T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2020/1660 KARAR NO : 2026/113 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 27/11/2019 NUMARASI : 2019/430 Esas - 2019/1491 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (İşletme hakkı devir sözleşmesinden kaynaklanan) (Dava sırasında iflasta kayıt-kabul davasına dönüştü) Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasının ilk derece m…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2020/1660 KARAR NO : 2026/113 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 27/11/2019 NUMARASI : 2019/430 Esas - 2019/1491 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (İşletme hakkı devir sözleşmesinden kaynaklanan) (Dava sırasında iflasta kayıt-kabul davasına dönüştü) Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesice yapılan yargılaması sonucunda davanın reddine dair verilen hükme karşı, davacı ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvrulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyasında, davalının iflası sonucu davanın kayıt kabul davasına dönüşmesi nedeniyle duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, gereği düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; İskenderun ... Tesislerini, Beyoğlu 31. Noterliği'nin 03.04.2007 tarih ve ... yevmiye nolu işlemiyle onaylı "İskenderun ... Tesisleri İşletme Hakkı Devri Sözleşmesi" ve ayrıca sözleşmenin eki niteliğindeki ve ana sözleşmenin bazı hükümlerinin nasıl yorumlanacağına dair 04.07.2008 tarihli ve Beyoğlu 31.Noterliğinin 14.07,2008 ve ... yevmiye sayılı işlemiyle onaylı "Ek Sözleşme 1" ve bu sözleşmelere dayanılarak yapılan bütün prosedürlere dair ek protokol hükümleri gereği davalıya teslim ettiğini, sözleşmenin 7.maddesi gereği davalı şirketin, müvekkiline yıllık 1.000.000.00 Amerikan Doları sabit bedel ve ayrıca hasılattan pay ödemekle yükümlü olduğunu, sözleşmenin eki niteliğindeki "Gübre Elleçleme Prosedürüne" atıfta bulunularak taraflar arasında 10.05.2007 tarihinde taraflar "Ek Protokol 1" başlıklı bir protokol daha imzaladıklarını ve faturaların ödenmesi hususunda değişiklikler yaptıklarını, yapılan bu protokole göre; sözleşmede geçen tüm bedellerin KDV hariç bedeller olup faturalar tanzim tarihindeki TCM8-USD döviz satış kuru esas alınarak TL olarak ödenir." hükmünü içerdiği, sabit işletme hakkı bedellerinin ödenme zamanı ve şekli ile ilgili sözleşmenin 7.2.7 maddesinde; 'İşletici sözleşmenin 3.yılından itibaren sözleşme sonuna kadar Madde 7,1,1'de belirtilen oranlarda arttırılan yıllık sabit bedeli 6 aylık periyotlar halinde eşit taksitlerle ilk taksit işletme yılının başında, ikinci taksit takip eden 6'ncı ayın sonunda ödenecektir' hükmünü taşıdığını, bu madde gereğince davalı şirketin 2010 yılı Nisan ayı sabit işletme hakkı bedelini Nisan ayı başında, 2010 yılı Ekim ayı sabit işletme hakkı bedelini de Ekim ayı başında ödemesi gerektiğini, taraflar arasında bu güne kadar yapılan uygulamaya göre de davalı şirketin sabit işletme hakkı bedellerini sözleşmede belirlenen vadelerde ödediğinde faturaların eşit taksitler halinde ve eşit aralıklarla daha sonra kesildiğini, davalı şirketin sözleşme gereğince Nisan 2010 ve Ekim 2010 aylarında ödemesi gereken sabit işletme bedelini geç ödediğini, bu iki dönem için ödenmesi gereken bakiye (Nisan 281.386.45 USD + Ekim 500.000.00 USD - 781.386.45 USD) 781.386.45 USD yıllık sabit bedelini, 25.11.2010 tarihinde 417375.00 TL ve 30.12.2010 tarihinde ise 704.950.00 TL olarak geç ödediğini, ödeme tarihlerindeki kur üzerinden USD'ye çevrildiğinde; 25.11.2010 tarihindeki 417.375,00 TL ödemenin 317.766.62 USD ye, 30.12.2010 tarihindeki 704.950.00 TL ödemenin 450.677.63 USD'ye, karşılık geldiğini, bu durumda davalının (781.386.45 USD - 768.444.25 USD) 12.942.20 USD borcu bulunduğunu, bu borcun ödenmesi için ll.İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasıyla yapılan icra takibine davalının itirazı nedeniyle takibin durduğunu ve bu davanın açıldığını, davalının içeriğine hiçbir itirazda bulunmadığı faturaları ödememek için haksız yere itiraz etmesinin kanun önünde kötü niyetli bir itiraz olarak durduğunu, ayrıca itiraz edilen alacakların likit alacaklar olduğu için yargılamayı gerektirir alacaklar olmadığını, bu nedenle davalının İİK.gereği itiraz edilen toplam alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında 2010 yılı cari hesap mutabakatları sağlandığını, davacının cari hesap bakiyesi tespitine süresi içinde herhangi bir itirazda bulunmadığını, davacının 2012 yılı itibariyle 2010 yılı işlemlerine ilişkin kur farkı talebine haklı olarak itiraz edildiğini, her iki tarafın ticari defterleri incelendiğinde, 2010 yılı cari hesaplarının mutabakatla kapatıldığı, davacının 2010 yılından devreden herhangi bir "KUR FARKI" alacağına ilişkin veri bulunmadığının görüleceği, dava delilleri arasında da Cari Hesap Bakiyesi'ne karşı itiraz edildiği ya da itirazi kayıtta bulunulduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığı, TTK'nun 92.maddesinde Cari Hesap Bakiyesinin Tespiti ile ilgili olarak; "Mukavele veya ticari teamül ile muayyen hesap devreleri sonunda, cari hesabın kapatılması ve zimmet ile matlup kalemleri arasındaki farkın tespit edilmesi lazım gelir. Hesap devresi hakkında mukavele veya ticari teamül yoksa her takvim yılının son gününün taraflarca hesabın kapatılması günü olarak kabul edilmiş sayılacağı, tespit edilen bakiyeyi gösteren cetvel) alan tarafın, aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü bir mektupla veya telgrafla itirazda bulunulmazsa bakiyeyi kabul etmiş sayılır." hükmünü içerdiği, bu durumda haksız davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, dosyada alınan 08/06/2017 tarihli bilirkişi heyet raporu ve 01/02/2018 tarihli bilirkişi heyet ek raporu dikkate alındığında; rapor ve ek raporun denetime açık, ayrıntılı, açıklayıcı ve karar vermeye elverişli görülmesi nedeniyle mahkememizce rapora itibar edilmiş ve taraflar arasında yapılan İskenderun ... Tesisleri İşletme Hakkı Devri Sözleşmesi nedeniyle davalının ödemelerini tam ve USD karşılığının TL'ye denk gelecek şekilde yaptığı, açıklanan nedenle davacının davalıdan kur farkından kaynaklanan herhangi bir alacağının bulunmadığı anlaşıldığından davacının davasının reddine, alacak likit görülmeyip yargılamayı gerektirdiği..." gerekçesiyle, davanın reddine, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının alacağının kur farkı alacağı olup, taraflar arasındaki sözleşmeye göre ödenmesi gereken döviz tutarı ile TL ile yapılan ödeme günü arasındaki kur farkı alacağı doğduğunu, vadeden çok sonra ödeme yapan davalının ortaya çıkan kur farkından sorumlu olması gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin Beyoğlu 31. Noterliğinin 03.04.2007 tarihli ... yevmiye nolu işlemi ile onaylanan İskenderun ... Tesisleri İşletme Hakkı Devri Sözleşmesi olduğunu, sözleşmenin eki niteliğindeki belgenin sözleşme hükümlerinin nasıl yorumlanacağına dair 04.07.2008 tarihli ek sözleşme-1 olduğunu, sözleşmenin 7. maddesi uyarınca işletme hakkı bedelinin nasıl ödeneceğinin kararlaştırıldığını, ödeme şeklinin ve vadelerinin düzenlendiğini, sözleşmenin eki niteliğindeki 10.05.2007 tarihli ek protokol uyarınca sözleşmede geçen tüm bedellerin KDV hariç bedeller olduğunu ve tanzim tarihindeki TCMB USD döviz satış kuru esas alınarak TL üzerinden ödeneceğinin kararlaştırıldığını, sözleşmenin 7.2.7 maddesinde ise ödeme zamanının ve şeklinin düzenlendiğini, buna göre sözleşmenin üçüncü yılından itibaren sözleşme sonuna kadar madde 7.1.1 de belirtilen oranlarda arttırılan yıllık sabit bedelin altı aylık periyotlar