İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/03/2026 Asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davacı/birleşen davada davalı vekili ve davalı/birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı ... vekili; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin müvekkili ile ... Ltd. unvanlı şirket arasındaki 01.01.1999 tarihli distribütörlük sözleşmesine dayandığını, davalının 2003 yılın…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/246 KARAR NO : 2026/521 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 26/04/2022 NUMARASI : 2019/727 Esas - 2022/325 Karar DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/11/2012 Birleşen İstanbul 15. ATM nin 2021/150 Esas Sayılı Dosyası BİRLEŞEN DAVA :İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) BİRLEŞEN DAVA TARİHİ : 04/12/2013 İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/03/2026 Asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davacı/birleşen davada davalı vekili ve davalı/birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı ... vekili; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin müvekkili ile ... Ltd. unvanlı şirket arasındaki 01.01.1999 tarihli distribütörlük sözleşmesine dayandığını, davalının 2003 yılında bu şirketi devralmasıyla sözleşmenin taraflar arasında hüküm ve sonuçlarını doğurmaya devam ettiğini, müvekkili şirketin 1999 yılından bu yana 13 sene boyunca Türkiye pazarında hiç bilinmeyen ... lastiklerinin tüketicilere tanıtılması ve Türk lastik pazarında yer bulabilmesi adına büyük çaba sarf ettiğini ve büyük ölçekli ticari yatırımlar yaparak ağır bir yükümlülük altına girdiğini, müvekkilinin ... marka lastik ürünlerinin Türkiye distribütörü olarak üzerine düşen tüm sorumlulukları tam ve eksiksiz olarak zamanında yerine getirdiğini, müvekkili ile davalının 02/07/2012 tarihinde yaptıkları toplantıda müvekkilinin, hammadde fiyatlarının yükselip, Türk Lirasının Japon Yeni karşısında sürekli değer yitirmesi nedeniyle, Türkiye’de zararına satışlar yapmaya başladığını, buna rağmen sözleşmeyi devam ettirme iradesinde olduğunu açıkladığını, davalının ise ... lastiklerinin Türkiye’deki satışlarından kar edemediklerini ifade ederek Türkiye piyasasından çekileceklerini ve bu nedenle müvekkili ile arasındaki sözleşmeyi sona erdirme niyetinde olduklarını ifade ettiğini, davalının toplantı müddetince sözleşmeyi sona erdirme niyetini açıklamasına rağmen, sözleşmeyi feshettiğine dair herhangi bir ifade kullanmadığını, ancak 10.07.2012 tarihinde müvekkiline e-posta ile gönderilen toplantı notlarında, sözleşmenin sona erdirildiğinin ifade edildiğini, müvekkilince gönderilen 13.07.2012 tarihli cevabi e-postada,sözleşmenin 5. maddesi uyarınca feshin haksız fesih sayılacağını ve sözleşmenin sona ermesi halinde denkleştirme tazminatına hak kazanacağını açıkladığını, davalının 18.07.2012 tarihli e-posta ile aralarında bir distribütörlük veya acentelik sözleşmesi bulunmadığını belirttiğini, buna karşılık müvekkilince gönderilen 22.08.2012 tarihli e-posta ile sözleşmenin resmi şekilde sona erdirilmesini müteakip hak kazanılan müşteri tazminatı ile sözleşmenin sona erdirilmesi nedeniyle doğan tüm zararın en geç 5 iş günü içinde ödenmesinin talep edildiğini, müvekkilinin deposunda davalının 3 çeşit toplam 7.238 adet lastiğinin bulunduğunu, davalının hasar gören lastikleri devralacaklarını ve bu lastiklerle ilgili ödemede bulunacaklarını bildirdiğini, müvekkilince davalıya gönderilen 01.10.2012 tarihli mektupla davalının bu lastiklerle ilgili olarak ödemesi gereken tutarın 1.399.560,67-USD+KDV olduğu bildirilerek 5 gün içinde ödeme yapılmasının ihtar edildiğini, ancak davalı tarafça lastiklerin alınmadığını ve lastiklerle ilgili bir ödeme yapılmadığını, davalının sözleşmeyi haksız feshi nedeniyle müvekkilinin müspet zararı ile kar kaybı oluştuğunu, müvekkilinin ... markasının tanınmasına katkıda bulunarak müşteri çevresi oluşturduğunu, davalının ise ... firması ile anlaşarak müvekkilinin oluşturduğu müşteri çevresinden haksız olarak yararlanacağını belirterek, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle 100.000-USD maddi tazminat ile 250.000-USD portföy (denkleştirme) tazminatının döviz mevduatına uygulanan en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. ISLAH: Davacı vekili 01.11.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile portföy tazminatı yönünden dava değerini 200.000-USD artırarak 450.000-USD tutarında tazminatın en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle talep ettikleri maddi tazminat tutarını ise 100.000-USD artırarak 200.000-USD tutarındaki maddi tazminatın en yüksek banka faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. CEVAP: Davalı ... vekili; davacı ile müvekkili arasında 1997 senesinden beri müvekkili tarafından üretilen ... marka lastiklerin alım-satımı konusunda sözlü anlaşmaya dayalı bir ticari ilişki olduğunu, ancak bu ticari ilişkinin tek satıcılık veya acentelik olmadığını, ticari ilişkinin devamı sırasında, gümrükten mal çekilmesi işlemlerinde ihtiyaç duyulduğundan taraflar arasında 01.01.1999 tarihli bir yazılı sözleşme akdedildiğini, ticari ilişkinin devamı sırasında Ocak 2012 tarihinde davacı şirketin, ürünlerin müvekkili şirketten kendi alım fiyatının indirilmesini talep ettiğini, bunun müvekkili şirketçe kabul edilmemesi üzerine davacının sipariş vermeyi kestiğini, 02.07.2012 tarihinde tarafların yetkilileri arasında yapılan toplantıda, davacının ürünlerde fiyat indirimi istemesi ve müvekkilinin bu isteği kabul etmemesi nedeniyle, müvekkili şirket yetkilileri tarafından taraflar arasındaki ticari ilişkinin sonlandırıldığının davacı şirket yetkililerine bildirildiğini, toplantının tutanağının da davacı şirket yetkililerine 10.07.2012 tarihinde bildirildiğini, davacı tarafın ticari ilişkinin sonlandırılmasını takiben müvekkilinden 22.08.2012 tarihinde toplam 10.000.000-USD tutarında portföy tazminatı talep ettiğini, ancak talebin reddedildiğini, müvekkili şirket Japonya’da mukim olduğundan, müvekkili karşı açılacak davalarda Japonya mahkemelerinin yetkili olduğunu, bu nedenle mahkemenin yetkisiz olduğunu, davacının kısmi dava açmasının mümkün olmadığını,davacının tek satıcı sıfatını haiz olmadığını,belirli bir bölgede verilmiş tekel hakkı bulunmadığını,distribütörlük ilişkisi bulunmadığını, zira davacıya ürünlerin sürümünü artırmak gibi bir borç yüklenmediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin sipariş esasına dayalı bir uluslararası mal alım satım sözleşmesinin çerçeve anlaşması olduğunu, müvekkilinin tanınırlığından ve dünyaca ünlü markasından faydalanan davacının Türkiye'deki satışların artmasına bir katkısının olmadığını, müvekkilinin ... lastiklerini Türkiye'de 1989 yılından beri doğrudan veya 3. şahıslar aracılığıyla