T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1547 KARAR NO: 2026/224 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/04/2022 NUMARASI: 2017/1167 Esas - 2022/355 Karar DAVANIN KONUSU: Tespit Taraflar arasındaki tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, dava…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1547 KARAR NO: 2026/224 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/04/2022 NUMARASI: 2017/1167 Esas - 2022/355 Karar DAVANIN KONUSU: Tespit Taraflar arasındaki tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile 01/01/2015 tarihinde ticari satım anlaşmasına varıldığını, taraflar arasındaki sözleşmenin hâlen devam ettiğini, tarafların cari hesap bakiyeleri için mutabakat tesis edemediğini, davacı şirketin mutabakat sağlamaya çalıştığını ancak sonuç alamadığını, davalı şirkete ...... Noterliği 21/12/2016 tarih ve ...... yevmiye numaralı ihtarnamenin keşide edildiğini, ihtarname sonucunda davalı şirketin herhangi bir ödeme yapmadığını, mutabakat girişimlerinden sonuç alınamadığını, alacağın belirlenememesi nedeniyle davacı şirketin mağdur olduğunu iddia ederek; alacağın tespiti ve davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 21.02.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle; dosyaya mübrez bilirkişi raporları, ticari defterleri ve sunulu faturalardan da görüleceği üzere davalı taraftan alacaklı oldukları tutar olarak belirlenen 423.127,27 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ve yargılama masrafları ile birlikte davalı taraftan alınarak müvekkili şirkete verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; Bakırköy Mahkemelerinin yetkili olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesinin mümkün olmadığını, davacıya dava değerini belirtmesi ve eksik harcı tamamlaması için süre verilmesi gerektiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasında ticari şartlar anlaşması imzalandığını, davalı şirketin davacı şirkete borcu bulunmadığını, tarafların hesapları arasındaki farkın hangi faturalardan kaynaklandığının bu aşamada tespit edilemediğini, ispat yükünün davacı şirket üzerinde olduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Taraflar arasındaki ihtilafsız ticari şartlar anlaşması gereği açık hesap ilişkisi kurulduğu, uyuşmazlığın cari hesaba konu faturalardaki malın teslim edilip edilmediği ve bedelinin ödenip ödenmediği hususundan kaynaklandığı, alım satım ilişkisinde para ediminin ifasını isteyen satıcının malı teslim ettiğini usulüne uygun delillerle ispatlaması gerektiği (Yargıtay 19. HD. 2017/2347 Esas, 2019/1288 Karar), uyuşmazlığın halli ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin tespiti için defter incelemesine karar verildiği, davacının ticari defterlerine göre davalıdan 423.127,27 TL alacaklı olduğu, davalının ticari defterlerine göre davacıya 206.530,69 TL borcu bulunduğu, dava konusu faturaların bir kısmının davalının ticari deftelerinde kayıtlı olduğu, borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği (Yargıtay 23. HD. 2015/4576 Esas, 2016/621 Karar), davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtların aleyhine delil teşkil edeceği (Yargıtay 19. HD. 2016/3391 Esas, 2016/14472 Karar), davalının ticari defterlerinde kayıtlı bulunmayan malların teslim edildiğinin ise usulüne uygun delillerle ispatlanması gerektiği, davacının ticari defterlerinin irsaliye veyahut teslim belgesi gibi dayanakları bulunmadığı takdirde tek başına mal teslimini ispatlamaya yeterli olmadığı (Yargıtay 19. HD. 2015/8935 Esas, 2016/780 Karar), teslim hususunun tanık beyanı ile ispatlanamayacağı (Yargıtay 19. HD. 2016/20147 Esas, 2018/6531 Karar), davacının dava dilekçesinde yemin deliline de dayanmadığı, mutabakatsızlık bulunan 216.596,58 TL alacağın usulüne uygun şekilde ispatlanamadığı, davalı şirketin 206.530,69 TL borcu bulunduğunun ise dosya kapsamı ile sabit olduğu, anılan tutar için faiz talep edilmediği anlaşıldığından..