11. Hukuk Dairesi 2009/2231 E. , 2011/306 K. MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.11.2008 tarih ve 2007/741-2008/515 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 18.01.2011 gününde davacı avukatı..... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatl…
**11. Hukuk Dairesi 2009/2231 E. , 2011/306 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.11.2008 tarih ve 2007/741-2008/515 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 18.01.2011 gününde davacı avukatı..... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının 2001 yılını da kapsayan dönemde müvekkili şirketin sırasıyla Genel Müdür Yardımcısı, Genel Müdür Vekili ve Genel Müdür olarak görev yaptığını, davalının usulsüz işlemleri nedeniyle şirketin vergi cezası aldığını, 2001 yılı için vergi incelemesi yapılıp, sonucunda belirlenen usulsüzlüklerden doğan şirketin anılan zararından davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 50.000, 00 TL’nın tazminini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, genel kurulun sorumluluk kararı alması ve davanın denetçiler tarafından açılması gerektiğini, davanın TTK’nun 309 ncu medde hükmünde yazılı 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra açıldığını, yönetim kurulunun ibrası nedeniyle davalı müdürün de sorumluluğuna gidilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalının verdiği zarar zarar ile zararın miktarını vergi inceleme raporunun davacı şirkete tebliği tarihinde öğrenildiğinin ve vergi cezasına karşı vergi mahkemesine dava açıldığının iddia edilmiş olması nedeniyle 17.07.2008 tarihli oturumda davacı vekiline inceleme raporunu ve tebliğe ilişkin evrakı ibraz etmesi için 10 günlük kesin süre verilmesine rağmen ibraz edilmediği, beyan dilekçesi vermekle yetinildiği, davacının iddiayı destekler delil ibraz etmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davalının genel müdür vekili olduğu 2001 yılında yaptığı usulsüz işlemleri nedeniyle davacı şirkete verdiği iddia edilen zararın tazminine ilişkindir. Mahkemece, kesin süreye uyulmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa kesin süre, ibrazı istenilen delilin taraflarca getirilmesi zorunlu olan, taraflar ibraz etmediğinde uyuşmazlığın hallinin mümkün olmayacağı delillere ilişkin olarak verilmesi gerektiği gibi, yerine getirilmesi istenilen hususa uyulmaması halinde mahkemenin ne gibi bir işlem yapacağını ilgili tarafın bilmesi ve bunun denetlenebilmesi bakımından kesin sürenin sonuçlarının da ara kararına açıkça yazılması gerekir. Somut olayda, dava dilekçesinde dayanılan tüm deliller 6 madde halinde belirtilmiş olup, 05.02.2008 tarihli oturumda, tarafların tüm delillerini 20 gün içerisinde ibraz etmelerine karar verilmiş, sürenin kesin olduğu belirtilmemiştir. Davacı vekili, 06.05.2008 tarihli dilekçesinde, dayandıkları delillerin neler olduğunu sıralamış ve bazı açıklamalarda bulunmuştur. Bunun üzerine 06.05.2008 tarihli oturumda davacı yana sadece “vergi inceleme raporları ve eklerini” sunmak üzere 20 günlük süre verilmiş ve sürenin kesin olduğu belirtilmemiştir. Davacı vekili 17.07.2008 tarihli dilekçesinde davacının vergi raporunu 18.10.2006 tarihinde ödendiğini bildirmiş, aynı tarihli oturumda, öğrenme ile ilgili 8 klasör belgelerin ibrazı için süre istemiş olup, mahkemece bu oturumda “Davacı vekiline, 2001 yılı vergi incelemesine ilişkin raporun öğrenme tarihine ilişkin dosyaya sunulmak üzere 10 günlük kesin süre verilmesine, kesin sürenin hukuki sonuçlarının ihtar edilmesine, gerekli ihtarat yapıldı.” şeklinde ara kararı verilmiş, davacı vekilinden hangi vergi mahkemesine, hangi tarihte dava açtıklarını, dava dilekçesi ve esas numarasını bildirmeleri diğer bir ara kararı ile istenilmiş, ancak süre verilmemiştir. Bu durumda, davacının dayandığı iddiaların ve delillerinin tamamına yönelik bir kesin süre verilmediği halde, davacının iddiayı destekler delil ibraz etmediği gerekçesiyle davanın reddi doğru olmadığı gibi, esasen tebliğ tarihini 06.05.2008 ve 17.07.2008 tarihli dilekçelerinde davacı vekili bildirmiştir. Kaldı ki, kesin sürenin sonuçlarının neler olduğu belirtilmemiş olup, hatırlatıldığı bildirilen sonuçların neler olduğu denetlenememektedir. 2 nolu ara kararda ise süre hiç verilmediği gibi, tüm yargılama bakımından aynı hususa ilişkin iki kez süre dahi verilmemiş, farklı oturumlarda farklı hususlara ilişkin süreler verilmiş olup, HUMK’nun 163 ncü maddesi koşullarına uygun bir kesin sürenin varlığından söz etme olanağı bulunmadığından, hükmün bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir. 2- Bozma neden ve şekline ve mahkemenin gerekçesine göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin bir bölüm temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 825, 00 TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.