sattığını, bu nedenle davacı tarafından müşteri portföyü yaratıldığı iddiasının doğru olmadığını ve davacının satışlarının düştüğünü,portföy tazminatı talep koşullarının oluşmadığını, davacının müvekkilinin ürünlerini sattığı müşteri çevresine başka lastik markalarını sattığını ve iddia ettiği müşteri portföyünden yararlanmaya devam ettiğini, ortada haksız fesih bulunmadığını, ticari ilişkinin davacının ürünlerin alım fiyatını yüksek bularak alım yapmayı kesmesi nedeniyle sonlandırıldığını, bu nedenle fesih haklı olup ortada haksız fesih bulunmadığını, davacının haksız fesih tazminatı talep hakkı bulunmadığını, taraflar arasında bir distribütörlük sözleşmesi bulunmadığını, sözleşmenin sipariş üzerine yapılan alım satım sözleşmesi olduğunu, taraf edimleri ifa edilerek sözleşmenin tasfiye olduğunu, dolayısıyla davacının herhangi bir şekilde zarara uğradığının kabul edilemeyeceğini, sözleşmede öngörülmüş bir fesih ihbar süresi bulunmadığını, bu nedenle olmayan bir fesih ihbar süresine riayet edilmesinin beklenemeyeceğini, kaldı ki davacının ne şekilde ve miktarda zarara uğradığını gösteren delil sunulmadığını, sözleşmenin müvekkilince sonlandırılmasının nedeninin, davacının mal alış fiyatlarından memnun olmayarak siparişlerini kesmesi olduğunu, davacının bu talebinin kabulünün zararına mal satışı anlamına geldiğini ve kar amacı güden bir tacirden böyle bir davranış beklenemeyeceğini, dolayısıyla ortada bir haksız fesih bulunmadığını, stokların iadesi konusunda tarafların anlaşmasına rağmen davacının kötü niyetli olarak bedeli ödenen stok malları teslim etmediğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir. BİRLEŞEN DAVA: Davacı ... vekili; müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkinin sona ermesi nedeniyle, tarafların davalı şirket nezdinde bulunan stok malların geri alınması hususunda bir mutabakata vardıklarını, bu mutabakat kapsamında davalı şirket stoklarında bulunan malların bir kısmının Ocak 2013'te geri alındığını ve Ukrayna ile Macaristan'daki başka alıcılara sevk edildiğini, bu ilk parti stok iadesinden sonra, davalı şirket yetkilisi ...’ün 04.03.2013 tarihli e-posta ile stokların bir kısmının Ukrayna ve Macaristan'a gönderilerek iade edildiğini, kalan stokların da iadesinin gerektiğini söylediğini, bunun üzerine tarafların kalan stokların hepsini oluşturan 588 adet lastiğin iadesi hususunda anlaştıklarını, davalı şirketin malların tamamı için 25.03.2013 tarihli 2013/4-5-6 numaralı faturaları düzenleyerek müvekkili şirkete gönderdiğini, müvekkilinin anılan fatura bedellerini davalı şirketin banka hesabına ödediğini, ödeme yapılmasına rağmen davalı şirketin, müvekkilince gösterilen adrese teslim etmeyi taahhüt ettiği malları teslimden imtina ettiğini, davalı şirketin 02.05.2013 tarihinde gönderdiği e-posta ile parasını tahsil ettiği malları müvekkili şirketin gösterdiği teslimat yerine ve kişisine teslim etmeyeceğini açıkça bildirdiğini, yapılan yazılı ve sözlü bildirimlerin sonuçsuz kaldığını, bu nedenle Beyoğlu 17. Noterliği'nin ... sayılı ihtarnamesi ile teslim yükümünü yerine getirmesi hususunun ihtar edilerek davalı şirketin temerrüde düşürüldüğünü, verilen sürede malları teslim etmeyen davalı şirkete bu kez Beyoğlu 17. Noterliği'nin ... sayılı ihtarnamesi gönderilerek BK'nın 123. maddesi uyarınca 3 işgünlük bir ek süre verildiğini, bu ek sürede edimini yerine getirmemesi halinde müvekkilinin taraflar arasındaki mutabakattan dönmüş sayılacağı ve ödenen mal bedeli ile mahrum kalınan karın kendisinden talep edileceğinin ihtar edildiğini, anılan iki ihtarnamenin tebliğine rağmen, davalı şirketin hiç bir cevap vermediğini, bedellerini tahsil ettiği malları teslim edimini de yerine getirmediğini, dolayısıyla müvekkilinin taraflar arasındaki mutabakattan döndüğünü, ödenmiş mal bedeli olan 261.475,30-ABD Doları ile mahrum kalınan kar olan 6.000-Euro'nun tahsili için İstanbul 30. İcra Dairesinin... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının borca haksız itirazı üzerine takibin durduğunu, öte yandan Macaristan'a yapılan sevkiyat sırasında, Macaristan'daki alıcı tarafından reddedildiği için halen davalı şirket nezdinde bulunan 231 adet lastiğin de bedeli ödenmişse de lastiklerin davalı şirket nezdinde olduğunu, anılan lastiklerin bedelleri de müvekkili şirketçe ödenmiş olup, davalı şirket bedeli ödenmiş lastikleri teslim etmeyi reddettiğinden bu lastik bedellerinin de iadesinin gerektiğini belirterek, davalının itirazının iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili; davacı şirketin taraflar arasındaki 01.01.1999 tarihli distribütörlük sözleşmesini haksız olarak feshetmesi nedeniyle müvekkiline borcu bulunduğunu, bu nedenle müvekkilince müşteri tazminatı ve maddi tazminat istemiyle açılan davanın İstanbul 40. ATM’nin 2012/268 E. numaralı dosyasında derdest olduğunu, müvekkilince davacı şirkete gönderilen 06.02.2013 tarihli e-posta ile müvekkili stoklarında bulunan dava konusu lastiklerle ilgili bir ödeme yapılması durumunda da, davacının müvekkiline olan borcu dolayısıyla ödenen tutarın davanın faiz ve ferilerine sayılacağı ve bu itibarla müvekkilinin lastikler üzerinde takas ve hapis hakkını kullanacağının davacıya bildirildiğini, davacı şirketin bu e-posta gönderisine sözlü veya yazılı herhangi bir itirazda bulunmadığını, davacının TTK'nın 21/3. maddesi uyarınca 8 gün içinde bu e-posta gönderisine itiraz etmemesi nedeniyle müvekkilinin stoklarda bulunan lastikler üzerinde takas ve hapis hakkını kullandığını kabul etmiş sayılacağını, müvekkilinin TMK'nın 950. maddesi hükmüne dayanarak dava konusu lastikler üzerinde hapis hakkını kullandığını, bu durumun davacı şirkete bildirilmesine rağmen, davacının haksız ve kötü niyetli olarak müvekkili aleyhine takibe geçtiğini, müvekkilinin 1999 yılından beri ...