeyinceye kadar katılan ...'e ''Seni ahıra bağlayacağım, seni kimse elimden alamaz, paramı verinceye kadar seni hastanelik yapacağım'' şeklinde tehditte bulunup, dolaşım özgürlüğünü sınırladığı, katılan ...'in bir kısım yakınlarının durumu öğrenip gelmeleri üzerine katılan ...'i serbest bırakmaları için sanıkları ikna etmeye çalıştıkları, uzun uğraşlar sonucu katılanın herhangi bir zarar görmeksizin serbest bırakılmasını sağladıkları, sanıklar .... ve ....'nın tefeciliğe konu parayı tahsil etme gerekçesiyle bu kez de 2009 yılı Ocak ayında katılan ... ve kardeşi katılan ...'in ortak oldukları özel okula giderek, sordukları ....'in ortalarda olmadığını öğrenmeleri üzerine paranın ödenmesine kadar katılan ...'i vücut bütünlüğüne zarar vereceklerinden bahisle tehdit etmek suretiyle dolaşım özgürlüğünü kısıtladıkları, katılanın yakınlarının tüm uğraşlarına rağmen sanıkların katılan ...'i serbest bırakmadıkları katılan ...'i yanlarına alarak okuldan ayrılıp bir süre şehrin sokaklarında arabayla dolaştıkları, sanık ...'nın katılanı evde tutuğu, ertesi gün katılanı serbest bıraktıkları olayda; Sanıklar ile katılan arasında zamana yayılan ortaklık ve faaliyetler çerçevesinde hukuki alışverişlerin bulunduğu hususunun tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu, bozma sonrası Yerel Mahkemece aldırılan uzman bilirkişi raporunda; "05.02.2009 protokolün fiziki ve elden olmak üzere 2 (İki) ayrı versiyonunun bulunduğunun bir kısım imza ve içerik farklılıklarının olduğu, teminata konu olan taşınmazlardan olan bir tanesinin değerinin bilinmemesi sebebiyle hesaplamaya katılmadığı, taraflar arasında düzenlenen protokolde borcun altına endeksli olmadığından ham para üzerinden hesaplama yapıldığı, yine protokolde belirtilen ana borç 2.900.000,00 TL ve 2.100.000,00 TL ödenen miktarlarla alakalı olarak ödeme tarihleri belli olmadığından faiz hesaplaması yapılamadığı" hususlarında görüş belirtilmiş olması dikkate alınarak; ceza yargılamasında hukuk mahkemelerinde olduğu gibi kuruşu kuruşuna bir hesap yapılmasının mümkün ve gerekli olmaması, yine söz konusu borçlar mukabilinde devredilen taşınmaz mallar, senet bedelleri hususunda kesin ve tam bir tespit yapılmasının da mümkün bulunmadığının anlaşılması karşısında; taraflar arasında hukuki bir ilişki bulunması ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi doğrultusunda sanıkların katılanlardan alacaklı olduklarını düşünerek hareket etmeleri sebebiyle sanıkların eylemlerinin, yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c, 43. maddelerine uyan nitelikli tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan mahkumiyet hükümleri kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafii, katılan ... vekilleri, katılanlar ..., ... vekilinin temyiz istekleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 05.02.2026 tarihinde, oy birliğiyle karar verildi.