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne; 206.530,69 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Dosyada üç ayrı rapor ve ek rapor alındığını, itirazları dikkate alınmadan çelişkiler giderilmeden hüküm tesis edildiğini, özellikle 15.11.2019 tarihli raporun 6.maddesinde belirtildiği üzere davalının kullanmış olduğu SAP Programının ödemeleri fatura bazında eskiden yeniye doğru kapatarak kayıt yapıyor olması, yine aynı maddede belirtilen örnek durumun davalının hatalı defter işleyişini ortaya koyduğunu, tacirin kendisine ulaşan faturaları yasal sürede itiraz etmezse TTK kapsamında içeriğini kabul etmiş sayılacağını, son çare olarak stok kayıtlarının incelenmesi gereğine vurgu yapılmış iken stok kayıtlarının tespitinin teknik olarak mümkün olmadığı yönündeki nedeni anlaşılamayan bir tespit sonucunda ara karardan resen vazgeçildiğini, ........ ........ marketlerinden birisi olan davalı firmanın stok kayıtlarınını sunamaması yahut bilirkişileri bu hususta bir tespit yapamamasının anlaşılabilir bir durum olmadığını, inceleme dışı tutulduğunu, bilirkişi incelemesi esnasında taraflara BA ve BS formlarının tetkik edildiğini ancak mahkemece vergi numaraları yeterince sorgulanmadığından bilirkişilerce hatalı olarak hazırlanan verilere itibar edildiğini, dilekçede dosyaya sunulduğunu, bu tarz değişikliklerin var olup olmadığı, gerek tarafların ve gerekse maliye kayıtlarında araştırma yapılması gerektiğini, bunun herkesçe çok bilinmeyen e-defter sisteminde açıklığı barındıran teknik bir konu olduğunu, konunun uzmanlarınca bilinen fiili bir olgu olduğunu ayrıca davalı tarafın müvekkilinin kayıtlarının aksine B formları ile bu tarz beyannameler vermesinin nedenini anlamış olmadıklarını zira esasen satıcı konumundaki müvekkilinin davalı tarafından açıkça redde veya iadeye konu edildiği ileri sürülen bir fatura bulunmadığı gibi buna dair bir belgeninde sunulmadığını, huzurdaki davanın tespit istemli olarak açıldığını ve tarafların tacir olduğu gözetildiğinde ticari avans faizine hükmedilmemiş olmasının talepte bulunulmaması gerekçesiyle hukuka aykırı olduğunu, mahkemece tespit olunacak alacağa uygulanacak faizinde TTK'nın 1530. maddesi gereğince dikkate alınması gerektiğini, ayrıca davalıya ödeme yapma konusunda ihtar gönderildiğini, bir diğer grup şirketleri ile aynı davalı firma aleyhinde benzer konuda açılan davaya ilişkin emsal kararı sunduklarını belirterek, kısmen ret kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Hükme esas alınan ek bilirkişi raporunun, hatalı ve eksik raporların tekrarı mahiyetinde olduğunu, mahkemece tarafların ticari kayıtları üzerindeki yer alan farkın neden kaynaklandığına ilişkin tespit yapılmaksızın karar verildiğini, davacı tarafın ispata muhtaç alacak iddiasının soyut olup hiçbir şekilde ispatlanamadığını, davanın reddi gerektiğini, HMK 190.maddesi ve TMK 6.maddesi gereğince ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, dava ve cevap dilekçesinde delil olarak yer verilmeyen hesap dökümü ve faturaların dikkate alınarak hakkaniyete aykırı tespitlere yer verilen raporun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, raporda alacak borç miktarının tam olarak tespit edilemediğini, her ne kadar kararda müvekkili şirketin davacı şirkete borcu bulunduğu gerekçesiyle değerlendirilmelere yer verilmiş ise de bu hususun gerçeği yansıtmadığını, tarafların ticari defterleri ile BA/BS formları incelenerek yapılan değerlendirmede somut uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlamadığını, sözleşmenin diğer deliller ve stok kayıtlarınında bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki ticari şartlar anlaşmasının mevcudiyetine göre ticari satımından kaynaklanan mal alım satımına ilişkin ticari ilişki kurulduğunu, davacı tarafça 10.02.2017 tarihli ihtarname ile müvekkili şirketten 274.457,03 TL tutarında borcu bulunduğu iddia edilmiş ise de müvekkilinin borcunun bulunmadığını, mutabakat tekliflerine hiçbir şekilde cevap verilmediğini, bilirkişi raporlarında tarafların stok kayıtları üzerinde inceleme gerçekleştirilmediğini, taraf itirazlarının değerlendirilmediğini iddia ederek, davacı tarafın istinaf talebinin reddine, müvekkili şirket yönünden kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satım sözleşme ilişkisi kapsamında açık hesap alacağının tespiti ve tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, satıma dair ticari şartlar anlaşmasının mevcudiyeti hususunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, mahkemece eksik inceleme sonucunda hüküm tesis edilip edilmediği, davacı alacağının doğru ispat edilip edilmediği, alacağın tespiti yönünden stok kayıtlarının incelenmesinin gerekip gerekmediği, davacı yararına faize ilişkin hüküm tesis edilmemiş olmasının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir. Dosya kapsamından, taraflar arasında, 01.01.2015 tarihli ticari şartlar anlaşmasının imzalandığı, anlaşmada satıcı ile imzalanan anlaşmanın .... satın alma sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası olduğu, satıcının bu anlaşmayı yürüten görevlisinin kendi namına bu anlaşmayı yürüttüğü ve gerçekleştirmekle usulüne uygun şekilde yetkilendirilmiş olduğu ve bununla ilgili olarak başka herhangi bir şirket muamelesine gerek olmadığı, anlaşmada yer alan yükümlülüklerinin yerine getirme yetkisine sahip olduğu hususlarına yer verildiği, anlaşmada davacı şirketin satıcı olarak anıldığı, davalı şirketin ise .... olarak anılacağının belirtildiği, ticari şartlar anlaşmasının anlaşmada belirtildiği üzere satın alma sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası olduğu, anlaşmanın 29 maddeden ibaret olduğu, davacı şirket tarafından davalı şirkete ..... Noterliğinde düzenlenen 21.12.2016 tarihli ihtarnameyi keşide ederek, ihtarnamenin keşide tarihi itibari ile ... cari kodlu hesapta 113.161,75 TL ve ....... cari kodlu hesapta 222.466,83 TL olmak üzere toplam 335.628,58 TL olan cari hesap borcu bulunduğu, borcun bugüne kadar ödenmediği belirtilerek 7 gün içinde ödenmesinin talep edildiği, davacı şirketin ... Noterliğinde düzenlenen 10.02.2017 tarihli ihtarnamesi ile . cari kodlu hesapta 08.02.2017 tarihi itibariyle 161.774,67 TL kayıtlarda 12743 cari kodlu hesapta 112.682,36 TL olmak üzere toplam 199.782,42 TL vadesi geçen cari hesap borcu ile toplam vadesi geçen hesap borcunun 274.457,03 TL olarak görüldüğü belirtilerek 7 gün içerisinde ödenmesinin talep edildiği, davalı şirketin 22.02.2017 tarihli ..... Noterliğinde düzenlenen cevabı ihtarname ile muhatap şirket muhasebe yetkilisi ....... ile yapılan telefon görüşmeleri ve yazışmalarına rağmen hesap özetlerinin taraflarına gönderilmediğini, mutabakat şeklinde hiçbir cevap verilmediği belirtilerek borcu kabul ettikleri anlamına gelmemek kaydıyla gerekli hesap özetinin taraflarına gönderilmesinin talep edildiği, davacı şirketin 24.10.2017 tarihli dava dilekçesi ile iş bu davayı açmış olduğu ve yargılama aşamasında 27.10.2020 tarihli dilekçesi ile dava değerinin 423.127,27 TL olduğunu belirterek harcı tamamlamış olduğu anlaşılmıştır. Tarafların dosyaya delillerini ibrazı ve ilgili delillerin celbi sonrasında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir.15.11.2019 tarihli