&... ve ... lastiklerinin Türkiye tek distribütörlüğünü yapmakta olduğunu, müvekkili şirketin 1999 yılından bu yana 14 sene boyunca Türkiye pazarında hiç bilinmeyen ... lastiklerinin tüketicilere tanıtılması ve ulaştırılması adına büyük çaba sarf ettiğini, davacı şirketin müvekkili şirkete gönderdiği 10.07.2012 tarihli e-posta ile, ... lastiklerinin Türkiye'deki satışlarından kar elde edemediklerini, Türkiye piyasasından çekileceklerini ve bu nedenle müvekkili ile imzalı sözleşmeyi de sona erdirme niyetinde olduklarını bildirdiğini, bunun üzerine müvekkilinin 13.07.2012 tarihinde gönderdiği cevabi e-postada, davacının sözleşmeyi feshinin 01.01.1999 tarihli distribütörlük sözleşmesinin 5. maddesi uyarınca haksız fesih sayılacağını beyan ettiğini, ayrıca sözleşmenin sona ermesi halinde denkleştirme tazminatına hak kazanacağını açıkladığını, davacının, taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesini kötü niyetli ve hakkaniyete aykırı olarak, Türkiye piyasasında kar elde edememesi nedeniyle bu piyasadan çekilme kararı sonucu sona erdirdiğini açıklamasına rağmen, basına yansıyan haberlerle, davacının Çankırı'da ... AŞ ile anlaşarak 500 milyon Dolar değerinde yatırım yaptığının öğrenildiğini belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; asıl davada taraflar arasındaki 01/01/1999 tarihli sözleşme kapsamında, davacının davalı şirketin distribütörü sıfatıyla ... marka lastiklerin satışını yaptığı iddia edilerek sözleşmenin davalı tarafça feshinden dolayı denkleştirme ve kar kaybına dayalı maddi tazminat isteminde bulunulduğu, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olup olmadığının uyuşmazlık konusu olduğu, taraflar arasındaki sözleşmede, davacının davalı tarafından üretilen ürünlerin Türkiye'de satışı hususunda tekel hakkı bulunduğuna, bunun karşılığında davacının da davalı ile rekabet etmeme, Türkiye içerisinde başka üreticilere ait lastikleri satmama ve davalının üretici olduğu ... marka lastiklerin sürümünü arttıracak şekilde pazarlamasını yapma yükümlülüğü bulunduğunun açıkça kararlaştırılmadığı, kural olarak sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğunu ispat yükünün, denkleştirme tazminatı talep eden davacı üzerinde olduğu, öte yandan davalının Türkiye'de davalı dışında başka bir firmaya ... marka lastiklerin tedarikini/satışını yapmamış olmasının, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğuna dair davacı lehine fiili bir karine teşkil ettiği, bu nedenle bir an için ispat yükünün yer değiştirdiği düşünülse de, somut olayda davalı lehine ikinci bir fiili karine söz konusu olduğu, davacının ... marka lastikler dışında başka bir lastik firmasına ait ... marka lastikleri de Türkiye sınırları içerisinde satması ve davalının bu durumu kabul etmiş olmasının, davalının rekabet etmeme ve sürüm arttırma yükümlülüğünün bulunmadığına ve sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığına dair başka bir fiili karine teşkil ettiği, şu halde ilk fiili karine nedeniyle sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığını ispat yükü davalıya geçmiş gibi görünse de, ikinci fiili karine nedeniyle ispat yükünün yine yer değiştirerek başa döndüğü, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğunu ispat yükünün davacı üzerine geçtiği, somut olayda davacının ikinci fiili karinenin aksini, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğunu ispat edemediği, bu nedenle taraflar arasındaki ilişkinin tek satıcılık (veya acentelik) sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği, davacının davalıdan aldığı ... marka lastikleri kendi nam ve hesabına Türkiye'deki tüketicilere satan ithalatçı, davalının ise ihracatçı durumunda olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmayıp, arda arda satışları içeren alelade bir bayilik sözleşmesi olduğunun kabul edildiği, davacının acentelik veya tek satıcılık ilişkisi mahiyetinde olmayan sözleşmenin feshi nedeniyle, fesih haklı olsa dahi TTK'nın 122. maddesine dayalı denkleştirme tazminatı isteminde bulunamayacağı, taraflar arasındaki 01/01/1999 tarihli sözleşmenin süreli olduğu, ancak süre sona ermesine rağmen devam eden ilişkinin, belirsiz süreli sözleşmeye dönüştüğü hususunda tarafların mutabık olduğu, davalı tarafça sözleşmenin, belirsiz süreli sözleşmelerde olağan fesih yolu ile sona erdirildiği, somut olayda davacının 2011 yılında ... marka lastiklerin satışı için bir sözleşme yaptığı ve lastikleri satmaya başladığı, yine davacının 12/03/2012 tarihinden itibaren davalıdan mal tedarikini bıraktığının, ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme sonucu tespit edildiği, davacının, sözleşmenin sona ermesinden sonraki makul ihbar süresi içerisinde mal tedariki talebinde bulunma imkanına sahip olmasına rağmen, böyle bir talepte bulunmadığı, bilakis sözleşme sona ermeden önce 12/03/2012 tarihinden itibaren sipariş vermeyi bıraktığı, dava konusu sözleşmenin ve somut olayın nitelikleri dikkate alındığında, ihbar süresinin belirlenmesi için TBKnın 640 veya TTK 121 maddelerinde adi ortaklık ve acentelik ilişkileri için öngörülen fesih ihbar sürelerine ilişkin düzenlemelerin, işbu davada kıyasen uygulanamayacağı, davacının henüz sözleşme sona ermeden 2011 yılı içerisinde başka bir firma ile anlaşma yaparak, o firmaya ait lastiklerin satışına başladığı, 12/03/2013 tarihinden itibaren davalıdan mal tedarik etmeyi/satın almayı bıraktığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının benzer bir sözleşme yapmak ve işletmesini bu yeni duruma adapte etmek için gerekli makul sürenin, adi ortaklığa ilişkin altı aylık ve acenteliğe ilişkin üç aylık ihbar sürelerinden çok daha kısa takdir edilmesi gerektiği, bu gerekçelerle makul ihbar süresinin bir ay olarak takdir edildiği, ihbar öneli vermeyerek sözleşmeyi olağan fesih yolu ile fesheden davalının, makul ihbar süresi içerisinde davacının bu sebeple uğradığı zararları tazmin yükümlülüğü bulunduğu, öte yandan makul ihbar süresi verilmediği için, bu süre içerisinde ve bu sebeple uğranıldığı iddia olunan zararı ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davacının 2012 yılının Mart ayı itibariyle davalıdan ürün tedarikini bıraktığı, kendisine tanınması gereken bir aylık makul ihbar süresi içerisinde (sözleşme bu süre boyunca devam edeceğinden) davalıdan yeni mal tedarik talep imkanı varken bu hakkını kullanmadığı, bu nedenle davacının önceki yıllara ait aylık faaliyet karı ortalamasının, 10/07/2012 fesih tarihinden sonraki bir aylık makul ihbar süresi içerisinde ortaya çıkan zarar olarak kabul edilemeyeceği, davacı tarafça makul ihbar süresi içerisinde uğranıldığı iddia olunan zarara/kar kaybına ilişkin dosya kapsamına sunulmuş başkaca bir delil ve somut veri de bulunmadığından, davacının ispat olunamayan ihbar tazminatı/kar kaybı talebinin reddedildiği, davacının yatırım giderleri başlığı altında yaptığı giderlerin tahsili talebi yönünden yapılan değerlendirmede; yukarıda da izah edildiği üzere taraflar arasındaki sözleşmeye göre, davacının davalıdan aldığı ... marka lastikleri kendi nam ve hesabına kar ederek Türkiye'deki tüketicilere satan ithalatçı, davalının ise Türkiye'deki şirketlere satılmak üzere lastik gönderen ihracatçı durumunda olduğu, davacının, davalı ürünlerinin sürümünü arttırma yükümlülüğü bulunmadığı, bu kabule göre davacının yaptığı yatırım giderlerinin, kendi işletmesi için yaptığı giderler olduğu, sözleşme ilişkisi boyunca davacı davalıdan satın aldığı ürünleri kendi adına ve hesabına kar ederek satmış olup, yatırım gideri adı altında yaptığı giderlerin sözleşmesel bir yükümlülüğe, pazarlama ve sürüm arttırma yükümlülüğüne dayanmadığı, tüm bu giderler davacının kendi işletmesinde kar ederek satış yapmak için yaptığı giderler olup, müspet zarar adı altında davalıdan tahsilinin mümkün olmadığı, bu nedenle asıl davanın reddine