hâlinde eşit taksitlerle ilk taksit işletme yılının başında, ikinci taksit takip eden altıncı ayın sonunda ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalı şirketin 2010 yılı Nisan ayı sabit işletme hakkı bedelini Nisan ayı başında, 2010 yılı Ekim ayı taksitini Ekim ayı başında ödemesi gerektiğini, nitekim uyuşmazlığın doğduğu tarihe kadar ödemelerin bu şekilde yapıldığını, ancak 2010 yılı Nisan ve Ekim aylarında yapılması gereken ödemelerin geç yapıldığını, Nisan ayında 281.386,45 USD ve Ekim ayında 500.000,00 USD olmak üzere toplam 781.386,45 USD yıllık sabit işletme hakkı bedelini 25.11.2010 tarihinde 417.375,00 TL ve 20.12.2010 tarihinde 704.950,00 TL olarak geç ödediğini, buna göre fiili ödeme günlerindeki kur ile ödenen TL arasındaki fark kadar müvekkilinin kur farkı alacağı doğduğunu, TBK'nın 99. maddesi uyarınca müvekkilinin seçimlik hakkı bulunduğunu, davalının borcunun döviz borcu olduğunu, buna göre müvekkilinin tahsil tarihlerindeki kur üzerinden hesaplama yapmasının mümkün olduğunu, davalı tarafından sabit işletme bedellerinin ödenmesi için çekler verildiğini, davalının çekleri 10.11.2010 tarihinde teslim ettiğini, ancak çeklerin verildiği gün ödeme yapıldığı anlamına gelmeyeceğini, müvekkili şirketin 10.11.2010 tarihinde TL karşılığı ödemeyi kabul ettiği anlamına gelmeyeceğini, çeklerin fiilen tahsil edildiği tarihteki kur esas alınarak hesaplama yapıldığını, bu şekilde yapılan hesaplama sonucunda davalı şirketin toplam ödemesinin 735.819,59 USD olduğunu, oysa toplam ödenmesi gereken tutarın 781.386,45 USD olup bakiye borcun 45.566,86 USD olduğunu, eldeki dava ile 12.942,20 USD talep edilmiş olup fazla haklarında saklı olduğunu; buna rağmen mahkemece davalının ödemelerini tam ve USD karşılığının TL'ye denk gelecek şekilde yaptığı ve bu nedenle kur farkı alacağı kalmadığı gerekçesiyle davayı reddettiğini, bu gerekçenin hatalı olduğunu, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu, Yargıtay 11. HD'nin emsal içtihadına göre de çekin tahsil tarihindeki kurun esas alınması gerektiğini; geciken borçlarını ödemek üzere iki adet çekin teslimine dair düzenlenmiş olan tesellüm evrakının mutabakat yada protokol niteliğinde olmadığını, ödeme makbuzu niteliğinde olduğunu, bu durumun bilirkişi raporunda da bu hususun açıklığa kavuşturulduğunu, ancak alınan ek bilirkişi raporunda yapılan bu tespite rağmen mahkemece bu belgenin zımni mutabakat olarak kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, raporlara yapılan itirazların mahkemece dikkate alınmadığını, taraflar arasında sözlü veya zımni mutabakat bulunmadığını; takibe ve davaya konu alacağın doğması için fatura kesilmesinin zorunlu olmadığını, faturanın tahsilattan sonra da düzenlenmesinin mümkün olduğunu, aynı nedenle alacağın ticari defterlerde yer almasının da ön koşul olmadığını; Anayasanın 141/3 maddesi uyarınca mahkeme kararının gerekçeli olması gerektiğini, istinafa konu kararın gerekçenin yasal unsurlarını taşımadığını, mahkemece iddia ve savunmanın yeterli şekilde tartışılmadan bilirkişi raporu doğrultusunda verilen kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacının ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı ve reddi gerektiğini açıkladıktan sonra, kendi istinaf sebeplerini açıklamış ve özetle; davacının mutabakat sağlanmış olan bir hususta yani alacağını olmadığını bilerek haksız ve kötü niyetle icra takibine girişmiş olması nedeniyle kötü niyet tazminatından sorumlu tutulması gerektiği hâlde ilk derece mahkemesince müvekkilinin kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının bu bakımdan usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın düzeltilerek kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, hukuki niteliği itibariyle İskenderun ... Tesisleri İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi kapsamında ödenmesi gereken sabit işletme devir bedellerinin zamanında ödenmediği gerekçesiyle doğduğu iddia edilen kur farkı alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkin bir dava iken, istinaf aşamasında davalı şirketin iflası sonucunda iflasta kayıt- kabul davasına dönüşmüştür.