bilirkişi raporunda; davacının incelemeye ibraz edilen ticari defterlerinin noter açılış tasdikinin mevcut olduğu, davalı tarafın muhasebe programı SAP kullanıyor olması, programın ödemelerin en eski faturadan başlayarak kapama işlemi yaptığı, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2008-2017 yılları arasını kapsadığı, davacının muavin kayıtlarına 31.12.2017 tarihi itibariyle 423.127,27 TL davalıdan alacağı göründüğü, davalının muavin kayıtlarına göre 206.530,69 TL davacıya borcu göründüğü, taraflar arasında 216.596,58 TL hesap mutabaksızlığı bulunduğu, davacı ile davalının 3 yıllık (2015-2017) yıllarına ait Borç/Alacak kayıtlarının 8.000 satırdan oluştuğu dikkate alındığında 10 yıllık bir ticari ilişkinin kayıt sayısının takriben 80.000 satırdan oluştuğu göz önünde alındığında, teknik olarak taraflar arasındaki uyuşmazlığın; yani davacı tarafından düzenlenmiş faturaların davalının kayıtlarında olup olmadığı veya davalı tarafından yapılan ödemelerin davalının kayıtlarındaki davacıya ait hesaba borç kayıtlarının (çünkü davalının kullanmış olduğu SAP programı ödemeleri fatura bazında eskiden yeniye göre kapatarak kayıt yapıyor) tespiti teknik olarak mümkün olmadığı belirtilmiştir. Davacı vekili rapora karşı beyan ve itiraz dilekçesinde; raporda davalıdan alacaklı olduklarının tespit edildiğini, keza bu hususun YMM ....... tarafından hazırlanan uzman raporunda da belirlendiğini, davalının muavin kayıtlarına göre müvekkili şirkete borçlu göründüğü iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek ek rapor alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili rapora karşı beyan ve itiraz dilekçesinde; müvekkili şirketin borcu bulunduğuna yönelik değerlendirme yapılmış ise de gerçeği yansıtmadığını, ticari defterlerin somut uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlamayacağını, sözleşme ve diğer delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesi gerektiğini, ispat yükünün davacı tarafta olduğunu belirterek yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep etmiştir. 22.01.,2020 tarihli bilirkişi raporunda; davacı şirketin ticari defter ve kayıtları ile dayanak belgelerinin incelenmesi neticesinde; davacının 01.01.2015 tarih 1 numaralı açılış fişi yevmiye kaydında davalıdan 277.639,40 alacaklı olduğu, davacı şirketin 2015 yıllında davalı şirkete 2.132.981,93 TL toplamı olan 2097 adel fatura düzenlediği, davacıdan 294.834,54 TL toplamı olan 436 adet alımı olduğu, davacı şirketin 2016 döneminde, davalı şirkette 2310 adet 2.123.238,70 TL olan fatura düzenlediği, davacıdan 365.998.30-TL tonlamı olan 239 adet alımı olduğu, davacı şirketin 2017 döneminde davalı şirkete 660 adet 373.201.16 TL toplamı olan fatura düzenlediği, davacıdan 103.847,70TL toplamı olan 104 adet alım olduğu, davacı şirketin davalı şirketten açık cari hesap bakiyesinden kaynaklanan 31.12.2017 tarihi itibarıyla 423,127,27 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları ile dayanak belgelerinin incelenmesi neticesinde; taraflar arasında yoğun bir ticari ilişki gerçekleştirilmiş olduğundan dosyaya kazandırılan ticari defterlerle uyum içinde olan muavin hesap ekstrelerinden tespit edildiği üzere davalı şirketin SAP programı kullandığı, davacı şirketin hareketlerinin cari hesapta takip edildiği ve her cari için ayrı kod tanımlandığı, cari hesap bakiyelerinin muhasebe programınâ bu kodlar sayesinde takip edildiği, SAP'de tanımlı olan cari kodların arkasında 3.200,032.000.000 hesap tanımlı olduğu, yasal defterlere 3.200.032,000.000 hesap altında toplu kaydedildiği, davalı ..... Ltd.inin 01.01.2015 tarih 1 numaralı açılış fiği yevmiye kaydında davacıya 151,011,03 TL borçlu olduğu, davalı şirketin ,davacı .... den 2015 