karar vermek gerektiği; birleşen davanın ise sözleşmeye dayalı iade ve kar mahrumiyeti alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının vaki itirazının iptali talebine ilişkin olduğu, taraflar arasında, asıl dava konusunu da teşkil eden ve 10/07/2012 tarihinde davacı tarafından olağan fesih yolu ile sona erdirilen distribütörlük sözleşmesi kapsamında, davalı uhdesinde bulunan 588 adet lastiğin iadesi hususunda tarafların anlaştıkları, davalı şirketçe davacı şirkete gönderilen 2013/4-5-6 sayılı fatura bedellerinin davacı tarafından davalıya ödendiği, uyuşmazlığın, davalının bedeli ödenmesine rağmen iade etmediği lastikler üzerinde, asıl davada varlığını iddia ettiği denkleştirme tazminatı, kar kaybı ve müspet zarar tazminatı alacaklarına dayalı olarak hapis hakkını kullanıp kullanamayacağı, davalının asıl davada alacak olarak ileri sürdüğü bu tazminat kalemlerini, daha sonra açılan birleşen davada takas def'i olarak ileri sürüp süremeyeceği noktalarında toplandığı,davalının düzenlediği 2013/4-5-6 faturalara konu edilen lastiklerin, davacı tarafından daha önce davalıya satılmış ve teslimle davalının mülkiyetine geçmiş lastikler olduğu, tarafların, davalının daha önce davacıdan satın aldığı lastiklerin bu kez davacıya geri satışı konusunda anlaştıkları, bu kapsamda davalının davacıya satış faturalarını düzenlediği, davacının da toplam 245.478,13-USD satış bedelini davacıya ödediği, diğer deyişle, davalının daha önce satın aldığı ve mülkiyetinde bulunan lastiklerin bu kez davacıya satılması konusunda anlaşıldığı, davalının satış bedelini ödeme borcunu yerine getirdiği, davalının ise sattığı lastikleri davacıya teslim borcunu yerine getirmediği, borçlandırıcı işlem (lastik satış sözleşmesi) gerçekleştirilmesine rağmen, tasarruf işlemi (teslim borcu) henüz yerine getirilmediğinden, davalının halen lastiklerin maliki olduğu, davalının halen kendi mülkiyetinde bulunan lastikler üzerinde hapis hakkını kullandığı savunmasının yerinde olmadığı, davacının bedelini ödediği stoktaki mallar dışında, Macaristan'a yapılan sevkiyat sırasında Macaristan'daki alıcı tarafından reddedildiği için halen davalı şirket nezdinde bulunan 231 adet lastiğin iadesi hususunda da tarafların anlaşıkları, bedelinin ödendiği, ancak bu lastiklerin davalı tarafından hapis hakkının kullanılması nedeniyle iade edilmediği, yukarıda izah edilen gerekçe ile davalının kendi mülkiyetinde bulunan bu lastikler üzerinde de hapis hakkını kullanmasına yasal olanak bulunmadığı, davalı tarafından asıl davada ileri sürülen alacak kalemlerinin, asıl davadan daha sonra açılan birleşen davada bu kez takas def'i olarak ileri sürüldüğü, ancak bir davada takas define konu edilen alacağın, hükmolunan alacaktan mahsubunun yapılabilmesi için, takas define konu alacağın başka bir davada dava konusu yapılmamış olması gerektiği, davalının, asıl davada davacı sıfatıyla ileri sürdüğü alacağını, birleşen davada takas defi yolu ile ileri süremeyeceği, birleşen davada davacının lastiklerin iadesi (geri satışı yapılan lastiklerin teslimi) borcunun yerine getirilmemesi nedeniyle kar kaybı zararı doğduğu iddia olunmuş ise de, zarar davacı tarafça ispat olunamadığından bu talebin reddedildiği, bu saptamalar çerçevesinde birleşen davanın kısmen kabulüne karar verildiği gerekçesiyle, asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile davalının takibe itirazının 261.475,30-USD asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu tutara takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca faiz işletilerek devamına, fazla talebin reddine, hüküm altına alınan tutarın %20'si (107.325,16-TL) oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı/birleşen davada davalı ... vekili; taraflar arasındaki ilişkinin tek satıcılık niteliğinde olduğunu, nitekim davalının müvekkili ile ticari ilişkisi devam ederken Türkiye'de başka bir firmanın ... lastiklerinin dağıtım ve satışını gerçekleştirmediğini, davalının da müvekkilinden başka bir firma ile tek satıcılık hususunda anlaşma yapmadığını, tek satıcılık sözleşmesi yazılı şekil şartına tabi olmaması nedeniyle, sözleşmenin fiili uygulama gereği münhasır bir sözleşme haline dönüşmesi halinde, tek satıcılık sözleşmesinin var olduğunun kabulünün gerekeceğini, müvekkilinin 1999 yılından itibaren 14 yıl boyunca ... lastiklerinin Türkiye'de tanıtılması ve pazarda yer bulabilmesi adına büyük çaba sarf ettiğini, Türkiye piyasasından çekileceğini bildiren davalının, ... firması ile anlaşarak aynı ilişkiyi tesis etmesinin kötü niyetini gösterdiğini, haksız fesih sonucunda davalının müvekkilinin geliştirdiği müşteri çevresinden yararlanmaya devam edeceğini, bu nedenle müvekkilinin denkleştirme tazminatına hak kazandığını, birleşen dava açısından takas mahsup taleplerinin haklılığının bilirkişi raporları ile sabit olduğundan, 245.478,13-USD üzerinden bu haklarının kullandırılması gerektiğini, davalının stokları iade almak istemesi üzerine müvekkilince davalıya gönderilen 05.02.2013 tarihli e-posta ile bu konuda yapacakları ödemenin portföy tazminatı faiz ve talilerine sayılacağının bildirildiğini, bu kapsamda davalının yaptığı ödeme üzerinde müvekkilince portföy ve maddi tazminat alacakları nedeniyle takas hakkının kullanıldığını, bilirkişi raporunda da portföy tazminatı talebi çekişmeli olsa da takasa konu olabileceğinin belirtildiğini, takas mahsup ilişkisinin farklı mahkemelerdeki uyuşmazlığa ilişkin olmasının, bunun ileri sürülemeyeceği anlamına gelmediğini, alacaklardan birisi çekişmeli olsa bile takasın ileri sürülebileceğini, acentenin sözlemeden doğan alacakları ödeninceye kadar acentelik nedeniyle zilyetliğinde bulunan müvekkiline ait mallar üzerinde hapis hakkı bulunduğunun TTK'nın 119 (eski 132) maddesi gereğince mümkün olduğunu, bu nedenle müvekkilinin stok lastikler üzerinde muaccel olan portföy ve haksız fesih tazminatı nedeniyle hapis hakkını kullandığını, müspet zarar taleplerinin reddinin isabetsiz olduğunu, müvekkilinin ilişki süresince elde ettiği karın büyük bir bölümünü faaliyet giderlerine harcamak suretiyle yatırıma dönüştürdüğünü, ancak sözleşmenin haksız feshi nedeniyle bu yatırımların karşılığını alamadığını, 13.10.2021 tarihli ek raporda müspet zarara ilişkin itirazlarının irdelenmediğini, ancak dosyaya müvekkilinin söz konusu lastik markası için yaptığı yatırımlara ilişkin delillerin sunulduğunu, yine portföy tazminatı taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, portföy tazminatının müvekkilinin grup şirketleri ve bağlı şirketler nazara alınarak brüt satış karları toplamı ortalamasına göre hükmedilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunda da fesih ihbar süresinin 6 aya kadar belirlenebileceği ve bu süre kadar kar mahrumiyeti talep edilebileceğinin bildirildiğini, kar kaybı hesabında makul