11. Hukuk Dairesi 2009/3257 E. , 2011/1675 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Denizcilik İhtisas Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nce verilen 23.10.2008 tarih ve 2008/54-2008/333 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 15.02.2011 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı Hasan Hürman gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bul
**11. Hukuk Dairesi 2009/3257 E. , 2011/1675 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Denizcilik İhtisas Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nce verilen 23.10.2008 tarih ve 2008/54-2008/333 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 15.02.2011 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı Hasan Hürman gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin donatanı ve işleteni bulunduğu SC Sara isimli tankerin 25.11.2007 tarihinde Çanakkale Boğaz geçişi müsait olmadığından Bozcaada açıklarında demirlendiğini, 26.11.2007 tarihinde fırtınalı deniz koşulları nedeniyle kaptanın römorkör talebinde bulunduğunu, davalıya ait iki adet römorkörün “kurtarma yardım sözleşmesi” imzalanmadan yardımda bulunamayacaklarını bildirdiğini, geminin tabanının karaya temas etmesinden sonra kaptanın 27.11.2007 tarihinde sözleşmeyi imzalamak zorunda kaldığını, römorkörlerin bu sefer hava koşullarının uygun olmadığını bildirip kurtarma hizmeti vermediğini ve geminin karaya oturduğunu, hava koşulları düzelince bu kez de dalgıç incelemesi ve planlama yapılmadan kurtarma hizmetine başladığını, bu nedenle tankerin zarar gördüğünü, ayrıca davalının talebi üzerine alınan ihtiyati tedbir kararı ile davalının (13.000.000) ABD Doları alacağının temini için seferden men kararı verildiğini, bunun üzerine de müvekkillerince davalıya aynı meblağda teminat mektubu verildiğini ileri sürerek, şimdilik (50.000) ABD Doları’nın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, davalının hizmetinin çeki hizmeti olarak saptanması halinde hizmet bedelinin (150.000) ABD Doları, kurtarma ve yardım hizmeti olarak saptanması halinde (400.000) ABD Doları olarak tespitini, davalıya verilen teminat tutarının (1.000.000) ABD Doları’na indirilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava konusu hasarın çeki nedeniyle değil geminin karaya oturması nedeniyle meydana geldiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 6. maddesi uyarınca kurtarma ve yardım ücretinin tahkim yoluyla belirlenebileceğini, bu nedenle teminat miktarının tenzilinin ve hizmet bedelinin tespitinin talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, taraflar arasında imzalanan kurtarma-yardım sözleşmesinin 6/4. maddesi uyarınca kurtarma-yardım alacağının tayinine ilişkin ihtilafın tahkim yoluyla çözümlenmesinin gerektiği, bu nedenle menfi tespit istemine konu dava yönünden mahkemenin görevli olmadığı, geminin karaya oturması ve davalı tarafından plansız hizmet verilmesi nedeniyle meydana gelen zararın tazmini davasının ise ispat edilemediği, zira hasarın sebebinin gemi kaptanının kurtarma hizmeti yerine römokaj hizmeti talep etmesi, aradan geçen onunda kurtarma sözleşmesi imzalamaya karar vermesi ancak bu kez de ağır hava koşullarının hizmet vermeyi imkansız kılması olduğu, römorkör kaptanlarının hizmet verememesinde her hangi bir kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle sözleşmedeki hakem şartı nedeniyle dava dilekçesinin görev sebebiyle, sair taleplerin ispatlanamadığından reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Ancak dava, davalının yaptığı kusurlu hizmet nedeniyle uğranılan zararın tazmini, davalının verdiği hizmetin çeki hizmeti mi kurtarma ve yardım hizmeti mi olduğunun ve bedelinin tespiti, davalıya verilen teminat mektubu bedelinin (1.000.000) ABD. Doları’na indirilmesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece davacı tarafın uğradığı zararın tazmini istemleri dışındaki istemler yönünden, davalının süresinde yaptığı tahkim itirazı kabul edilmiş ve dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Davacılar vekili ise taraflar arasında imzalanan sözleşmedeki tahkim şartında sadece davalının tahkime başvurması imkanının tanındığını, bu nedenle de tahkim şartının geçersiz olduğunu savunmuştur. Taraflar arasındaki kurtarma-yardım sözleşmesinin 6. maddesinde, taraflarca sulh olunamaması halinde, kurtarılan değerlere verilen kurtarma-yardım hizmetinden kaynaklanan kurtarma-yardım alacağının tayinine ilişkin ihtilafın, yasal süresi içinde kurtarıcının talebi üzerine İstanbul’da tahkim yoluyla hallolunacağı, diğer ihtilafların genel hükümlere göre İstanbul Mahkemeleri’nde hal ve fasl olunacağı düzenlenmiştir. Yargıtay’ca geçerli bir tahkim sözleşmesinden söz edilebilmesi için uyuşmazlığın mutlaka hakemde çözümleneceğinin taraflarca kararlaştırılmış olması gerektiği şartı duraksamasız olarak aranmaktadır. Çünkü tahkim kurumu, istisnai hallerde başvurulacak bir çözüm yoludur ve asıl olan uyuşmazlığın mahkemeler eliyle çözümlenmesidir. Aksi halde, örneğin sözleşmede önce tahkim şartının kararlaştırılıp sonraki maddelerde uyuşmazlığın çözümleneceği yetkili mahkemenin belirlenmesi halinde ya da aynı uyuşmazlığın hem tahkim hem de mahkeme yoluyla çözümlenebileceğinin kararlaştırılması durumunda, tahkim şartının geçersiz olacağı kabul edilmektedir. Somut uyuşmazlıkta ise kurtarma-yardım ücretinden doğan uyuşmazlılarla ilgili olarak sadece anılan hizmeti veren ...’ne tahkim yoluna başvurma hakkı tanınmıştır. Bu şartın geçerli sayılması, öncelikle kurtarma-yardım hizmetinden yaralanan ilgililerin hak arama özgürlükleri açısından hukukun genel ilkeleri ile bağdaşmayacaktır. Zira taraflar arasında bir uyuşmazlık meydana geldiği zaman, hizmet alan ilgililerin mahkemeye başvurması yolu, davalı kurumca süresinde tahkim itirazında bulunulmak suretiyle engellenecek, davalı kurumun tahkim yoluna başvurmaması halinde ise hizmeti alan ilgililerin başvurabileceği bir başka yasal yol kalmayacaktır. Nitekim somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında bir muaraza meydana gelmiş, hizmet alanlarca açılan işbu davada davalı kurumun tahkim itirazı üzerine mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, davalı ... tarafından da tahkim yoluna başvurulmamıştır. Ayrıca âkit taraflardan sadece birisine tahkim yoluna başvurma hakkı tanıyan bu hükümden çıkan bir başka anlam da, kurtarma-yardım alacağının tayinine ilişkin uyuşmazlıkta, sözleşmenin diğer tarafına mahkemeye başvurma hakkının tanınmış olduğudur. Yukarıda açıklandığı üzere aynı uyuşmazlık için hem tahkim hem de mahkemeye gitme yolunun kararlaştırılmış bulunması halinde tahkim şartı geçersiz olduğundan, somut uyuşmalıktaki tahkim şartı bu nedenle de geçersizdir. Bu durum karşısında mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle taraflar arasında imzalanan kurtarma-yardım sözleşmesinin 6. maddesinde belirtilen tahkim şartının geçersiz olduğu kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. 3- Davalının yaptığı kusurlu hizmet nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemi yönünden ise mahkemece davalının kusurunun bulunduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa davacılar vekilince, davalının zamanında ve uygun hizmet vermemesi nedeniyle geminin karaya oturduğu, müvekkillerinin ilgilisi bulunduğu tankerin karaya oturmasından sonra da gerekli ön hazırlık ve su altı incelemesi yapılmadan kurtarma-yardım çalışmalarına başlanması nedeniyle hasarın arttığı ileri sürülmüştür. Bu türden bir uyuşmazlığın hakimin bilgisi ile çözümlenemeyeceği ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği açıktır. O halde mahkemece davalının yaptığı kurtarma çalışmalarının usulüne uygun olup olmadığının bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle tespit edilmesi ve sonucuna göre anılan istem yönünden de bir hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi dahi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunana 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.