döneminde 2.096.112,98-TL toplamı olan 2096 adet mal alımı olduğu davacıya 294.456,.20'7L toplamı olan 433 adet fatura düzenlediği, davalı şirketin davacı...... den 2016 döneminde, 2.060,943,77-TL toplam olan 2286 adet alımı olduğu, davacıya 368.004,82-TI. toplamı olan 277 adet fatlıra düzenlediği, davalı şirketin davacı . den 2017 döneminde 13.342,37-TI. toplamı olan 629 adet alımı olduğu, davacıya 103.702,76-TL toplamı olan 103 adet falura düzenlediği, davalı şirketin, davalı şirkette açık cari hesap bakiyesinden kaynaklanan, 31.12.2017 itibarıyla 206.530,69-TL borçlu olduğunun tespit edildiği, taraflara ait 2015- 2016- 2017 yılları ticari defter ve belgeler ile sınırlı olarak yapılan tespit inceleme ve değerlendirme neticesinde; dava konusunun davacının, davalı ile arasında mevcut ticari şartlar antlaşmasından kaynaklı olarak işlemekte olan açık hesap gereği, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise hangi miktarda alacaklı olduğu, taraflar arası ticari ilişkinin 2008-2017 yılları arasını kapsadığı, davacının 2015,2016 ve 2017 yıllarında E-defter kapsamında olduğu, davalının 2015,2016 ve 2017 yıllarında E-defter kapsamında davacının ticari defterlerine göre 31.12.2017 tarihi itibarıyla 423.127,27 TL alacaklı olduğu, davalının ticari defterlerine göre 31.12.2017 tarihi itibarıyla 206.530,69 TL davacı yana borçlu olduğu, taraf ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde; taraflar arasında 216.596,5811 bedeli mutabakatsızlık bulunduğu, bunun nedeninin fatura tutarları, fatura adetleri ve cari hesaba ilişkin ödeme tutarlarındaki farklılıklardan kaynaklandığı belirtilmiştir. Davacı vekili rapora itiraz dilekçesinde; bilirkişinin alacakları bakımından değerlendirmesi göz önüne alındığında itibar edilmesi gereken kayıtların davalının değil müvekkili şirket kayıtları olması gerektiğini, SAP programı tutarlı tüm kayıtları düzgün ve usulüne uygun bir şekilde tutacak muhasebe sistemi olmamakla birlikte güvenirliliğinin sorgulandığını, aleyhe olan hususları kabul etmediklerini belirterek, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 01.12.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda; davacı ile davalı arasında 2008 yılında başlayan 2017 yıllına kadar sürdürülen yoğun bir ticari bulunduğu, davacı ile davalının 2015-2016 ve 2017 yılları yasal defterleri ve cari hesap ekstreleri incelendiği ancak taraflar arasında yoğun bir ticari ilişki bulunması, davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı şirket kayıtlarında olup olmadığı veya davalı şirket tarafından davalıya düzenlenen fatura ile yapılan ödemelerin davacı kayıtlarında olup olmadığı, davacı ile davalı arasındaki borç-alacak bakiyesi, stok fişleri stok kayıtları, stoklara kayıt edilen mal ve hizmetin tutarının nc olduğu, stok kayıtlarının tarafların ticari defter ve kayıtları ile uyumlu olup olmadığının eş zamanlı olarak kayıtlarına alıp alınmadığının teknik anlamda tespitinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, bununla beraber, tarafların cari hesap ekstreleri incelendiği, davacı şirketin davalı ....Şti'nden cari hesaba dayalı 423.127,27-TL alacaklı olduğu, davalının davacı .....AŞ'ye 206.530,69-TL borçlu olduğu, ancak; davacı ile ... yanın 2015-2016-2017 yıltarına ait B formları ile cari hesap ekstreleri incelenmesi neticesinde; davacı ile ... yanca tarafıma sunulan cari hesap ekstrelerinde mevcut ,fatura adet ve tutarlar ile forum ile beyan ettikleti fatura (Belge) adet ve tutarların ilk başta kendi hesaplarıyla uyumsuz olduğu ve akabinde birbirleriyle örtüşmediği tespit edildiği belirtilmiştir. Davacı vekili ek rapora karşı itiraz dilekçesinde; satıcı konumundaki müvekkilinin davalı tarafından açıkça iadeye ve redde