sürenin sözleşmesi feshedilen müvekkilinin aynı şartlarla aynı bölgede yeni bir distribütörlük sözleşmesi akdedebilmesi için gerekli olan süre olduğunu, bu nedenle müvekkili bakımından en az 6 aylık ihbar süresinin dikkate alınması gerektiğini, davalı ile olan ticari ilişkinin müvekkilince kurulan ... ve ... Ticaret unvanlı şirketler aracılığıyla sürdürülmüş olup, gerçek alış ve satış tutarları tespit edilerek tazminat hesabı yapılması gerektiğini, davalının lastik satışını müvekkilinin grup şirketlerine yaptığını, grup şirketlerinin fiyat farkı ile lastikleri müvekkiline sattığını ve müvekkilinin de yine fiyat farkı ile lastikleri müşterilerine sattığını, bu nedenle hesaplamanın lastiklerin grup şirketlerince davalıdan aldığı fiyat ile müvekkilince müşterilerine satış fiyatı arasındaki fark esas alınarak yapılması gerektiğini, ayrıca dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olmakla, tamamlama harcına ilişkin 25.04.2022 tarihli dilekçenin dikkate alınması gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak asıl davanın kabulü ile 1.617.259,70-USD portföy tazminatı ile 461.661,73-USD maddi tazminatın davalıdan tahsiline, müvekkilinin yaptığı yatırımların karşılığını alamamasından kaynaklanan müspet zararının hesaplanarak davalıdan tahsiline, birleşen davanın takas hakkı dikkate alınarak reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı/birleşen davada davacı ... vekili; mahkemece müvekkilinin kar kaybı talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda hesaplama yapılamamış olmasının, talebin haksızlığı sonucunu doğurmayacağını, davalının, taraflar arasındaki mutabakata aykırı olarak müvekkilince bedeli ödenen lastikleri müvekkiline teslim etmediğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını belirterek, kararın birleşen davadaki mahrum kalınan kar talepleri yönünden kaldırılarak, kar mahrumiyeti taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Asıl dava, taraflar arasındaki sözleşmenin feshi nedeniyle portföy tazminatı, kar kaybı ve müspet zarar alacağı; birleşen dava ise bedeli peşin ödenen stok mal bedelinin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda; taraflar arasında ... ve ... marka lastiklerin ... tarafından ... firmasına satışına ilişkin 01.01.1999 tarihli sözleşmenin akdedildiği, taraflarca yapılan 02.07.2012 tarihli toplantı sonrasında davalı ... tarafından davacı ...'a gönderilen toplantı notlarına ilişkin 10.07.2012 tarihli e-postada; ...'ın yüksek maliyet ve ürün bulunulurluğu nedeniyle ... işindeki zorluklar nedeniyle destek talep ettiği, Türk Lirasının değer kaybı lastik üretim maliyetinin ham madde fiyat artışları nedeniyle arttığı, bu nedenle SRI'nin (...) ihracat fiyat artışını istemekten başka seçeneği bulunmadığı, bu durumda ... Türkiye işinin mevcut ithalat işi tarzında yapılmasını devam ettirmenin zor olduğu, bu nedenle ... 'nin kendi işini kurarak Türkiye'de iş yapmaya karar verdiği ve mevcut ... işinin derhal yürürlüğe girmek üzere feshedildiği davacı ...'a bildirilmiştir. Taraflarca akdedilen 01.01.1999 tarihli sözleşmenin 1. maddesinde, ...'ın ... ve ... lastiklerinin Türkiye distribütörü olduğu; 2. maddesinde, ...'ın herhangi bir 3. şahıs yardımı olmaksızın otomobil lastiklerini üretici ...'dan ithal ettiği; 5. maddesinde ise, sözleşmenin 31.12.2000 tarihinde sona ereceği, taraflardan birinin 30.09.2000 tarihinden önce feshi bildirmedikçe otomatik olarak yenileneceği, ...'ın performansı yeterli olmazsa, ...'nun sona erme tarihinden önce sözleşmeyi fesih hakkına sahip olacağı düzenlenmiştir. Öncelikle istinaf aşamasında dosyaya ibraz edilen 12.02.2026 tarihli alacağın temliki sözleşmesi ile işbu asıl dava konusu alacak ve ferileri, 300.000-TL bedelle asıl davada davacı ... tarafından ...'a temlik edilmiştir. Geçerli bulunan temlik sözleşmesi gereğince asıl davadaki alacak hakkı artık temlik alana geçmiş olup, bu nedenle temlik alan da gerekçeli karar başlığına eklenmiştir. Mahkemece alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; davalı ... tarafından düzenlenen 2013/4, 5 ve 6 sayılı fatura bedelleri toplamı 245.478,13-USD olup anılan tutarın 05.04.2013 tarihinde ... tarafından ödendiği, sunulan tabloların Türkçe tercümelerinin sunulmamış olması nedeniyle davacının kar kaybı talebi konusunda bir tespit yapılamadığı, davalının söz konusu faturalarının kendi defterlerinde yer almadığı, ancak davacının ödemelerinin davalı kayıtlarında bulunduğu, taraf defterleri arasındaki 23.514,06-USD farkın dava konusu olmayan faturalardan kaynaklandığı, davacının 12.08.2013 tarihli ihtarnamesi 14.08.2013 tarihinde tebliği ve üç günlük ödeme süresi nedeniyle davalının 18.08.2013 tarihinde temerrüde düştüğü, stok malların davalı tarafça davacıya teslim edilmediği ve bedellerinin ödendiği, uyuşmazlığın davalının hapis ve takas hakkı kullanıp kullanamayacağına ilişkin olduğu, davalının davacının rızası ile dolaysız zilyet olduğu, zilyetliğin ve dolayısıyla malların mülkiyetinin henüz davalıdan ...'ya geçmediği, bu nedenle hapis hakkının kullanılacağı ...'ya ait mal bulunmadığı,geçerli bir nedene dayanmaksızın malları teslim etmeyen davalının temerrüde düştüğü, davalının portföy tazminatı talebini takas konusu yapabileceği bildirilmiştir. 17.08.2015 tarihli bilirkişi raporunda; davacı ... şirketinin davalı ile olan ticari ilişkisini grup şirketi ... Ticaret şirketi aracılığıyla sürdürdüğü, ... tarafından ithal edilen malların davacı şirkete satıldığı, davalı şirketten en son 12.03.2012 tarihinde fiili ithalat yapıldığı, 2012 yılı mal alışlarında önceki yıllara kıyasla ciddi oranda düşüş olduğu, davacının fesihten önceki 5 yıllık faaliyet karı ortalaması 835.825,06-TL olup aylık ortalamasının 69.652,08-TL olduğu, fesihten önceki 2011 yılında gerçekleşen faaliyet karına göre ise davacının aylık ortalama faaliyet karının 73.574,17-TL olduğu, kar kaybı talebi yönünden 1 aylık faaliyet karının kabul edilecek makul süre ile çarpımı sonucunda yoksun kalınan kar tutarına ulaşılacağı, denkleştirme tazminatı yönünden brüt satış karları ortalamasına göre, davacının fesihten önceki 5 yılın brüt kar toplamı 9.363.457,96-TL olup denkleştirme tazminatı üst sınırının 1.872.691,59-TL olduğu, faaliyet karları ortalamasına göre ise fesihten önceki 5 yılın faaliyet karı toplamı 4.179.125,31-TL olup denkleştirme tazminatı üst sınırının 835.825,06-TL olacağı, Türkiye'den çekilmeyi haklı kılan ekonomik sebebin varlığı kanıtlanmadıkça, haklı fesih yapıldığının kabul edilemeyeceği, mali incelemede davacının satışlarını artırdığı tespit edildiğinden, davacıya dönük ekonomik performansla ilgili bir sebebin varlığının ispata muhtaç kaldığı, davalının Türkiye'den çekilme kararının ancak olağan feshe imkan veren bir sebep olması nedeniyle davalının ihbar süresi tanıması gerektiği, acente