İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/04/2026 Davanın kısmen kabul, kısmen reddine ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; müvekkil şirketin, dünyada ... markasıyla teknoloji ürünlerinin yanında, sinema filmi, müzik eserleri ve benzeri eserlerin yapımı ve dağıtımı işiyle iştigal eden küresel bir şirketler grubunun Türkiye’de bulunan iştiraki olduğunu, Müvekkil Şirketin, ... markasıyla ve bun…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1990 KARAR NO : 2026/679 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 17/05/2023 NUMARASI : 2021/149 Esas 2023/401 Karar DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 24/02/2021 İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/04/2026 Davanın kısmen kabul, kısmen reddine ilişkin kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; müvekkil şirketin, dünyada ... markasıyla teknoloji ürünlerinin yanında, sinema filmi, müzik eserleri ve benzeri eserlerin yapımı ve dağıtımı işiyle iştigal eden küresel bir şirketler grubunun Türkiye’de bulunan iştiraki olduğunu, Müvekkil Şirketin, ... markasıyla ve buna bağlı alt markalarla, Türkiye’de müzik eserleri yapımcılığı ve bu eserlerin dünya çapında fiziksel ve dijital ortamlarda dağıtımını yaparak ticari faaliyetini sürdürdüğünü, bu amaçla, sanatçılarla anlaşmalar yaptığını, sanatçılara ve müzik eserlerine yatırım yaparak, lisansladığı hakları, değişik ortamlar üzerinden dağıtmak ve iletmek suretiyle ticaret mahalline koyarak gelir elde etmeye çalıştığını, davalının, müvekkil ... bünyesinde, 01/10/2013–/14/12/2020 tarihleri arasında, Yerli Pazarlama Müdürü pozisyonunda görev yaptığını, taraflar arasında imzalanan İş Sözleşmesinin, 14/12/2020 Tarihinde davalı tarafından tek taraflı olarak feshedildiğini, Davalının, ... bünyesinde Yerli Pazarlama Müdürü olarak, ... adına, potansiyeli olan sanatçıların bulunması ve iletişimin kurulması, sanatçılar ile iş müzakereleri ve anlaşmaların yapılması, iş stratejilerinin geliştirilmesi, belirlenmesi ve uygulanması, ... yönetimine, yürütülen işlerle ilgili düzenli olarak bilgi verilmesi vs. görev ve sorumluluklarını yürütmekte olduğunu, bu vesileyle Davalının, ...’nin müzik pazarında sahip olduğu tüm iş stratejilerine ve ticari sırlarına vakıf olduğundan ...’nin pazardaki rekabeti açısından hassas bir konumda olduğunu, buna rağmen Davalının,“Rekabet Etmeme” Yükümlülüğü”nü ihlal ettiğinden iş sözleşmesinin 10. maddesine göre, davalının iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle bitiminden itibaren bir yıl süresince, ...'nin faaliyet gösterdiği müzik pazarında, doğrudan rekabet teşkil edecek herhangi bir işle iştigal etmeyeceği gibi ...'nin rakipleri namına da çalışmamayı taahhüt ettiğini, buna rağmen davalının, iş sözleşmesini feshettiği 14/12/2020 Tarihinden 1 hafta sonra (1 yıl geçemeden), sektörde ... Grubu ... (...) adına ...pozisyonunda göreve başladığını ve bunu sosyal medya hesabından duyurduğunu, davalının müvekkil ...'nin doğrudan ve en büyük rakibi olan ... Grubu ... bünyesinde işe başlayarak, ...'nin aynı sektörde, doğrudan rakibi bünyesine geçtiğini ve sözleşmeyi ihlal ettiğini, davalının müvekkil ...'nin karşısında yer alarak rekabet yasağını bizzat ve aşikar şekilde ihlal ettiğini, rekabet yasağının ihlali halinde son brüt ücret üzerinden 6 aylık ücret tutarında cezai şart ödenmesi kararlaştırıldığını, davalının son brüt ücretinin 6.044,54 TL olduğunu beyan ederek, davanın kabulü ile davalının rekabet etmeme yükümlülüğünün ihlali nedeniyle 36.267,24 TL'nin bankalarca mevduat faiz uygulanan en yüksek faiz oranıyla birlikte müvekkil şirkete ödenmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili; müvekkilin 01.10.2013 tarihinde imzaladığı iş sözleşmesi ile davacı işverenlikte ... Personeli