7. Hukuk Dairesi 2012/6576 E. , 2012/9964 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, Yargıtay'ca incelenmesini davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, kaçak elektrik kullanımından kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen icra takibine karşı ileri sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece istem reddedilmiş, kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1)HM
**7. Hukuk Dairesi 2012/6576 E. , 2012/9964 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, Yargıtay'ca incelenmesini davacı ve davalı vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, kaçak elektrik kullanımından kaynaklanan alacağın tahsili için girişilen icra takibine karşı ileri sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece istem reddedilmiş, kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1)HMK'nun 294 vd. maddesi hükmüne göre mahkemece verilecek kararların açık olarak ve yüze karşı okunmak suretiyle tefhim edilmesi gerekir. Kural olarak tefhim gününde hükmün gerekçesi ile birlikte açıklanması gerekmekte ise de, gerekçeli kararın hemen yazılması her zaman mümkün olamayacağından mahkemenin önce vereceği kısa kararı yargılama oturumunda tefhim etmesi daha sonra gerekçeli kararı yazarak bu yasal zorunluluğun tamamlanması mümkün bulunmaktadır. Ne var ki, asıl olan kısa karardır. Sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olarak yazılması gerekir. 10.4.1992 gün ve 7/4 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da bu hususa değinilmiş, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olmasının başlı başına bozma nedeni olacağı, yerel mahkemenin çelişkiyi gidermek kaydı ile bozma kararından sonra önceki kararı ile bağlı olmaksızın vicdani kanaatine göre yeni bir hüküm oluşturması gerektiği kabul edilmiştir. Somut olaya gelince, mahkemece 19/01/2012 tarihli kısa kararın hüküm fıkrasında “%40 icra inkar tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine” karar verildiği halde, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “ koşulları oluşmadığından davalı tarafın kötü niyet tazminatına ilişkin talebinin reddine” şeklinde yazılmıştır. Bu şekilde kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki oluşturulmuştur. Kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki oluşturulması yerinde görülmemiş olup bozmayı gerektirmiştir. 2)Mahkemece davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya içerisinde toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Alacak davalarında davalı olma sıfatı, alacağın borçlusuna, haksız fiillerde ise zarar sorumlularına aittir. Borçlu veya zarar sorumluları dışında üçüncü bir kişiye karşı açılması durumunda davanın sıfat yokluğu, bir başka deyişle husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Husumet def'i olmayıp bir itirazdır. Bu niteliği dikkate alındığında yargılamanın her aşamasında öne sürülebileceği gibi, taraflarca öne sürülmese dahi mahkemelerce kendiliğinden dikkate alınması ve husumet sorunu çözümlendikten sonra işin esasına girilmesi gerekir. Somut olayda, mahkemece pasif husumet yokluğu nedeni ile davanın reddine karar verilmiş ise de, davalının kaçak tutanağının tutulduğu yer ile ilişkisi araştırılmamış, yönetici ya da tek kullanıcısı olup olmadığı belirlenmeden hüküm oluşturulmuştur. Mahkemece söz konusu yere ait varsa abonelik sözleşmesi ile binanın yönetimine ait kayıtların getirtilmesi ve gerekirse tutanak tanıklarının dinlenilmesinden sonra husumet sorununun tam olarak açıklığa kavuşturulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken bu yön gözetilmeksizin karar verilmiş olması dahi yerinde görülmemiştir. Hâl böyle olunca; mahkemece yapılacak iş, söz konusu yere ait varsa abonelik sözleşmesinin ve binanın yönetimine ait kayıtların getirtilmesi, gerekirse tutanak tanıklarının dinlenilmesinden sonra husumet sorununun tam olarak açıklığa kavuşturulması gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı gerekçeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın taraflar yararına, (2) numaralı bentteki nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde davacı ve davalı tarafa iadesine, 25.12.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.