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.İstinaf incelemesi sırasında davalı şirketin iflasına karar verilmiş olmakla eldeki dava, İİK'nın 235. maddesi anlamında sıra cetveline itiraz (kayıt kabul) davasına dönüşmüştür. İİK'nın 194. maddesi uyarınca, davalı hakkındaki iflas kararının kesinleşmesini takip eden on gün sonrasına kadar yargılama durdurulmuş ve yasal şart gerçekleştikten sonra yargılamaya kayıt kabul davası olarak Dairemizce devam edilmiştir. Eldeki davada davacı, işletme hakkı devri karşılığında ödenen sabit işletme devir bellerine ilişkin ödemelerin döviz borcu niteliğinde olup, davalı tarafından 2010 yılına ait iki taksit ödemesinin zamanında yapılmadığı iddiasıyla oluşan kur farkı alacaklarının tahsilini talep etmekte olup, bu amaçla ilamsız icra takibine girişmiştir. Taraflar arasında sözleşme ilişkisinin varlığı ve sabit işletme bedeli ödemelerinin çeklerle yapıldığı ihtilafsızdır. Dosyada alınan bilirkişi raporlarında ve tüm dosya kapsamıyla anlaşıldığı üzere, davalı tarafından 2010 yılı sabit işletme devir bedellerinin çeklerle ödendiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili, davalı şirketin 2010 yılı Nisan ve Ekim aylarında ödenmesi gereken sabit işletme hakkı bedellerinin geç ödendiğini, bu iki dönem için ödenmesi gereken Nisan ayında 281.386.45 USD ile Ekim ayında ödenmesi gereken 500.000 USD olmak üzere toplam 781.386,45 USD yıllık sabit işletme hakkı bedelini 25.11.2010 tarihinde 417.375,00 TL, 20.12.2010 tarihinde 704.950,00 TL olarak geç ödediğini, böylece kur farkı oluştuğunu iddia etmiştir. Ancak dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde ve bilirkişi raporunda yapılan tespitlerin değerlendirilmesi sonucunda; davalı şirket tarafından bu anılan iki taksit için iki adet çek verildiği, çekle ödeme sırasında düzenlenen 10.11.2010 tarihli "ÖDEME TESLİM TESELLÜM MUTABAKATI" başlıklı belgede "1)30.04.2010 tarihli 500.000 USD kira ödememizden ve 2009 yılı hasılat payı ödememizden mahsuplaşma yolu neticesi ödemelerimiz sonucu 10.11.2010 tarihi itibariyle kalan bedel olan 471.375,70 TL karşılığı ... Pendik Şubesine ait ... nolu 25.11.2010 tarihli çek 2) 31.10.2010 tarihli 500.000 USD kira karşılığı 704.950,00 lik ... Pendik Şubesine ait ... nolu 30.10.2010 tarihli çek" verildiğinin belirtildiği ve belge altında her iki tarafın imzalarının bulunduğu anlaşılmıştır. Görüldüğü üzere bu mutabakat belgesi ile taraflar, mutabakat tarihi itibariyle bakiye borcu tespit etmiş olup, bu borç karşılığında davalının davacıya çekler verdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, döviz borcunun TL çekle ödemesinin kabul edildiği durumlarda, çekin ileri tarihli keşide edilmesi hâlinde dahi kur farkı alacağı talep edilemez. Zira çek bir ödeme aracı olup, TL çeki kabul eden döviz alacaklısı, o tarih itibariyle ödemeyi benimsemiş olur; bundan sonra çekin fiilen tahsil edildiği tarihe kadar meydana gelen kur farklarını artık talep edemez. Somut olayda da mutabakat tarihi itibariyle çek alınmış olduğundan, davacının artık çeklerin fiilen ödendiği güne kadar oluşan kur farklarını talep hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davanın reddine dair verilen karar isabetli bulunmuş, davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Davacının ileri sürdüğü istinaf nedenleri ve bilirkişi raporundaki tespitler ile davanın iflasta kayıt kabul davasına dönüşmesi nedeniyle dairemizce yeniden alınan bilirkişi raporunda yapılan kur farkı