bakımından TTK'da bu sürenin 3 ay olarak belirlendiği, davalının Türkiye'den çekilmediğinin ispatlandığı varsayımında başka bir haklı sebebin varlığı ispatlanamadığından, feshin haksız fesih sayılacağı, sonuç olarak taraflar arasındaki sözleşmede münhasırlığın uygulama ile de yerleşebileceği, bu nedenle sözleşmenin belli bir bölgede başka bir firmanın satış yaptığının ispatlanamamış olduğu nazara alınarak, tek satıcılık sözleşmesinin varlığının kabul edilmesi gerektiği, belirsiz süreli olan bu sözleşmenin ancak uygun bir ihbar süresi tanınarak sona erdirilebileceği, davalının bu süreyi 02.07.2012-10.07.2012 tarihleri arasında tanımış göründüğü, sürenin somut sözleşme ilişkisine göre belirlenmesi gerektiğinden, acentede kanunun 3 ay olarak tanıdığı sürenin tek satıcılık sözleşmelerinde daha fazla olması gerektiği ve 6 aya kadar belirlenebileceği, davacının da ihbar süresi kadar kar mahrumiyeti talep edebileceği, aylık ortalama faaliyet karının 69.652,08-TL olarak belirlendiği, fesihten önceki 2011 yılında gerçekleşen faaliyet karına göre hesaplama yapıldığında ise 73.574,17-TL olarak bulunduğu, denkleştirme tazminatına ilişkin koşulların somut olayda gerçekleştiğinin kabulü halinde brüt satış karları ortalamasına göre denkleştirme bedelinin üst sınırı olarak istenebilecek tutarın 1.872.691,59-TL olduğu, faaliyet karları ortalamasına göre ise denkleştirme bedelinin üst sınırı olarak talep edilebilecek tutarın 835.825,06-TL olarak hesaplandığı bildirilmiştir. 14.06.2016 tarihli ek bilirkişi raporunda; taraflar arasındaki sözleşmede münhasırlığın uygulama ile yerleşebileceğine ilişkin görüşün korunduğu, mali tespitlerin bu sonucu desteklediği, rapordan sonra sunulan listelerdeki stok kodları ile dayanağı ithalat belgelerinin karşılaştırılması sonucunda, dava konusu ürünlerin kodlarının dava konusu lastikler olduğunun belirlendiği, kök raporda niteliği tespit edilemeyen ... ve ... faturalarının iade faturası olduğu, grup şirketlerinden ... ve ... şirketinden yapılan davacı şirket alımlarının iade faturalarından kaynaklandığı sonucuna varıldığı, 2011 yılında düzenlenen 72 adet faturanın ... ürünlerinin satışına ilişkin olduğu, 2012 yılında ise fesih tarihine kadar 3.773.421,24-TL, fesih tarihinden sonra 3.396.461,26-TL olmak üzere ... tarafından düzenlenen faturaların toplam tutarının KDV hariç 7.169.882,50-TL olduğu, fesih sonrası ...'den yapılan mal alımlarının toplam tutarı KDV hariç 3.344.772,88-TL olup, listedeki faturaların stok kodlarının ... ürünlerine ait olduğu, fesihten sonraki ... faturaları toplam tutarının 3.396.461,26-TL olmak üzere, liste tutarından 51.688.38-TL fazla olduğu, farkın nedeninin anlaşılamadığı, 2012 yılının Ocak, Nisan, Haziran ve Kasım aylarında yapılan toplam 1.030.288,23-TL'lik mal girişinin Çin'den yapılan ithalatla ilgili olup, dava konusu ürünlerle ilgisinin bulunmadığı, 20.01.2007-30.07.2012 tarihleri arasında düzenlenen davacı faturalarından örnekleme yoluyla incelenen 97 adet faturadan yola çıkılarak, davacı şirketin müşteri portföyünün tespitine gidildiği, faturalarda ... ürünlerine ait kodların bulunduğu ve bu ürünlerin teslimi nedeniyle düzenlendiği, fesih sonrası düzenlenen 2 adet faturanın da yine ... ürünlerinin teslimi nedeniyle düzenlendiği, davacının fesih öncesi ... marka ürünleri sattığı müşterilerine fesih sonrasında da 44.264-TL'lık ... marka lastik satışı yaptığı, 2012 yılından önce dava konusu ürünler dışında alış ve satış yapıldığı yönünde bir tespit yapılamadığı, kök rapordaki hesaplamalarda da 2012 yılı mali verileri dikkate alınmadığından, Çin'den yapılan ithalatın ve bu ürünlerle ilgili satış tutarlarının kök rapordaki hesaplamaya etkili olmayacağı bildirilmiştir. 13/10/2021 teslim tarihli 2 ek bilirkişi raporunda; davacının grup şirketlerinden ... şirketinin 2011 yılı brüt karının 886.210,05-TL ve faaliyet karının ise 659.595,63-TL olduğu, 2012 yılında brüt satış karının 138.289,41-TL olduğu, faaliyet giderlerinden lastik satışlarına isabet eden kısmının düşülmesi sonucunda şirketin lastik satış zararının 40.434,77-TL olduğu, ... şirketinin 2011 yılı brüt satış karının 100.575,25-TL ve faaliyet karının 15.226,57-TL olduğu, davacı tarafından 04.01.2012-31.12.2012 arasında 927.230-TL tutarında 1.550 adet ... faturası düzenlendiği, davacının fesih öncesinde ... marka ürün sattığı müşterilere fesihten sonra 44.264-TL tutarında ... marka lastik satışı yaptığı, davacının davalı ile olan ilişkisini grup şirketlerinden ... Ticaret aracılığıyla sürdürdüğü, bu şirket tarafından ithal edilen malların davacı şirkete satıldığı, 2007-2010 yıllarında mal alımının bu şekilde gerçekleştiği, 2011 yılında ise ... tarafından ithal edilen ürünlerin bir kısmının davacı şirkete, bir kısmının ise ... şirketine, 2012 yılında ise ithal edilen ürünlerin tamamının ... şirketine fatura edildiği, bu şirket tarafından da davacıya fatura edildiği, davalı şirketten en son 12.03.2012 tarihinde fiili ithalat yapıldığı ve sözleşmenin 10.07.2012 tarihinde feshedildiği dikkate alınarak, kök raporda 31.12.2007-31.12.2011 arasındaki 5 yıllık süreye göre hesaplama yapıldığı, ancak bağlı şirketlerin sadece 2011-2012 yılları ticari defterleri sunulmuş olmakla, şirketlerin 2011 yılı gelir tablosuna göre hesaplama yapıldığı, buna göre davacının fesihten önceki yıllara göre aylık ortalama faaliyet karının 69.652,08-TL, fesihten önceki 2011 yılı faaliyet karına göre aylık ortalama faaliyet karının 73.574,17-TL olduğu, bağlı şirketlerin 2011 yılı faaliyet karının ...'nin 659.595,63-TL ve ...'nin 90.042,61-TL olmak üzere toplam 749.638,24-TL olup aylık 62.469,85-TL olarak hesaplandığı, bu veriler ışığında fesihten önceki yıllara ait faaliyet karlarına göre toplam aylık kar kaybı (69.652,08+62.469,85) 132.121,93-TL olup dava tarihi karşılığının 74.725,37-USD olduğu, fesihten önceki 2011 yılında gerçekleşen faaliyet karına göre toplam aylık kar kaybı (73.574,17+62.469,85) 136.044,02-TL olup dava tarihi karşılığının 76.943,62-USD olduğu, denkleştirme tazminatı üst sınırının davacı ile ... ve ... şirketlerinin brüt satış karları toplamı ortalamasına göre 2.859.476,89-TL olup dava tarihi kur karşılığının 1.617.259,71-USD olduğu, şirketlerin faaliyet karları ortalamasına göre ise 1.585.463,30-TL olup dava tarihi kur karşılığının 896.704,54-USD olduğu, davacının müspet zarar bedeli olarak boşa giden yatırım bedelini talep ettiği, ancak somut bilgi ve belge sunulmadığı, tanınmış markadan dolayı denkleştirme bedelinde indirim yapılması talep edilmiş olmakla birlikte, tanınmış markanın tanımına dava konusu olaydaki markanın girdiğinin kabulü için diğer ürünlere göre söz konusu ürünün pazar payının bilinmesinin gerektiği, tanınmış markanın varlığının o ürünle ilgili olmayanlar bakımından dahi tanınırlığın bulunması olarak görüldüğü, münhasırlığın