olarak çalışmaya başladığını ve iş akdini 14.12.2020 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde evlilik nedeni ile sona erdirdiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 10. maddesinde müvekkilin“sözleşmenin herhangi bir nedenle sona ermesinden sonra 1 yıl süresince işveren ve/veya bağlı kuruluşlarının faaliyet konusu işe doğrudan rekabet teşkil edecek herhangi bir işle iştigal etmeyeceği ve/veya firmalarda çalışmayacağı” nın belirtildiğini, taraflar arasında imzalanan işbu sözleşmedeki rekabet etmeme maddesinin kanunun aradığı şartları taşımadığından geçersiz olduğunu, ... ... isimli şirkete dışarıdan danışmanlık hizmeti verdiğini, dolayısıyla davacı işverenliğin sektördeki herhangi rakibi bir şirkette çalışmadığını, Müvekkilin danışmanlık hizmeti verdiği ... ...'in bir dağıtım firması iken, davacı işverenliğin bir yapım şirketi olduğunu, müvekkilin davacı işverenliğin faaliyet konusu ile doğrudan rekabet teşkil edecek herhangi bir işle iştigal etmediğini, müvekkilin davacı işverenliğin faaliyet konusu ile benzer bir alanda çalışmadığı gibi davacının rakibi bir firmada da çalışmadığını, müvekkilin davacı işverenliğin sektörde rakibi konumunda olan herhangi bir şirkette çalışmadığını müvekkilin çalışırken rekabet etmeme yükümlülüğünü ihlal edecek bir durum veya hizmette bulunmadığını beyan ederek, davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; davalının uzunca süre çalıştığı davacı şirkette müdür pozisyonundan ayrılmış ve her ne kadar sigortalı olarak rekabet yasağına konu dava dışı şirkette çalışmamış ise de ilgili davalı şirkete danışmanlık hizmeti verdiği, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava dışı şirketin sosyal medya hesaplarında ve internet sitesinde de çalışan olarak yer aldığı, rekabet yasağına konu dava dışı şirket ile davacı şirketin aynı alanda faaliyet gösterdiği de tarafların kabulünde ve bilirkişi raporunda da tespit edildiği, davalının, davacıya ait işyerinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra, davacı şirket ile aynı yerde bulunan aynı işi yapan dava dışı şirketin danışmanlığını yapıyor olması nedeniyle, sözleşmedeki rekabet yasağı kuralını ihlal ettiği, davalının pozisyonunun TBK.'nın 444/2.maddesi uyarınca davacıya önemli bir zarar verecek konumda olduğu, zira davalının pozisyon itibariyle davacı şirketin müşterilerini, satış ve pazarlama rakamlarını, tekniğini ve gizli bilgilerine ulaşmak imkanına sahip olduğu, davalının davacı şirketin müşteri portföyü, bilgi birikimi ve ticari bilgileri aynı iş kolunda faaliyet gösteren rakip firmaya danışmanlık yaparak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunduğu, bilirkişi raporları ile de sabit hale geldiği, davalının rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle sözleşmenin 10.1. maddesi ile belirlenen cezai şart talep koşullarının gerçekleştiği anlaşılmış ve davalının, davacı işveren nezdinde aldığı son brüt ücret üzerinden re'sen yaptığı hesaplama neticesinde 36.267,24 TL cezai şart bedelini ödemesi gerektiği, bu bedelin makul olması ve davacı şirkette uzun süreli çalışmasının olması sebebiyle hakkaniyet indirimi yapılmasına gerek olmadığının kabulü ile davanın kabulü ile 36.267,24 TL ceza-i şart bedelinin dava tarihi olan 24/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin faiz isteminin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEBLERİ: Davalı vekili; işçi aleyhine tek taraflı konulan cezai şart hükmünün geçersiz olduğunu, davacı Müvekkilinin işten ayrılarak kendi işini kurması/yeni bir yerde çalışması nedeni ile somut bir zararı olduğunu ispat edemediğini, mahkemenin zarar verme ihtimalinin olduğu gerekçesi ile hüküm vermesinin hatalı olduğunu, davacının cezai şart talep edebilmesi için varsa uğramış olduğu zararını ve