hesabına bu nedenle itibar edilmemiştir. Zira yukarıda açıklandığı üzere ödeme amaçlı çeklerin verildiği tarih itibariyle taraflar bakiye borcun miktarı konusunda mutabık kalmış ve bu borcun tamamen tasfiyesi amacıyla çekler verilmiş olup, borç bu şekilde sona erdirilmiştir. Ödeme amaçlı olarak ve çekin verildiği tarihteki kur esas alınarak düzenlenen TL çeklerin ödeme yerine kabulünden sonra, ileri keşide tarihli bu çeklerin fiili ödeme tarihlerindeki kurlar esas alınarak kur farkı talep edilmesi mümkün olmadığından, bilirkişi raporundaki hesaplamaya itibar edilmemiş davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekili kötü niyet tazminatı bakımından kararı istinaf etmiş ise de davacının icra takibine girişmekte kötü niyetli olduğu sabit görülmediği gibi, eldeki dava iflasta kayıt kabul davasına dönüştüğünden ve kayıt kabul davasında kötü niyet tazminatına hükmedilmesi söz konusu olmadığından, davalı vekilinin bu istinaf sebebinin değerlendirilmesine gerek kalmamıştır. Duruşmada kısa kararın tefhimi sırasında maddi hata sonucu kararın kesin olduğu belirtilmiş ise de 04/06/2025 tarihli ve ... sayılı Kanun'un 20. maddesiyle değişik HMK'nın Ek 1.maddesinin 2.fıkrası uyarınca, dava tarihi olan 2014 yılında geçerli parasal kesinlik sınırları dikkate alındığında, temyiz kanun yolunun açık olması nedeniyle, gerekçeli kararda bu husus resen düzeltilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 356. maddesi uyarınca duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, taraflarca ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, istinaf incelemesi sırasında davalının iflas etmiş olması nedeniyle dava iflasta sıra cetveline itiraz (kayıt-kabul) davasına dönüşmüş olup bu konuda yeniden hüküm kurulması gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına ve neticede davanın reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Her iki taraf vekillerinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, davalının iflası nedeniyle dava kayıt kabul davasına dönüştüğünden, yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-Davanın reddine, 2-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 3-Alınması gerekli 732,00 TL maktu karar harcından, peşin alınan 306,45 TL harcın mahsubu ile bakiye 425,55 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Davalı tarafından ilk derece yargılaması aşamasında harcanan toplam 168,30 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince ve dava değerini aşmayacak şekilde belirlenen 25.367,60 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Taraflarca yatırılan ve artan gider avanslarının, karar kesinleştikten sonra, yatıran taraflara iadesine, 7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, c-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, e-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, kararımızın mahiyetine göre, kendilerinin üzerinde bırakılmasına, f-İstinaf incelemesi duruşmalı yapıldığından ve birden fazla duruşma icra edildiğinden, hüküm tarihindeki AAÜT uyarınca belirlenen 25.367,60 TL TL maktu avukatlık ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, g-İstinaf incelemesi duruşmalı yapıldığından ve birden fazla duruşma icra edildiğinden, davalının istinafı sadece kötü niyet tazminatına ilişkin olup yasal orandaki kötü niyet tazminatı miktarını geçmeyecek şekilde ve hüküm tarihindeki AAÜT uyarınca belirlenen 5.073,52 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 8-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine, 9-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, oy birliği ile ve temyiz yolu açık olara verilen karar açıkça okundu. 28/01/2026 KANUN YOLU : HMK'nın 361 maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliği tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.