tek yönlü veya iki yönlü olmasının mümkün olup, davacının başka ürün satmasının münhasır sayılmayı engellemediği, önemli olanın sadece o bölgede ürünü satanın kendisi olması olduğu görüşü bildirilmiştir. Davacı ... tarafından açılan asıl davada; sözleşmenin davalı ... tarafından haksız olarak feshedildiği ileri sürülerek, denkleştirme tazminatı, kar kaybı ve yaptığı yatırımlar nedeniyle uğranılan müspet zarar talep edilmiştir. Davacının taleplerinin değerlendirilebilmesi bakımından öncelikle taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık niteliğinde olup olmadığının, davalı şirketin fesihte haksız olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Bayilik sözleşmesi; mal veya hizmet sahibinin satış hakkı verdiği, satıcının ise belirli şartlarda kendi nam ve hesabına ürün ve hizmet satışı yapması için kurulan sözleşmedir. Bayilik veren, satışa sunduğu ürünleri veya hizmet sunması için gerekli şartları bayiye sağlamakla yükümlüdür. Bayi ise, sözleşmede belirtilen koşullar dahilinde kendi nam ve hesabına ürün ve hizmet satışı gerçekleştirmektedir. Bayilik sözleşmesi, her iki tarafa borç yükleyen ve sürekli edimli bir sözleşmedir. Tek satıcılık sözleşmesi ise; üretici ile tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen, üreticinin mallarını belirli bir bölgede tekel şeklinde satmak üzere tek satıcıya göndermeyi üstlendiği, tek satıcının da kendisine gönderilen malların sürümünü artırmak için kendi adına ve hesabına faaliyette bulunduğu, taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşmedir. Buna göre tek satıcılık sözleşmesinin temel unsurları; üreticinin ürettiği ve sattığı mallar için tek satıcıya belirli bir bölgede münhasır satış yetkisi (tekel hakkı) tanınması, tek satıcının üreticinin dağıtım ağıyla bütünleşerek piyasadaki alıcılara malları kendi nam ve hesabına satması ve tek satıcının ürünün piyasada tanınması ve sürümünün artırılması konusunda özel çaba göstermeyi üstlenmesi olarak sıralanabilir. Tek satıcılık sözleşmesinin karakteristik özelliği, satıcının kendisine tanınan bölge içerisinde tekel hakkına sahip olmasıdır. Tekel hakkının tek satıcıya fiilen tanınması yeterli olmayıp, bu hakkın iradi olarak bir sözleşme hükmü ile tanınması gerekmektedir. Buna göre sözleşme ilişkisinde tek satıcıya tekel hakkı tanınmamışsa, uygulamada üreticinin o bölgede sadece o satıcıya mal göndermesi, tek başına satıcıya tekel hakkı tanındığı anlamına gelmemektedir. Somut olayda sözleşmede, davacıya tekel hakkı tanındığına ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi, davacıya rekabet etmeme veya sürüm artırma gibi bir yükümlülük de yüklenmemiştir. Davalı tarafından sadece davacının grup şirketlerine lastik satışı yapılmış olmakla birlikte, davacının, davalının ürettiği ... lastikleri yanında sözleşmenin devamı sırasında üreticisi başka bir firma olan ... marka lastiklerin de satışını yaptığı, buna karşılık davalı tarafça buna ses çıkarılmadığı anlaşılmaktadır. Bu halde, sözleşmenin tek satıcılık olarak nitelendirilmesi mümkün olmayıp, mahkemece bayilik sözleşmesi olarak kabulü yerindedir. Uyuşmazlıkta sözleşmenin fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122/1 maddesine göre; acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acentenin kusuru bulunmaması koşuluyla; müvekkilin, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak işletmeye bağlı müşterilerle yapılmış veya yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücreti talep etme hakkını kaybediyor olması ve somut olayın özelliklerine göre denkleştirme isteminin karşılanmasının hakkaniyete uygun düşmesi hallerinde denkleştirme tazminatı istenebilir. Maddenin 5. fıkrasında ise bu hükmün hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağı düzenlenmiştir.Taraflar arasındaki ilişki tek satıcılık ilişkisi olmadığından, davacının denkleştirme tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır.Denkleştirme tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Kar kaybı talep edilebilmesi için; karşı tarafın borca aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin haklı sebeple feshi veya karşı tarafça haksız olarak feshedilmesi gerekmektedir. Kar kaybı süresinin hesabında ise, davalının aynı bölgede aynı şartlarla yeni bir bayilik ilişkisi kurabilmesi için gerekli olan makul süre belirlenerek, davacının talep edebileceği kar kaybının buna göre hesaplanması gerekir. Davalı tarafça sözleşmenin fesih gerekçesi, davacının fiyatları yüksek bularak yaptığı indirim talebinin kabul edilmemesi nedeniyle, davacının sipariş vermeyi kesmesi olarak gösterilmiştir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemelerinde, davalının davacıdan son mal alışının 12.03.2012 tarihinde gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Tarafların fesihten önce 02.07.2012 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıya ilişkin davalı tarafça 10.07.2012 tarihli e-postada açıklanan toplantı notlarına göre, davacı ...'ın yüksek maliyet nedeniyle indirim talep ettiği, bunun karşılığında davalı ...'nun ise fiyat artışı istediği, ancak tarafların bu konuda bir mutabakata varamadığı ve sonucunda sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği anlaşılmaktadır. Davacının sırf bu sebeple mal alımını bıraktığı sabit olmadığı gibi, davalının da fiyat artışı talep gerekçesine ilişkin bir delil sunulmamıştır. Davalının Türkiye'den çekilmeyip ... firması aracılığıyla faaliyetine devam ettiği de dikkate alındığında, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğinin kabulü gerekir. Davacının aynı bölgede aynı şartlarla bayilik ilişkisi kurabileceği makul süre bakımından mahkemece alınan bilirkişi raporlarında açık bir tespit bulunmamakla birlikte, bu sürenin 6 aya kadar belirlenebileceği bildirilmiştir.Mahkemece ise bu süre 1 ay olarak takdir edilmiştir. Davacının sözleşme ilişkisi sona ermeden önce 2011 yılından itibaren başka bir firmaya ait ... marka ürünlerin satışı yapmaya devam ettiği dikkate alındığında, mahkemece 1 ay olarak belirlenen makul süre, somut olayın özelliklerine uygun bulunmuştur.Davacının davalıdan olan mal alımlarını kendi grup şirketleri üzerinden yaptığı, grup şirketlerince davacıya fatura edilen lastiklerin davacı tarafından nihai müşterilere satışının yapıldığı anlaşılmakla, kar kaybı miktarı bakımından 13.10.2021 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerin esas alınması gerekmektedir. Buna göre davacı ile grup şirketlerinin fesihten önceki son 5 yıllık faaliyet karı ortalamasına göre aylık kar kaybı 132.121,93-TL ve dava tarihi kur karşılığı 74.725,37-USD olarak tespit edilmiş olup, mahkemece bu tutarda kar kaybı alacağına hükmedilmesi gerekirken, hatalı gerekçeyle bu istemin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Asıl davada davacının diğer