illiyet bağını ispat etmesi gerektiğini, cezai şart talebini kabul etmemekle beraber, herhangi bir hüküm kurulacaksa dahi cezai şart talebinden hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, müvekkilinin, davacı işverenliğin faaliyet konusu ile doğrudan rekabet teşkil edecek herhangi bir işle iştigal etmediğini, davacı ... ... Türkiye firması ile müvekkilinin yalnızca danışmanlık hizmeti verdiği ... Türkiye firmasının faaliyet alanları birbirinden farklı olduğunu, müvekkilinin rekabet teşkil edecek bir hizmet vermediğini, Belive firması davacı ... ... Türkiye firması gibi yapım faaliyetinde bulunmadığını, ... firmasının, davalı gibi yapım süreçlerinin üretilmesine doğrudan katkıda bulunmadığını, ... firması, davacı ... ... Türkiye’nin aksine, hali hazırda yapılmış olan ürünü, herhangi bir katkıda bulunmadan dijital müzik servislerine dağıttığını, aracı konumunda olduğunu, ... firması, ...’in bir iştiraki olduğunu, ... de operasyonel süreç olarak ...’in aracı dağıtımcılığını üstlendiği bağımsız, lokal ölçekli firmalardan yalnızca bir tanesi olduğunu, ... yapım şirketi olarak sanatçılarıyla birebir anlaşmayı kendisi yaptığını ... firması, yapım hakkı satın alan bir şirket olmadığı için ve tamamen dağıtım yaptığı için ...’nin veya herhangi başka bir yapım şirketinin bünyesindeki sanatçının sözleşmesini satın alamayacağını, yapımcı ve sanatçı anlaşmasına müdahil olmadığını, Müvekkilinin ... isimli firmaya bağlı çalışmadığını, danışmanlık hizmeti vermediğini ve ...’nin herhangi bir faaliyetine doğrudan veya dolaylı olarak dahil olmadığını,hüküm verilecek ise de hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava rekabet yasağının ihlali nedeniyle cezai şart istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK'nın 444 ve devamı maddelerindeki düzenleme uyarınca; fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Yani rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması yeterlidir. 01/10/2013 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin“10.1.maddesinde " Çalışan, işbu sözleşme herhangi bir nedenle sona erdikten sonra İ (bir) yıl süresince İşveren'in ve/veya bağlı kuruluşlarının faaliyet konusu ile doğrudan rekabet teşkil edecek herhangi bir işle etmeyeceğini ve/veya firmalarla çalışmayacağını kabul ve taahhüt eder. 10.2. Çalışan, işbu sözleşme süresince ve/veya sözleşmenin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde; İşveren'in müşterileri ve müşteri olmaları ihtimali bulunan şahıs ve/veya şirketlerle kendi adına doğrudan veya dolaylı olarak ticari bir ilişki tesis etmeyeceğini ve/veya İşveren'in müşterilerinin mevcut ticari ilişkilerini sona erdirmeleri konusunda herhangi bir telkinde bulunmayacağını kabul ve taahhüt eder.” şeklinde davalı işçi için rekabet yasağı getirilmiştir. Davalı, işyerinden ayrıldıktan sonra davacı ile rekabet edecek doğrudan ve dolaylı bir işte çalışmamayı taahhüt etmiş olup, yer bakımından sınırlama yapılmamış ise de her iki işyerinin de İstanbul'da olması nedeniyle rekabet yasağı hükmünün İstanbul ili sınırlarında geçerli olduğunun kabulü gerekir. Davalı vekili tarafından, TBK’nın 420. maddesi gereğince hizmet sözleşmelerinde taraflardan sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu hükmünün geçersiz olduğu ileri sürülmüştür. Ancak somut olayda davacı hizmet sözleşmesine değil, TBK’nın 444 vd. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesine/şartına dayalı olarak talepte bulunmaktadır. İş ilişkisinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağı sözleşmelerinde kararlaştırılan ceza koşulunun karşılıklı olması gerekmemektedir (Yargıtay 11.HD'nin 2019/4833 Esas-2020/3179 Karar sayılı, 24.06.2020 tarihli ilamı). Yargı uygulamasında bu görüş genel olarak kabul görmüştür. Cezai şart hükmünün karşılıklı olması gerekmediğinden, Davalı vekilinin rekabet yasağı hükmünün geçersiz olduğuna ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir. TBK'nın 444/2. maddesi gereğince; rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Dosya kapsamından; davalının, davacı iş yerinde satış departmanında çalıştığı, bu nedenle davacı şirketin müşteri ve fiyat bilgilerine vakıf olduğu, davacı şirketteki işinden ayrıldıktan sonra yeni işyerinde danışman olarak çalışmaya başladığı tespit edilmiştir. Davalı, davacı işyerinde şirketin iş ve müşteri bilgilerine vakıf olabilecek bir pozisyonda çalıştığından oavalının önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanması, davacı işverene önemli zarar verebilme ihtimalini taşımakta olup, zarar ihtimalinin varlığı da cezai şart talebi için yeterlidir. Davalı vekili işverenlerin iş alanlarının benzer olmadığını ileri sürmüş ise de; Davalı tarafın önceki işyeri olan ... ... Türkiye ile; hali hazırda danışmanlık yaptığı ... Türkiye isimli firmaların müzik endüstrisinde birbirine çok yakın alanlarda faaliyet gösterdiği, görev tanımı itibariyle davalının önceki Yerli Pazarlama Müdürü işi ile şimdiki Satış Departmanı Danışmanı pozisyonlarının yapılan iş bakımından benzerlik ve kapsayıcılık gösterdiği belirlendiğinden aksi yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. TBK'nın 182/3. fıkrasına göre hakim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarını belirlerken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınmalıdır. Davalı davacı iş yerinde 01.10.2013 tarihinde işe başlamış, kendi isteği ile 14/12/2020 tarihinde davacı nezdindeki "Yerli Pazarlama Müdürü" görevinden ayrılmış, ... kayıtlarına göre isteğe bağlı sigortalı olarak çalışmaya başlamıştır. Davacıya ait brüt ücretin 6.044,54-TL olarak tahakkuk ettirildiği, 6.044,54 TL brüt ücret alarak kendisi ve ailesinin geçimini sağladığı anlaşılmaktadır. Davalının bir aylık brüt ücretinin 6 katı ücretine tekabül eden cezai şart isteği, davacının uğrayabileceği zarara uğrama ihtimaline karşın davalının çalıştığı süre de gözönüne alındığında fahiş niteliktedir. Bu nedenle bir miktar tenkis yapılması hakkaniyete uygun bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle; rekabet yasağının ihlali nedeniyle kararlaştırılan cezai şartın fahiş bulunarak indirim yapılmasının hakkaniyete uygun bulunduğu, sonucuna varılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, yarı oranında tenkis yapılması suretiyle davanın kısmen kabulüne, fazla istemin tenkis nedeniyle reddine karar verilmiş, tenkis nedeniyle davalı yararına yargı gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/05/2023 Tarih 2021/149 Esas 2023/401 Karar sayılı kararın HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA , "Davanın kısmen kabulüne, 18.135-TL ceza-i şartın dava tarihi olan 24/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin tenkis nedeniyle reddine, İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ; Alınması gereken 1.238,80-TL nispi karar harcından peşin yatırılan toplam 619,36-TL harcın mahsubu ile bakiye 619,44 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye ödenmesine, Davacı tarafından yatırılan 678,66-TL peşin harçların davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan 5.000-TL bilirkişi ücreti ve 198,75-TL posta ücreti olmak üzere toplam 5.198,75- TL yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Davacı lehine takdir olunan 18.135-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile Hazineye ödenmesine" Davalı tarafından yatırılan 620-TL peşin istinaf karar harcının talebi halinde davalıya iadesine, Davalı tarafından yapılan istinaf yargı giderinin üzerinde bırakılmasına,davacı taarfından yapılan 202-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 13/04/2026