konu edildiği ileri sürülen bir faturası bulunmadığı gibi buna dair belgeninde sunulmadığını belirterek, ek rapor alınmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ek raporun kök rapor mahiyetinde olduğunu, ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, bilirkişi tarafından tarafların stok kayıtları üzerinde inceleme gerçekleştirilmediğini, taraf itirazları değerlendirilmeksizin rapor tanzim edildiğini, raporun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını belirterek, yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep etmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden, bilirkişi raporları ile davalının ticari defterlerinde davacı tarafa borçlu görüldüğü miktar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında, 01.01.2015 tarihli ticari şartlar anlaşması düzenlenmiştir. Taraflara ait ticari defter ve kayıtlarına göre ticari ilişkinin 2008 yılından 2017 yılına kadar 9 -10 yıl devam etmiş olduğu ve açık hesap şeklinde çalışıldığı, yaklaşık 10 yıllık bir ticari ilişkinin kayıt sayısının 80.000 satırdan oluştuğu tespit edilmiştir. 15.11.2019 tarihli bilirkişi raporunda yapılan tespite göre 80.000 satırdan oluşan ticari ilişki kayıt sayısı dikkate alındığında uyuşmazlığın teknik olarak kayıtlar üzerinde tespitinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Alınan 2. bilirkişi raporunda da ticari defter ve kayıtlar üzerindeki alacak ve borç ilişkisi aynı miktarda tespit edilmiştir. Ek raporda ise B formlarının tarafların kendi hesapları ile uyumsuz olduğu ifade edilmiştir. Altı sayfadan ibaret ticari şartlar anlaşmasında taraflar arasındaki ticari ilişkinin ne şekilde gerçekleştirileceğinin ayrıntılı olarak düzenlendiği 14. maddede, faturanın ödenmesinin satın alma fiyatının kabul edildiği anlamına gelmeyeceği; 15.maddede, aksine bir anlaşmanın olmaması hâlinde sözleşme süresince kararlaştırılan net fiyatın tüm davalı mağazaları için geçerli olduğu; 17.maddede, fatura edilecek tüm bedellere KDV dâhil olmayacağı; 18. maddede, satıcıdan kaynaklanan sebeplerden dolayı sene başında anlaşılan aktivite bütçesinin harcanmaması durumunda anlaşılan aktivite bütçesinin satıcıya fatura edileceğine dair düzenlemeler yer almaktadır. HMK'nın 190. maddesinde ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu; TMK'nın 6. maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, alacak iddiasında bulunan davacı tarafça alacağın varlığı ve miktarı geçerli deliller ile ispat edilmesi gerekmektedir. Yargılama aşamasında alınan kök ve ek raporlarda, taraf kayıtlarında, fatura adetlerinin, tutarlarının, cari hesaba dair ödemelerin farklı olduğu tespit edilmiştir. Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, 10 yıllık ticari ilişkinin kayıt sayısının 80.000 satır olduğu göz önünde bulundurulduğunda stok sayımının gerçekleştirilmesi mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan, fatura tutarları, adedi, cari hesap ödemeleri taraflar yönünden farklıdır. Stok sayımının da sonuca katkısı olmayacaktır. B formların taraf kayıtları ile uyumlu olmadığıda belirtilmiştir. Bu durumda, davacının ispat edilen alacağa yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Diğer taraftan, dava dilekçesinde; davacı tarafça herhangi bir faiz talebinde bulunulmamıştır. HMK'nın 107.maddesi uyarınca verilen talep artırım dilekçesinde faiz talep edilmiş ise de bu dilekçe talep artırımından ibaret olup ıslah dilekçesi değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince faize hükmedilmemesinde usule aykırılık görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 10.580,11 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.02.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olarak karar verildi.