talebi; sözleşmenin davalı tarafça feshi sonucunda, sözleşme kapsamında faaliyet giderlerine harcadığı ve yatırıma dönüştürdüğü bedellerin karşılığını alamamaktan kaynaklanan müspet zarar istemine ilişkindir. Ancak ilk derece mahkemesince de tespit edildiği üzere, davacının sözleşme kapsamında sürüm artırma gibi bir yükümlülüğü bulunmamakta olup, ticari işletmesinin devamı için yaptığı olağan işletme ve yatırım giderlerinin müspet zarar kapsamında değerlendirilmesi talebi yerinde değildir. Yatırıma ilişkin müspet zarar isteminin reddine karar verilmesi yerindedir. Birleşen davada ise; sözleşmenin feshi sonrasında tarafların, davalı ... stoklarında bulunan lastiklerin birleşen dosya davacısı ...'ya iadesi konusunda anlaştıkları, bu kapsamda davalı ... tarafından düzenlenen fatura bedellerinin davacı tarafça ödenmiş olduğu anlaşılmaktadır. Davalı ... tarafından sözleşmenin feshi nedeniyle uğradıkları zarar kapsamında oluştuğu iddia edilen denkleştirme tazminatı ve müspet zararlar nedeniyle lastikler üzerinde hapis hakkı doğduğu ileri sürülerek lastiklerin teslim edilmemesi üzerine, davacı tarafça ödenmiş olan lastik bedellerinin tahsili için davalı aleyhine icra takibi başlatılmış olup, davalının ödeme emrine itirazı üzerine ise birleşen dava açılmıştır. Taşınır malların satışında satış konusu malın mülkiyetinin kazanılması, TMK'nın 763. maddesi uyarınca ancak zilyetliğin alıcıya devri halinde mümkündür. Yine TMK'nın 950. maddesi uyarınca alacaklının satış konusu mallar üzerinde hapis hakkını kullanabilmesi için, diğer koşullar yanında malların mülkiyetinin borçluya ait olması şarttır. Somut olayda ise davalı ...'ın elinde bulunan stok lastiklerin bedeli davacı ... tarafından ödenmiş olmasına rağmen, lastikler davacıya teslim edilmemiş olmakla, henüz mülkiyeti davacıya geçmemiştir. Bu nedenle henüz mülkiyeti davacıya geçmemiş olan lastikler üzerinde davalının hapis hakkı kullanması mümkün değildir. Buna göre davacı tarafından davalıya ödenmiş olan stok lastik bedelinin iadesi gerekmekte olup, mahkemece birleşen davada lastiklerin bedeline hükmedilmesi yerindedir. Birleşen davada davacı ... tarafından ayrıca lastiklerin iade edilmemesi nedeniyle bedelleri yanında kar kaybı talebinin reddine karar verilmesi de yerindedir. Açıklanan nedenlerle; davalı/birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl davada davacının kar kaybı isteminin kısmen kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı ... vekilinin asıl davada verilen karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak, yeniden karar verilerek asıl davanın ve birleşen davanın kısmen kabulü ile fazla istemlerin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Asıl davada davalı/birleşen davada davacı ... vekili ile asıl davada davacı/birleşen davada davalı ... vekilinin birleşen davada verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Asıl davada davacı/birleşen davada davalı ... vekilinin asıl davada verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/04/2022 Tarih 2019/727 Esas 2022/325 Karar sayılı kararın HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Asıl davanın kısmen kabulüne, 74.725,37-USD kar kaybı alacağının dava tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının bir yıl vadeli USD mevduata uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak temlik alan davacıya verilmesine, fazla istemin reddine", Birleşen davanın kısmen kabulüne, davalı ...'ın İstanbul 30. İcra Dairesinin... esas sayılı icra takibine yönelik itirazının kısmen iptaline, takibin 261.475,30-USD asıl alacak yönünden devamına, hükmedilen alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD cinsinden bir yıllık mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faizin uygulanmasına, fazla istemin reddine, Alacağın takip tarihinde ki kur karşılığının %20'si oranında hesaplanan 107.325,16-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine" İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ; "Asıl davada; Alınması gereken 9.123,76-TL nispi karar ve ilam harcının mahkeme veznesine yatırılan 9.189,70-TL peşin harç, 10.226-TL ıslah harcı ve 43.150-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 62.563,70-TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 53.439,94-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde temlik alan davacıya iadesine, Davacı tarafından yatırılan 9.144,91-TL peşin harçların davalıdan tahsiliyle temlik alan davacıya ödenmesine, Davacı tarafından yapılan 5.750- bilirkişi ücreti ve 731,50-TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 6.418,50-TL yargı giderinden davanın kabulü oranında hesaplanan 744-TL'nin davalıdan alınarak temlik alan davacıya verilmesine,kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 2.750-TL bilirkişi ücreti ve 233-TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.983-TL yargı giderinin davanın reddi oranında hesaplanan 2.640-TL'asıl davada temlik eden ve temlik alan davacıdan müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Davacı lehine taktir olunan 45.000-TL vekalet ücretinin asıl davada davalıdan alınarak temlik alan davacıya verilmesine, Davalı lehine taktir olunan 45.000-TL vekalet ücretinin temlik eden ve temlik alan davacıdan müteselsilen alınarak asıl davada davalıya verilmesine, " "Birleşen davada; Alınması gereken 36.656,91-TL nispi karar ve ilam harcından 6.739,45-TL peşin harcın mahsubu ile kalan 29.917,46-TL nispi karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye ödenmesine, Davacı tarafından yatırılan 6.763,75-TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı lehine taktir olunan 43.881,29-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalı lehine taktir olunan 5.100-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan 2.250-TL bilirkişi ücreti ve 639,40-TL posta masrafı olmak üzere toplam 2.889,40-TL yargılama giderinin davanın kabulü oranında hesaplanan 2.831-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 158-TL yargılama giderinin davanın reddi oranında 3-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalan kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine" Asıl davada davacı/birleşen davada davalı ...'dan birleşen dava yönünden alınması gereken 36.656,91-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 9.244,92-TL harcın mahsubu ile kalan 27.411,99-TL harcın asıl davada davacı/birleşen davada davalı ...'dan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Asıl davada davalı/birleşen davada davacı ...'dan alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL'nin mahsubu ile bakiye 651,30-TL istinaf karar harcının asıl davada davalı/birleşen davada davacı ...'dan alınarak Hazineye gelir kaydına, Taraflarca yapılan istinaf yargı giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 25/03/2026